Doç. Dr. Tunay Sarpel (ÇÜTF Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı)
İnsan vücudunun omuz bölgesi, skapula, humerus, klavikula
kemikleri ile bunlar arasındaki eklemlerden oluşur. Bu eklemler, glenohumeral
eklem, akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklem ve skapulotorasik birleşimdir
(fonksiyonel eklem). Eklemlerin eşzamanlı ve uyumlu hareketi üst ekstremite
ve ele fonksiyonel bir ark içinde oldukça geniş hareket kapasitesi sağlar (1,
2). Omuz bölgesi bu geniş hareket kapasitesi ile orantılı olarak
yaralanmaya oldukça uygun bir konumdadır
Omuz ağrıları, en yaygın muskuloskeletal semptomlardandır.
Prevalans çalışmalarına göre görülme oranı % 7-10 arasında değişmektedir
(3). Omuz bölgesindeki ağrılar, glenohumeral eklem ve çevresindeki
kemik veya periartiküler yumuşak dokulardan (ör. rotator kaf, bisipital
tendon, subakromiyal bursa), akromiyoklavikular eklem, sternoklavikular eklemden
kaynaklanabilir. Bunlara ek olarak tuzak nöropatileri, brakial nöritis,
servikal omurga ve visseral organ patolojileri gibi nedenler de omuz bölgesinde
ağrıya neden olabilirler (4, 5). Tablo 1 de omuz ağrısına yol
açan intrinsik nedenler, Tablo 2 de ekstrinsik nedenler gösterilmiştir (6,
7).
Omuz bölgesi patolojilerinde en sık rastlanan semptomlar ağrı
ve hareket kısıtlılığıdır (3). Hastaların değerlendirilmesinde
doğru, detaylı anamnez ve dikkatli fizik muayene son derece önemlidir. Ağrının
tipi, yeri ve yayılımı, arttıran faktörler, süresi dikkatle sorgulanmalıdır.
Özellikle 50 yaşın üzerindeki hastalarda sıklıkla servikal patoloji de eşlik
edebilir. Torakal omurga ve kosta patolojileri, postür bozuklukları omuz kuşağı
hareketlerini etkileyebilir. Bu nedenle omuz muayenesinin bir parçası olarak
servikal ve torakal bölgenin de değerlendirilmesi gereklidir. Geçirilmiş
travmalar, teşhise yardım edebilir. Örneğin, omuzun üzerine düşme
sonucunda rotator kaf veya akromiyoklavikular eklem yaralanması oluşabilir.
Hastanın yaptığı spor aktivitelerinin öğrenilmesi, genç hastalarda buna
bağlı oluşabilecek yaralanmaların saptanmasını sağlayabilir. Hastanın geçirdiği
diğer hastalıklar ve daha önce gördüğü tedaviler de dikkatle sorgulanmalıdır.
Romatoid artrit gibi inflamatuvar romatizmal hastalıklar, serebrovasküler
olaylar, kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıklara omuz patolojileri eşlik
edebilir (6, 8, 9).
Omuz Ağrısı nedenleri
Subakromiyal Sıkışma Sendromu
Akromiyon, korakoakromiyal ligament ve korakoid çıkıntının
oluşturduğu korakoakromiyal ark, sert bir yapı olup kolun elevasyonunu kısıtlar.
Altında bulunan humerus başını ve rotator kafı direk travmalardan korur.
Subakromiyal sıkışma sendromu, korakoakromiyal ark ile humerus başı arasındaki
yumuşak dokuların, supraspinatus tendonu ve subakromiyal bursanın sıkışması
ve inflamasyonu ile meydana gelir (6, 8, 10). Subakromiyal aralığı
daraltal yapısal ve fonksiyonel nedenler subakromiyal sıkışma sendromuna yol
açabilir. Akromiyoklavikular eklem patolojileri, osteofitler, akut veya kronik
bursa inflamasyonu, korakoakromiyal ligamentin kalınlaşması,
akromiyoklavikular eklem patolojileri, proksimal humerus kırığı malünyonu,
akromiyonun morfolojik değişiklikleri (Tip III, çengel şeklinde akromiyon)
yapısal nedenlerdendir (8, 11). Fonksiyonel nedenler, torasik kifoz
artışına bağlı anormal skapula ve omuz pozisyonu, rotator kaf zayıflığı,
posterior kapsül gerginliği veya rotator kaf yırtığına bağlı oluşan
glenohumeral depresyon kaybıdır. Subakromiyal aralığı daraltan herhangibir
neden sonucunda, kolun abduksiyon ve öne fleksiyon hareketi sırasında rotator
kaf, humerus başı ile akromiyal ark arasında sıkışır. Ödem, inflamasyon
ve bursit meydana gelir. Tekrarlayan sıkışma ve inflamasyon atakları sonunda
dejeneratif tendinit ve rotator kaf yırtığı gelişebilir (11, 12).
Subakromiyal sıkışma sendromunda hastalar omuzun anterior yüzüne lokalize
olan ve gece istirahatte artan ağrıdan yakınırlar. Kol elevasyonunun 60°
ile 120° arası ağrılıdır, buna ağrılı ark
denir (6). Fizik muayenede Neer ve Hawkins subakromiyal sıkışma
testleri pozitif bulunur. Kesin teşhis için subakromiyal enjeksiyon testi
uygulanır. Subakromiyal aralığa 3-5ml %1lik Lidocain enjeksiyonu yapılır.
Bir kaç dakika beklendikten sonra sıkıştırma manevraları tekrarlanır. Ağrının
en az %50 azalması teşhis için değerlidir (8, 13). Hastalığın
tanısında radyografik inceleme, ultrasonografi, artrografi ve MRG yöntemleri
yardımcıdır.
Subakromiyal sıkışma sendromunun 3 evresi bulunur:
Evre 1- Ödem ve Hemoraji: Sıklıkla gençlerde, kolun baş
üstü bir seviyede aşırı aktivitesi sonucunda gelişir. Tenis, yüzme, atma
aktivitesinin yapıldığı spor tiplerinde veya kolunu sürekli horizontal
planda tutarak çalışanlarda görülür. Supraspinatus tendonu ve subakromiyal
bursada ödem ve hemoraji meydana gelir. İstirahat ve konservatif tedaviye
olumlu yanıt alınır ve reversibldır. Bu evrede lokal buz uygulaması,
aktivite kısıtlaması, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, omuz
eklem hareket açıklığını koruyan egzersiz programı önerilir (8, 14,
15).
Evre 2- Fibrozis ve Tendinit: Tekrarlayan travmalar sonucunda
subakromiyal bursa, supraspinatus tendonunda fibrozis ve kalınlaşma meydana
gelir. 25-40 yaş grubunda sıktır ancak herhangi bir yaşta da görülebilir.
Ağrı aktivite ile artar ve giderek günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayabilir,
geceleri uykuyu bozacak kadar şiddetlenebilir.
Evre 3- Kemik ve Tendon Lezyonları: Genellikle 40 yaş üzeri
bireylerde görülür. Rotator kafta parsiyel veya tam yırtık, bisipital
tendon yırtığı, akromiyon ve tüberkulum majusta kemik lezyonları oluşur.
Semptomlar aktiviteyle ve gece artar. Eklem hareket kısıtlılığı ve sertlik
hissi bulunur. Bu hastalarda özellikle abduksiyon ve eksternal rotasyonda güçsüzlük
bulunur. Üst ekstremitenin 90° abduksiyonda
tutulması güçleşir, düşen kol (drop-arm) testi pozitifdir. Kronik
vakalarda omuz çevresinde atrofi gelişebilir. Tedavisi genellikle cerrahi olup
anterior akromiyoplasti, rotator kaf tamiri yapılabilir (6, 8, 12, 13).
Glenohumeral instabilite:
Rotator kaf veya omuz eklemi kapsülünde oluşan kronik,
travmatik yırtıklar humerus başı ile glenoid kavitenin ilişkisinin bozulmasına
yol açabilirler. Bunun sonucunda glenohumeral instabilite gelişir (5, 8,
16). Glenohumeral eklem, vücutta en fazla hareket genişliğine sahip
olan, aynı zamanda en sık dislokasyon görülen büyük eklemdir.
Subluksasyonunda ise, eklem yüzlerinde tam ayrılma olmaksızın glenoid üzerinde
humerus başının semptomatik translasyonu meydana gelir (15, 16).
Glenohumeral instabilite kronolojik olarak, konjenital, akut, kronik, fikse ve
rekürren tipler şeklinde sınıflandırılabilir. Konjenital instabilite,
proksimal humerus veya glenoid anomalisi veya yokluğu sonucunda olabilir.
Etiyolojik faktörlere göre, omuz instabilitelerini travmatik ve atravmatik
olarak iki gruba ayırabiliriz (Matsenin sınıflandırması) (8, 15,
17).
1-TUBS: Travmatik, Unidirectional (tek yönlü)
instabiliteli hastalar, genellikle Bankart lezyonu bulunur, fonksiyonel
stabilite için cerrahi giritim (Surgery) gerekir.
2-AMBRİ: Atravmatik, Multidirectional (çok yönlü),
Bilateral instabiliteli hastalar, genellikle Rehabilitasyon
programlarına iyi yanıt alınır. İnferior kapsülde değişiklik
olabilir.
Glenohumeral instabilitenin en sık nedeni travmadır ve
genellikle gençlerde, aktif atletlerde görülür. İnstabilitenin yönü
yaralanma mekanizmasına, direk veya indirek travmaya bağlıdır. Abduksiyon,
ekstansiyon ve dış rotasyon kuvvetlerinin bileşimi anterior omuz eklemi kapsülünde
lezyona ve anterior instabiliteye yol açar. Kol adduksiyon ve iç rotasyonda
iken aksiyal stres altında kalırsa posterior instabilite oluşur. En sık
anterior instabilite görülür (15, 17).
Tethisde anamnez ve fizik muayene önemlidir. Fizik
muayenede, genel eklem laksitesi değerlendirilir ve anterior endişe testi,
posterior stres testi gibi provakatif testler uygulanır. Humerus başı
kavranarak glenoid kaviteye göre anterior ve posterior yönde kayma
hareketlerinin oranına bakılır. İnferior kayma, hastanın kolu fleksiyonda
iken dirsek üzerinden tutulup aşağıya doğru çekilerek değerlendirilir. Bu
durumda akromiyonun altında boşluk (sulkus belirtisi) oluşur (8, 17).
Bilgisayarlı tomografi, MRG ve diagnostik artroskopi teşhise yardımcıdır (18).
Akut omuz dislokasyonunda redüksiyon yapılıp eklem,
tekrarlayabilecek dislokasyonların önlenmesi için korunur. Kapalı redüksiyonu
takip eden bir kaç gün içinde izometrik egzersizlere başlanır. Atravmatik
instabilitenin tedavisinde amaç, ağrıyı gidermek ve fonksiyonel stabiliteyi
yeniden kazandırmaktır. Bu amaçla rotator kaf ve biseps kası gibi dinamik
stabilizatörlerin kuvvet ve koordinasyonunu arttıran egzersiz programları
verilir. Atravmatik ve travmatik instabilitelerde kontrollü bir egzersiz
programı uygulanmasına rağmen fonksiyonel stabilite sağlanamazsa cerrahi
tedavi seçilir. Postoperatif dönemde, eklem hareket açıklığını sağlayan,
kas güçlendirici, omuz mekaniğini düzelten ve enduransı arttıran
rehabilitasyon programları uygulanır (8, 16).
Rotator Kaf Tendiniti:
Rotator kaf tendiniti en yaygın omuz ağrısı nedenidir.
Yapılan bir çalışmada omuz ağrısı nedenleri içinde rotator kaf lezyonları
oranı % 65 olarak bildirilmiştir (11). En sık supraspinatus
tendonu etkilenir. Vasküler çalışmalarda, tendonun tuberkulum majusa yapıştığı
yerin 1-2 cm proksimalinde bulunan kritik zon denen avasküler alanda
dejenerasyon gelişebileceği gösterilmiştir. Kolun tekrarlayan elevasyon ve
abduksiyonunda bu bölgede relatif hipovaskülarite oluşarak inflamasyon ve
tendinit meydana gelmektedir (9, 12). Hastada omuzun ön ve üst kısmına
lokalize künt bir ağrı yakınması bulunur. Supraspinatus aktivitesinin
maksimum olduğu abduksiyonun 60° ile 120°
si arasında ağrı saptanır. Tekrarlayan iskemik ve inflamatuar ataklar
sonucunda rotator kafta meydana gelen dejenerasyona bağlı olarak rotator kaf yırtığı
oluşabilir. Rotator kaf tendinitinin erken dönem tedavisinde istirahat ve
aktivite düzenlenmesi yapılır. Analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar
verilir, fizik tedavi modaliteleri, ultrason tedavisi uygulanabilir. Ağrının
azalması ile birlikte omuz eklemi hareket açıklığını koruyan ve dinamik
stabilizatörleri güçlendiren egzersiz programlarına başlanır (6, 9).
Rotator kaf yırtıkları parsiyel veya komplet, akut veya
kronik olabilir. Bunun yanısıra küçük(< 1cm),
orta (1-3cm), büyük (3-5cm) ve masif (> 5cm)
olarakta sınıflandırılabilir (5). Rotator kaf yırtıklarının büyük
bir kısmını dejeneratif yırtıklar oluşturmaktadır. Fizik muayenede düşen
kol testi pozitifdir ve rotator kaf kaslarında zayıflık saptanır. Travmatik
yırtıkların oranı %5den azdır ve gençlerde sıklıkla akut bir travmayı
takiben oluşur. Akut yırtıklarda erken cerrahi tedavi uygulandığında
genellikle tendonda dejenerasyona yol açmaz. Parsiyel yırtıklar, istirahat,
fiziksel modaliteler, analjezik ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlarla
konservatif olarak tedavi edilebilir. Komplet yırtıklarda, subakromiyal sıkışma
sendromuna bağlı vakalarda cerrahi tedavi uygulanır (5, 13, 19).
Kalsifik Periartrit:
Kalsifik depozitler, tendonlar, peritendinöz dokular, bursa
veya ligamentlerde lokalize olabilir. Rotator kaf tendonlarında radyolojik
olarak saptanan kalsifikasyon prevalansı % 2.7-7.5 oranında bildirilmektedir (9).
En sık supraspinatus tendonunda görülür. Yapılan çalışmalarda distrofik
tendon kalsifikasyonunun travma, iskemi ve nekrozu takiben oluşabildiği gösterilmiştir.
Doku hipoksisi ve lokalize bası ile ilitkili olabilir. Dejeneratif
kalsifikasyon ve reaktif kalsifikasyon olmak üzere iki farklı şekilde
kalsifikasyon oluşur (20).
Dejeneratif kalsifikasyonda, tendon liflerinde nekroz ve
distrofik kalsifikasyon oluşur. Dejenerasyon, yaşlanmanın etkisi, tekrarlayan
travmalarla tendonun zayıflaması ve yırtılmasına bağlanır. Yaşlanma ile
tendonda lif değişiklikleri oluşur, vaskülarite azalır. Kollajen liflerinin
oluşturduğu yapılar incelir ve fibrilasyon meydana gelir. Fragmante lifler,
hiposellüler yapıdadır. Bu değişiklikler sıklıkla 5.dekattan itibaren
ortaya çıkar. Dejeneratif (distrofik) kalsifikasyonda lezyon dejenere tendonun
kemiğe yapışma yerinde olutur ve spontan olarak rezorbe olmaz (9, 20).
Reaktif kalsifikasyon, canlı dokuda oluşur. Hastalığın
prekalsifik, kalsifik ve postkalsifik olmak üzere 3 evresi vardır:
(20)
Prekalsifik evre- Tendonun kritik zonunda fibrokartilajinöz
metaplazi olutur.
Kalsifik evre: 1) Formasyon fazı; Fibrokartilaj dokunun içinde
multifokal kalsifik depolanmalar başlar. Elektron mikroskobisi ile bu
kristallerin klasik apatit kristallerinden daha büyük ve farklı olduğu gösterilmiştir.
2) İstirahat fazı, 3) Rezorbsiyon fazı; Kalsifik depolanmaların çevresinde
hücresel reaksiyon başlar, vaskülarite artar. Mezanşimal hücreler,
epiteloid hücreler, lökositler, lenfositler, multinükleer dev hücreler ve
makrofajlar görülür.
Postkalsifik evre- Granülasyon dokusunun genç fibroblastları
yerini mezanşimal hücrelere bırakır. Kalsifik depolanmalarda spontan
rezorbsiyon başlar.
Klinik olarak formasyon fazı genellikle asemptomatikdir. Çekilen
radyografilerde tesadüfen saptanabilir. Rezobsiyon fazı ve inflamasyonun başlaması
ile semptomatik hale gelir. Ağrı ani başlangıçlı, çok şiddetlidir ve
subdeltoid alana yayılır. Rotator kaf spazmına bağlı olarak hasta kolunu
adduksiyonda veya nötral pozisyonda tutar. Palpasyon ile kalsifikasyon alanında
aşırı hassasiyet saptanır. Hastalık alevlenme ve remisyon atakları ile
seyredebilir. Subakromiyal bursada da reaktif kalsifikasyon oluşabilir ve
meydana gelen lokal reaksiyon subakromiyal sıkışma sendromuna yol açabilir.
Formasyon fazında, kalsifikasyon homojen ve dens yapıdadır. Rezorbsiyon fazında,
irregüler, düzensiz yapılar halinde ve daha az yoğundur (6, 20).
Asemptomatik hastalarda spesifik tedavi gerekmez. Semptomların
akut olduğu rezorbsiyon fazında kalsifikasyon lavajı yapılabilir. Analjezik
ve nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar verilir. Üst ekstremitenin hareketleri
kısıtlanır. Yanıt alınamayan vakalarda lokal kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir.
Subakut ve kronik dönemde fizik tedavi modaliteleri uygulanır. Kronik
semptomlu hastalarda, omuz eklemi hareket açıklığını koruyan ve omuz çevresi
kaslarını güçlendirici egzersiz programları verilir. Eğer hastanın
semptomlarında progresyon varsa, günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayacak
kadar uzun süreli ağrısı oluyorsa, konservatif tedaviye rağmen düzelmiyorsa
cerrahi tedavi uygulanır (9, 20).
Bisipital Tendinit:
Bisipital tendon, omuz ekleminin sekonder stabilizatörüdür.
Bisipital Tendinit, bisipital oluk içinde tendonun devamlı sürtünmesi ve
kronik travmaya maruz kalması sonucunda meydana gelir. Özellikle başın üzerinde
fırlatma ve vuruş yapan sporcularda görülür. Bisipital tendon, superior
glenoid labruma yapıştığı yerde, glenohumeral eklem içinde (intraartiküler)
veya bisipital olukta (ekstraartiküler) travmaya maruz kalabilir. Bisipital
tendinitin tek başına görülmesi seyrek olup genellikle supraspinatus
tendiniti, subakromiyal sıkışma sendromu veya glenohumeral instabilite ile
birlikte bulunur (9, 13, 16). Subakromiyal sıkışma sendromunda
tendonun intrakapsüler parçası tutulur. Supraspinatus ve subskapularis
tendonları ile anatomik yakın lokalizasyonu nedeni ile rotator kafın
inflamatuar ve dejeneratif hastalıklarında bisipital tendon da etkilenir (16).
Hastalarda omuzun ön tarafında lokalize olan ve biseps boyunca yayılan ağrı
yakınması bulunur. Fizik muayenede Yergason ve Speed testleri pozitifdir (6,
8).
Radyografik inceleme genellikle normaldir, bazı vakalarda
bisipital olukta düzensiz yapı, osteofitler görülebilir. Ultrasonografi ve
MRG ile bisipital tendondaki lezyonlar saptanabilir. Tedavide, akut ağrılı dönemde
ekstremitenin kullanımı kısıtlanır. Ağrının kontrolü için analjezik,
nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar verilir, sıcak, soğuk modaliteler,
ultrason tedavisi uygulanabilir. Mümkün olan en kısa sürede eklem hareket açıklığını
koruyan egzersiz programına (Codman egz.) başlanır. Daha sonra omuzun
korunması için hasta eğitilir ve omuzun dinamik stabilizatörlerini güçlendirici
egzersiz programları verilir (6, 16).
Adheziv Kapsülit:
Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz
ekleminin bütün yönlere olan aktif ve pasif hareketlerinde kısıtlılığa
yol açan bir sendromdur. Nondiyabetiklerde % 2-3 oranında görüldüğü
bildirilmektedir. 40 yaşın altında nadir görülür. Yumuşak doku kontraktürüne
bağlı olarak hareket kısıtlılığı gelişir. Omuz periartriti, donuk omuz,
skapulohumeral periartrit, Duplay periartriti olarak da isimlendirilmiştir (6,
9). Primer adheziv kapsülit bir neden olmaksızın idiyopatik olarak
eklem hareket kısıtlılığı ile ortaya çıkar. Sekonder olarak ise bazı
predispozan faktörleri takiben veya bazı hastalıklarla birlikte oluşur.
Rotator kaf yırtıkları, omuz travmaları, yumuşak doku travmaları, uzamış
immobilizasyon gibi nedenlerin yanısıra, diyabetes mellitus, hipertiroidi,
akciğer hastalıkları, myokard infartüsü, servikal omurga lezyonları,
serebrovasküler atak gibi hastalıklarda görülebilir (6, 21, 22).
Diyabetik hastalarda adheziv kapsülit insidansı %10-20 oranında, insüline bağımlı
diyabetik hastalarda ise %36 oranında bildirilmektedir (23).
Fizik muayenede omuz eklemi hareketlerinde kısıtlılık ve
hassasiyet bulunur. Glenohumeral eklem kısıtlılığına bağlı olarak normal
skapulotorasik oran bozulur. Ayırıcı tanıda artrografi değerlidir. Hastalığın
seyri 3 evreye ayrılır (6, 9, 24) :
Evre 1- Ağrılı faz: Ağrının şiddetli olduğu ve omuz
hareketlerinde kısıtlılığın yavaş yavaş başladığı evredir. İstirahatte
ve gece ağrı artar. Kas spazmı gelişir ve bu fazın sonuna doğru hareket kısıtlılığı
belirginleşir. Yaklaşık olarak 3-8 ay sürer.
Evre 2- Adheziv faz: Ağrı bu fazda azalır, ancak eklem
hareket kısıtlılığı giderek artar. 4-6 ay sürer.
Evre 3- Rezolüsyon fazı: Ağrı azalır, eklem hareketleri
yavaş ve dereceli bir şekilde düzelmeye başlar. Bütün hastalık dönemi
1-3 yıl sürebilir.
Adheziv kapsülitte tedavinin amacı ağrının kontrolü ve
eklem hareket açıklığının kazanılmasıdır. Nonsteroid antiinflamatuvar
ilaçlar, analjezikler, ısı modaliteleri ve TENS kullanılabilir. Eklem kapsülü
kontraktürünü gidermek için pasif germe egzersizleri uygulanır. Codman
egzersizleri, eklem hareket açıklığının kazanılmasında kullanılan
egzersizlerdir. Egzersiz sırasında eklemin aşırı zorlanması inflamasyon
yanıtını arttıracağından kontrendikedir. Lokal steroid enjeksiyonu
uygulaması, kapsüler distansiyon, anestezi altında maniplasyon uygulanan diğer
yöntemlerdir. Konservatif tedaviye 12-16 haftalık bir sürede yanıt alınamazsa
ve progresyon saptanırsa cerrahi tedavi seçilir. Artroskopik gevşetme son
zamanlarda en sık uygulanan tekniktir (6, 15, 21).
Omuz Ekleminin Dejeneratif Eklem Hastalığı
Primer glenohumeral osteoartrit nadir görülür ve
genellikle glenoid kavite, daha az oranda humerus başı etkilenir. Sekonder
dejeneratif eklem hastalığı travma, endokrinopatiler, uzun süreli rotator
kaf yırtığı gibi nedenlere bağlı olarak gelişir. Syringomyeli, nöropatik
dejeneratif eklem hastalığına yol açabilir (6, 7).
Glenohumeral osteoartritte semptomlar uzun bir dönemde yavaş
yavaş gelişir. Radyografik olarak belirgin dejenerasyon saptanmasına rağmen
hastanın fazla şikayeti olmayabilir. Ağrı, omuzda ve skapular bölgede
hissedilir, eklem hareketleri ile artar. Gece istirahat ağrısı olabilir.
Eklemde kıkırdak kaybı ve osteofit oluşumuna bağlı olarak hastalar, kolun
hareketi ile omuzda sürtünme hissinden yakınırlar. Eklem hareketlerinde kısıtlılık
oluşur, özellikle rotasyon hareketleri en fazla etkilenir. Fizik muayenede
glenohumeral eklem hareketi ile krepitasyon saptanır. Eklem aralığı
hassasiyeti ve pasif eklem hareket açıklığında kısıtlılık bulunur (25).
Radyografik bulgular, eklem aralığında daralma, humerus başı ve glenoid
arasındaki maksimum temas noktasında skleroz, subkondral kistler,
osteofitlerdir. Konservatif tedavi yaklaşımları, analjezik ve nonsteroid
antiinflamatuvar ilaçlar, fizik tedavi modaliteleri, eklem hareket açıklığını
koruyucu egzersiz programlarıdır. Yanıt alınamayan vakalarda cerrahi tedavi
olarak osteotomiler, artrodez, artroplastiler uygulanabilir (10).
Akromiyoklavikular eklemde de, eklem yüzleri arasında
bulunan fibrokartilaj intraartiküler disk ve eklem yüzlerinde dejeneratif değişiklikler
gelişebilir. Akromiyoklavikular eklem osteoartriti genellikle asimetrik olup en
sık sağda görülür. Başlangıçta hastalarda ağrı yakınması şiddetli
olmayabilir. Radyolojik progresyon ve ilerleyen yaşla birlikte semtomlar artar.
Ağrı, kol omuz seviyesi üzerinde kullanıldığında, gövde ön veya arka yüzünde
çaprazlandığında (adduksiyon), eklem yüzleri arasındaki temas yüzeyi arttığı
için şiddetlenir. Fizik muayenede, akromiyoklavikular eklemde şişlik ve
hassasiyet saptanır. Akromiyoklavikular eklemdeki dejeneratif değişiklikler
ve osteofitler, subakromiyal aralığı daraltarak rotator kaf ve subakromiyal
bursayı etkileyebilir. Direk radyografik inceleme teşhise yardımcı olur.
Eklem aralığında daralma, osteofit oluşumu, distal klavikulada kistik değişiklikler
görülür. Kemik sintigrafisi ve bilgisayarlı tomografi erken ve ayırıcı
tanıda değerlidir. Konservatif tedavisinde nonsteroid antiinflamatuvar ve
analjezik ilaçlar, fizik tedavi modaliteleri kullanılarak ağrı kontrol altına
alınabilir. Glenohumeral eklemi koruyan spesifik ROM egzersizleri verilebilir.
Yanıt alınamayan vakalarda cerrahi tedavi uygulanabilir (6, 7, 10).
Milwaukee Omuzu
Milwaukee omuzu, kronik, tedavi edilmemiş rotator kaf yırtıklarında
görülür. Rotator kaf yetmezliğinde glenohumeral eklem yüzlerinde destrüksiyon,
humerus başında kollaps ve superiora subluksasyon gelişebilir. Bu klinik
tablo, bazı yazarlar tarafından rotator kaf yırtığına bağlı artropati
(cuff tear arthropathy) olarak da isimlendirilmektedir (7, 10). Masif
rotator kaf yırtıklarının % 3-4 ünde gelişmektedir. Etiyopatogenezinde,
nutrisyonel, mekanik faktörler ve hidroksiapatit kristallerinin oluşturduğu
inflamasyon sorumlu tutulmuştur (10).
Hastaların uzun süreli omuz eklemine ait yakınmaları
bulunur. Ağrı uzun sürelidir ve dejeneratif değişikliklere bağlı olarak
aktif ve pasif eklem hareketlerinde kısıtlılık vardır. Akromiyoklavikular
hassasiyet genellikle eşlik eder ve subdeltoid bursa şişliği bulunur.
Bisipital tendon lezyonları ve omuz çevresi kaslarında atrofi görülebilir.
Radyografik bulgular, erken dönemde rotator kaf yırtığı bulgularını yansıtır.
Akromiyohumeral aralıkta azalma, tuberkulum majusta skleroz, akromiyoklavikular
eklem dejenerasyonu, subakromiyal osteofit görülür. İleri dönemde
glenohumeral eklem yüzlerinde destrüksiyon, humerus başında superiora
subluksasyon gelişir. Şiddetli ağrı ve fonksiyon kaybı olan vakalarda omuz
eklemi artroplastileri uygulanabilir (6, 10).
Hemiplejik omuz
Hemiplejik hastalarda omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığı
sık rastlanan ve üst ekstremite rehabilitasyonunu etkileyen önemli bir
problemdir. Hemiplejik hastada omuz ağrısına yol açabilen nedenler arasında
glenohumeral eklem subluksasyonu, rotator kaf yırtığı, adheziv kapsülit,
subdeltoid bursit, bisipital tendinit, brakial pleksus yaralanmaları, refleks
sempatik distrofi sendromu sayılabilir (16, 26). Hemiplejik
ekstremitede glenohumeral eklem stabilitesi bozulduğu için subluksasyona
predispozisyon oluşur. En sık anteroinferior subluksasyon görülür ve eklem
kapsülü ile brakial pleksusda gerilmeye yolaçarak ağrıya neden olabilir.
Subluksasyona bağlı olarak brakial pleksus, rotator kaf ve yumuşak doku
yaralanması, hareket kısıtlılığı meydana gelebilir. Fizik muayenede,
sublukse omuzda akromiyon ve humerus başı arasında boşluk palpe edilir. Önlenmesi
için üst ekstremitenin erken dönemden itibaren uygun pozisyonlanması, hasta
yakınlarının bu konuda eğitilmesi gerekir (26).
İnflamatuar Eklem Hastalıkları
Omuz eklemi, romatoid artrit hastalığında etkilenebilen
eklemlerden birisidir. İnflamatuvar değişiklikler omuz kuşağında
glenohumeral eklemin yanısıra diğer yapılarda da görülebilir. Subakromiyal
bursit, akromiyoklavikular artrit, rotator kaf tendiniti, sternoklavikular
artrit, romatoid artritli hastada ağrı ve fonksiyon bozukluğuna yol açan diğer
lezyonlardır. Hastalığa bağlı servikal omurga tutulumunda da omuz eklemine
yansıyan ağrı görülebilir. Fizik muayenede glenohumeral eklemin
posteriorunda, eklem hattı boyunca hassasiyet, eklem hareketleri ile
krepitasyon, omuz hareketlerinde kısıtlanma, akromiyoklavikular eklemde şişlik
ve hassasiyet saptanır. Romatoid artrit ve sklerodermada bilateral klavikula
distal ucu osteolizi gelişebilir. Romatoid artritin yanısıra juvenil romatoid
artrit, ankilozan spondilit, psoriatik artrit, enteropatik artrit, SLE ve diğer
konnektif doku hastalıkları, polimiyozitte de omuz eklemi tutulumu görülebilir.
Polimyaljiya romatika pelvik kuşakla birlikte bilateral omuz eklemlerinde ağrı
ve tutukluğa yol açar. Psödogut hastalığında omuz eklemi tutulumu sık görülürken,
gut artritinde tutulum çok nadirdir (6, 10).
Omuz eklemi septik artriti çok sık görülmemekle birlikte
tanı zorluğu açısından önem taşımaktadır. Omuz ekleminde ağrı ve
hareket kısıtlılığına yol açar. İstirahatte ve gece ağrı şiddetlidir.
Ayırıcı tanıda romatoid artrit gibi birlikte bulunan hastalıklar ve kronik
ilaç kullanımı gibi predispozan faktörler göz önüne alınmalıdır.
Kronik ilaç bağımlılarında en sık septik artrit görülen eklemlerden
birisi, sternoklavikular eklem olarak bildirilmektedir. Erken tanıda, beyaz küre
ve sedimantasyon hızı yüksekliği, kemik sintigrafisi bulguları değerlidir (27).
Omuz Eklemi Osteonekrozu
Humerus başının beslenmesi bozan çeşitli nedenlere bağlı
olarak (mikrovasküler veya makrovasküler) osteonekroz meydana gelir.
Subkondral kemik kaybı, humerus başı kollapsı ve glenoid kavitede sekonder
dejeneratif değişiklikler oluşur. Osteonekroza yol açan nedenler, orak hücreli
anemi, dekompresyon hastalığı, Gaucher hastalığı, sistemik lupus
eritematozus, alkolizm, böbrek veya diğer organ transplantasyonları, sistemik
kortikosteroid kullanımıdır. Proksimal humerusun bazı kırıklarında,
humerus başını besleyen anterior sirkumfleks arterin çıkan dalı
etkilenerek travmatik (makrovasküler) osteonekroz meydana gelebilir. Erken dönemde
synovite bağlı olarak eklem hareketlerinde kısıtlılık ve ağrı bulunur.
Geç dönemdeki klinik bulgular, glenohumeral eklem osteoartritine benzer (6,
10).
Tablo 1: Omuz ağrısı oluşturan intrinsik nedenler
KAYNAKLAR
1 - Perry J: Biomechanics and functional anatomy of the
shoulder. Chapman MW, Madison M (Eds.): Operative Orthopaedics. JB Lippincott
Company, Philadelphia, 1993, 1641-1649.
2 - Smith LK, Weiss EL, Lehmkuhl LD: Shoulder complex.
Brunnstroms Clinical Kinesiology. FA Davis Company, Philadelphia, 1996,
223-265.
3 - Pope DP, Croft PR, Pritchard CM, Macfarlane GJ, Silman
AJ: The frequency of restricted range of movement in individuals with
self-reported shoulder pain: Results from a population-based survey. Br J
Rheumatol 1996; 35:1137-1141.
4 - Carette S: Clinical assesment of shoulder pain. XIV
European League Against Rheumatism Congress. Scotland, 6-11 June 1999, Ann Rheum
Dis, 16.
5 - Fam AG: Regional problems. Maddison PJ, Isenberg DA, Woo
P, Glass DN (Eds.): Oxford Textbook of Rheumatology. Oxford Medical
Publications, Oxford, NewYork, 1998, 135-179.
6 - Kozin F: Painful shoulder and the reflex sympathetic
dystrophy syndrome. Koopman WJ (Ed.): Arthritis and Allied Conditions. Williams
& Wilkins, Philadelphia, 1997, 1887-1922.
7 - Williams GR: Painful shoulder after surgery for rotator
cuff disease. J Am Acad Orthop Surg 1997; 5:97-108.
8 - Magee DJ, Reid DC: Shoulder injuries. Zachazewski JE,
Magee DJ, Quillen WS (Ed.): Athletic injuries and rehabilitation. WB Saunders,
Philadelphia, 1996, 509-542.
9 - Dalton SE: The shoulder. Klippel JH, Dieppe PA (Ed.):
Rheumatology. Mosby, St. Louis, 1994, 5.8.1-5.8.16.
10 - Craig EV: The shoulder and arm. Weinstein SL, Buckwalter
JA (Ed.): Tureks Orthopaedics: Principles and Their Application. JB
Lippincott Company, Philadelphia, 1994, 359-399.
11 - Frieman BG, Fenlin JM: The differential diagnosis of
common shoulder problems. Hunter JM, Mackin EJ, Callahan AD (Ed.):
Rehabilitation of the hand: Surgery and therapy. Mosby, New York, 1995,
1645-1654.
12 - Frieman BG, Albert TJ, Fenlin JM: Rotator cuff disease:
A review of diagnosis, pathophysiology, and current trends in treatment. Arch
Phys Med Rehabil 1994; 75:604-609.
13 - Poppen NK: Soft-tissue lesions of the shoulder. Chapman
MW, Madison M (Ed.): Operative Orthopaedics. JB Lippincott Company,
Philadelphia, 1993, 1651-1671.
14 - Vecchio P, Kavanagh R, Hazleman BL, King RH: Shoulder
pain in a community-based rheumatology clinic. Br J Rheumatol 1995; 34:440-442.
15 - Rockwood CA.Jr, Wirth MA: Subluxations and dislocations
about the glenohumeral joint. Rockwood CA.Jr, Green DP, Bucholz RW, Heckman JD
(Ed.): Fractures in Adults. Lippincott-Raven, Philadelphia, 1996, 1193-1339.
16 - Strakowski JA, Wiand JW, Johnson EW: Upper limb
musculoskeletal pain syndromes. Braddom RL, Buschbacher RM, Dumitru D, Johnson
EW, Matthews D, Sinaki M (Ed.): Physical Medicine and Rehabilitation. WB
Saunders Company, Philadelphia, 1996, 756-781.
17 - Silliman JF, Hawkins RJ: Classification and physical
diagnosis of instability of the shoulder. Clin Orthop 1993; 291:7-19.
18 - Engebretsen L, Craig EV: Radiologic features of shoulder
instability. Clin Orthop 1993; 291:29-44.
19 - Iannotti JP: Full-thickness rotator cuff tears: Factors
affecting surgical outcome. J Am Acad Orthop Surg 1994; 2:87-95.
20 - Uhthoff HK, Loehr JW: Calsific tendinopathy of the
rotator cuff: Pathogenesis, diagnosis, and management. J Am Acad Orthop Surg
1997; 5:183-191.
21 - Warner JJP: Frozen shoulder : Diagnosis and management.
J Am Acad Orthop Surg 1997; 5:130-140.
22 - Wohlgethan JR: Frozen shoulder in hyperthyroidism.
Arthritis Rheum 1987; 30:936-939.
23 - Bunker TD, Anthony PP: The pathology of the frozen
shoulder: A Dupuytren-like disease. J Bone Joint Surg (Br) 1995; 77-B:677-683.
24 - Mao CY, Jaw WC, Cheng HC: Frozen shoulder: Correlation
between the response to physical therapy and follow-up shoulder arthrograhy.
Arch Phys Med Rehabil 1997; 78:857-859.
25 - Campbell CC, Koris MJ: Etiologies of shoulder pain in
cervical spinal cord injury. Clin Orthop 1996; 322:140-145.
26 - Garrison SJ, Rolak LA: Rehabilitation of the stroke
patient. DeLisa JA, Gans BM (Ed.): Rehabilitation Medicine. JB Lippincott
Company, Philadelphia, 1993, 801-824.
27 - Javors JM, Weisman MH: Principles of diagnosis and
treatment of joint infections. Koopman WJ (Ed.): Arthritis and Allied
Conditions. Williams & Wilkins, Philadelphia, 1997, 2253-2266.