Doç.Dr.Tayfun Güler
Anestezi sözcüğü bugünkü anlamda ilk
kez Yunanlı filozof, Dioscorides tarafından kullanılmıştır. Daha sonra ilk başarlı
eter uygulamasından sonra Holmes tarafından Morton'a yazılan mektupta eterin
oluşturduğu durumun tanımlanması için teklif edilmiştir. Anestezi, AN (olumsuzluk)
eki ve ESTEZİ (duyu, his) sözcüğünden oluşur ve duyarsızlık, hissizlik anlamına
gelir. Genel anestezi ise vital fonksiyonlarda bir değişiklik olmadan geçici olarak;
bilinç kaybı (mental blok), analjezi (sensoryel blok), arefleksi (refleks blok) ve motor
blok oluşturulmasıdır. Bu durum, genel anestezik ilaçların santral sinir sisteminde
(SSS) yaptığı, kortikal ve psişik merkezlerden başlayıp bazal ganglionlar,
serebellum, medulla spinalis ve medüller merkezler sırasını izleyen inici bir
depresyonun sonucudur.
GENEL ANESTEZİ ENDİKASYONLARI
Bir cerrahi girişim gerektiren hastaya
genel veya bölgesel anestezi verilmesi kararlaştırılırken kesin kurallar olmamakla
birlikte bazı ilkeler dikkate alınarak aşağıdaki durumlarda genel anestezi tercih
edilir:
1. Hastanın yaşı: Bebek ve küçük
çocuklarda kooperasyon sağlamak ve onları uzun süre belirli bir pozisyonda tutmak
zordur. Bazan işlem ağrılı olmasa da örneğin radyolojik tanı girişimlerinde
olduğu gibi sadece çocuğu hareketsiz tutmak için genel anestezi vermek gerekebilir.
2. Geniş kapsamlı cerrahi girişimler,
özellikle karın ve göğüs boşluklarında yapılan solunumun kontrolünü gerektiren
girişimler, intrakranyal girişimler
3. Mental bozukluğu olan hastalar
4. Bölgesel anestezi yöntemlerinin
süresini aşan uzunluktaki cerrahi girişimler, bölgesel anestezinin uygun veya yeterli
olmadığı cerrahi girişimler
5. Israrla genel anestezi isteyen hastalar.
GENEL ANESTEZİ VERME YOLLARI
Genel anestezik maddeler hastaya sıklıkla
gaz veya buhar halinde inhale ettirilerek ya da iv. enjeksiyonla verilir. Daha az olmak
üzere de i.m., oral veya rektal yol kullanılır.
ANESTEZİ DERiNLiĞİ
Vücudun ağrılı uyaranlara duyarsız
hale getirilmesini amaçlayan genel anestezinin yeterli derinlikte olması gerekir. John
Snow, 1850'lerde kloroform veya eter anestezisi verilen hastalarda anestezi derinliğinin
belirlenmesine yardımcı olacak bazı belirtiler tanımlamıştır. 1920'de Guedel
bunları daha da geliştirerek genel anestezi sırasında 4 safha ve 3. safhada 4 basamak
tanımlamıştır: (1)Analjezi ve amnezi safhası, (2)Delirium veya eksitasyon safhası,
(3)Cerrahi anestezi safhası, (4)Medüller depresyon safhası.
Bu safhalar, çok yavaş gelişen ve her
değişikliğin sıra ile izlenebildiği eter anestezisi için tanımlanmış olup
günümüzde pratik önemini büyük ölçüde yitirmiştir. Anestezinin fazla yüzeyel
veya derin olması sakıncalıdır. Derin anestezi; vital fonksiyonları deprese ederek
hatta bulber merkezlerin depresyonu ile koma ve ölüme neden olabilirken yüzeyel
anestezi; ağrılı ve zararlı uyaranları, bunlara verilen nöroendokrin ve refleks
yanıtları yeteri kadar önleyemediği için zararlı olabilmektedir. Günümüzde daha
çok kirpik, kornea ve konjunktiva refleksleri, pupilin büyüklüğü ve ışığa
reaksiyonu, göz yaşarması, kan basıncı ve nabız değişiklikleri, terleme, iskelet
tonusu, akciğer kompliansı gibi klinik belirtiler ile anestezi derinliğine karar
verilmektedir.
UYGULAMA YÖNÜNDEN ANESTEZİ SAFHALARI
Uygulama açısından genel anestezide
indüksiyon, idame ve uyanma olmak üzere 3 safha bulunmaktadır.
Anestezi indüksiyonu: Anestezinin
başlatılmasıdır.
İntravenöz indüksiyon: En yaygın
uygulama, bir iv. ajanla hızlı ve hoş bir şekilde indüksiyon sağlayıp daha sonra
inhalasyon ajanına geçmektir. İntravenöz indüksiyonun özellikle yaşlı ve/veya
genel durumu düşkün hastalarda solunum ve dolaşım depresyonu, eksitasyon, allerjik ve
anafilaktik reaksiyonlar, enjeksiyon yerinde ağrı, damar dışı ve arter içi
enjeksiyon gibi sakıncaları vardır.
İnhalasyon indüksiyonu: Küçük
çocuklarda, şoktaki, çok yaşlı ya da damar bulmanın güç olduğu hastalarda
doğrudan inhalasyon yolu ile indüksiyon yapılabilir. Bu yöntemin soluk tutma,
laringeal spazm ve tükrük sekresyonlarında artma gibi sakıncaları vardır.
İntramusküler indüksiyon: Çocuklarda
iv yol bulmanın zor olduğu durumlarda kullanılabilir. Bu amaçla en çok kullanılan
ajan ketamindir. Rektal indüksiyon: Çok az da olsa kullanılmaktadır. Daha çok
çocuklarda anestezi öncesi veya bazı tanısal girişmlerde sedasyon/yüzeyel anestezi
sağlamak üzere kullanılabilir.
Anestezinin devamı (idame):
İndüksiyondan sonra, anestezinin cerrahi girişim boyunca ve bu girişimin gerektirdiği
derinlikte belirli bir düzeyde sürdürüldüğü safhadır. Anestezinin devamı için
günümüzde en yaygın uygulama oksijen/azot protoksit karışımına düşük
yoğunlukta etkin bir inhalasyon anesteziği eklemektir. İnhalasyon anesteziği yerine
kuvvetli analjezikler veya diğer iv. anestezikler de kullanılabilir. Bu safhada hava
yolu açıklığı sıklıkla endotrakeal entübasyon ile sağlanır. Kısa sürecek
girişimlerde maske ile idame tercih edilebilir.
Anestezinin sonlandırılması
Cerahi girişim sonunda kullanılan
anesteziğin etki hızına bağlı olarak anestezik ajan kapatılır. Bu andan itibaren
uyanma safhası başlar. Kullanılan ajana ve hastanın durumuna bağlı olmak üzere
değişen sürelerde hastalar, hava yolu açıklığını koruyabilecek duruma gelirler.
Uyanma hızı; izofluran > enfluran > halotan şeklindedir. İntravenöz anestezi
uygulandığında ise uyanma süresi, doza bağlıdır. 500 mg'ı aşmayan dozda tiopental
kullanıldığında uyanma hızlı iken yüksek dozlarda bu süre uzar. Propofol ve
etomidat ile uyanma hızlı ve iyidir. Ketaminden sonra koruyucu refleksler çabuk döner
ancak bilincin tam dönmesi 1 saat alabilir. Bu dönemde eğer nondepolarizan tipte kas
gevşetici kullanılmışsa revers edilir.
Ekstübasyon: Solunum yeterli,
kardiyovasküler bulgular stabil ise orofarengeal ve gerekiyorsa trakeobronşiyal
aspirasyondan sonra ekstübasyon yapılır. Yeterli solunum, oksijenasyon ve
kardiyovasküler stabilite sağlandıktan sonra hasta ameliyathaneden derlenme odasına
alınır. Burada bazı hastalarda hava yolu obstüksiyonu, hipoksi, hiperkarbi ve
aspirasyon başta olmak üzere hayatı tehdit eden sorunlar çıkabilir.
İNHALASYON ANESTEZİSİ
Solunum yolu ile alınan anestezik gaz ve
buharlar alveollere oradan da kana diffüze olur. Beyine ulaşan anestezik miktarı
belirli seviyeye ulaştığında genel anestezi meydana gelir.
İNHALASYON ANESTEZİKLERİ
Bilinen ilk inhalasyon anesteziği olan
"dietil eter"1772'de sentez edilmiş, anestezi amacıyla 1840'lı yıllarda
kullanılmıştır. 1950'li yıllardan önce kullanılmakta olan anestezik maddelerin
çoğu patlayıcı özelliğe sahipti. II.Dünya savaşı sırasında halojenlendirmenin
maddelerin patlayıcı özelliğini kaldırdığı anlaşılmış ve halotan bulunmuştur.
İnhalasyon anestezikleri, oda ısısı ve
basıncındaki fizik durumlarına göre gaz ve sıvı olarak ikiye ayrılabilir:
gaz
anestezikler : siklopropan, etilen, azotprotoksit; sıvı inhalasyon anestezikleri:
kloroform, eterler, trilen, etil klorür, fluoroksen, halotan, metoksifluran, enfluran,
izofluran, sevofluran, desfluran. Günümüzde önemi olan inhalasyon anestezikleri;
zayıf bir anestezik ve inorganik bir gaz olan N2O, ve fluoronize hidrokarbon volatil
anestezikler olan halotan, enfluran ve isoflurandır.
AZOT PROTOKSİT (N2O)
Anestezide kullanılan tek inorganik
bileşiktir. Amonyum nitratın ısıtılması ile elde edilir. Basınçlı silindirlerde
sıvı halde bulunur. İyi bir analjezik, zayıf bir anesteziktir. Hastaların çoğunda
tek başına anestezi sağlayamaz. Genellikle %50-70 konsantrasyonda diğer anesteziklerle
birlikte kullanılır. Solübilitesi azottan 35 kez daha fazla olduğu için kapalı
boşluklara süratle geçerek basıncı arttırır. Anestezi sonlandırılırken difüzyon
hipoksisine neden olabilir.
HALOTAN
2-bromo-2-kloro-1,1,1-trifloroetan. İlk
kullanılmaya başlandığı yıllarda moleküler stabilitesi, etkinliği, kontrolünün
kolaylığı nedeniyle hızla yaygınlaşmış ve 20-30 yıl boyunca en çok kullanılan
inhalasyon anesteziği olmuştur. Vücuda giren halotanın % 60-80'i 24 saat içinde
solunum yolu ile atılır. Geri kalan kısmı oksidatif metabolizmaya uğrar ve idrarla
atılır. Halotan alan hastaların % 4-20'sinde karaciğer enzimlerinde hafif yükselme,
1:6.000-22.000 olguda ise masif, hepatik nekroz gelişebilir.
METOKSİFLURAN
Bilinen en potent ve uçucu inhalasyon
anesteziğidir. Yapısal olarak bir dimetil eterdir. En önemli sakıncası
nefrotoksisitesidir. En büyük oranda (%50-70) metabolize olan inhalasyon anesteziğidir.
Toksisitesinden florür sorumludur. Günümüzde artık kullanılmamaktadır.
ENFLURAN
Kimyasal olarak metil etil eter (2
klorürlü 2-trifloroetil-difluorometil-eter)'dir. %2.5-8.5 oranında oksidatif yolla
metabolize olur. Açığa çıkan florür miktarı; halotan ve izofluran ile ortaya
çıkan florür miktarının 10 katıdır. Bu miktar, renal hasara neden olabilecek
düzeyin (50 mmol/L) altındadır.
İZOFLURAN
Enfluranın izomeridir. (1-klorür-2,2,2-
trifluoroetil-difluorometil eter). Uyuma ve uyanma, halotan ve enflurandan hızlıdır. Bu
ajanın en önemli sakıncası maliyetinin yüksekliğidir. Sadece % 0,2'si metabolize
olur.
SEVOFLURAN
1975'te ilk kez kullanılmış bir metil
propil eterdir. Mevcut inhalasyon anesteziklerinden daha hızlı etkili, kardiyovasküler
ve solunum sistemine istenmeyen etkileri daha azdır. Pahalılığı nedeniyle ABD'de
kullanımından vazgeçilmiştir.
DESFLURAN
Bir metil etil eterdir. İlk kez 1990'da
kullanılmıştır. İndüksiyon ve uyanma hızlı, etkinliği ise azdır.
KAYNAKLAR
KLİNİK ANESTEZİ. Zeynep Esener. Logos
Yayıncılık, 1991.
HANDBOOK OF CLINICAL ANESTHESIA. Paul
G.Barash, Bruce F.Cullen, Robert K. Stoelting. J.B.Lippincott Company,. 1991.
A SYNOPSIS OF ANAESTHESIA. R.S. Atkinson,
G.B. Rushman, J. Alfred Lee. 10th Edition. Wright. 1987, p:101-386.
|