Doç. Dr. Ali Özeren (ÇÜTF Nöroloji Anabilim Dalı)
Santral ağrı terimi omurilikten serebral kortekse kadar
santral sinir sistemi yapılarındaki lezyonlara bağlı olarak ortaya çıkan,
nöropatik tipteki ağrıları tanımlamada kullanılır. Santral poststrok ağrı
(SPSA) terimi ise santral ağrı kavramı içinde, ancak gerek sıklık ve
gerekse de doğası itibariyle diğer santral ağrı yaratan diğer nedenlerden
farklı özellikleri içinde taşıyan ağrılı sendromları tanımlamada
kullanılmaktadır. Tüm inme olgularında santral tipte ağrı gelişme oranı
yaklaşık % 1-2dir (2). İnmeden sonra ortaya çıkan santral
tipteki ağrılar, refleks sinaptik reorganizasyonun ya da en azından anormal
sinaptik aktivite gelişiminin önemli bir bulgusu sayılabilir (9).
Bu yazıda SPSAnın nedeni olan inme ile ilgili genel kavramlar ve SPSAnın
klinik özellikleri ve tedavi yaklaşımları gözden geçirilecektir.
İnme vasküler bir nedene bağlı, hızlı gelişim gösteren,
24 saat ve daha uzun süreli, fokal (veya global) serebral fonksiyon bozukluğudur
(17). Etyolojik açıdan inmeler iskemik ve hemorajik
olarak iki grupta sınıflandırılır. İskemik inmeler lezyonun arteryel dağılımına
göre karotid, vertebrobaziler, laküner ve ara bölge
(border zone) infarktları, hemorajik inmeler ise intraserebral,
subaraknoid ve epidural-subdural hemorajiler olarak sınıflandırılır.
Gerek karotid gerek vertebrobaziler alandaki tüm iskemik ve hemorajik inmeler
santral ağrıya yol açabilirler (12). Santral ağrı gelişiminde
inmeye yol açan lezyonun büyüklüğünden çok lokalizasyonu önem taşır.
Bu lokalizasyonlar lateral medulla oblongata, talamus, kapsula internanın arka
bacağı, kortikal ve subkortikal postsantral girus (birinci somatosensoryel
alan) ve insüler bölgelerdir (ikinci somatosensoryel alan) (2). Bu
yapıların içinde talamus ve alt beyin sapının kanlanmasını sağlayan
talamostriat ve posterior inferior serebellar arter tutuluşları, santral ağrı
gelişiminde özel bir öneme sahiptir (2, 12).
Santral sinir sisteminde ağrıya yol açabilen yapılar şu
şekilde sıralanabilir; beyin sapı, talamus ve supratentoryel ekstratalamik
yapılar.
Beyin sapı tutuluşları
Beyin sapında, inferior posterior serebellar arter tutuluşu
ile ortaya çıkan Wallenberg hastalığı nöroloji pratiğinde oldukça iyi
bilinen çapraz beyin sapı sendromlarından biridir ve önemli bir santral ağrı
nedeni olabilir. Lezyon tarafında yüzde, karşı gövde ve ekstremite tarafında
hipoaljezik ve analjezik alanların yanısıra ağrı gelişebilir. Ağrı ani
periferik uyarımlar ve emosyonel durumlardan etkilenebilir. Hatta hiperaljezi
ve hiperpati görülebilir. İnme ile santral ağrının gelişmesi arasında
belirli bir süre bulunmaz. İnmeden kısa süre sonra görülebileceği gibi,
haftalar sonra da ortaya çıkabilir. Ağrının tanımlanması, her tür nöropatik
ağrıda olduğu gibi, bazen zorluklar gösterebilir. Tablo 1de, beyin sapı
tutuluşlarında tanımlanan santral ağrı karakteristikleri, talamik ve
supratentoryel talamik lezyonlarla ortaya çıkan ağrı karakteristikleri ile
karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir.
Beyin sapı tutuluşlarına bağlı santral ağrının en önemli
nedeni, Wallenberg sendromunda da olduğu gibi, spinotalamik traktus tutuluşudur.
Özellikle ventro-posterior talamik bölgeye ulaşan neospinotalamik
projeksiyonlar tutulur. Buna karşın, paleospinotalamik projeksiyonlar ve
lemniskal sistem tutuluşu söz konusu değildir (4). Oysa beyin sapı
sendromlarının önemli bir bölümünde lemniskal sistem de tutuluşa katılmaktadır.
Medial lemniskal yolların dizinhibisyonu da santral ağrının bir nedeni
olabilir. Epikritik duyumdan sorumlu lemniskal sistemi tutan lezyonlarda, bu
duyumlarla ilgili kayıp, ağrı ve ısı gibi spinotalamik yollarla iletilen
protopatik ağrının gelişmesini tetikleyebilir. Boivie lemniskal sistem
tutuluşunun, olasılıkla ağrının ortaya çıkışından çok, ortaya çıkan
ağrının sonraki dönemlerdeki gidişini ve klinik özelliklerini belirleyen
bir faktör olduğunu ileri sürmüştür (2).
Talamik sendrom
Santral ağrının en iyi incelenen ve bilinen örneği
talamik sendromdur. İlk kez Dejerine ve Roussy tarafından 1906 yılında tanımlanan
bu sendromun ana klinik özellikleri karşı vücud yarısında, genellikle
dizestezi ile ortaya çıkan nöropatik ağrılardır (5). Talamusu
tutan ya da etkileyen hemorajik ve iskemik lezyonlarda görülür. Santral ağrıya
yol açan serebrovasküler lezyonların en sık yerleşim bölgesi talamustur. Tüm
SPSA sendromlarının yaklaşık yarısı talamik etkilenme sonrası ortaya çıkmaktadır
(13). Talamik tutuluşta ağrı dışında, oldukça zengin bir
klinik nörolojik tablo karşımıza çıkar; duysal semptomatolojinin yanısıra
motor ve koordinasyon bozuklukları, yüksek serebral fonksiyon bozuklukları
gibi çok sayıda nörolojik tutuluş bulgusu karşımıza çıkabilir. Hatta
talamusa komşu yapıların etkilenmesi ile ek nörolojik bulgular da (yüzeyel
ve derin duyu bozuklukları, parezi, ataksi, afazi, görme alanı defekti gibi)
klinik tabloya katılır (1, 7, 12). Ağrı gelişimi klinik tabloyu
daha da komplike bir duruma getirir.
Ağrı, inmeden haftalar-aylar sonra, genellikle yavaş,
ancak giderek artan şiddette olmak üzere, hemiparetik/plejik ekstremitelerde
gelişir (14, 18). Çok ender olarak dil, yüz (cheri-oral dağılım),
toraks ve hatta iç organlarda ağrı gelişebilir. Bazı olgularda ağrı
ekstremitenin sadece bir parçasına sınırlı kalabilir. Leijon ve arknın
çalışmasında hastaların yaklaşık yarısında ağrının ilk birkaç gün
ile birinci ay içersinde ortaya çıktığı, geri kalan yarısında ise
birinci aydan sonra ortaya çıktığı gösterilmiştir (12). Bizim
izlediğimiz, iskemik ya da hemorajik inmeye bağlı talamik ağrısı olan 12
olguda ağrı, inmeden ortalama 23.1 ay sonra ortaya çıkmıştır. Bu veriler
bize, talamik lezyonlardan sonra gelişen santral ağrının inmenin oldukça geç
dönemlerinde de ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Ağrı hastalar tarafından
çok farklı şekillerde ifade edilebilir, bazen tanımlanmasında güçlükler
yaşanabilir (Tablo 1). Temelde klinik olarak iki tip ağrı gelişir: 1) Bazen
paroksismal de olabilen spontan ve şiddetli ağrılar, 2) Yanma, ağırlık
hissi ve sızı şeklindeki süregen ağrılar. Ağrının şiddeti ve yoğunluğu
kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Ağrı eksternal ve internal
uyaranlarla uyartılabilir ya da var olan ağrının şiddeti arttırılabilir.
Ekstremite hareketleri, soğuk ve sıcak, dokunma, hatta hafif ağrısız uyarılar,
emosyonel ve duysal stresler ağrıyı uyartabilir (12). Tablo
2de, ağrıyı uyartan faktörlerin sıklığı, diğer lokalizasyonlara bağlı
SPSAlı olgularla karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir. Hasta ağrının
yanısıra, daha önce hissetmediği garip duyumlardan yakınabilir. Bazen
normal tarafın uyartılması bile ağrıya yol açabilir (sinashalgia) (18).
Ağrı gelişiminde, spinotalamik afferentleri alan nosiseptif nöronları içeren
lateral ventroposterior (VPL), medial ventroposterior (VPM),
nukleiventroposterior (VPI) ve intralaminar çekirdeklerin (özellikle santral
lateral çekirdek) tutuluşları esastır.
Supratentoryel-ekstratalamik yapı lezyonları
Talamik etkilenme olmaksızın, kortikal ve subkortikal
parietal yapıların lezyonları ile de santral tipte ağrı görülebilir. Ağrı,
talamik ağrıda görülen ağrıdan genellikle daha az şiddetlidir (15).
Ancak ağrının tanımlanması ve uyartan özellikleri beyin sapı ve talamik
etkilenme ile ortaya çıkan ağrıya çok benzer. Klinik ayırımın bazen son
derece güç olabileceğini de vurgulamak gerekir (Tablo 1, 2). Ağrı inmeden
haftalar-aylar sonra ortaya çıkabilir. Ağrılar bazen nöbetler tarzında
gelişebilir, uyuşukluk, iğnelenme gibi hoş olmayan duyumlar ağrıya eşlik
edebilir. Ağrılı nöbetlere bazen klonik jerkler gibi epileptik fenomenler eşlik
edebilir (18). Nörolojik muayenede duysal kayıp bulgusu görülür
ya da görülmez. Ağrının ortaya çıkışında posterior parietal bölge
tutuluşları, özellikle de insula ve parietal operkulum tutuluşlarının önemi
vurgulanmış ve lemniskal-talamik-parietal yollarda oluşan deafferentasyonun
bu tip ağrıya yol açabileceği ileri sürülmüştür (3, 8, 18).
Tanı
SPSA tanısında olgudan alınan inme öyküsü esastır. Eşlik
eden klinik nörolojik bulguların ve ayrıca nöroradyolojik olarak, yukarıda
tanımlanan lokalizasyonlarda bir vasküler lezyonun saptanması durumunda,
hastanın bir vücut yarısındaki ağrının inme ile ilişkili olma olasılığı
güçlenir. Bu durumda, sinir sisteminin diğer düzeylerine (periferik
sinirler, dorsal kök ve periferik sinirler) ait nöropatik ağrılarla ayırıcı
tanı yapılmasında önem taşır. Diğer yandan nöropatik tipteki ağrı özelliklerinin
hastadan ayrıntılı olarak öğrenilmesi ve nosiseptif ağrıdan ayırıcı
tanının doğru bir şekilde yapılması gerekir. Wallenberg sendromu gibi
beyin sapı lezyonlarında tipik, alternan dağılımlı nörolojik bulguların
varlığı tanıda önemlidir. Talamik lezyonlarda ağrı karşı vücut
(hemipleji/paretik) yarısındadır. Supratalamik yapıların lezyonlarında ise
ağrı, yine karşı vücut yarısında olmakla birlikte, ekstremitelerin distal
bölümlerinde daha belirgin olabilir.
Tedavi
SPSA tedavisi genel olarak santral ağrı tedavi prensipleri
içinde değerlendirilmelidir. Santral ağrı tedavisi bazen değişik tedavi
alternatiflerini, farklı kombinasyonlar halinde kullanmamıza yol açabilen,
kendi içinde belirli zorlukları beraberinde taşıyan bir tedavidir. Bu
nedenle, hasta-hekim ilişkisi önem kazanır. Tablo 3de santral ağrıda,
dolayısıyla SPSAda kullanılan tedavi yöntemleri gösterilmiştir. Bununla
birlikte, bu tabloda yer alan tedavi alternatiflerinin bazılarının ampirik
yaklaşımla kazanılmış bilgilere ya da küçük hasta gruplarında elde
edilen deneyimlere dayalı olduğunu da bilmemiz gerekir.
SPSA tedavisinde ilk seçilecek ilaç antidepresanlardır.
Serotonine duyarlı olan ya da olmayan çok sayıdaki antidepresan ilacın
santral ağrı tedavisinde yararlı olduğu gösterilmiştir. Bununla beraber,
spesifik olarak SPSAyı konu alan çalışmalar göreceli olarak az sayıdadır.
Bu çalışmalardan birinde amitriptilin ve karbamazepin çift kör olarak SPSA
olgularında karşılaştırılmış ve her iki ilacın da ağrı yoğunluğunu,
4. haftada yaklaşık % 20 oranında azalttıkları, amitriptilinin klinik
etkisinin total plazma düzeyi ile paralellik gösterdiği, karbamazepinin
etkinliğinde ise böylesi bir parallelliğin bulunmadığı gösterilmiş ve
amitriptilinin tedavide ilk seçenek olması gerektiği vurgulanmıştır (11).
Bir başka çalışmada ise benzer klinik etki, doxepine propranolol
eklenmesi ile elde edilmiştir (16).
Trigeminal nevraljide etkinliği kesin olarak bilinen
karbamazepinin SPSA tedavisinde de önemli bir yeri olabileceği gösterilmiştir
(11, 14). Bu etki talamik lezyonlara bağlı ağrılarda daha da
belirgindir. Bizim ortalama 8.08 ay süre ile izlediğimiz 12 talamik ağrı
olgusunda, ağrı skalasında belirgin gerileme gözlenmiş, ayrıca olguların
tümünde ağrının az ya da tam düzelme gösterdiği izlenmiştir (14).
Karbamazepinin yanısıra feniotin, klonazepam, sodyum valproat SPSA tedavisinde
kullanılabilecek diğer antiepileptik ilaçlardır (2).
Lokal anestetikler ve analjezik ilaçlarla ilgili SPSA
tedavisi deneyimleri son derece kısıtlıdır ve kontrollü çalışmalar henüz
yapılmamıştır. Klasik olarak ağrı tedavisinde yeri olan nöroleptik ilaçlar
ise önemli yan etkileri nedeniyle santral ağrı tedavisinde geniş bir kullanım
alanı bulamamıştır.
Geniş çaplı liflerin uyartılarak omurilikteki inhibitör
ara nöronların aktive edilmesi ve böylelikle ağrılı impulsların geçişinin
durdurulması esasına dayanan transkütanöz elektriksel stimülasyon (TENS),
özellikle ağrılı bölgelerde dokunma ve vibrasyon duyusu kaybı bulunmayan
olgularda, SPSA tedavisinde olumlu sonuçlara yol açmaktadır (6, 10).
Düşük ve yüksek frekanslı uyarımlarda birbirine yakın oranlarda olumlu
yanıt alınmaktadır.
ÖZET VE SONUÇ
Omurilikten serebral kortekse kadar olan santral sinir
sistemi bölgelerinde yer alan vasküler lezyonlara bağlı olarak gelişen SPSA
sendromu, diğer santral ağrı yaratan nedenler arasında, klinik gelişim süreçleri
açısından ayrı bir antite olarak ele alınmalıdır. Ağrı, inmeden kısa süre
sonra başlayabileceği gibi, daha geç dönemlerde de gelişebilir. Klinik
olarak düzey tayini yapmak çoğu kez mümkün olmaz. Tedavide ilk seçenek
antidepresan ilaçlar olmakla birlikte, karbamazepin ve TENS de alternatif
tedavi yöntemleri olarak gözönünde tutulmalıdır.
KAYNAKLAR
1 - Bogousslavsky J, Regli F, Uske A. Thalamic infarcts:
Clinical syndromes, etiology, and prognosis. Neurology 1988;38:837-848.
2 - Boivie J. Central pain. In: Wall PD, Melzack R (eds).
Textbook of Pain. Third edition. Edinburgh, Churchill Livingstone, 1994:
871-902.
3 - Boivie J, Johansson I. A clinical investigation of
central post-stroke pain. Pain 1987;(suppl.4):S404.
4 - Boivie J, Leijon G, Johansson I. Central post-stroke pain
a study of the mechanisms through analyses of the sensory abnormalities.
Pain 1989;37:173-185.
5 - Dejerine J, Roussy G. Le syndrome thalamique. Rev Neurol
1906;14:521-532.
6 - Eriksson MBE, Sjölund BH, Nielzen S. Long term results
of peripheral conditioning stimulation as an analgesic measure in chronic pain.
Pain 1979;6:335-347.
7 - Graff-Radford NR, Damasio H, Yamada T, Eslinger PJ,
Damasio AR. Nonhemorrhagic thalamic infarction. Clinical neuropsychological
findings in four anatomical groups defined by computerized tomography. Brain
1985;108:485-516.
8 - Hamby WB. Reversible central pain. Arch Neurol
1961;5:528-532.
9 - Leifer D. Neuronal plasticity and recovery from stroke.
Neuroscientist 1998;4:68-70.
10 - Leijon G, Boivie J. Central post-stroke pain the
effect of high and low frequency TENS. Pain 1989;38:187-191.
11 - Leijon G, Boivie J. Central post-stroke pain: a
controlled trial of amitriptyline and carbamazepine. Pain 1989;36:27-36.
12 - Leijon G, Boivie J, Johansson I. Central post-stroke
pain neurological symptoms and pain characteristics. Pain 1989;36:13-25.
13 - Lewis-Jones H, Smith T, Bowsher D, Leijon G. Magnetic
resonance imaging in 36 cases of central post-stroke pain (CPSP). Pain
1990;(suppl 5):278.
14 - Sarıca Y, Özeren A, Bozdemir H. Talamik ağrı
sendromu ve karbamazepin tedavisi sonuçları. 13. Ulusal Klinik Nörofizyoloji
EEG-EMG Kongresi, 26-28 Nisan 1995, İstanbul, p. 83.
15 - Schmahmann JD, Leifer D. Parietal pseudothalamic pain
syndrome. Clinical features and anatomic correlates. Arch Neurol
1992;49:1032-1037.
16 - Tourian AY. Narcotic responsive thalamic pain
treatment with propranolol and tricyclic antidepresants. Pain
1987;(Suppl.4):411.
17 - Walker AE, Robins M, Weinfeld FD. Clinical findings. The
National Survey of strokes. Stroke 1981;12:1.
18 - Zileli B. Nöropatik ağrı. Yegül İ (ed). Ağrı ve
Tedavisi. Yapım Matbaacılık, İzmir, 1993, pp. 55-74.