Yard. Doç.Dr. Hayri T. ÖZBEK
Ağrı herhangi bir hastalığın seyrinde gelişebilir.
Genel olarak ağrı hastalığın iyileşme sürecinde yatışır. Ancak bazen bu
olmayabilir. Örneğin Herpes Zoster enfeksiyonunu izleyen dönemde ortaya çıkan
postherpetik nevralji gibi.
Ağrının yoğunluğu akut enfeksiyon ile artar.
Ağrının eşlik ettiği birçok akut hastalıklarda, sistemik analjeziklerle semptomatik
rahatlama gerçekleşir. Medikal tedavi ile ağrı azalır veya yok olur. Örneğin
sellülitis veya abse ağrısı, antibiyotiğin enflamasyonu azaltması ve enfeksiyonu
kontrol etmesiyle azalır yada kaybolur.
Bazı kronik hastalıkların akut atakları ve remisyon
dönemleri vardır. Akut ataklara düzenli ya da düzensiz aralıklarla oluşan ağrı
epizodları eşlik etmektedir. Ana yaklaşım, altta yatan hastalığın tedavisidir ve bu
genellikle ağrıyı kontrol eder. Ancak hastalığın seyrinde ağrı epizodları daha
sık veya sabit olabilir. Hastalık tüm tedavilere dirençli olabilir ve hastalığın
kendisinin veya oluşturduğu yapısal deformiteye bağlı ağrı devam edebilir. Bundan
sonra esas nokta hastalığın kendinden çok ağrının tedavi edilmesidir.
Kronik hastalıklarda diğer bir özellik; ağrı
epizodlarının yeniden oluşumunu önlemek için düzenli ve sürekli tedaviye gereksinim
olabileceğidir (örneğin: kronik vasküler baş ağrıları ve sickle cell anemiyle
birlikte sickle cell krizleri). Uzun süreli tedavi, olguların büyük bir
çoğunluğunda, ağrılı epizodların kontrolünde başarılı olabilir. Ancak ara
ataklarda farklı sıklıklarda ve düzensiz intervallerde oluşan ağrılarda spesifik
analjezik kullanımına gereksinim olabilir. Hastalığın kendisiyle birlikte süregen
veya akut atak ağrısının tedavisine gereksinimi olan kronik hastalıklar ana konudur.
Selektif olunmak zorunluluğundan dolayı incelenmesi gerekir.
SICKLE CELL (SS) ANEMİ
Eritrositlerde predominant form olan HbA, 2a ve 2b
subünitesinden oluşmuştur. Anormal hemoglobin, örneğin HbS bir zincirdeki alfaların
yer değiştirmesi sonucu oluşabilir. Bu hemoglobinler oksijen fonksiyonunun azaldığı
şartlarda siklik eritrositlerin oluşmasına neden olur. Homozigot HbS siyah çocukların
% 0,15' inde olur ve klinik olarak Sickle Cell (SS) anemili olmalarıyla sonuçlanır. SS
anemili hastalarda sıklıkla vazooklüzif fenomen ortaya çıkar. Bu olay,
mikrosirkülasyonunun tıkanması ile doku hipoksisi ve enfarktına bağlıdır. Bu
hastalar epizotik ağrılı krizler geçirebilirler. Krizlerin yoğunluğu ve sıklığı
aynı hastada olduğu kadar SS' li hastalar arasında da değişkenlik gösterir. Akılda
tutulması gereken SS krizi ile birlikte ağrı dışında başka semptom ya da
sorunların da olabileceğidir ki bunlar : hipotermi, dehidratasyon, kuvvet kaybı ya da
azlığı, hipoksemi, asidoz, bakteriyel veya viral enfeksiyonlar. Akut ağrı çok
çeşitli yerlerde oluşabilir. SS krizindeki abdominal ağrıyı; abdominal girişim
gerektiren kolesistit, apendisit ve barsak perforasyonu gibi nedenlerden ayırmak
güçtür. Hastalarda ateş ve nadiren enfiltrasyonla birlikte akut plöretik göğüs
ağrısı gelişebilir. Her şeye rağmen trombotik pulmoner enfarkt oluşabilir. Akut
artrit ile snoviyal effüzyon gelişebilir. Bu effüzyon eklem sıvısı muayenesiyle
kristal ya da septik artritten ayıt edilebilir. Kemik ağrısı sık sık rahatsızlığa
neden olur. Bazen de ağrılı priasmus gelişebilir. SS'li hastalarda kronik ağrılar da
oluşabilir. Bu sıklıkla tekrarlayan vazooklüzif epizotlara bağlıdır. Kronik
hemoliz, pigmentli taşlı kolesistite götürebilir. Ortopedik patolojilerdeki ağrı
vertebral kompresyon kırıkları ve femur başı aseptik nekrozlarına bağlıdır.
Salmonellaya bağlı osteomyelit oluşabilir. Bu hastalarda ağrının kontrolü zordur ve
spesifik tedavi yoktur. Hastanın verdiği bilgilere göre ağrı ile ilgili etyolojik
bulguların olmaması klinisyeni ağrı tedavisinde uğraştırır. Akut ağrı krizleri
sıklıkla hastaneye yatırılmayı gerektirir. Bu tip hastalar bazen hareketlerini
kısıtlayıcı ağrıya sahiptirler. Parenteral opioidler iv ve sc olarak gerektiğinde
verilebilir. İntravenöz mayilere ek olarak oksijen verilir ve hastalar sıcak tutulur.
Bu yöntemler standart tedaviye tercih edilir. Opioidlerin aralıklı enfüzyonları
başarıyla uygulanabilir. Ağrı sorununun azalma sıklığına göre dozun yeniden
düzenlenmesi gerekir. Hasta kontrollü analjezi standart tedaviye göre daha effektiftir.
Meperedin SS hastalığında açık olmayan bir nedenle daha sık kullanılmaktadır.
Kronik ağrı eğer fazla değilse; nonsteroid antienflamatuar ilaçlar (NSAEİ) ile
kontrol edilebilir. Ancak sınırlı renal fonksiyonu olan hastalarda NSAEİ' ların renal
yetmezlik oluşturabiliceği unutulmamalıdır. Hipertransfüzyon vazooklüzif krizi
engeller, fakat fazla demir yükleme riskin ile AIDS, hepatit gibi enfeksiyon riskini de
arttırabilir. Tedavi özetle: 1. Hastaneye yatırırılmalı, 2. Parenteral sıvı
tedavisi, 3. Hasta ısıtılmalı, 4. Oksijen verilmeli 5. Analjezikler (Opioidler veya
NSAEİ' ler)
HEMOFİLİ
Hemofili hastalarında, kanamalar travmadan haftalar sonra
oluşabilir. Bu kanama, herhangi bir organı tutabilir ve haftalarca sürer. Genellikle
yük binen eklemlerde oluşur. Hemartroza bağlı şişlik ve ağrı gelişir. Eklemlerde
tekrarlayan kanamalar kronik hemofiliyak artropatiyi oluşturur. Bu osteoartrik eklem
ankilozu, artiküler fibrozis ve kas atrofisiyle karekterizedir. Akut hemartrozda oluşan
ağrı çok şiddetlidir. Ancak erişkinlerdeki kronik hemartrozdaki ağrıdan farkı
yoktur. Hemofili hastalarında ağrının diğer nedenleri ise; kas içine kanama,
kompartıman sendromu, psödoflebit ve iskemik nöropatidir. Kanamanın primer tedavisi
saf Faktör 8 konsantresidir. Dezmopressin bazen orta dereceli hastalarda yararlı
olabilir (faktör 8 seviyesini arttırabilir). Opioid analjezik kullanmımı gerekebilir.
Ayrıca im asetaminofen de yardımcı olabilir. Genel olarak NSAEİ'lardan
kaçınılmalıdır, çünkü anti-platelet etkilerinden dolayı kanamayı
arttırabilirler. Bunların dışında faktör replasmanından sonra eklem aspirasyonu,
ağrıyı yok etmede ve eklem hareketini arttırmada yardımcı olur.
PERİFERİK NÖROPATİ
Ağrı zamana, mekanizmaya veya
kaynaklandığı bölgeye göre sınıflandırılabilir. Zamana göre; akut ve kronik,
kaynaklandığı yere göre somatik, visseral ve sempatik olarak ayrılabilir. Yine
mekanizmalara göre ise; Nosiseptif ağrı, Nöropatik ağrı, Deaferentasyon ağrısı,
Reaktif ağrı, Psikosomatik ağrı olarak sınıflandırılabilir.
Nöropatik ağrı: Periferik sinirlerde travma veya
metabolik bir hastalık sonucu nosiseptörlerin uyarılmasına bağlı olarak ortaya
çıkar. Disk hernisine bağlı ağrılar ya da diyabetik nöropatiler sırasında ortaya
çıkan ağrılar örnek olarak verilebilir. Periferik nöropatileri veya bunlara bağlı
ağrıları irdelemeden önce bazı terminolojik deyimleri anmak gerekir ki bunlar:
Nöropati : Sinir fonksiyonu veya yapısında bir
bozukluktur. Bir ya da birçok siniri tutabilir. Sıklıkla motor ve duyu fonksiyonlarda
kaybolmayla ilişkilidir.
Nörit (is) : Sinir enflamasyonu. Nöropatik ağrı
birkaç farklı kalitede olabilir. Derin ağrılar ve yüzeyel yanıcı ekstremite
ağrıları fazla araştırılmamıştır. Periferik nöropati, aksonal dejenerasyon
ve/veya segmental demiyelinizasyon ile ilişkilidir. Burada ağrının patofizyolojisi tam
açık değildir. Küçük liflerin rejenerasyonu veya kalın liflerin selektif kaybı
ağrı yaratabilir.
Ağrılı nöropatinin etyolojisi şöyle sıralanabilir
:
1. Metabolik : Diyabet, amiloid, multipl miyeloma,
hipertiroidizm
2. Nütrisyonel : Beriberi, alkolizm, pellgera
3. Toksik : İzoniazid, sisplatin, arsenik, talyum
4. Genetik : Fabry hastalığı, herediter duyusal
nöropati
5. Enfeksiyon : AİDS, akut enflamatuar nöropati
DİYABETİK NÖROPATİ
Bu sıralanan etyoljik nedenlerden diyabetik nöropati ve
buna bağlı ağrı pratik yaşamda çok sık olarak karşımıza çıkabilecek bir
sorundur. Bu nedenle daha uzun irdelenmesi gerekir.
İzole mononöropati özellikle kraniyal sinirleri tutar
(sıklıkla okulomotor sinir). Mononöritis multipleks, diyabetik hastalarda ızdırap
verici olabilir. Bu vasküler etyolojiye bağlı görünmektedir.
Kronik sensorimotor nöropatilerde sıklıkla ayak ve
bacaklarda, parestezi ve ağrı bulunur. Bu allodynia yanıcı ve ağrı geceleri artan
karekterdedir. Patolojik olarak aksonal dejenerasyon ve demiyelinizasyon vardır.
Diyabetik nöropatilerdeki ağrı küçük, demiyelinize liflerden ve spontan
deşarjlardan oluşur.
Akut diyabetik duyusal nöropati, spontan olarak
oluşabilir. Bu nöropati, ayaklarda batıcı ağrı, disestezi ve allodini ile
karekterizedir. Diürnal varyasyon gösterir ve geceleri artan özelliktedir. Sıklıkla
depresyon ve kilo kaybı ile birliktedir. Bu semptomlar nörolojik muayene ile
anlaşılamaz. Nöropatinin bu tipi kan şekeri kontrolünden 1 yıl sonrasına kadar dahi
uzayabilir.
Diyabetik proksimal nöropati, diyabetik amiyotrofi olarak
bilinir ve seyrek görülür. Akut olarak başlayabilir, disestezi ve sızı şeklinde
ağrı ile karekterizedir. Ancak sadece proksimal kaslarda güçsüzlük ve kilo kaybı
ile birlikte olabilir. Sinir kökleri ve motor lifler tutulur, etyolojide mikrovasküler
hastalık gösterilmiştir. Akut sensoriyal nöropati glukoz kontrolü ile gerileyebilir.
Diyabetik torakoabdominal nöropati kalp, safra kesesi ve
diğer visseral organ patolojilerini taklit edebilir. Hastalar sıklıkla, yukarı abdomen
ve göğüste dermatomal yayılım gösteren, herpes zoster ağrısı analogu olan bir
ağrıdan şikayetçidirler. Bu bulgular geceleri daha belirgin olarak ortaya çıkar. Bu
hastalarda basit analjezikler denenebilir (asit aminofen gibi). Bazı polinöropatili
diyabetikler bu tedaviye yanıt verirlerken bazıları da dirençlidir. Ancak önemli bir
kısmı yarar görür.
Antidepresanların diyabetiklerdeki yanma ve batıcı
ağrıyı yatıştırdıkları bilinir. Bazı trisiklik antidepresanlar seratonin geri
emilimini önlerler ve ağrının dindirilmesinde yararlıdırlar. Flufenazin bir
fenotiazin derivesidir ve amitriptilin (trisiklik antidepresandır) ile kombine olarak
diyabetik nöropatide kullanılır. Buna rağmen uzun süreli flufenazin kullanımı,
tardiv diskinezi gelişimi riskini arttırır.
Antikonvülzan tedavisi batıcı ağrılarda yararlıdır.
Bunun için karbamezapin, fenitoin, klonazepam ve valproik asit denenmiştir. Ayrıca
kısa süre intravenöz lidokain kullanımı da diyabetik nöropatiye bağlı ağrıyı
azaltır. Bunların dışında özellikle ekstremitelerin distalinde gelişen ağrılarda
sempatik blok uygulamaları trisiklik antidepresanlar ile kombine edildiğinde oldukça
yararlı olabilir.
AMİLOİDOZİS
Multipl organ sistemini etkiler. Sinir sistemi tutulumu
periferal, anatomik ve kraniyal nöropatiyi içerir. Fibröz bir protein olan amiloidin,
ekstrasellüler aralıkta depolanmasıyla oluşan bir hastalıktır. Klinik görüntüsü
renal, hepatik, kardiyak, dermatolojik ve gastrointestinal sistemle ilgilidir. Nörolojik
sorun, ağrılı periferal nöropatidir. Ayrıca derin ağrı ile anatomik ve motor
komponentli distal duyu kaybı ile karekterizedir. Amiliodin spesifik bir tedavisi yoktur.
Antidepresanlarla nöropatik ağrının genel tedavisi ve diyabetik nöropatiler gibi
antikonvülzanların yararı olabilir.
MULTİPL MİYELOMA
Plazma hücrelerinin malign olarak artmasıdır. Monoklonal
immünglobülin üretimiyle ilişkilidir. Klinik olarak anemi, renal yetmezlik ve
enfeksiyon görülür. Kemik erimesi ağrı ve patolojik kırıklara yol açar. Vertebra
kompresyon kırıkları, spinal kord ve sinir kökü basısına, ağrılara neden
olur.Nöropatinin tedavisi primer olarak miyeloma tedavisi ile sağlanır. Bu genellikle
kemoterapiyi içerir. Kemik lezyonlarının radyoterapisi ve izole plazmasitoma yararlı
olabilir.
HİPERTİROİD
Tedavi edilmemiş hipertiroidili hastalarda ağrılı
sensorimotor nöropati görülebilir. Ağrı, tiroid hormonlarının replasmanı ile
önlenir.
TİAMİN EKSİKLİĞİ
Alkoliklerde, yetersiz beslenenlerde ve kronik diyaliz
hastalarında görülür. Wernicke-Korsakoff sendromu ile karakterizedir. Bu sendrom, kalp
yetmezliği, vazodilatasyon ve periferal nöropatiyi içerir. Baldır, el ve ayak
ağrısı, allodynia ve motor/duyusal fonksiyonlarda azalma ile karekterizedir.
ALKOLİZM
Alkoliklerde nöropati, motor ve duyusal defisitler ile
tanınır. Bacak ve ayaklarda ağrılar, zaman zaman da batıcı ağrılar oluşur.
Alkolik periferal nöropatinin öyküsünde kronik alkol alımı ve beslenme bozukluğu
vardır. Tedavisi diyet ve tiamin kullanımıdır.
PELLEGRA
Pellegra, niasin eksikliği ile ortaya çıkar. Dermatit,
gastrointestinal yakınmalar, nevrasteni ve spinal kord disfonksiyonu vardır. Beriberi
analoğu miksed polinöropati ve ağrıya neden olur.
İZONİAZİD - CİSPLATİN - TALYUM -
ARSENİK KULLANIMI
İzoniazid, tüberküloz tedavisinde kullanılır. Yavaş
asetilleyicilerde ağrılı polinöropati ortaya çıkabilir. Bu tip olgularda nöropati
ortaya çıkmadan önce piridoksin (Vitamin B6) verilirse yararlı olabilir. Solid
tümürlerin tedavisinde kullanılan cisplatin de periferal nöropatiye neden olur. İlk
bulgusu vibrasyon duyusunun kaybıdır. Arsenik kullanımı, ağrılı subakut
sensorimotor periferal nöropatiyle ilgilidir. Talyum alınımından 48 saat sonra
ağrılı periferal nöropati ortaya çıkar. Kol ve bacaklarda ağrı ile distal
parestezi oluşur. Bu daha sonra paroksimal duyusal defekte, distal kaslarda güçsüzlük
ve atrofiye ilerler. Birçok olguda kraniyal sinirler ve solunum kasları da
etkilenmiştir. Aksonal dejenerasyon primer patolojidir. Talyum toksisitesinin
düzeltilmesinde intravenöz sıvılar ve diüretiklerle talyumun atılması
sağlanmalıdır.
FABRY'S HASTALIĞI - AİDS
Fabry's hastalığı, X' e bağlı ressesif geçişli bir
hastalıktır. Sıklıkla erkek çocuklarda ve genç erkeklerde görülür. Ağrılı
nöropatiyle karekterizedir. Sıklıkla abdominal ağrılar oluşur. Gangliyonlarda
glikolipid toplanması, aksonal kayıp ve demiyelinizasyona neden olur. Spesifik bir
tedavisi yoktur ancak fenitoin ve karbamezapin denenebilir. AİDS veya AİDS bağımlı
komplekslerde de periferal nöropati gelişebilir ve görülme sıklığı % 30' dur.
Tedavisinde AZT, antidepresanlar ve antikonvülzanlar kullanılır.
GUILLIAN -BARRE
Guillian-Barre sendromunda, akut enflamatuar polinöropati
bildirilmiştir. Arefleksili motor paraliziyle karekterizedir. Guillian-Barre sendromlu
hastaların % 72' sinde ağrı vardır. Ağrı genellikle geceleri ortaya çıkar ve
sızı, incinme, derin yanma şeklindedir. Ağrının tedavisinde oral veya parenteral
opioidler başarılı olabilir. Kinin de başarılı uygulanmıştır. Tedaviye dirençli
hastalarda epidural opioid uygulaması oldukça başarı sağlar.
OSTEOARTRİT
Ülkemize ait veriler olmamasına karşın osteoartrit
A.B.D.' de 60 milyon insanı etkilemektedir. Yavaş ilerleyici monoartiküler veya
poliartiküler düzensizlik vardır. Bu hastalık ağrı, deformite, eklemlerde genişleme
ve hareket kısıtlılığı ile karekterizedir. Eklem snovyasında kalınlaşma ve
enflamatuar değişiklikler oluşur. Eklem kıkırdağında osteofit formasyonu, kemikte
subkondral skleroz, osteoartritik kemik kistleri oluşur. Osteoartrit, sistemik
anomalilerle ilişkili değildir.
Osteoartrit gelişiminde yaşın rolü büyüktür.
Görülme sıklığı 50 yaş üzerinde giderek artar. Kronik şişmanlık osteoartrit
insidansının artışı ile parelellik gösterir. Akut travma ve incinmeler, eklem
yüzeyinde osteoartrite neden olur.
Eklem deformitesi ve harekerliliğin azalması, bir kaç
yıl sonunda olur, ancak ağrı major komponenttir. Ağrı bir kaç faktöre bağlıdır
(örneğin subkondral trabeküllerde mikro kırıklar, periosttaki sinir uçlarının
irritasyonu, kemik deformitesine bağlı ligamentlerin gerilmesi, effüzyon, venöz
konjesyon gibi).
Osteoartrit tanısı genellikle X-ray ile konur. Alternatif
tanı yöntemleri CT (kompüterize tomografi), MRI (magnetik rezonans), artroskopi ve kan
ile snovyal sıvı araştırmalarıdır.
Osteoartrit tedavisi direkt olarak eklemlerdeki baskının
azaltılması ile ilgilidir. Böylece ağrı da azalır. Kilo verilmesi bu konuda çok
yardımcıdır ve eklemler üzerindeki yük azalır. Ayrıca bir fizyoterapistin yardımı
ile postür de düzeltilir. İlaç tedavisi osteoartritte semptomatiktir. Ancak bu tedavi
hastalığın gerilemesine neden olmaz. Asitaminofen analjezik olarak kullanılabilir,
eğer basit analjeziklerle effektif analjezi elde edilemezse NSAİE'ler verilebilir.
Nadiren opioidler kullanılır. NSAEİ'lar aspirine göre daha az gastrointestinal
irritasyon yaparlar ancak daha pahalıdırlar.
Osteoartritli yaşlı hastalarda intrinsik renal harabiyet
nedeni ile renal kan akımı azalma olasılığı vardır. NSAİD' lar bu tip hastalarda
renal fonksiyonlarada bozulmaya ve yetmezliğe neden olabilirler. İndometazinin
gastrointestinal ve santral sinir sistemine toksik etkileri vardır. Fenilbutazon ise
idyosenkrazik olarak kemik iliği yetmezliği yapabilir. Peptik ülser veya kanama
öyküsü olanlarda asetil salisilik asit kullanılmamalıdır.
Osteoartritte sistemik glukokortikoid kullanım endikasyonu
yoktur. Buna rağmen depo streoidlerin intraartiküler enjeksiyonu kısa süreli bir
analjezi sağlar.
ROMATOİD ARTRİT
Romatoid artrit (RA) popülasyonun % 1' inde görülen
sistemik bir hastalıktır. RA mevsimsel olarak yazları kıştan daha çok görülür.
HLA-DR4 histokompatibilite antijeni taşıyanlarda, 30-50 yaş arasında daha sıktır.
İyilik dönemleri ve alevlenmelerle seyreder. Hastalığın tanınmasında 7 kriterden
4'ünün olması gerekmektedir.
Bu kriterler : a) Sabah katılığı b) Üç veya
daha çok eklemin tutulumu c) El parmak eklemlerinde artrit d) Simetrik artrit e)Romatoid
nodüller f) Serum romatoid faktörü g) Radyografiksel değişiklikler Erken tanı ve
tedavinin hastalığın prognozunda önemi yoktur. Elin küçük eklemleri erken tutulur.
RA'in ekstraartiküler komponentleri romatoid nodüller, anemi, eosinofili, bir çok
organı tutan vaskülit, plevropulmoner nodüller, intertisyel pulmoner nodüller ve
perikardittir. Etyoloji iyi anlaşılamamıştır, buna rağmen mikrovasküler incinme ve
snoviyal sıvıda lining (astar) hücrelerinin artışı başlangıç döneminde
görülür. RA' li hastalarda ağrı ve multipl eklemleri kapsayan sabah katılığı
bulunur. Ağrı; eklem kapsülünde snovyal sıvının akımının engellenmesine,
snovyanın hipertrofisine, eklem kapsülünün kalınlaşmasına bağlı olarak oluşur.
Eklem katılığı genellikle sabahları gelişir.
Özellikle el ve ayak küçük eklemlerinde hassasiyet gelişir. Ayrıca ve çevre
kaslarda da ağrı vardır. Oksipital bölgeye yayılan boyun ağrısı ve kollardaki
parestezi, atlanto-oksipital subluksasyonun semptomlarıdır. RA' li hastalar akut
ağrıya neden olan uzun eklemlerdeki stres kırıklarına eğilimlidirler.
Romatoid artritte tedavinin hedefi, ağrının
hafifletilmesi, enflamasyonun azaltılması, fonksiyonel kapasitenin korunması, patolojik
sorunların çözülmesi ve iyilik halinin sağlanmasıdır. İlkeler sıralanacak
olursa: a) dinlenme yararlıdır, b) ilaç tedavisinin çeşitli şekilleri yarar
sağlar, c) egzersiz kas gerginliğinin kaldırılmasına ve eklem hareketliliğine
yardım eder, d) Ortopedik araçlar, eklem stresinin azalmasına ve böylece analjezi
sağlanmasına yardım ederler.
Birinci basamak ilaç tedavisinde salisilatlar ve diğer
NSAEİ' lar kullanılır. Bu ilaçlar ağrıyı azaltırlar ve böylece fonksiyonu
korurlar. Ancak hastalığın gerilemesini sağlamazlar. Maksimal dozda kullanılırlar
ancak aspirinden daha efektif değildirler. Ama daha iyi tolere edilebilirler. Eğer bir
ajan effektif değil ise diğer gruplardan bir ilaç denenmelidir. NSAEİ kullanan
hastalarda sistemik ve/veya eklem semptomları, X-Ray' de görülen kemik
destrüksiyonları, laboratuvar bulgularının eşlik ettiği aktif enflamasyon, 2.
basamak ilaçların kullanılması ile yarar görebilir. Bu ilaçlar hastalığın
gerilemesini de sağlayabilir. Bu grupta altın bileşikleri, anti-malaryaller,
D-penisilamin ve sulfasalazin gibi potansiyel toksik ajanlar vardır. Bu ilaçların
etkileri aylar sonra görülür. Genelde, hidroksiklorokin veya sulfasalazin gibi daha az
toksik ajanlar birincil olarak kullanılmalıdır. Bu arada NSAEİ'ler de
kullanılmalıdır. Küçük doz glukokortikoid kullanımına gereksinim duyulabilir
(örneğin <7.5 mg/gün prednizolon gibi). Buna yeterli yanıt alınamazsa uzun süre,
düşük doz glukortikoidler kullanılabilir. Steroidler enflamasyonun ve ağrının
azaltılmasında yardımcıdırlar ancak hastalığın gerilemesine etkileri yoktur. Ancak
enflamasyonlu eklem ara sıra yapılan intarartiküler depo streoidlerden yarar
görebilir.
Refrakter hastalığı olan hastalarda immünosupressif
tedavi denenebilir. Bu amaçla methotrexate, siklofosfamid ve azothiopürin kullanılır.
Haftalık methotrexate kullanılması gastrointestinal ve hepatik sorun taşır.
Cerrahiye en son olarak başvurulmalıdır. Total eklem
replasmanı, eklemdeki yapısal bozulmayı üstlenir. Cerrahi olarak major
endikasyonları; tolere edilemez ağrı, fonksiyonun sınırlı ve engelleyici olması ve
deformitenin artmasıdır.
PANKREATİT
Akut pankreatit etyolojik olarak bir çok nedene
bağlıdır. Ancak kronik alkol kullanımı ve kolelityazis en önemli nedenleridir. Bu
ağrı; lokalize, değişmez, ağır veya delici, epigastrik ya da sol üst kadran
ağrısıdır. Ayrıca arkaya spinal korda doğru yayılım gösterir.
Fizik muayenede epigastrik rahatsızlık gösterir, derin
palpasyonda peritoneal bulguların yokluğu baştan beri retroperitoneal bir süreç
olduğunu gösterir. Bulantı ve kusma, ileus, ateş, şok, respiratuar yetmezlik, DIC,
Grey-Turner's belirtisi veya periumblikal yetmezlik (Culler belirtisi), hematom,
hiperglisemi ve retroperitoneal sabunlaşmaya bağlı hipokalsemik tetaniler birbiri
ardına gelen bulgu ya da semptomlardır.
Akut pankreatit tanısının temeli, klinik öykü ve
muayene, yükselmiş serum amilaz ve/veya lipaz seviyelerine dayanır. Abdominal X-Ray,
USG, ERCP ve CT' ye dayanan radyolojik tetkikler yararlı olabilir. Akut pankreatit aktive
olmuş proteolitik pankreatik enzimlerin erkenden serbestleşip oto sindirime yol
açmasıyla oluşur. Ancak enzimlerin neden aktive olduğu bilinmez.
Duodenumda, terminal safra yollarında, splanik arter ve
vende, mezokolon, büyük omentum, ince barsak mezenteri, çölyak ve süperior mezenterik
gangliyonda, posterior mediastende ve diyafragmada destrüktif enflamatuar oluşumlar
vardır.
Akut pankreatitin tedavisi daha çok destekleyicidir.
İndometazin, ağrıyı hafifletir ancak antiplatelet etkisine bağlı olarak kanamayı
arttırabilir. Gerektiğinde opioid analjezikler kullanılabilir. Ancak bu ajanlar safra
yollarında spazma yol açabilir. Düşük seviyeli torasik epidural blok ile de yeterli
analjezi sağlanabilir.
Kronik pankreatit; tekrarlayıcı veya kalıcı abdominal
ağrı ve ağrıya eşlik eden, pankreasın ekzokrin ve endokrin fonksiyonlarında
yetersizlikle karekterizedir. Aslında çoğunda etyolojik neden bilinmez ama olguların %
90' nının öyküsünde alkol bağımlılığı bulunur. Fizik muayenede kilo kaybı,
beslenme bozuklukları ve epigastrik yakınmalar vardır. Patolojilerde glandlarda
skleroz, fokal, segmental veya diffüz olarak ekzokrin dokularda harabiyet, pankreatik
kanalın genişlemesi, intraduktal protein plakları ve taşlar görülebilir. Endokrin
dokular ekzokrin dokulardan daha az zarar görmüştür. Morfolojik değişiklikler
ilerleyicidir ve geri dönüş yoktur. Ağrı, kronik pankreatitin en önemli
özelliklerinden biridir. Hastanın çektiği ağrı ve hastalığın morfolojisi
arasında ilişki yoktur. Ağrının oluşmasındaki teorilere göre ağrı ; artan kanal
içi basınca ve pankreatite bağlı nörit sonucu olabilir. Hastalarda aralıklı veya
devamlı ağrı gelişebilir. Sırtüstü yatmakla veya yemek yeme ile ağrı artar. Alkol
alımı da akut ağrı ataklarına neden olabilir. Bu hastalar basit analjeziklerle ve
opioidlerle tedavi edilebilirler. Bir pankreatik enzim olan tripsin verilmesi ağrıyı
azaltır. Çünkü tripsin kolesistokininin stimüle ettiği sekresyonu baskılar.
ENDOMETRİOZİS
Endometriozis, endometrial dokunun endometrial kavite
dışına yerleşmesidir. Ağrı genellikle siklik değişiklik gösterir ve en kötü
zamanı menstruasyon sırasındadır. Ancak ektopik endometrial dokuya bağlı ağrının
nedeni tam olarak bilinmez. Prostoglandinler etkin olabilir. Diğer teori ise menstruel
kanın pelvik kaviteye reflusudur. Hastaların çoğu 25-45 yaş arasında olup, %30-40'ı
infertildir ve %15-20' de aile öyküsü vardır. Tanı genellikle laparaskopik
araştırmalarla konur. Dismenore ve ağrılı koit bulunur. Spesifik tedavisi hormonal
tedavi ve Danazol tedavisidir. Postoperatif yapışıklıklar, kronik abdominal ağrının
tartışmalı bir nedenidir. Tanısı genelde zordur.
PELVİK AĞRI SENDROMU
Kronik pelvik ağrı, genç ve orta yaşlı kadınlarda
yakınmalara yol açan bir durumdur. Etyolojisi genellikle jinekolojiktir . Ancak diğer
nedenler çok ender olarak kronik üriner sistem hastalıkları, irritabl kolon sendromu,
herni ve miyalji olabilir. Ağrının tedavisi etyolojiktir. Pelvik ağrısı olan
kadınlar ağrı kliniğine başvurduklarında, genellikle birkaç kez tanı amaçlı
laparoskopi uygulanmıştır.
Pelvik ağrı nedenleri
KRONİK AĞRI REKÜRREN VEYA SİKLİK AĞRI
1. Endometriozis
2. Postoperatif parametrit
3. Kronik PID
4. Gastrointestinal kökenli ağrılar
5. Uterusun hatalı pozisyonu
6. Ovaryan ağrı
7. Parietal ağrı
8. Non-patolojik kronik pelvik ağrı
9. Ürolojik kökenli ağrılar
10. İç dişi genital organların malignensileri
REKÜRREN VEYA SİKLİK AĞRI
1. Dismenore (Primer - Sekonder)
2. Mittelschmerz
3. Premenstrüel gerginlik
ETYOLOJİ
Olguların %10 - 20' sinde kesin tanı konulamamıştır.
Bu nedenle Belirgin Patoloji Olmaksızın Kronik Pelvik Ağrı (BPOKPA) şeklinde
sınıflandırılabilir. Bu sendrom 19 yy' ın ilk yarısından beri bilinmektedir ve
pelvik konjesyon, fibrozis sendromu, pelvik sempatik sendrom, pelvik nörodistoni gibi
çok değişik isimler verilmiştir.
Bu sendromun tanısı için bazı şartlar ve özellikler
olmalıdır. Bunlar : a) Jinekolojik kökene bağlı ağrı karekteristik olmalı, b)
Jinekoloji dışı nedenlerin olmaması, c) Jinekolojik ağrıya neden olacak herhangi bir
nedenin olmadığının onaylanması, d)Lezyon olmamalı, ayrıca; Ağrı ventral, dorsal
veya her iki zonda hissedilir. Sürekli olabilir veya menstruasyondan birkaç gün önce
şiddeti artıp, menstruasyonun 2. günü azalabilir. Derin disparanü yaygındır.
Sıklıkla ağrılar doğumdan önce başlar, en sık 20 - 40 yaşları arasındadır.
Genellikle psikolojik sorunlar veya nörotik bozukluklarla görülür.
KRONİK PELVİK AĞRININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Öykü: a) Ağrının karekterini içeren dikkatli bir
öykü alınmalıdır. Hastanın ağrısının yayılımı veya lokalizasyonu önemlidir.
Ağrının başlaması, durması veya şiddetini etkileyen faktörler sorgulanmalıdır
(aktivite, barsak fonksiyonları, menstruasyon, emosyonel durum veya yorgunluk). b) Öykü
doğum, düşük veya cerrahi nedenlerin tümünü içermelidir. c) Hastanın aktiviteleri
tartışılmalı, ağrısını azaltacak herhangi bir pozisyon olup olmadığı
sorulmalı. d) Seksüel öykü ve disparanu sorulmalı.
Semptom ve bulgular: a) Hipogastrik ağrı (sıklıkla
uterusa uyan noktalar) b) Subumblikal kramp veya sol ilyak fossa krampları (kolona uyar.)
c) Vaginada yanıcı ağrı (ciddi vajinitisi gösterir) d) Gittikçe artan,
kıvrandırıcı ağrı (daha çok iç genital organlara baskıyı gösterir.) e) Aşağı
abdomende birşeyler yürüyormuş gibi ağrı (genellikle psikolojik mekanizmayı
gösterir.) Fizik bulgular: Fizik muayene psikolojik durumun var olduğu her zaman
gereklidir. Dikkatli bir muayene ağrının; somatik veya psikojenik olup olmadığını
anlamamıza yardımcı olur. Pelvik ağrının psikolojik yönü: Psikojenik etkenlerin
ağrıya nasıl neden olduğu veya etkilediğinin mekanizması bilinmemektedir. Psikojenik
ağrının 2 ana tipi ayırt edilebilir. Hasta stress ve psikolojik sorunlara bedensel
reaksiyon gösterebilir veya hasta somatik sorununun ortadan kalkması ile ağrısı
ortadan kalkabilir.
TEDAVİ
Ana yaklaşım: 1. Herhangi bir jinekolojik sorun kesin
ayırd edilmelidir. 2. Sinir kök irritasyonu azaltılmalı, gerekiyorsa pudental sinir
bloğu veya lumbosakral sinir kök bloğu uygulanmalıdır. 3. Depresyon araştırılmalı
ve tedavi edilmeli. Bu ilkelerin dışında; Pudental sinir bloğu, paraservikal sinir
bloğu ve lokal anesteziklerin lumbar epidural veya kaudal enjeksiyonu (Ağrının
düzelmesini sağlamada bu teknik, ağrının lokalizasyonunun zor olduğu durumlarda
yararlıdır. Eğer pelvik ağrı epidural blok uygulandığında azalmıyorsa büyük
olasılıkla altta yatan neden psikolojiktir).
FİZİK TEDAVİ
Kegel's egzersizleri özellikle mesane, uterus ve rektum
prolapsuslarının varlığında yaralıdır. TENS yararlı olabilir.
FARMAKOLOJİK TEDAVİ
Trisiklik antidepresanlar (TSA). Bu ilaçlar; a. Uyku
paterninin düzelmesinde ve depresyonda yararlıdır. b. TSA' ler pelvik ağrılı
hastalarda psikiyatris ve psikologlarla yapılan psikoterapi ile kombine edilmelidir.
PROGNOZ
Eğer ağrı 6 aydan daha az zamandır varsa
bloklara yanıt iyidir. Ancak psikoloji sorun varsa sonuç iyi değildir. Ağrı tedavisi
planlanırken, ağrının tipi, yeri, şiddeti, neden olan hastalığın özellikleri,
yandaş hastalıklar, hastanın yaşı, fizik durumu, beklenen yaşam süresi, sosyo -
kültürel durumu ve tıbbi olanaklar dikkate alınarak mevcut yöntemlerden biri
seçilmelidir.
KAYNAKLAR
1. RAJ PP: Practical Management of Pain. Second Edition,
Mosby Year Book. St.Louis, 1992.
2. ABRAM SE: The Pain Clinic Manual, JB.Lippincott Company.
Pennsylvania, 1990.
|