Doç. Dr. Tayfun Güler (ÇÜTF Anesteziyoloji Anabilim Dalı)
KARDİYAK CERRAHİ SONRASI ANALJEZİ VE SEDASYON
Kardiyak cerrahi sonrasında ağrı, hastanın morbidite ve
mortalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek düzeyde ciddi bir sorun olmaktadır.
Bu nedenle kardiyak anestezi, kardiyak cerrahi ve yoğun bakımdaki gelişmelere
paralel olarak ağrı tedavisinde de ilerlemeler kaydedilmiştir. Kardiyak
cerrahi sonrası ağrı tedavisindeki gelişmeler, hastaların postoperatif dönemde
ventilatöre ve yoğun bakım desteğine gereksinim duydukları süreyi azaltmıştır.
Buna karşılık reoperasyonların, acil girişimlerin artması, artık daha çok
sayıda yaşlı, eşlik eden kardiyak ve sistemik hastalığı bulunan hasta alınmaya
başlaması postoperatif analjezi ve sedasyon oluşturmak için kullanılan
standart yöntemlerde değişiklik yapılmasına neden olmaktadır. Bu
hastalardaki kronik kalp yetersizliği, hepatik konjesyona ve renal bozukluklara
neden olarak ilaç metabolizmalarını da değiştirebilmektedir. Bu nedenlerden
ötürü postoperatif hastaların heterojen bir grup oluşturduğu, sedatif ve
analjezik gereksinimin her hasta için farklı olacağına dikkat edilmesi uygun
olacaktır.
Ağrı ve sedasyon gereksinimi
Ciddi ağrı, sempatik sinir sistemi için güçlü bir uyarıcı
olduğundan kalp hızı ve kan basıncını dramatik ölçüde arttırabilir. Bu
tür bir uyarının kardiyak bir hastada erken postoperatif dönemdeki etkileri
ciddi boyutlara çıkabilir (Tablo-1). Hem taşikardi, hem de hipertansiyon;
miyokardın oksijen dengesi üzerinde olumsuz etki göstererek aritmiler, akut
iskemi ve kalp yetersizliği oluşumunu tetikleyebilir. Bu hipertansif ataklar sırasında
ise hasta, operasyonda heparinize edilmiş olduğundan postoperatif kanama açısından
ilave bir risk almak durumunda kalabilir.1
Ağrı, kardiyak cerrahi sonrası gelişen hipertansiyonun
pek çok nedeni arasında yer alan bir faktördür. Majör bir faktör olmamakla
beraber hipertansiyonun önlenmesinde ve tedavisinde analjezi ile sedasyonun da
dikkatle gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Tedavi edilmemiş bir ağrı öksürmeyi bozacağından
atelektazi ve pnömoniye yol açabilecektir. Ağrının derin ven trombozu oluşumuna
neden olabilecek hareketsizlik periyodunu uzatması da mümkündür. Akut dönemde
ağrının kontrolü ayrıca kronik ağrı sendromlarının gelişimini de önleyebilir.50
Postoperatif dönemde ağrı tedavisine sıklıkla sedasyonun
da eşlik etmesi gerekir. Bu olgularda sedatif ajanlar kullanılmadan önce ağrı
kontrolü optimalize edilmiş olmalıdır. Sedasyon anksiyeteyi baskılayacak ve
kas gevşeticiye gereksinim bırakmayacak düzeyde olmalı, kardiyopulmoner
etkilere de yol açmayacak bir doz seçilmelidir. Yetersiz sedasyon;
huzursuzluk, ajitasyon, taşikardi ve hipertansiyona neden olurken sedasyonun aşırıya
kaçması da hipotansiyon, respiratuar eforun azalması, hiperkarbi ve gastrik
hipomotiliteye yol açacaktır. Aşırı sedasyon ayrıca mevcut hastalığı da
maskeleyerek yoğun bakımda kalış süresini de uzatabilir.
Kardiyak cerrahi geçiren olgular genellikle operasyon sonrasında;
normotermik, hemodinamik açıdan stabil ve depresan ilaçların etkilerinden
kurtuluncaya dek mekanik olarak ventile edilirler. Pek çok klinikte soğuk
kardiyopulmoner bypass teknikleri kullanıldığından hastaların operasyon
sonrasında hipotermik olmaları olağandır. Postoperatif dönemde görülen
titreme, vücudun oksijen tüketimini iki katına çıkarabileceğinden
ekstrakorporeal dolaşımdan yeni çıkmış miyokard üzerinde olumsuz etkileri
olabilecektir. Titreme ayrıca parazit oluşturarak hemodinamik monitörizasyonu
da etkileyebilir. Bazı olgularda titremenin kontrolü ancak mekanik ventilasyon
desteği ve nöromusküler bloker kullanımı ile mümkün olabilir. Bu aşamada
uygun bir sedasyon tekniği endikedir.
Kardiyak cerrahi sonrasında miyokard fonksiyonu ve periferik
vasküler rezistans değişiklikleri nedeniyle hemodinamik instabilite ile sıkça
karşılaşılmaktadır. Laktik asidoz da bu tablonun ayrılmaz bir bulgusudur.
Bu aşamada uygulanacak kontrollü mekanik ventilasyon, miyokard fonksiyonu üzerine
ek bir yük getirecek olan hipoksi ve hiperkarbi gelişimini önleyecektir. Ayrıca
yüksek doz opioid anestezisi gibi anestezi teknikleri de solunum depresyonu oluşturacağından
ventilatör tedavisinin uzamasına neden olabilecektir.
Akut ağrı
Kardiyak cerrahi uygulanan olgularda yara ağrısı kaçınılmazdır.
Postoperatif ağrının ciddiyeti, operasyon yerine bağlıdır. Kardiyak
cerrahide kullanılan medyan sternotomi ciddi ölçüde ağrı oluşturur.
Torakotomi de aynı ölçüde ciddi bir postoperatif ağrı ve solunum bozukluğuna
neden olur. Koroner arter cerrahisini takiben safen çıkarılması için kullanılan
bacakta da ağrı olabilir.
Postoperatif ağrı tedavisine katkıda bulunan bir diğer
yaklaşım da minimal invaziv cerrahi girişim uygulamasıdır. Son yıllarda
hemi-sternotomi yaklaşımı ile 6-9 cm.lik bir cilt insizyonu kullanılarak
aortik ve mitral valv replasmanı, koroner arter cerrahisi ve bazı konjenital
kardiyak defektlerin onarımının başarı ile uygulanabildiği
bildirilmektedir. Bu olgularda postoperatif dönemde karşılaşılan ağrının
ciddiyeti, klasik sternotomi uygulanan olgulara kıyasla daha az olmaktadır.
27,46
Benzer şekilde seçilmiş olgularda koroner arter
cerrahisinin kısa bir sol parasternal insizyon ile uygulandığı “minimally
invasive direct vision coronary artery bypass (MIDCAB)” olgularında da
postoperatif ağrı ve yoğun bakımda kalış süresi azalmaktadır. 5,39
Perikardiyal ve plevral drenler ile trakeal tüp varlığı
da postoperatif dönemde hastada ağrı ve rahatsızlık nedenidir. Öksürük
ve hareket ile ağrının artması, fizyoterapi ve trakeal aspirasyon sırasında
hastanın stresinin artması da mümkündür.
Erken postoperatif dönemde (2-7 gün) ağrı
Yara ağrısı günlerce sürebilir. Eşlik edebilecek
enfeksiyon ve hematom, ağrı ve rahatsızlık nedeni olabilir.Göğüs
drenlerinin çekilmesi kısa süren ancak ağrı oluşturan işlemlerdir. İskemik
ağrı oluşması mümkün ise de kardiyak cerrahiden sonra görülmesi
nadirdir. Sternum instabilitesi de ajite ya da solunum hastalığı olan veya
yara iyileşmesi iyi olmayan hastalarda görülebilen ağrılı bir
komplikasyondur. Perikardit nadir olmakla birlikte ağrı oluşturan bir
nedendir. Diyabetiklerde ve alkol kullananlarda olduğu gibi yara iyileşmesinde
problemi olan hastalarda bakteryel mediastinit nadir ancak ağrılı bir
komplikasyondur. İntravenöz kanülasyon yeri ile intraaortik balon kateterinin
giriş yerinde nadiren oluşabilen sellülit de ağrı oluşturabilir.31
Kronik ağrı
Sternotomiyi takiben ortaya çıkan; viserlerden, iskelet-kas
yapısından veya ciltten kaynaklanan ya da nörojenik kökenli çeşitli ağrı
sendromları tanımlanmıştır. Göğüs duvarına uygulanan retraksiyon;
sternum, kotlar ve torasik vertebralara travma oluşturarak kostokondrit,
iskelet-kas veya miyofasiyal ağrı gelişimine zemin hazırlayabilir. Israr
eden ağrıların en sık nedeni miyofasiyal yapılar olup, ön ve arka göğüs
duvarı ile omuzu da tutabilir. Kostokondrit, ön göğüs duvarında ağrı oluşturabilir
ve bazan bu ağrının şiddeti, miyokard enfarktüsü düşündürecek
boyutlara ulaşabilir. Torakotomiden sonra interkostal nöralji sık görülür.
Periferik sinirlerin tam kesileri de nörom formasyonuna neden olarak kardiyak
cerrahi sonrasında ağrı nedeni olabilir.
Ağrı tedavi yöntemleri
Anestezi uygulamasında ağrı tedavisi
Kardiyak cerrahide değişik anestezi yöntemleri kullanılmaktadır.
Bunlardan pek çoğunda kullanılan analjeziklerin etkisi, postoperatif dönemde
analjezik gereksinimini ortadan kaldırabilmektedir. Minimal hemodinamik değişikliğe
neden olması nedeniyle yüksek doz opioid anestezi, popüler bir teknik olmayı
sürdürmektedir. Bu yöntem postoperatif dönemde yoğun bir analjezi ve
sedasyon sağlamasına karşın ventilasyon desteği süresini uzatabilmektedir.
Lokal anestezikler veya spinal opioidlerin etkileri de postoperatif döneme
sarkabilmektedir. 3,8,14
İntravenöz analjezi ve sedasyon
Operasyondaki analjezi seviyesi, anestezi tekniğinin
kendisine bağlı olmakla birlikte postoperatif dönemdeki analjezi
gereksinimini belirleyen faktörler hem cerrahi hem de psikolojiktir.
Perioperatif dönemde serebrospinal sıvıdaki endorfin ve p maddesi
konsantrasyonlarında gözlenen değişikliklerin postoperatif döneme yansıması
söz konusu olabilir.
Opioidler
Analjezi, sedasyon ve öfori gibi çeşitli özellikleri
nedeniyle yoğun bakımda ağrı kontrolü için kullanılmakta olan temel ilaçlardır.
Opioidler ayrıca trakeolaringeal iritabiliteyi baskılayarak trakeal intübasyona
karşı hastanın toleransını da arttırırlar. Doğrudan miyokard depresyonu
oluşturmamalarına karşın yüksek dozda kullanıldıklarında (histamin salınımı
yoluyla) veya diğer kardiyovasküler depresan ilaçlarla birlikte kullanıldıklarında
hipotansiyon oluşturabilirler. Bu açıdan kardiyak hastalığı olan olgular
daha duyarlıdırlar.
Opioidlerin yan etkileri arasında; ventilasyon desteği
gerektirebilecek solunum depresyonu, bulantı ve kusma, kaşıntı, konstipasyon
ve üriner retansiyon sayılabilir. Opioidlerin etkisi, yaşlı olgularda,
hepatik veya renal rahatsızlığı bulunan olgularda uzayabilir.2,6,44
Kardiyak cerrahi sonrasında hala en sık kullanılmakta olan
opioid, morfindir. Potent bir analjezi ile birlikte bir miktar sedasyon oluşturur.
İntravenöz uygulanmasından sonra etkisi hızlı başlar, 2.5-5 mg dozlar şeklinde
titre edilerek kullanılabilir. Meperidin, bronkospazma eğilimi olan olgularda
morfine iyi bir alternatiftir. Postoperatif titremenin tedavisinde de özel bir
yeri vardır (25-50 mg iv).
Fentanil, alfentanil ve sufentanil gibi daha yeni opioidlerin
etkileri, morfinden daha hızlı başlar ve daha kısa sürer. Başlıca
avantajları; kalp hızını azaltan sempatolitik etkileri ile katekolamin düzeyini
azaltmalarıdır. Histamin salınımına neden olmazlar, vazodilatör etkileri
yoktur. Hem fentanilin hem de alfentanilin eliminasyonları ekstrakorporeal dolaşım
sonrasında uzayabileceğinden postoperatif dönemde uzayan solunum depresyonu
oluşturabilirler. Remifentanil, etki süresi çok kısa olan yeni, sentetik bir
opioidtir. Kardiyak anestezide kullanılabildiği gibi spontan soluyan olgularda
postoperatif dönemde analjezik olarak da kullanılabileceği bildirilmektedir.
Bu ilaçlar pahalı ilaçlardır ve etki sürelerinin kısa olması nedeniyle
volümetrik infüzyon pompası kullanımını gerektirirler.40
Benzodiazepinler
Bu gruptaki ilaçların anksiyolitik, sedatif, amnezik ve
antikonvülsif etkileri genelde arzu edilen etkilerdir. Analjezik özellikleri
olmamasına karşın opioidlerin analjezik potenslerini arttırarak analjezik
gereksinimini azaltırlar. Sağlıklı olgularda kardiyovasküler sistem üzerine
etkileri minimal olmasına karşın kardiyak hastalarda hipotansiyona neden
olabilirler. Solunum depresyonu oluşturabilirler, opioidlerle birlikte kullanıldıklarında
ise bu risk daha da artar.
Midazolam yoğun bakımlarda sedasyon amacıyla daha sık
kullanılan bir ilaç olmaya başlamıştır. Diazepamdan daha potent, suda
eriyen ve iritan olmayan bir benzodiazepindir. Etkisi hızlı başlar, etki süresi
ve eliminasyon yarı ömrü kısadır, bir miktar kümülasyona neden olabilir.
Midazolamın farmakolojisi, kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
Kritik hastalar ile yaşlı olgularda ve majör cerrahi sonrası eliminasyonu
gecikebilir. Etkinin sonlanmasını; yaş, uygulanan doz, infüzyon süresi,
karaciğer ve renal fonksiyon gibi pek çok faktör belirler. Uzun süreli
kullanımında tolerans gelişebilir. Entübe olgularda amnezi ve sedasyon için
1-2 mg.’lık artan dozlarda midazolam kullanılabilir.
2,18
Benzodiazepin-opioid kombinasyonu
Erken postoperatif dönemde kardiyak olgularda
opioid-benzodiazepin kombinasyonu, bir yandan analjezi ve amnezi sağlarken, diğer
yandan her bir ilacın dozunun azaltılmasını, yan etkilerinin, akümülasyon
şansının ve tolerans gelişme riskinin azalmasını sağlar.
Alfa-2 agonistler
Klonidin: Alfa-2 adrenoreseptörler üzerinden etki göstererek
analjezi oluşturan klonidin, epidural lokal anesteziklerin duyusal ve motor
blok oluşturan etkilerini de arttırmaktadır. İntramusküler olarak 5 µg/kg
veya epidural olarak 2-8 µg/kg bolus dozundan sonra 0.5-2 µg/kg/saat şeklinde
bir doz şeması kullanılabilir. Kardiyak cerrahiden sonra kullanımına ilişkin
yeterli veri bulunmamaktadır. Kan basıncında ve kalp hızında bir azalma oluşturabilir,
vazopressör gereksinimini arttırabilir.35
Deksmedetomidin: Yeni bir alfa-2 adrenerjik agonist olan
deksmedetomidin de analjezi oluşturan, santral ve periferik mekanizmalarla
hemodinamik stresi azaltan etkileri nedeniyle postoperatif ağrı tedavisinde
kullanılabilecek bir ajan gibi görülmektedir. Anestezi indüksiyonundan 30 dk
önce 50 ng/kg/dk ve cerrahi bitimine dek 7 ng/kg/dk deksmedetomidin infüzyonunun
koroner arter cerrahisinde kan norepinefrin düzeyini %90 civarında azalttığı,
intraoperatif hipertansiyon insidensini ve fentanil gereksinimini azalttığı gösterilmiştir.
1 µg/kg ve üzerindeki dozlarda hipertansiyon ve taşikardiye karşı miyokardın
enerji gereksinimini azaltmaktadır. Postoperatif dönemde ağrı tedavisindeki
yerine ilişkin henüz klinik çalışma bulunmamaktadır.21
Analjezik ve sedatif ilaçların intermitan bolus ve sürekli
infüzyon ile uygulanmalarının bazı avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır.
İntermitan bolus: Bu yöntem, basit, efektif ve ucuz
olması nedeniyle ilaç kullanımında standart bir yöntemdir. İlacın
uygulanmasının ardından pik etki elde edilmesi ve sonrasında ilacın kan düzeyinin
sürekli azalması bu yöntemin dezavantajı olmakla birlikte yöntemin bu özelliğinden,
trakeal aspirasyon, göğüs drenlerinin manüplasyonu ve çıkarılması gibi işlemler
sırasında yararlanılabilir.
Sürekli infüzyon: Sürekli stabil bir etki sağladığı
için popüler hale gelen bir yöntemdir. İyi titre edildiğinde bu yöntem ile
aşırı bir sedasyon oluşturmadan, etkinin çabuk sonlandırılabileceği bir
sedasyon sağlanabilir. Yöntemin dezavantajları arasında infüzyon cihazlarına
gereksinim doğurması, maliyetin artması, potansiyel akümülasyon, tolerans
ve uzayan etki riskinin bulunması sayılabilir.
İntraoperatif dönemde opioid kullanılmamış olgularda yoğun
bakımda önce bir yükleme dozu verilebilir (morfin:2,5-5 mg, fentanil:50-150
µg, midazolam:1-3 mg). İnfüzyon hızı, elde edilen etkiye göre ayarlanır.
Önerilen iv infüzyon hızları; morfin için 1-5 mg/st, fentanil için 0.5-1.5
µg/kg/st ve midazolam için 0.1-0.2 mg/kg/st’tir.
Propofol
Sedasyon gerektiren yoğun bakım olgularında midazolama
alternatif oluşturabilecek bir iv. anesteziktir. Etkisinin hızlı başlaması
ve kısa sürmesi, sürekli infüzyon şeklinde kullanıldığında sedasyon
seviyesinin iyi titre edilebilmesi, avantajları arasındadır.
Entübe olgularda trakeolaringeal refleksleri baskılaması
da bir avantaj sayılabilir. Ekstrakorporeal dolaşım ve hipotermi nedeniyle
kardiyak cerrahi uygulanan olgularda redistribüsyonu, eliminasyonu ve klirensi
uzar. Analjezik ve amnestik özellikleri yoktur. 12,33
İstenmeyen yan etkileri arasında vazodilatasyon,
hipotansiyon ve miyokard kontraktilitesinde doza bağımlı azalma oluşturması
sayılabilir. İskemik kalp hastalığı olanlarda miyokardın oksijen
gereksinimi ve sunumu arasındaki dengeyi bozabileceğinden kardiyovasküler
rezervi sınırlı olan olgularda özellikle hipovolemi varlığında dikkatle
kullanılmalıdır. Mitral veya aort yetersizliği olan olgularda ise kalbin önyükündeki
bu azalma bir avantaj oluşturabilir. Sol ventrikül fonksiyonu iyi olan iskemik
kalp hastalarında anestezi indüksiyonu ve idamesinde kullanımı erken ekstübasyon
yönünden avantaj oluşturabilir.
Akümülasyon ve derlenmede gecikme oluşturma olasılığı
taşımakla birlikte propofol, uzun süreli sedasyon amacıyla da kullanılmaktadır.
Propofol preparatının yağ içeriğinin uzun süreli infüzyonlarda hastaya
bir lipid yükü getireceği de akılda tutulmalıdır.
Kardiyak cerrahi sonrasında sedasyon amacıyla kullanımında
1-3 mg/kg yükleme dozunun ardından 2-3 mg/kg/st infüzyon hızı tercih
edilebilir.29,42
Antagonistler
Nonselektif bir opioid antagonisti olan nalokson; taşikardi,
hipertansiyon ve ajitasyon gibi yan etkileri nedeniyle nadiren kullanılmaktadır.
Bu etkiler, iskemik kalp hastalığı olan olgularda zararlı, hiperkarbi varlığında
ise abartılı olabilir.
Bir benzodiazepin antagonisti olan flumazenil ise
benzodiazepinlerin kullanım güvenliğini arttırmış olmakla birlikte kısa
yarılanma ömrü nedeniyle yeniden gelişecek bir solunum depresyonunu önleyemeyeceğinden
tek dozlarından çok infüzyonunun tercih edilmesi daha uygun olacaktır.
Rejyonel analjezi ve sedasyon
İntratekal opioidler
Omurilikte opioid reseptörlerinin keşfinden sonra ciddi ağrısı
olan olgularda intratekal ve epidural morfin ile etkili bir analjezi elde
edilebildiği gösterilmiştir. İntratekal morfinin kardiyak cerrahi sonrasında
iv morfine kıyasla daha üstün bir analjezi ve daha iyi bir hemodinamik
stabilite sağladığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Torakotomiden
sonraki ağrı kontrolünde de etkin olup postoperatif respiratuar fonksiyonu düzelttiği
gösterilmiştir. 9-11,16
İntratekal opioid kullanımının avantajları arasında düşük
dozla uzun süreli iyi bir analjezi elde edilmesi sayılabilir. Tek doz
intratekal uygulama basit, ucuz ve güvenli bir yöntemdir. Sistemik morfin
uygulamasından sonra görülen yan etkilerin tümü, intratekal uygulamadan
sonra da görülebilirse de insidensi daha düşüktür. Özellikle yaşlı
olgularda ve diğer sistemik opioid veya respiratuar depresan ilaçlarla
birlikte kullanılması halinde solunum depresyonu oluşturma riski yüksektir.
Bu nedenle intratekal opioid uygulanan olguların bir yoğun bakım ünitesinde
yakın monitörizasyonu zorunludur.
Morfin, uzun etki süresi ve güvenilir etkisi nedeniyle
intratekal uygulama için en popüler ajandır. Lipid çözünürlüğü daha
fazla olan opioidlerin intratekal kullanımı etkinin daha yoğun olmasını sağlarsa
da etki kısa süreceğinden epidural kateter kullanımını gerektirir. İntratekal
morfin uygulamasının bir diğer avantajı da lomber bölgeden uygulanması ile
torakal bölgedeki bir ağrıyı kontrol edebilmesidir. Lipid çözünürlüğü
daha yüksek olan diğer opioidler ise uygulama bölgesinde omuriliğe daha yüksek
bir oranda bağlandığından bu tür bir rostral etkinin görülmesi mümkün
olmayabilir.
İntratekal morfin için önerilen dozlar 0.5-20 mg arasında
değişmektedir. Prezervatif içermeyen morfin solüsyonundan 0.02-0.03 mg/kg
kullanılabilir (Tablo 2). Anestezi indüksiyonundan önce veya sonra bu doz
25-26 gauge bir iğne yardımıyla verilebilir. Kardiyak cerrahi olgularında
dura ponksiyonuna bağlı başağrısı bildirilmemiştir.
İntratekal opioid kullanılan olguların anestezisinde yüksek
doz opioid uygulamasından kaçınılması uygun olur. Bu olgularda postoperatif
ağrı kontrolünde ayrıca morfin de kullanılabilir. Oluşabilecek orta
dereceli bir hiperkapni kabul edilebilir. 45,47
Epidural opioidler
Epidural yolla opioid kullanımı ile günlerce sürdürülebilen,
titre edilebilen, mükemmel bir analjezi sağlanabilir. Yöntemin yararları
arasında sedatif gereksiniminin azalması, daha iyi bir ağrı kontrolü, erken
trakeal ekstübasyon, perioperatif pulmoner fonksiyonda anlamlı bir düzelme ve
stres yanıtın azalması sayılabilir. Bu özellikleri nedeniyle genel
postoperatif yoğun bakım olgularında popüler bir tekniktir. Bu olumlu özelliklerinin
kardiyak cerrahi sonrasında da geçerli olduğunu gösteren yeni çalışmalar
bulunmaktadır. Diğer avantajlarını ise yoğun bakımda ve hastanede kalış
süresini kısaltması oluşturur. Sistemik etkileri, klasik kullanımı ile karşılaştırıldığında
daha düşük olmakla birlikte intratekal kullanımında olduğu gibi gecikmiş
solunum depresyonu oluşabileceğinden bu olgular bir yoğun bakım ünitesinde
izlenmelidir. Kateter migrasyonu, enfeksiyon ve hematom formasyonu da potansiyel
sorunlar arasındadır. 30,31,38,43
Epidural analjezi, koroner arter hastalarında ve koroner
arter cerrahisinden sonra pek çok spesifik avantaj sağlar. Bu avantajlar arasında;
miyokard kan akımının dağılımında düzelme, miyokardın oksijen tüketiminde
azalma, koroner arter cerrahisi sırasında stenotik koronerlerde ilave bir
dilatasyon sayılabilir.
Koroner arter cerrahisi uygulanmış olgularda postoperatif ağrı
tedavisinde 0.2-1 mg/st epidural morfin infüzyonu kullanılabilir (Tablo 3).
İntraoperatif dönemde heparinizasyon uygulanmış olgularda
spinal ve epidural opioidlerin kullanımı, hematom formasyonu ve ardından nörolojik
hasar riski nedeniyle tartışmalıdır. Bu riske yönelik çelişkili
bildiriler bulunmaktadır. Tek başına lomber ponksiyonun nörolojik hasara
neden olabildiğini bildiren yayınlar yanısıra herhangi bir nörolojik hasar
görülmediğini bildiren epidural kateterizasyon çalışmaları da bulunmaktadır.
Heparinizasyon öncesinde lomber ponksiyon veya epidural
kateterizasyon ardından hematom gelişme riskini azaltmak için bazı öneriler
bulunmaktadır. Operasyondan 4 gün önce antikoagülan tedavinin, 10 gün önce
de asprin tedavisinin kesilmesi, ince bir (25-26 G) spinal iğne kullanılması,
atravmatik bir yöntem tercih edilmesi, güçlük veya kan ile karşılaşıldığında
işlemden vazgeçilmesi bu öneriler arasındadır.
Lomber ponksiyon ile heparinizasyon arasındaki süre de önemlidir.Bu
süre uzadıkça hematom riski de azalır. Bazı merkezlerde epidural kateter
cerrahiden bir gün önce yerleştirilerek heparinizasyon ile kateterizasyon
arasındaki süre 20 saatin üzerine çıkarılmaktadır. Bu teknikle nörolojik
bir komplikasyon bildirilmemiştir. Tüm hastaların postoperatif dönemde nörolojik
komplikasyon yönünden değerlendirilmesi zorunludur.
Bazı merkezlerde anstabil anjinası olan ve heparin infüzyonu
uygulanan olgular intratekal opioid uygulaması kapsamının dışında bırakılmaktadır.
Spinal veya epidural hematom riskini azaltmak amacıyla kateterizasyon sırasında
protrombin oranının 1.4’ün altında olmasına dikkat edilmelidir.
Diğer yöntemlerle analjezi ve sedasyon
İnhalasyon analjezisi ve sedasyonu
Azot protoksit (N2O), postoperatif
kardiyak olgularda ağrı kontrolünde kullanılmıştır. Etkin bir sedasyonun
avantajlarını taşıyan ve geri dönüşlü etkileri gibi avantajlarının yanısıra
miyokard üzerinde depresan etkisi, pulmoner hipertansiyon riski taşıması,
ekstrakorporeal dolaşımı takiben residüel hava kabarcıklarının hacmini
arttırabilmesi, uzun süreli kullanımında kemik iliği supresyonu oluşturabilmesi,
yanlışlıkla %100 N2O kullanılması durumunda fatal
olabilmesi gibi dezavantajları bulunmaktadır. Ayrıca postoperatif kardiyak
olgular hipoksiye meyillidirler ve inspire edilen oksijen konsantrasyonunda N2O
kullanımı gerekçesiyle yapılacak bir azaltılmayı tolere
edemeyebilirler. Buna karşılık %50 oksijen, %50 N2O karışımının
(Entonox), göğüs drenlerinin çıkarılması ve fizyoterapi esnasında kullanılabileceği
bildirilmiştir. 7
İzofluran %0.8-1 konsantrasyonda kullanıldığında yoğun
bakım olgularında sedasyon oluşturabilen bir volatil ajandır. Etkisinin hızlı
başlaması, hemodinamik etkilerinin minimal ve hemen geri döndürülebilir
olması, eliminasyonunun hepatik ve renal fonksiyondan bağımsız olması
avantajlarını oluşturur. Etkisi, midazolam ve propofol ile karşılaştırılabilecek
kalitededir. Ancak hipotansiyona neden olabilir, uzun süreli kullanımında halüsinasyonlar
ve periferik nöropatilere neden olabilir. Çevre kirliliğine neden olması,
bir vaporizatör, uygun bir ventilatör ve solunum devresi gerektirmesi
dezavantajları arasındadır. Fizyoterapi sırasında ventilatörün
diskoneksiyonu, trakeal aspirasyon veya nebülizasyon sırasında uygulamanın
kesintiye uğraması da diğer sorunlar arasında olup hastanın uyanmasına
neden olabilir. Bu dönemde hastanın yeniden sedasyonu daha yüksek
konsantrasyonlar gerektireceğinden hemodinamik yan etkileri de daha büyük
olacaktır. 7,23
Lokal anestezi
Lateral torakotomilerden sonra ağrı kontrolü için başarı
ile kullanılan intraplevral blok, medyan sternotomilerde bilateral blok gerektiğinden
uygun bir yöntem değildir. Bazı çalışmalarda göğüs drenleri yoluyla
lokal anesteziklerin başarı ile kullanıldığı bildirilmektedir.
Trakeal ekstübasyon sonrasında ağrı tedavisi
Trakeal ekstübasyon sonrasında sedatif ilaçlar nadiren
kullanılmaktadır. Buna karşılık ciddi bir ağrı hala sürmekte ise veya kısa
süreli ağrılı girişimlerde (göğüs dreninin çıkarılması gibi)
opioidler gerekebilir.
Hasta kontrollü analjezi (Patient-controlled analgesia-PCA)
Orta derecede veya ciddi ağrısı olan olgular için hasta
kontrollü opioid infüzyonları uygun bir seçenek olmaktadır (Tablo 4). Yöntemin
etkisi hızlı başlamakta, uygun bir kan düzeyi sağlamakta, anksiyete düzeyi
ve total analjezik gereksinimini azaltmaktadır. Bu yöntemle morfin ve
alfentanil kullanımının etkili analjezi ve minimal yan etki oluşturduğuna
ilişkin yayınlar bulunmaktadır. 13,32,34,51
Nonsteroid antienflamatuar ilaçlar
Yoğun bakımda kardiyak cerrahi hastalarında sıkça kullanılmaya
başlanan ilaçlardır. Kas-iskelet ağrılarında etkili, opioidlerle
sinerjistik etki gösteren bir ilaç grubudur. Postoperatif dönemde spinal veya
iv opioidlerin etkisinin hala sürdüğü ilk 2-3 gün süresince genellikle
kullanımlarına gerek olmaz. Kardiyak cerrahi sonrasında renal fonksiyon
bozulabileceğinden nonsteroid antienflamatuar ilaçların bu olgularda kullanımına
dikkat edilmelidir.
Bu ilaçların siklo-oksijenaz enzim sisteminde inhibisyon
oluşturmak yoluyla ortaya koydukları pek çok etkileri bulunmaktadır.
Antiplatelet fonksiyonları, koroner iskemisi olan olgularda avantaj
olabilirken, peptik ülser, aktif kanama veya koagülopatisi olan hastalarda
kontrendikasyon teşkil eder. Renal kan akımı, prostaglandinlerin prerenal
vazodilatör etkilerine bağımlı olduğundan, prerenal oligürisi olan
olgularda kullanımından kaçınılmalıdır.
PEDİYATRİK OLGULAR
Kalp cerrahisinden sonra çocuklarda da ağrı tedavisi büyük
önem taşır. Ağrı pediyatrik olgularda; vazokonstriksiyon, katekolamin düzeyinde
yükselme, hiperkoagülopati, immünosupresyon, pulmoner volümlerde ve öksürük
yeteneğinde azalmaya neden olur. Bu dönemdeki ağrıya yanıt olarak ortaya çıkan
semptomlar; hipoksi, hiperkarbi, düşük kardiyak output ve
anksiyete/ajitasyona bağlı olarak ortaya çıkan semptomlardan mutlaka ayırd
edilmelidir.20
Nöromusküler blokerlerin bu tedavide yer alması mümkün
olmamakla birlikte ventilatörle asenkron soluyan olgularda ventilasyonu arttırmak
ve oksijen tüketimini azaltmak amacıyla kullanımları yararlı olabilir. Bazı
nöromusküler blokerlerin intrensek kardiyovasküler özellikleri farklı
klinik durumlarda tercih edilmelerinde belirleyici faktör olabilir.
Ağrı kontrol teknikleri
Pediatrik olgularda postoperatif ağrı kontrolünde çeşitli
yöntemler hala denenmektedir. Ancak erken postoperatif ağrı tedavisinde temel
yöntem yine de iv opioid kullanımı olmayı sürdürmektedir (Tablo 5).
İntravenöz opioidler
İntravenöz analjeziklerin iv bolus, infüzyon ya da bu iki
yöntemin kombinasyonu şeklinde uygulanmaları mümkündür. Opioid infüzyonu,
uzun yıllardır rutin olarak kullanılmaktadır. Morfin (0.05-0.1 mg/kg) veya
fentanil (2 µg/kg) bolus dozları bu amaçla kullanılabilir.
24,25
Morfin veya fentanil infüzyonlarının kullanımı,hipertansiyon
veya ajitasyonun yeni sütüre anostomozları zorlayacağı veya postoperatif
kanamayı arttırabileceği çocuklarda avantaj sağlar. Analjezik etki
gerekmediği halde ajite çocuklarda ajitasyonun kontrolünde de opioidler kabul
edilebilir bir seçimdir. Güvenilir ve etkili infüzyon dozları morfin için
10-30 µg/kg/saat, fentanil için 1-10 µg/kg/saattir. Diğer yaş gruplarına göre
yenidoğanlarda klirensinin daha düşük, yarı ömrünün daha uzun olması
nedeniyle morfin infüzyon dozu 10 µg/kg/saati aşmamalıdır. 26
Morfin ile analjezi sağlanan çocuklarda serum seviyesi 20
ng/ml’nin üzerine çıkmadıkça solunum depresyonu beklenmemelidir. 15
ng/ml’nin altında yeterli bir analjezi, yeterli solunum fonksiyonu ile
birliktedir. Plazma ilaç konsantrasyonunu değerlendiren kompüter destekli infüzyon
cihazlarının midazolam ve fentanil için kullanılabilirliği gösterilmiştir.22
Gelecekte pediatrik yoğun bakım ünitelerinde bu tür cihazların kullanımı
mümkün hale gelebilir. Bu tür bir yöntemin avantajları arasında sedasyonun
ve aşırı dozajın önlenmesi sayılabilir.
İntravenöz hasta kontrollü analjezi (PCA) yöntemleri de 5
yaş ve üzerindeki bu konsepti anlayabilecek çocuklarda etkin bir şekilde
kullanılabilir. Yöntem, işlemi uygulayabilecek kadar stabil olan olgular için
uygundur. Bu nedenle pek çok olguda ameliyatı izleyen erken periyotta kullanımı
mümkün değildir. Cerrahi girişim sonrasında derlenen bir hastada anlamlı
bir sedasyon veya solunum depresyonu oluşturmadan yeterli analjezi sağlanması
amacıyla PCA kullanılabilir. 0.025 mg/kg bolus morfin dozları, 5-10 dk’lık
kilit intervalleri ile verilebilir. Alternatif bir yöntem de düşük dozda
(0.015 mg/kg/saat) morfinin sürekli infüzyonu ile birlikte 0.015 mg/kg bolus
dozlarına izin verilmesi şeklinde olabilir. 4,15,51
Rejyonel bloklar
İnterkostal sinir blokları:
Torakotomi uygulanan
pediyatrik olgularda cerrahi sırasında ya da postoperatif periyotta uygulanan
interkostal sinir blokları önemli miktarda analjezi sağlar. İnterkostal aralığa
uygulanan bupivakainin (2-4 mg/kg) plazma konsantrasyonu, hızlı absorbsiyon
nedeniyle çocuklarda erişkinlere kıyasla daha çabuk yükselir. Ayrıca çocuklarda
interkostal bupivakainin volüm distribüsyonu daha büyük, klirensi de daha hızlıdır.
PDA ligasyonu uygulanan çocuklarda interkostal sinir bloğu,
postoperatif analjezik gereksinimini azaltmaktadır. Bu yöntemin dezavantajı
ise yararlı etkisinin süre ile sınırlı olmasıdır. Diğer nedenlerden ötürü
postoperatif dönemde ağır sedatize olan hastalarda da interkostal blok
avantajını kaybeder. İşlemin cerrahi sırasında göğüs kapatılmadan önce
görerek yapılması da mümkündür.
İntraplevral kateterler:
Torakotomi insizyonunun hemen
altından posteriorde 18-gauge Tuohy iğnesinin içinden geçirilerek
intraplevral mesafeye yerleştirilen 20-gauge kateter yardımıyla intraplevral
kaviteye lokal anestezik infüzyonu analjezi sağlayabilir. Bu yöntem aorta
koarktasyonu onarımından sonra başarı ile kullanılmıştır. Ancak göğüs
tüpü ile önemli miktarda lokal anestezik kaybı olması, yeterli analjezinin
sürdürülmesini pek çok olguda güçleştirebilir.
Epidural blok: Lomber ve torasik epidural kateter yerleştirilmesi,
çocuklarda erişkinlere kıyasla daha güç olabilir. Yöntem; dural ponksiyon,
sinir hasarı ve intravasküler enjeksiyon riski taşır. Epidural bir vasküler
yırtılmadan sonra pıhtı formasyonunun yetersiz olması, epidural hematom ile
sonuçlanabilir. Kısa süreli epidural kateterizasyon uygulanan olgularda
epidural enfeksiyon riskinin oldukça düşük olduğu bildirilmiştir. Uzun süreli
kateterizasyon ise, immünosupresyon, kateterizasyon yerindeki enfeksiyon,
epidural abse formasyonu şansını arttırmaktadır. 49
Duranın zedelenmesine bağlı olarak ortaya çıkan başağrısı
pediatrik olgularda nadirdir. Kan yaması ile başarı ile tedavi edilebilir.
Ufak çocuklarda kaudal kanaldan yerleştirilen epidural kateterin lomber veya
torasik bölgeye ilerletilmesi ile postoperatif analjezi sağlanabileceğini
bildiren bazı yayınlar bulunmaktadır.17,37,41
Gunter ve Eng17, bupivakainin epidural kullanımı
için bir yükleme dozu saptamışlardır: 0.05 mg x kg x segment sayısı.
PDA ligasyonu dahil olmak üzere torasik girişim uygulanan çocuklarda 0.15
ml/kg/st dozda %0.175 bupivakain ve 1:200.000 epinefrinin yeterli postoperatif
analjezi sağladığı bildirilmiştir.17
2.5 mg/kg bolus doz bupivakain, toksik düzeylere (4 µg/ml)
ulaşmaksızın yeterli analjezi sağlar. Kaudal kateter aracılığıyla
1.25-2.5 mg/kg/st bupivakain infüzyonu yapılan bir çocukta nöbet geliştiği
bildirildiğinden bebeklerde 0.2-0.4 mg/kg/st gibi daha düşük dozlar önerilmektedir.
Yeterli etkiyi sağlamak için opioid kombinasyonu uygulanabilir.
1,28,29
Morfin ve fentanil bu amaçla kullanılan en popüler
opioidlerdir. Kaudal morfin uygulaması için 0.075 mg/kg’lık bir doz seçilebilir.
Lokal anestezik toksisite riskini azaltmak için opioidlerle kombinasyonu;
solunum depresyonu, kaşıntı, bulantı-kusma ve üriner retansiyon gibi yan
etkileri de beraberinde getirir.
Postoperatif epidural analjezi yöntemlerinin çoğu
nonkardiyak cerrahi geçiren çocuklarda uygulandığından özellikle kalp
hastalığı olan çocuklarda lokal anestezik dozunun azaltılması uygun
olacaktır.
Epidural kateterlerin uzun süreli kullanımlarının sağlayacağı
avantajların, enfeksiyon, koagülasyon problemleri gibi istenmeyen etkileri ile
birlikte tartılması gerektiği açıktır.
İntratekal medikasyon. Pediatrik olgularda intratekal
morfin kullanımı da mümkündür. Torasik ve üst abdominal cerrahi geçiren
pediatrik olgularda intratekal morfin (0.02 mg/kg ) uygulaması ile 15 saat
yaklaşık süreyle etkili bir postoperatif analjezi elde edilmektedir.
48,49
Sedasyon teknikleri
Postoperatif dönemde pediatrik olgularda anksiyetenin
giderilmesinde kullanılan en popüler yöntem, intravenöz sedasyondur. Bu amaçla
pek çok ajan kullanılabilir. Analjezi sağlamak amacıyla kullanılan
opioidlerin de bu çocukların sedatif gereksiniminin bir kısmını karşıladığı
bilinmektedir. Buna karşılık sıklıkla uygulanan yöntem opioidlerin
lorazepam, diazepam ve midazolam gibi benzodiazepinlerle kombine edilmesidir.
Postoperatif dönemde midazolamın 1-4 µg/kg/dk infüzyonu ile yan etki oluşmadan
başarılı bir sedasyon elde edilebilmektedir. 36
Pediatrik olgularda postoperatif dönemde sedasyon ve
analjezinin ketamin infüzyonu ile sağlanması da mümkündür. Mekanik
ventilasyon uygulanan pediatrik olgularda midazolam ile birlikte 1 mg/kg/st gibi
düşük dozda bir ketamin infüzyonu ile yeterli sedasyon ve analjezi elde
edildiği bildirilmiştir.19 Ancak konjenital kalp hastalığı olan
pediatrik olgularda ortalama arter basıncını, pulmoner/sistemik rezistans
oranını ve kalp hızını arttırdığı gösterilen bu ajanın ekstrem
sempatik stimülasyonu olan olgularda da negatif inotropi oluşturabileceği
bilindiğinden postoperatif dönemde pediatrik olgularda yaygın bir şekilde
kullanımı yoktur.
Genel anestezi indüksiyonu ve devamında kullanılan kısa
etkili bir ajan olan propofolün yoğun bakımda kullanımı, özellikle
hemodinamik olarak stabil olmayan hastalarda bir miktar kardiyak depresyon oluşturması
nedeniyle pek yaygın değildir. 35
Sonuç
Postoperatif ajitasyonun tedavisinde ilk basamak ağrı
kontrolüdür. Kullanıma hazır opioidlerin mevcudiyeti, hafif hiperkarbiye artık
daha fazla izin veriliyor olması, kardiyak cerrahi sonrasında ağrı
tedavisinde daha esnek olunması şansını vermektedir. Bu dönemde renal ve
gastrik yan etkilerini akılda tutmak kaydıyla nonsteroid antienflamatuar
ajanlar da ağrı tedavisinde yer alabilmektedir. Nöroaksiyel teknikler ise, bu
olgularda kullanımlarının hala tartışmalı olmasına karşın mükemmel
analjezi sağlamakta, erken ekstübasyonu kolaylaştırmaktadır.
KAYNAKLAR
- Agarwal R, Gutlove DP, Lockhaart CH. Seizures occuring in pediatric
patients receiving continuous infusion of bupivacaine. Anesth Analg.
1992;75:284-286.
- Aitkenhead AR, Pepperman ML, Willatts SM, Coates PD, Park GR, Bodenham AR,
Collins CH, Smith MB, Ledingham IM, Wallace PG: Comparison of propofol and
midazolam for sedation in critically ill patients. Lancet 1989 Sep
23;2(8665):704-9
- Anand KJS, Hickey PR: Halothane-morphine compared with high-dose
sufentanil for anesthesia and postoperative analgesia in neonatal cardiac
surgery. N Engl J Med 1992;326(1):1-9.
- Berde CB, Lehn BM, Yee JD, et al. Patient-controlled analgesia in children
and adolescents: A randomized prospective comparison with intramuscular
administration of morphine for postoperative analgesia. J Pediatr
1991;118:460-466.
- Borges MF; Coulson AS: Minimally invasive coronary bypass surgery:
postoperative pain management using intermittent bupivacaine infiltration.
Br J Anaesth, 1998 Apr, 80:4, 519-20
- Bovill JG: Opioids in cardiac anesthesia. In:Kaplan JA, ed.Cardiac
Anesthesia.Philadelphia:WB Saunders: 1993;467-511
- Bryden-FM; McFarlane-H; Tunstall-ME; Ross-JA: Isoflurane for removal of
chest drains after cardiac surgery. Anaesthesia. 1997 Feb; 52(2): 173-5
- Chae BK; Lee HW; Sun K; Choi YH; Kim HM : The effect of combined epidural
and light general anesthesia on stress hormones in open heart surgery
patients. Surg Today, 1998, 28:7, 727-31
- Chaney-MA: Intrathecal and epidural anesthesia and analgesia for cardiac
surgery. Anesth-Analg. 1997 Jun; 84(6): 1211-21
- Chaney-MA; Furry-PA; Fluder-EM; Slogoff-S: Intrathecal morphine for
coronary artery bypass grafting and early extubation. Anesth-Analg. 1997
Feb; 84(2): 241-8
- Chaney-MA; Smith-KR; Barclay-JC; Slogoff-S Large-dose intrathecal morphine
for coronary artery bypass grafting. Anesth-Analg. 1996 Aug; 83(2): 215-22
- Chaudri s, Kenny G: Sedation after cardiac bypass surgery. Br.J.Anaesth
1992;6:98-99.
- Checketts MR; Gilhooly CJ; Kenny GN: Patient-maintained analgesia with
target-controlled alfentanil infusion after cardiac surgery: a comparison
with morphine PCA. Br J Anaesth, 1998 Jun, 80:6, 748-51
- Fawcett WJ; Edwards RE; Quinn AC; MacDonald IA; Hall GM: Thoracic epidural
analgesia started after cardiopulmonary bypass. Adrenergic, cardiovascular
and respiratory sequelae. Anaesthesia, 1997 Apr, 52:4, 294-9
- Gaukroger PB, Tomkins DP, Van Der Walt JH: Patient-controlled analgesia in
children. Anesthe Intens Care. 1989;17(3):264-268.
- Gray JR, Fromme GA, Nauss LA, Wang JK, Ilstrup DM: Intrathecal morphine
for postthoracotomy pain. Anesth Analg 1986;65:873-6
- Gunter JB, Eng C. Thoracic epidural anesthesia via the caudal approach in
children. Anesthesiology 1992;76:935-938.
- Hall RI; MacLaren C; Smith MS; McIntyre AJ; Allen CT; Murphy JT; Sullivan
J; Wood J; Ali I; Kinley E : Light versus heavy sedation after cardiac
surgery: myocardial ischemia and the stress response. Anesth Analg, 1997
Nov, 85:5, 971-8
- Hartvig-P; Larsson-E; Joachimsson-PO: Postoperative analgesia and sedation
following pediatric cardiac surgery using a constant infusion of
ketamine.J-Cardiothorac-Vasc-Anesth. 1993 Apr; 7(2): 148-53
- Hotz JA: Postoperative Care of the Pediatric Cardiac Surgical Patient.
In:Pediatric Cardiac Anesthesia. Ed by Lake CL. Third
Edition.Appleton&Lange, Stamford, Connecticut.1998.
- Jalonen-J; Hynynen-M; Kuitunen-A; Heikkila-H; Perttila-J; Salmenpera-M;
Valtonen-M; Aantaa-R; Kallio-A : Dexmedetomidine as an anesthetic adjunct in
coronary artery bypass grafting. Anesthesiology.1997 Feb; 86(2): 331-45.
- Kern FH, Ungerleider RM, Jacobs JR, Boyd JL 3d, Reves JG, Goodman D,
Greeley WJ: Computerized continuous infusion of intravenous anesthetic drugs
during pediatric surgery. Anesth Analg 1991;72:487-492.
- Kong K, Willatts S, Prys Roberts C: Isoflurane compared with midazolam for
sedation in the intensive care unit. Br.Med J 1989;298:1277-80.
- Lynn AM, Nespeca MK, Opheim KE, Slattery JT: Respiratory effects of
intravenous morphine infusions in neonates, infants, and children after
cardiac surgery. Anesth Analg 1993;77:695-701.
- Lynn AM, Opheim KE, Tyler DC. Morphine infusion after pediatric cardiac
surgery. Crit.Care Med. 1984;12:836-866.
- Lynn AM, Slattery JT. Morphine pharmacokinetics in early infancy.
Anesthesiology 1987;66:136-139.
- Massetti M; Babatasi G; Lotti A; Bhoyroo S; Le Page O; Khayat A : Less
invasive cardiac operations through a median sternotomy: 100 consecutive
cases. Ann Thorac Surg, 1998 Sep, 66:3, 1050-4
- McCloskey JJ, Haun SE, Desphande JK. Bupivacaine toxicity secondary to
continuous caudal epidural infusion in children. Anesth Analg
1992;75:287-290.
- McMurray TJ, Collier PS, Carson IW, Lyons SM, Elliott P: Propofol sedation
after open heart surgery. A clinical and pharmacokinetic study. Anaesthesia
1990;45:322-6.
- Moore-CM; Cross-MH; Desborough-JP; Burrin-JM; Macdonald-IA; Hall-GM:
Hormonal effects of thoracic extradural analgesia for cardiac surgery.
Br-J-Anaesth. 1995 Oct; 75(4): 387-93
- Moore-R; Follette-DM; Berkoff-HA: Poststernotomy fractures and pain
management in open cardiac surgery. Chest. 1994 Nov; 106(5): 1339-42
- Myles-PS; Buckland-MR; Cannon-GB; Bujor-MA; Langley-M; Breaden-A;
Salamonsen-RF; Davis-BB: Comparison of patient-controlled analgesia and
nurse-controlled infusion analgesia after cardiac surgery.
Anaesth-Intensive-Care. 1994 Dec; 22(6): 672-8
- Newman LH, McDonald JC, Wallace PGM, Ledingham IM: Propofol infusion for
sedation in intensive care. Anaesthesia 1987; 42:929-37.
- O'Halloran-P; Brown-R: Patient-controlled analgesia compared with
nurse-controlled infusion analgesia after heart
surgery.Intensive-Crit-Care-Nurs. 1997 Jun; 13(3): 126-9
- Paech-MJ; Pavy-TJ; Orlikowski-CE; Lim-W; Evans-SF: Postoperative epidural
infusion: a randomized, double-blind, dose-finding trial of clonidine in
combination with bupivacaine and fentanyl. Anesth-Analg.1997 Jun; 84(6):
1323-8
- Pepperman-ML; Macrae-D: A comparison of propofol and other sedative use in
paediatric intensive care in the United Kingdom. Paediatr-Anaesth.1997;
7(2): 143-53.
- Pietropaoli JA, Keller MS, Smail DF, Abajian JC, Kreutz JM, Vane DW:
Regional anesthesia in pediatric surgery: Complications and postoperative
comfort level in 174 children. J Pediatr Surg 1993;28:560-564.
- Sanchez R; NygÁrd E: Epidural anesthesia in cardiac surgery: is there an
increased risk? J Cardiothorac Vasc Anesth, 1998 Apr, 12:2, 170-3
- Schaff HV : New surgical techniques: implications for the cardiac
anesthesiologist: mini-thoracotomy for coronary revascularization without
cardiopulmonary bypass. J.Cardiothorac
Vasc Anesth, 1997 Apr, 11:2 Suppl 1, 6-9;
- Servin F: Remifentanil: when and how to use it. Eur J Anaesthesiol Suppl,
1997 May, 15:, 41-4
- Shayevitz-JR; Merkel-S; O'Kelly-SW; Reynolds-PI; Gutstein-HB: Lumbar
epidural morphine infusions for children undergoing cardiac surgery.
J-Cardiothorac-Vasc-Anesth. 1996 Feb; 10(2): 217-24
- Snellen F, Lauwers P, Demeyere F, Byttebier G, Van Aken H. The use of
midazolam versus propofol for short term sedation following coronary artery
bypass grafting. Intensive Care Med 1990;16:312-316.
- Stenseth-R; Bjella-L; Berg-EM; Christensen-O; Levang-OW; Gisvold-SE:
Effects of thoracic epidural analgesia on pulmonary function after coronary
artery bypass surgery. Eur-J-Cardiothorac-Surg. 1996; 10(10): 859-65;
discussion 866
- Sun X, Quinn T, Weissöan C: Patterns of sedation and analgesia in the
postoperative ICU patient. Chest 1992; 101:1625-32.
- Swenson-JD; Hullander-RM; Wingler-K; Leivers-D: Early extubation after
cardiac surgery using combined intrathecal sufentanil and morphine. J
Cardiothorac Vasc Anesth 1994 Oct; 8(5): 509-14
- Tam RK; Almeida AA: Minimally invasive aortic valve replacement via
hemi-sternotomy: a preliminary report. Eur J Cardiothorac Surg, 1998 Oct, 14
Suppl 1:, S134-7
- Taylor-A; Healy-M; McCarroll-M; Moriarty-DC: Intrathecal morphine: one
year's experience in cardiac surgical patients. J-Cardiothorac-Vasc-Anesth.
1996 Feb; 10(2): 225-8
- Tobias-JD; Deshpande-JK; Wetzel-RC; Facker-J; Maxwell-LG; Solca-M .
Postoperative analgesia. Use of intrathecal morphine in children.
Clin-Pediatr-Phila.1990 Jan; 29(1): 44-8.
- VadeBoncouer TR, Ferrante FM: Epidural and subarachnoid opioids.
In:Postoperative pain management . Ed.by: Ferrante FM , VadeBoncouer TR.
Churchill Livingstone Inc.1993.
- Wheeler AP. Sedation, analgesia and paralysis in the intensive care unit.
Chest 1993;104:566-77.
- Yücel A. Hasta kontrollü analjzei (Patient-controlled analgesia).Ufuk
Reklamcılık&Matbaacılık, İstanbul 1997.