Prof. Dr. Yunus Emre Evlice, Uz. Dr. Şükrü Uğuz (ÇÜTF Psikiatri Anabilim Dalı)
GİRİŞ
Hekimlerin en sık karşılaştığı yakınma olan ağrı,
hoş olmayan bir uyarandan kaynaklanan, duygusal ve algısal süreçlerin
birlikte bulunduğu bir yaşantıdır.
Latince poena (ceza, intikam, işkence) sözcüğüyle
bağlantısı olan ağrı (pain), hastalık, bedensel yaralanma veya organik
bozukluğa bağlı rahatsızlık verici bir duygu olarak tanımlanır.
Uluslararası Ağrı Araştırmaları Derneği (IASP) ise ağrıyı belli bir bölgeden
kaynaklanan, doku harabiyetine bağlı olan yada olmayan, kişinin geçmişteki
deneyimleriyle ilişkili, hoş olmayan emosyonel bir duyum olarak tanımlıyor
(9). Hoşa gitmeyen- zarar verici (noxious) uyaran öznel ağrı duyusunun yanı
sıra, kaçma, kaçınma, donup kalma, benzer durumlara düşmemek için
dikkatli olma gibi organizmanın kendini korumasına yönelik davranışsal
tepkilere ya da kronik ağrı davranışına yol açabilir.
Ağrı akut, sürekli ve kronik olmak üzere 3 alt grupta
incelenebilir:
Akut Ağrı: Kolay tanımlanır. Belirgin bir huzursuzluk içinde
olan hastada tipik olarak sempatik sinir sistemi de aşırı uyarılmıştır.
Bulantı ve kusmanın eşlik ettiği renal kolik, akut ağrının tipik bir örneğidir.
Akut ağrıda ağrının nereden kaynaklandığı daha kolay belirlenir ve
analjeziklere başvurulur.
Sürekli ağrı: Daha çok kanser ve diğer terminal hastalıkarda
görülen ağrı türüdür. Terminal hastalıkta hastaların rahat ettirilmesi
önemlidir, bu bakımdan narkotiklere ve gerekirse cerrahi girişimlere başvurulur.
Kronik ağrı: Genellikle 6 aydan uzun süren ağrıya kronik
ağrı denir. Başlangıçtaki ağrı uyaranı kaybolmuştur veya halen süren ağrıyı
açıklayabilecek şiddet ve nitelikte değildir. Tedavi ekibi sıklıkla kronik
ağrıya da akut ağrıdaki gibi yaklaşma ve benzer tedavileri uygulama eğilimindedir.
Oysa ki ciddi bir huzursuzluk içinde olan kronik ağrılı hastanın davranışı,
akut ağrılı hastadan oldukça farklıdır. Özellikle ağrının tedaviye
dirençli olduğu durumlarda, hasta ile tedavi ekibinin ilişkisi giderek
gerginleşebilir. Öyle ki yakınmalarına bir ölçüde alışmış olan hastanın
hoş uyaranlar karşısında zaman zaman ağrısı yokmuş gibi davranması,
tedavi ekibinde ağrının "gerçek" olup olmadığı kuşkusunu uyandırabilir.
Ağrının algılanmasında emosyonel etmenler ve kişinin
psişik gereksinimleri birlikte rol oynarken, bazı hastalarda -özellikle de
kronik ağrı hastalarında- acı çekme boyutu da eklenir. Acı çekme, ağrıya
verilen olumsuz emosyonel yanıttır ki, depresyon ve anksiyete bu bağlamda ele
alınabilir.
Hastalığa sığınma tutumu olarak ağrı davranışı ise,
hastanın ağrısına ve ağrıyı algılamasına çevrenin (hekimler, aile,
toplum değerleri) verdiği yanıtlarla (pekiştirme) gelişen bir süreçtir.
Kronik ağrı mevcut fiziksel patoloji ile açıklanamayan,
yerleşik maladaptif davranışlar, narkotiklerin kronik kullanımı, insanlar
arası ilişkilerde bozukluklar, tedaviye bağımlılık, sağlık hizmetlerini
aşırı kullanma, hastanın psişik gereksinimleri ile çevre ilişkileri çerçevesinde
gelişen, koşullanma ve öğrenme süreçlerini içeren davranışlardır.
Burada sorun hasar ve ağrı değil, hastanın (ağrıya) verdiği tepkidir.
Kronik ağrı sendromunun gelişmemesi için akut dönemde yeterli tedavi, çözüm
ve bilgilendirme gerekir. Davranışçı tedaviler "ağrı davranışı"
nın ve buna ilişkin (yanlış) öğrenmelerin değiştirilmesini amaçlar.
Ağrı yakınmasının somatik ve fizyopatolojik
bozukluklarla açıklanamadığı kronik ağrıda;
-semptom kontrolüne dönük bilinen tıbbi-cerrahi yöntemlere
çok sık başvurma,
-ağrı ile baş edebilme ya da birlikte yaşamaya dönük çabalar
yerine, tedavi sorumluluğunu tümüyle hekime yükleme eğilimi,
-beceri yoksunluğu, içsel ketlenmeler, başarısızlık
kaygısı nedeniyle sağlıklı rollerin takınılmasından kaçınma,
-belirgin biçimde hasta rolünü sürdürmeye dönük davranışlar,
reddedilme ve terkedilmeye duyarlılık söz konusudur.
Hastaların ağrıya verdikleri önem, ağrıyı yorumlama biçimleri
ve ağrıya tepki olarak ortaya koydukları davranışlar, daha önceki deneyim
ve kişilikleri ile yakından ilgilidir. Ağrıya verilen önem -bir anlamda-
bilinçdışı bir güçlük ve çatışmadan sakınmaya yönelik olabilir
(birincil kazanç); buna görünür bir yükümlülükden bilinçli olarak kaçınma
davranışı ve hasta rolü de (ikincil kazanç) eklenebilir.
Kronik ağrı hastalarında depresyon insidansı ve prevalansı,
normal nüfusa göre anlamlı oranda yüksektir. Kronik ağrı sendromunun temel
belirtileri; ağrı, anksiyete, depresyon ve uykusuzlukdur. Bu hastalarda
depresyonun nörovejetatif bulguları da sık görülür. Öte yandan depresif
hastalarda da (fonksiyonel) ağrı yakınması oldukça yaygındır. Bazı
klinisyenler kronik ağrıyı, bir depresyon eşdeğeri (maskeli depresyon)
olarak değerlendirme eğilimindedir.
Ciddi fiziksel hastalıklarda regresyon ve bağımlılık
gibi uyum güçlükleri görülebilir ki, bunu ruhsal bir hastalıkla karıştırmamak
gerekir. Bu hastaların yaşam öykülerinde; 15 yaşından önce ana-baba kaybı,
geniş aileden gelme, ailede beden dilinin yaygın kullanılması gibi ortak özelliklerin
bulunduğu bildirilmiştir.
Yakınmaların dramatik ifade edilmesi, ağrının ortaya çıkışının
yaşam olayları ile ilişkili olması, birden çok sistemin tutulması, ailede
kronik hastalık ya da şiddet öyküsünün bulunması, yadsımanın kullanılması,
ağrı davranışının çevre tarafından pekiştirilmesi gibi özellikler,
belirtilerin psikojenik olduğu yönünde ipuçları olarak kabul edilmektedir.
AĞRI SENDROMLARINDA TEDAVİ YÖNTEMLERİ
I.Biyolojik tedaviler
a.İlaçlar:
-norotik analjezikler
-norotik olmayan analjezikler
-antiinflamatuvarlar
-antidepresanlar
-antipsikotikler
-amino asit prekürsörleri
b.Diğer tıbbi ve cerrahi yöntemler:
-sinir blokları
-trankütan sinir uyarılması
-fizik tedavi (egzersiz, masaj, ısı)
-akupunktür
-nöro-servikal yöntemler
II.Psikolojik tedaviler
- destekleyici psikoterapi
- krize müdahale
- içgörü kazandırıcı yöntemler
- davranışçı tedaviler
- hipnoz
-"biofeedback"
- kognitif psikoterapi
KRONİK AĞRININ TEDAVİSİ
Hastayı ve yakınlarını ağrının biyolojik, psikolojik
ve sosyal bileşenleri konusunda bilgilendirmek ve eğitmek ağrı tedavisinin
başta gelen en temel ilkeleridir. Kronik ağrının tedavisinde amaç iyileştirmeden
çok, ağrı ve acıyı azaltarak, iyilik durumunu, psikososyal uyumu ve üretkenliği
artırmak olmalıdır:
-Hasta multidisipliner tedavi ekibince izlenmelidir.
-Narkotik ilaç kullanımından mümkün olduğunca sakınılmalıdır.
-Eşlik eden (sıklıkla depresyon veya somatizasyon)
psikiyatrik morbiditenin tedavisine çalışılmalıdır.
-Hastanın ağrı ya da acıyı ve ağrı davranışını artıran
psikososyal streslerle baş etmesine yardımcı olunmalıdır.
-Hastanın genel işlevselliğinin artması sağlanmalıdır.
Hastanın ağrının anlamına ilişkin bilgi ve tutumu, ağrıya
vereceği tepkiyi etkiler. Kendisine ne olacağını bilemeyen, özürlü kalacağını
ve özerkliğini yitireceğini sanan ve bu nedenle kaygılanan hastanın
bilgilendirilmesi ve kaygılarının yatıştırılması gerekir.
Tedavi yaklaşımında hastanın güveni kazanılmalı ve işbirliği
yapması sağlanmalıdır. Hastanın ağrısı ve kaygısı giderildikten sonra
rehabilitasyona dönük girişimlerde bulunulur. Psikiyatrik rehabilitasyon,
hastanın duyguların ifade etmesine yardımcı olmanın yanı sıra -kognitif açıdan-
hastadaki koşullanmış umarsızlık düşüncesinin öğrenilmiş üretkenlik
e dönüşmesini amaçlar.
KRONİK AĞRI SENDROMLARININ TEDAVİSİNDE GENEL İLKELER
-İster fizyolojik, ister psikojenik nedenlere bağlı olsun,
ağrı gerçek olarak acı verici bir yaşantı olarak algılanır ve yaşanır.
-Yakınmaların ifade ediliş biçiminin yanı sıra eşlik
eden duygu ve tutumlar da gözlenmelidir.
-Hastanın yaşamöyküsü yansız bir tutumla dinlenmeli, kızgınlık
ve öfke gibi duygularını ifade etmesi cesaretlendirilmelidir.
Kronik ağrısı olan hasta, psikiyatrik değerlendirmeye karşı
sıklıkla "Benim gerçek ağrım var, kafamda sorunum yok" diye
direnir. İlgili hekim ağrının -etyolojisi ne olursa olsun- hasta için gerçek
ve hoş olmayan bir yaşantı olduğunu kabul etmeli ve hastaya biyopsikososyal
yaklaşımda bulunmalıdır; gerekiyorsa psikiyatri ile işbirliğine
girmelidir. Hastalar genellikle yakınma ve davranışlarının kökeninde
psikolojik süreçlerin olabileceği düşüncesine karşı çıkarlar. Çoğunlukla
duygudurumlarını ifade etmekte de güçlük çektikleri için ağrının
psikojenik kökenli olabileceği yönündeki yaklaşımlar hekimle kurulan ilişkiyi
baştan zedeleyebilir. Burada amaç, ağrı yakınması ile yaşam deneyimleri
ve duygusal durum arasındaki ilişkinin hasta tarafından farkedilmesini sağlamak
olmalıdır. Hastalarla yapılan görüşmelerde öncelikle ağrının yaşamlarını
nasıl etkilediği, onları nelerden alıkoyduğu, hangi isteklerini engellediği
tartışılmalı ve genel olarak yaşam alanlarındaki işlevselliğin artırılması
amaçlanmalıdır. Yeterli bir belirti denetimi sağlandıktan sonra görüşmeler
ağrı yakınmalarına değil, affektif durum ve psikososyal alana odaklanarak sürdürülmelidir.
Sürekli ağrının konuşulmasına ya da ağrının azaltılmasına yönelik
girişimler, ağrı duygusunu ve ağrı davranışını artırabilir.
Ağrının hastanın yaşamını ne düzeyde etkilediğini
belirlemek amacıyla hastadan, saatlere bölünmüş bir günlük tutması
istenebilir. Günlük tutmak, bir anlamda, hastanın gün boyu dikkatini ağrıya
odaklaması demek oluyorsa da, ağrıyı başlatan etkenlerin saptanmasında
yararlı olabilir. Ağrı davranışını değerlendirmede kullanılabilecek diğer
veriler ağrı kesici kullanma, doktora ya da acil servise başvurma sıklığı
ve geçirilen operasyon sayısıdır. Hastanın görüşme sırasındaki inleme,
yüz buruşturma, postür alma sayısı ile görüşme dışında bu davranışları
gösterme sayısı karşılaştırılmalıdır.
Fizyolojik ağrıya bağlı davranış ve belirtileri ruhsal
kökenli ağrının belirtilerinden ayırt etmek kolay olmayabilir. Günümüzde
Psikojenik Ağrı tanısı organik nedenlerin dışlanması yoluyla
koyulmaktadır.
Kronik ağrı sendromu, hastanın biyolojik, davranışsal,
bilişsel ve duygusal yönlerine eğilen bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
Gereksiz incelemeler, uzun istirahat raporları, hastanın hemen iyileşme
beklentisi ve doktor doktor dolaşması ağrının kronikleşme riskini artırır.
Psikojenik ağrı düşünülen olgularda, psikiyatrik değerlendirmenin
bir dizi inceleme yapılmadan önce istenmesi çok önemlidir. İleri ve özellikle
invazif incelemeler yakınma ve ağrı davranışını pekiştirebilir. Herhangi
bir ağrı yakınmasında organik patolojinin yokluğu hekimde, ağrının çeşitli
psişik gereksinimleri karşıladığı ve iletişim yolu olarak kullanıldığı
düşüncesini uyarmalıdır.
Ağrının tedavisine yönelik davranışçı yaklaşımlar;
ağrı ilaçlarının dozunun düşürülmesini, ağrıyı artıran kaygı,
depresyon ve kas gerginliğinin azaltılmasını, ağrının bir iletişim biçimi
olarak kullanılması engellemeyi ve sosyal iletişimin artırılmasını amaçlar.
Bu bağlamda davranışçı tedavi ağrıya değil, ona eşlik eden davranış
kalıplarının düzeltilmesine yöneliktir; ağrıyı azaltan, fiziksel ve
psikososyal işlerliği artıran davranışların ödüllendirilmesi amaçlar.
Fiziksel hastalıklardaki psikiyatrik ve psikososyal
morbiditenin tanı ve tedavisine dönük bir bilim dalı olan Liyazon
Psikiyatrisinin ağrı ünitelerindeki işlevleri şöyle özetnenebilir:
-ayırıcı tanıda yardımcı olmak,
-eşlik eden psikiyatrik ve psikososyal morbiditenin tanımlanması
ve tedavisi,
-tıbbi izleme ilişkin görüş bildirmek (analjezik+
psikotrop ilaç kullanımı),
-tıbbi tedavi ekibi ile görüşülerek, hastanın
tedavisini uygun bir psikopsikososyal sistem modeli içinde formüle etmek,
hastalığın psişik ve psikososyal boyutunun anlaşılmasına
yardımcı olmak,
-hastalığa karşı geliştirilen psikopatolojik
reaksiyonlar ve uyum güçlüklerinin tedavisini yürütmek,
-psikofarmakolojik tedavilerin yanında psikoterapötik-davranışçı
bireysel ve/veya grup tedavilerini uygulamak.
PSİKİYATRİK DEĞERLENDİRME VE TEDAVİDE TEMEL İLKELER
Tanı ölçütleri karşılanıyorsa, Major Depresyon ya da Distimik
Bozukluk tanısı konulmalı ve bu durum kronik ağrı sendromuna eşlik eden
depresif belirtilerden ayırt edilebilmelidir.
Antidepresan endikasyonları bilinmeli, duygudurum bozukluğu varsa
antidepresan dozda, yoksa ağrı giderici dozda antidepresan kullanılmalıdır.
Ağrı hastalarında destekleyici, bilişsel, davranışsal yöntemlerin
uygulandığı grup ya da aile terapileri yararlı olabilir.
Anksiyetenin yatıştırılması öncelik taşır, anksiyete bozukluklarını
tanımak, uygun terapi yöntemlerini bilmek gerekir. Yoğun anksiyetesi olan
hastaların ağrı kontrolü genellikle daha güçtür ve daha fazla sorunları
olur.
Öfke, kronik ağrı hastalarında sık görülür ve yoğunluğu ağrının
şiddeti ile paraleldir. Korku ve kederle birlikte ağrının affektif bileşenlerinden
biri olabilleceği gibi depresyonun göstergeside olabilir. Öfke nöbetlerini
sağaltılabilir bir belirti olarak ele almakta yarar vardır.
Opioid kullanımı ve detoksifikasyonu hakkında bilgili olmak gerekir.
Somotoform bozukluklar ve hipokondriazisi olan hastalar için destekleyici,
güven verici, hastanın ilgisini yönlendirici, anlayışlı bir tutumun
yararı vardır.
Eş ya da bir hasta yakını ile görüşme çok değerli, ulaşılması güç
bilgiler sağlayabilir. Sosyal, kişilerarası ilişkiler ve ağrı davranışlarının
gözlemi ağrıya katkıda bulunan faktörler konusunda bilgi verir.
Ağrının kontrolünde başetme mekanizmaları önemlidir. Yaş, kişilik,
cinsiyete göre değişen stratejiler uygulanabilir.
Ağrı hastalarının önemli bir kısmında uyku sorunları vardır. Uyku
laboratuvarı çalışmaları, ağrı hastalarının insomniak hastalardan
daha az uyuduklarını, ağrı hastalarında noktürnal miyoklonus ve alfa
intrüzyonu olabildiğini göstermiştir. Ağrı şiddeti arttıkça uyku
azalmaktadır. Genellikle trisiklik antidepresanlara, hipnotiklere ve
relaksasyona yanıt verirler.
Tedavi arayan hastanın hedefleri, terapistten farklı olabilir. Hastanın
tedaviden memnuniyeti bu hedeflere ulaşabilmesi ile ilgilidir.
Kişi yaşamındaki ana sorunları tanımlaması için yüreklendirilmeli bu
sorunlara özel olarak eğilmesi gerektiğinde de desteklenmelidir.
Hastanın geçmişteki iş ve eğitim düzeyi bilinmeli, bazen iş için
yeni bir eğitim ve yönlendirmenin rehabilitasyonun bir parçası olduğu akılda
tutulmalıdır.
Hastanın içgörüsünü geliştirmek, aileye durumu açıklayabilmek ve
bilişsel tedavilere yönlendirebilmek için, uzun süre ağrının davranışlara
etkisini konuşup yönlendirebilecek durumda olmak gerekir.
KRONİK AĞRI İLE İLİŞKİLİ PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR
Kronik ağrı tek başına bir psikiyatrik tanı olabildiği
gibi, bir psikiyatrik bozukluğun belirtisi de olabilir ya da sendroma bazı
psikiyatrik bozukluklar eşlik edebilir. Bu bölümde önce ağrı bozukluğuna
değinilecek, daha sonra ağrı bozukluğu ile birlikte sık görülen ya da ayırıcı
tanı açısından göz önünde bulundurulması gereken psikiyatrik bozukluklar
gözden geçirilecektir.
AĞRI BOZUKLUĞU
Ağrının kişinin günlük yaşantısını bozacak ve yoğun
sıkıntı verecek düzeyde olduğu bir bozukluktur. DSM-IV'te ağrının düzeyini
belirtmekten çok başlangıç, şiddet, süre ve alevlenmede ruhsal etmenlerin
önemli rolü olup olmadığı kararına dayanan bir yaklaşım benimsenmiştir.
Ayrıca psikolojik etmenlerin eşlik ettiği ve hem psikolojik etmenlerin, hem
de genel tıbbi bir durumun eşlik ettiği ağrı bozukluğu olarak iki alt
tipe, 6 aydan kısa sürdüğünde akut, uzun sürdüğünde kronik
kategorilerine ayrılmıştır.
DEPRESİF BOZUKLUKLAR
Depresyon ve kronik ağrının iki yönlü bir ilişkisi vardır,
kronik ağrı depresyona yol açabilir ya da depresif hastalar ağrı yakınması
ile karşımıza çıkabilir. Kronik ağrısı olan hastaların %30-40'ında
depresif semptomatoloji, %5-10'unda majör depresyon vardır. Yadsıma, ruhsal
hastalığı bedensel yakınmalarla örtme, alkol, madde, analjezik kötüye
kullanımı depresyonu gizleyebilir. Ağrı dışında ya da ağrıyla
birlikte üzüntü, keder, karamsarlık var mı? Yaşamdan tat alabiliyor
musunuz? Zevkle yapabildiğiniz şeyler var mı? soruları kronik ağrısı
olan her hastaya sorulmalıdır. Ağrılı bir hastada depresyon asla normal bir
yanıt gibi kabul edilmemeli, uygun dozda antidepresanla yeterli bir şekilde
tedavi edilmelidir.
Depresyon hastalarının %60 kadarı ağrıdan yakınabilir,
kronik ağrı hastalarında depresyonda görülebilecek bazı yakınmalar sık görülür.
Kronik ağrı ve depresyonun bu yakın ilgisi 'ağrı-yönelimli depresyon'adı
altında bir depresyon grubu hastalık olduğu ve ilk önce antidepresanla sağaltılması
gerektiği düşüncesini getirmiştir.
ANKSİYETE BOZUKLUKLARI
Anksiyete ağrının yalnızca bir bileşeni olarak değil
aynı zamanda nedeni, sonucu, ağrıdan bağımsız eşzamanlı bir başka
belirti olarak da ortaya çıkabilir. Ağrı ile birlikte görülen bozuklukların
tedavisi ise anksiyete ile birlikte ağrı yakınmasını da azaltır.
Hastalarda görülen huzursuzluk ve sıkıntının sonuç mu, neden mi olduğu
yolundaki tartışmalar ağrı ve duyguların birbirlerini etkileyen iki yönlü
süreçler olarak işlediği yönündedir.
SOMATOFORM BOZUKLUKLAR
Somatoform Bozuklukların ayırıcı tanısı bazı güçlükler
taşır. Tanı konamayan bir tıbbi durum yanlışlıkla 'psikolojik' diye
adlandırılabilir. Bir ağrının ne kadar şiddetli olduğunun, ne oranda
fizyolojik nedenlerle açıklanabilecek şiddeti aştığının ayrımını
yapmak kimi zaman olanaksız denebilecek kadar zordur. Uzun dönem izleme ile
konversiyon bozukluğu hastalarının %50'sinde organik bir etyoloji saptandığı
göz önünde bulundurulursa yanılgı olasılığının yüksekliği anlaşılabilir.
Kronik ağrı hastalarındaki bedensel uğraşların genellikle depresyonla ilişkili
görülmesine karşın, bazı kronik ağrı hastaları hipokondiriazis tanısı
alabilirler. Kronik ağrı yakınması ile ortaya çıkan hipokondriazisde en sık
görülen yakınmalar karın ağrısı, kötü postürle ilgili ağrı ve perine
ağrısıdır.
ŞİZOFRENİK BOZUKLUK
Şizofrenide ağrının temel yakınma olması çok enderdir.
Normallerle karşılaştırıldığında şizofreni hastaları ağrılı uyarana
daha az duyarlı bulunmuştur. Şizofreni hastalarında daha çok fizik ve
psikolojik nedenli ağrılar, ender olarak da sanrılara bağlı ağrı görülür
KANSER AĞRISI
Kanser tanısı alan kişilerin en önemli korkularından
birisi dayanılmaz ağrılar içinde ölmektir. Günümüzde 14 milyon kanserli
hastanın yaşadığı ve hastaların yaklaşık %50-80 oranında ağrıdan yakındığı
düşünülmektedir. Gelişen kanser tedavileri ile yaşam süresi ve iyileşme
oranları uzamış, kanserde ağrının etkin kontrol şansı artmıştır. Bu
gelişmelere karşın, yaşamı tehdit eden bir hastalıkla mücadele ederken ağrının
hasta için önemi, yaşam kalitesini ne derece bozulduğu gözden kaçabilir.
Oysa kanser ağrısı tedavi edilebilir ve edilmelidir de. Ağrı acı vermesi
ve günlük yaşamın akışını bozmasının yanı sıra hastayı kanserin kötüye
gittiği, dayanılmaz ağrıları olacağı ve kontrol edilemeyeceği endişeleri
içinde bırakır. Kanser ağrısının tedavisi bilgi ve güvence verme ile başlar.
Daha sonra ağrı nedeni cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavisi gibi
yollarla sağaltılmaya çalışılır. Psikiyatrik bozuklukların tedavisiyle
(anksiyolitik, antidepresan, relaksasyon) ağrı eşiği yükseltilebilir. Bu
tedaviler yeterli olmazsa termokoagülasyon, kimyasal nöroliz gibi yöntemlerle
ağrı yolları tahrip edilebilir. Kanser ağrısının tedavisinde opioid
kullanımından çekinmemelidir. Bağımlılık madde ve kişilik etkileşimi
ile olur, yalnızca maddeye bağlı değildir. Tıbbi nedenlerle opioid kullanılan
kişilerde bağımlılığın ciddi bir sorun oluşturması enderdir. Fizyolojik
bağımlılık oluşsa da tedavisi mümkündür.
AĞRI TEDAVİSİNDE PSİKİYATRİK VE PSİKOLOJİK YÖNTEMLER
Her hastanın ilaç gereksinimi ve kullanabileceği tedavi yöntemleri
aynı değildir. Sıklıkla birden fazla tedavi yöntemi birlikte uygulanır. İlaç,
fizik tedavi, psikoterapi kombinasyonu kapalı ağrı döngüsünü kırmakta
oldukça yararlı olur. Hastalar özellikle yakınmalarının organik bir temeli
olmadığı konusunda duyarlıdır. Terapinin amaçları hakkında hastaya
yeterli bilgi verilirken aynı zamanda TENS gibi fizik yöntemleri birlikte
uygulamak, terapinin etkisini güçlendirecek ve hastayı yalnızca sözel ve
davranışsal yaklaşımlarla iyileşmiş olmanın (ağrının hayali olduğunun
düşünülebileceği) sıkıntısından kurtaracaktır. Uygun terapi modelinin
seçiminde, ağrının özellikleri kadar hastanın gereksinimleri de dikkate alınmalıdır.
(Örneğin, çok gergin, eşi ile ciddi sorunları olan, hatalı oturma gibi
fizik hareketlerinin düzeltilmesi gereken bir bel ağrısı hastasına
relaksasyon, eğitim ve aile terapisinin aynı dönem içinde başlanıp sürdürülmesi.)
Kronik ağrı sendromu olan hastalarda depresyon, distimi gibi psikiyatrik
bozuklukların sık bulunduğundan söz edilmiştir. Eğer böyle bir bozukluk gözlenirse
antidepresan dozunu yükseltme gibi uygun farmakoterapi ve psikoterapi
uygulanması ve yine kronik ağrı hastalarında sıkça görülen uyku
bozukluklarının da ayrıca sağaltılması gerekir.
Antikonvülsanlar ve Benzodiazepinler: Nöropatik ağrıda
karbamazepin, klonazepam ve fenitoin kullanılır. Bu ilaçlar nöronların aşırı
duyarlılığını azaltır ve uyarılabilme eşiğini düşürür. Karbamazepin
trigeminal nevralji, postherpetik ağrı, postsempatik ağrı, diabetik nöropatide
diğer antikonvülsanlardan daha yararlı bulunmuştur. Valproat migrende,
amitriptilinle birlikte, küme baş ağrısı, post herpetik nevraljide kullanılmış
ve yararlı bulunmuştur. Klonazepam GABA reseptörlerini etkileyerek ağrı
iletimini azaltır. Benzodiazepinlerin antidepresan ya da opioidlerle
kombinasyonu denenebilir.
Antidepresanlar: Antidepresanların ağrı giderici etkisi,
duygudurumu üzerine olan etkisinden ve kişide depresyon olup olmamasında bağımsızdır.
Ağrı giderici etkileri; membran stabilizasyonu, antihistaminik etki, peptit
sinerjizmi ve beyin opiyat reseptörlerine bağlanmaları iledir.
Antidepresanlar terminal kanser, postherpetik nevralji, artrit, vasküler ve
gerilim baş ağrısı, fasial ağrı, fibromiyaljide yararlı bulunmuştur.
Genellikle serotonin mekanizması üzerinde etki eden antidepresanlar,
antidepresan etkiden daha düşük bir dozda ağrı giderici olarak kullanılırlar
ve ağrı kesici etkileri daha kısa sürede görülür. Bu alanda en çok
denenmiş olan antidepresan, amitriptilindir. Ağrı giderici etkisinin yanı sıra
sedatif etkisinden yararlanabilmek için 10 mg gibi düşük bir doz gece
verilebilir. Ayrıca depresyon ya da anksiyete bozukluğu gibi ek bir
psikiyatrik tablonun varlığı ağrının kontrolünü güçleştirir. Bu
durumda yeterli doz ve süre antidepresan, gerekiyorsa anksiyolitik ile birlikte
kullanılmalıdır.
TERAPİLER
Kas Gevşemesi (Relaksasyon): İlk olarak Jacobson tarafından
tanımlanan gevşeme eğitimi genellikle kademeli olarak kasları germe ve gevşetme
tekniklerini içerir. Hastalara belirtilen bir kas grubunu germeleri ve yorulana
dek öyle kalmaları söylenir. Daha sonra hasta bu kaslarını gevşetir ve
farklı bir grubu kasar. Bu teknik pratik yapmayı gerektirir, birçok hasta
evde çalışmak için kasetleri yararlı bulduğunu belirtmiştir. Bu yöntemde
yararlanmayan hastalar sıklıkla kas gerginliği düzeyinin gösterilebildiği
biyolojik geri-bildirimden yararlanır.
BİYOLOJİK GERİ-BİLDİRİM (BIOFEEDBACK): Biyolojik
geri-bildirim, fizyolojik bir işlevi kontrol etmeye ya da gevşemeye yardım
amacıyla hastanın bilgilendirilmesi temeline dayanır. Örneğin gerilim baş
ağrısında, baş ve yüz kaslarından elektrotlar aracılığıyla alınan
elektrik aktivitesinin hasta tarafından ses ya da renk olarak algılanması sağlanır;
böylece hasta, sesin azalmasından ya da renk değişikliğinden gevşemenin
olup olmadığını anlar. Çevresel kan basıncı, nabız gibi fizyolojik işlevleri
kontrolde çok etkin bir araç olan biyolojik geri bildirim renk tonları, ses
tonları olarak işlevdeki kontrolü bildirir. Bu teknik, baş ağrısı
(migren, gerginlik), boyun ve bel ağrıları, fantom ağrısı ve çevresel
damar hastalıklarındaki iskemik ağrının kontrolünde yararlı bulunmuştur.
En sık gerilim baş ağrılarında çalışılmıştır.
GİRİŞKENLİK EĞİTİMİ: Kronik ağrı hastalarında, düşük
benlik değeri, girişken olmama ve öfkesini uygun biçimde boşaltamama sıkça
gözlenir. Terapinin amacı, hastada kişilerarası ilişkiler düzeyinde özerklik,
girişikenlik ve duruma egemenlik duygularının geliştirilmesidir.
DAVRANIŞ TEDAVİSİ: Hastanın ağrı davranışını ve ağrı
yaşantısını artırdığı düşünülen davranışların -öğrenme teorisi
temelinde- değiştirilmesidir. Amaç, hastanın işlev düzeyini artırmak, kötü
uyumlu davranışlarını azaltmak ve ağrı kesici ilaç kullanımını önce
azaltıp, sonra tümüyle kesmektir. Aile tedavi ekibince eğitilir; ağrı
anlatımı (yüz buruşturma, inleme, hareketsiz kalma) görmezden gelinir,
fizik aktivite gibi iyi uyumlu davranışlar ise özendirilir ve ödüllendirilir.
BİLİŞSEL TERAPİ: Önce ağrıya özgü kognisyonlar tanımlanır
ve daha uygun olumlu kognisyonlarla değiştirilmeye çalışılır. Bunun yanı
sıra, stresle başetme, girişkenlik eğitimi ve ağrının kökeni konusunda
bilgilendirme gibi tekniklerden de yararlanılabilir. Hastanın, ağrıyı algılaması
ve yanıtının değiştirilmesi hedeflenir. Kognitif terapilerin ağrının
bildirilen şiddetini azalttığı gözlenmiş olmasına karşın, standart yöntemlerle
ölçüm yapılan ve kontrol grubu olan araştırmaların azlığı araştırma
sonuçlarının karşılaştırılabilmesine engeldir.
EĞİTİM: Kronik ağrı programlarının çoğu hastayı
durumu ile ilgili bilgilendirir. Ağrının kökeni, basit anatomik ve
fizyolojik bilgiler verilir. Hastalara, gerçek dışı beklentilerini değiştirmekte
ve durumlarının neden olduğu sınırlılıkları kabul etmede yardımcı
olunur.
AİLE TERAPİSİ: Ailenin kronik ağrıdan etkilendiği
bilinir ve bazı davranışçı tedavilerde aile bireyleri de tedavi grubuna alınır.
Bazen aileye daha özgün bir yaklaşım gerekir. Aile terapisi (eş, çocuklar)
ağrı yakınması ile aile bireyleri arasındaki ilişkiyi araştırır. Ağrı
aile sorunlarının dile gelme biçimi olduğunda, sıklıkla ailedeki
gerginlikle ortaya çıkar ya da kızgınlık ve duygusal gereksinimlerin uygun
anlatımı engellendiğinde bir iletişim biçimi olabilir. Böyle durumlarda ağrı
bir aile sorunu olarak ele alınır ve terapi süreci aile ile birlikte yürütülür.
HİPNOZ: Ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında
operasyonlarda analjeziyi sağlamak için kullanılan hipnoz, ağrının kontrolünde
kullanılan en sık yöntemlerden biridir. Buna karşın etki mekanizması tam
bilinmemekte, ağrının hipnoz sonucu oluşan bazı fizyolojik değişikliklerle
iyileştiğinden söz edilmektedir. Bilişsel süreçteki değişiklikler ise
daha iyi tanımlanmıştır. Hipnotik analjezide bilginin kaydedildiği fakat
bilince gönderilmediği belirtilir. Önemli elemanlar, mental relaksasyon,
dikkati odaklaştırma, artmış telkine yatkınlıktır. Kanser, baş-boyun bölgesi
ve fantom ağrılarında başarıyla kullanılmıştır.
PSİKODİNAMİK YAKLAŞIMLAR: Bireysel psikodinamik
psikoterapinin amacı, ağrı yakınmasının gelişmesinde öfke, saldırganlık
ve suçululuğun yerinin aydınlatılmasıdır. Destekleyici psikoterapilerde
hastanın başetme mekanizmaları güçlendirilir, terapist öneriler, akıl yürütmeler,
netleştirme ve cesaret vermeyi kullanabilir. Yoğun, kısa dönemli terapilerin
yararlı olduğu bildirilmiştir. Psikodinamik yönelimli psikoterapilerde
programı bırakma yüksek ve yararlanım düşük bulunmuş ve hastalarda sık
gözlenen aleksitimik özellikler nedeni ile ağrı hastalarının bu tip
terapilere uygun olmadıkları kanısına varılmıştır.
STRESLE BAŞETME: Ağrıyı artıran stresli durumları tanımayı
ve verilen yanıt değiştirmeyi hedefler. Stresli durumlar tanımlandıktan
sonra hastanın başetme yolları tartışılır ve daha iyi uyum için öneriler
getirilir.
SOSYAL DESTEK GRUPLARI: Hastaların sosyal izolasyonlarını
düzeltmek için sağlık grubu (yürüyüş) ya da bilgi ve beceri kursları
gibi etkinliklere katılmalarını sağlamak tedavi programının bir parçası
olabilir.
İŞ-UĞRAŞI TERAPİSİ: Günlük yaşamın gereksinimlerini
karşılayabilmek için hastalara yardım ve danışmanlığı içerir. Hastanın
yıkımı ve yetersizlikleri yerine beceri ve güçlerine odaklaşıp kendine
yeterli durum sağlanmaya çalışılır. Eski işlerini sürdürmeyen hastalar
için iş danışmanlığı gerekebilir. Bu ilgiler, yetenekler ve iş olasılıklarının
değerlendirilmesi, hastanın bunlara göre yönlendirilmesi ve bu işler için
gerekiyorsa eğitim, kurs gibi bağlantıların sağlanmasıdır.
KAYNAKLAR
1 - Monks R ( Edt Wall DP, Melzack R) Psychotropic
drugs.Textbook of pain. 3th edition, 1994. Churchill Livingstone Butler &
Tanner ltd. London 963-989.
2 - Lang E, Hord AD, Denson D. Pain management, new cocepts.
Anesthesiology V63 No.34 September, 1995. 209
3 - Songer AD, Schulte H, Galler S B, Neuropathic pain of
peripheral origin: Advabces in pharmacologic treatment. Neurology (45) (Suppl. 9
)17-25 1995.
4 - Mons R. (edt. Bonica JS,) Psychotropic drugs. The
Management of Pain. 2nd. edition 1990. Lea & Febiger,
Philadelphia USA. 16776-1689
5 - Biological therapies. Kaplan HI, Sadock BJ, Grebb JA.
Synopsis of psychiatry. 7th edition 1994 Williams & Wilkins USA.
865-1015
6 - Foster AC, Bafaloukus J; paroxetine in the treatment of
choronic daily headache. Headache; 34: 587-89, 1994.
7 - Longemark M, Bach FW, Olesen J. Sulpiride and paroxetine
in the treatment of choronic tension-type headache. A comparetive double-blind
study. Cephalgia. 9:398-399, 1989.
8 - Bendtsen L, Jensen R, Olesen J. J. Neurol neurosurg
psychiatry. 1996 sep. 285-290.
9 - Başak y, Yılmazer N, Özkan S. Ayaktan izlenen kronik
bağrı hastalarının psikiyatrik değerlendirilmesi. III: ulusal konsültasyon
liyezon psikiyatri kongresi ve mezuniyet sonrası eğitim kursu kitapcığı.
371-76
10 - Amerikan Psikiyatri Birliği: Mental Bozuklukların Tanısal
ve Sayımsal El Kitabı Dördüncü baskı (DSM IV ), Amerikan Psikiyatri Birliği,
Washington DC, 1994ten çeviren Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği,
Ankara, 1996.
11 - Psikiyatri Temel Kitabı (Eds Güleç C, Köroğlu E).
Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1997, 537-544.
12 - Soykan A, Kumbasar H. Kronik Ağrı tedavisinde
Psikiyatrik yaklaşımlar. Klinik Psikiyatri Dergisi, cilt:2, sayı:2, 1999.