- Prof. Dr. Hasan Akman, Doç. Dr. Anış Arıboğan
- ÇÜTF Anesteziyoloji Anabilim Dalı
Ağrı sendromu; ağrı duyusu ve ona eşlik eden anksiyet
ile ciddi mental/ fiziksel stres komponentlerini içerir (1, 2). Yoğun
bakım hastalarında bu sendroma uyku bozuklukları ve delirium gibi psikolojik
bozukluklarla eklenmektedir. Ayrıca ağrı karşısında oluşan kardiyovasküler,
respiratuar ve endokrinolojik değişikliklerde hastalarda mortaliteyi önemli
derecede etkilemektedir (1, 3).
Yoğun bakım hastasında ağrının başlıca kaynağı geçirmiş
olduğu cerrahi girişim, yanık, veya travmadır (1, 6). Ancak ünitedeki
sürekli ışık ve gürültü gibi çevresel faktörlerle uyku problemi, algılama
kısıtlılığı veya ölüm korkusu gibi psikolojik nedenler de ağrı
duyusunu şiddetlendirmektedir (1, 8) . Yine endotrakeal tüp
aspirasyonu, fizik tedavi uygulaması, toraks ve batın drenlerinin varlığı,
invaziv kateterler ve pansumanlarda ağrı yakınması için ciddi nedenlerdir (1,
8).
Genelde ağrı duygusunun algılanmasında kişisel özellikler,
eğitim, çevre faktörü, ağrı deneyimi anksiyete ve korku son derece önemli
parametrelerdir (3). Ancak yoğun bakım koşullarında özellikle
bilinç düzeyi yetersiz, paralitik veya entübe/mekanik ventilasyon uygulanan
hastalarda ağrı duyusunu ifade etmek son derece güçtür ve bu durum yetersiz
analjezi için fazlasıyla risk yaratmaktadır (4, 8). Yine sepsis,
kafa travması, multipl travma ve ARDS gibi mekanik ventilasyon gerektiren
kompleks olgularda da analjezi gereksinimi ve sağlanan tedavinin yeterliliğini
denetlemek de son derece güçtür (1, 3). Bilinç düzeyi yetersiz
veya terapötik paralizi sağlanmış bir hastada analjezi gereksiniminin olmadığını
düşünmek ciddi bir hatadır (3). İnsancıl nedenler yanında ağrı
duyusunun kontrolünün nöroendokrinolojik stres yanıtı sınırlayarak yaşam
şansı üzerine olan olumlu etkisi düşünülürse yoğun bakım ünitelerinde
ağrı tedavisinin önemi ağırlıklı olarak ortaya konmaktadır.
Bizde derlememizde yoğun bakım ünitelerinde son derece önemli
bir tedavi basamağı olan analjezi uygulaması özetlemeye çalışacağız.
A)Ağrı tedavisinde temel prensipler
(1, 5, 8, 9)
Ağrı tedavisinde efektif yöntemin belirlenmesinde ağrının
biyokimyasal ve anatomik temelini bilmek şarttır. Yoğun bakım hastasında nöropatik
özellikte olan ağrı çoğu zaman periferden başlar. Ağrı çoğu kez doku
hasarlanması veya iyileşme reaksiyonuna bağlı olarak sentezlenen kinin,
prostaglandin, serotonin, histamin gibi mediyatörlerin artmış konsantrasyonu
ile ortaya çıkmaktadır. Bu maddeler C ve A-Delta sinir liflerinden oluşturan
sinir terminallerini aktive ederler. Bu liflerde aksonları retiküler aktivatör
sistem ve diensefalonda sonlanan diğer nöronlarla spinal kordda sinaps
yaparlar.
Buna göre yoğun bakım hastalarında uygulanacak efektif
analjezik yöntemler; periferde ağrı liflerini aktive eden biyokimyasal
ajanların oluşumunu süprese etmek veya ağrı lifleri aktive olmuşsa bu
sinyallerin spinal korda geçişini veya beyinde algılanmasını bloke etmek
basamaklarını içermektedir. Yoğun bakımda analjezi uygulaması dört şekilde
gerçekleşebilir:
1.Periferik düzeyde ağrı oluşumunun engellenmesi.
-Non-steroidal antiinflamatuar uygulaması
-Lokal anestezi ve sinir blokları uygulaları
2. Spinal kord düzeyinde ağrı duyusunun engellenmesi
-Epidural ve intratekal analjezi uygulaması
-Transkutanöz elektriksel sinir stimülatörü uygulaması
3.Sistemik ağrı tedavisi
-Opioid veya non-opioid analjeziklerin sistemik kullanımları
4.Hasta kontrollü analjezi uygulaması
1.Periferik düzeyde ağrı oluşumunun engellenmesi:
a. Non-steroid antiinflamatuar kullanımı (1, 3,
10, 11)
Araşidonik asidin prostoglandinlere dönüşünü inhibe
eden nonsteroidal anti-inflamatuar ajanlar ağrıyı başlatan periferik
mekanizmaları sınırlarlar. Bu ajanlar direkt doku inflamasyonu ile torasik,
abdominal veya diğer cerrahi işlemler uygulanacak hastaların postoperatif ağrı
tedavisinde narkotik gereksinimini azaltırlar. Aynı bileşikler ağrı
sinyallerinin spinal korda geçişini modüle etme rolüne de sahiptirler.Ancak
gastrik erozyon, peptik ülser hastalığı, böbrek yetmezliği ve trombosit
fonksiyonları üzerine olan etkileri non-steroid antiinflamatuarların uzamış
mekanik ventilasyona ihtiyaç duyan hipermetabolik hastalarda kullanımı sınırlamaktadır.
b.Lokal anestezi uygulaması (1, 2)
Lokal anestetik infiltrasyonu özellikle postoperatif ağrı
tedavisinde tercih edilebilir bir uygulamadır.Genel anestezi sırasında yapılan
lokal anestezi infiltrasyonu postoperatif dönemde 48 saate varan bir analjezi
sağlayabilmektedir. Ancak bu yöntemde yoğun bakım hastasının uzun süreli
ağrı tedavisi için yetersizdir
c.Sinir blokları :
-İnterkostal bloklar (1, 12)
Özellikle kot kırıkları gibi torasik yaralanmalarda ve
torakototomi sonrası ağrı tedavisinde tercih edilebilir. Spinal veya epidural
tekniklere avantajı kas zafiyetine yol açmadan analjezi sağlamasıdır.
Dezavantajı tekrarlayan enjeksiyon uygulaması, pnömotoraks ve hematom olasılığı
ile lokal anestetiklere bağlı sistemik toksik reaksiyon riskidir.
-Paravertebral blok (1, 13)
Özellikle toraks ve abdomen ağrılarının kontrolünde
lokal anestetiklerin bolus tekrarlayan enjeksiyonları veya kateterle sürekli
infüzyonları şeklinde uygulanabilir. Riskleri kateterin yanlış yerleştirilmesi,
epidural/subaraknoid veya intraarteriyel enjeksiyon, pnömotoraks oluşması ve
lokal anestetiklere bağlı sistemik toksik reaksiyonlardır.
-Interplevral analjezi (1, 14, 16)
Interplevral aralığa kateter yerleştirilerek lokal
anestezi uygulanması temeline dayanır. Torakal ve üst abdomen ağrılarda
etkili bir yöntemdir. Kontrendikasyonları plevral aralıkta fibrozis veya
kan/sıvı, enfeksiyon varlığıdır. Kanama diatezi olan olgularda
uygulanamaz. Lokal anestetiklere bağlı toksik reaksiyonlar ve kateterin yanlış
yerleştirilmesine bağlı yetersiz analjezi, hemo/pnömotoraks riski uygulamanın
dezavantajlarıdır.
-Diğer bloklar (17, 19)
Periferik bloklar içerisinde üst ekstremite ağrılarının
tedavisinde brakiyal pleksus blokajı ve alt ekstremite ağrılarında femoral
blokda sayılabilir. Her iki teknikte aralıklı bolus enjeksiyon veya kateter
yerleştirilmesi ile uygulanabilmektedir. Kateterin yanlış yerleştirilmesi,
intraarteriyel enjeksiyon ve hematom periferik blokların belli başlı
komplikasyonlarıdır.
2. Spinal kord düzeyinde ağrı duyusunun engellenmesi:
a.Epidural ve intratekal analjezi (1, 3, 20, 23)
Intratekal/Subaraknoid ve özellikle epidural analjezi
uygulaması lokal anestetiklerin, narkotiklerin veya her iki ilacın kombine
kullanımı ile yoğun bakım hastalarının analjezisinde sıklıkla gündeme
gelen yöntemleridir. Teknik açıdan epidural veya subaraknoid aralığa
kateter yerleştirilerek bolus veya sürekli infüzyon ilaç uygulaması yapılmaktadır.
Subaraknoid (spinal) anestezi tekniği anestezi amacıyla sıklıkla
uygulanan bir yöntemdir. Teorik olarak postoperatif analjezi amacıyla da
uygulanabilir. Ancak hemodinamik instabilite gibi bir potansiyel risk nedeniyle
tercih edilen bir yöntem olamamıştır.
Yoğun bakım hastasında epidural aralığa uygun teknikle
yerleştirilen kateter aracılığı ile analjezik uygulaması son derece pratik
bir yöntemdir. Epidural olarak torasik veya lomber bölgeye yerleştirilecek
bir kateter gerek postoperatif gerekse travmaya bağlı ağrı tedavisinde
tercih edilmelidir. Epidural analjezide lokal anestetiğin tek başına infüzyon
olarak kullanıldığı olgularda en önemli risk hipotansiyondur. Epidural
opioid uygulamasında da sedasyon etkisi önemli bir avantaj olarak değerlendirilirken
bulantı, kaşıntı ve üriner retansiyon gibi yan etkiler izlenebilir.
Epidural opioid kullanımında solunum depresyonu nadir fakat en korkulan
komplikasyondur (3, 22). Ancak bu durum mekanik ventilasyon uygulanan
bir yoğun bakım hastası için risk oluşturmamaktadır. Günümüzde en çok
tercih edilen yöntem lokal anestetik ve narkotiklerin kombine kullanımı ile
sağlanan epidural analejzidir (1, 3, 22, 23). Bu uygulanma her iki
ilacında doz gereksinimini sınırlarken yan etkileri kontrol etme açısından
emniyetlidir.
b.Transkutanöz elektriksel sinir stimülatörü uygulaması (24,
26)
Transkutanöz elektriksel sinir stimülatörü (TENS)
uygulamasının postoperatif ağrı tedavisindeki etkisi henüz tartışmalıdır.
Yalnız beyin sapı ve spinal kord düzeyinde ağrı impuls geçişini engellediği
düşünülmektedir. TENS uygulamasında yüksek frekans (80-100 Hz) ve düşük
yoğunlukta stimulusların postoperatif ağrı tedaviisnde daha etkin olduğu
bildirilmektedir. Ortopedik cerrahi, apendektomi, kolesistektomi, laminektomi,
kardiyak cerrahi gibi geniş bir operasyon grubunda TENS denenmiştir. Yanık ve
kot kırklarına ait ağrı tedavisinde de çalışmalar mevcuttur. Ancak uzun süreli
ve tam etkin bir analjezi için TENS kullanımı henüz tartışmalıdır.
3. Sistemik ağrı tedavisi:
Sistemik ağrı tedavisi son derece kompleks bir mekanizma
ile opioid veya non-opioid analjeziklerin intravenöz, intramusküler,
subkutanenöz veya inhalasyon yoluyla sistemik olarak uygulanması temeline
dayanır (1, 3, 27, 29). Burada esas olan ağrı duyusunun santral düzeyde
ortadan kaldırılmasıdır. İlaç uygulaması aralıklı bolus veya sürekli
infüzyon olarak gerçekleştirilmektedir.
4. Hasta Kontrollü analjezi uygulaması (30, 33)
Bu yöntem programlanan bir düzenek aracılığıyla hastanın
kendi analjezi ihtiyacını saptayarak kendi kendisine ilaç uygulaması
temeline dayanır. Hasta kontrollü analjezi başlangıçta analjeziklerin özellikle
opioidlerin sistemik kullanımı için gündeme gelse de son yıllarda epidural
veya subdural analjezi amacıyla sıklıkla uygulanmaktadır. Ayrıca hasta
kontrollü sedasyon uygulamaları da mevcuttur. Yine rejyonel analjezi
tekniklerinde lokal anestetiklerin bu yöntem kullanımı da mümkündür. Hasta
kontrollü analjezi aralıklı bolus veya infüzyon+bolus kombinasyonu ile gerçekleştirilebilir.
Ancak hasta kontrollü analjezi uygulaması için hastanın bilinç düzeyinin
yeterli ve koopere olması gerekir. Ancak yoğun bakım hastalarının çoğu
ajitedir veya terapötik paralizi sağlanmıştır bu nedenle hastalar “hasta
kontrollü analjezi pompası”na basamazlar. Ancak yoğun bakımlarda hemşire
veya eğitilmiş hasta yakınlarının kullanımına hazırlan pompalar ile
uygulanan Hasta kontrollü analjezi yönteminin ciddi iş gücü ve zaman
tasarrufu sağladığı söylenebilir (3).
B)Ağrı tedavisinde kullanılan farmakolojik ajanlar
Opioidler (1, 3, 27, 28, 29, 32)
Yoğun bakım ünitelerinde mekanik ventilasyon uygulanan
veya hipermetabolik statüde bulunan birçok komplike yoğun bakım hastasının
ağrı tedavisinde opioid uygulaması tercih edilmektedir.
Opioidler organizmada dulunan µ ,? , ve ? reseptörlerine
etki ederler. Bu reseptörlerin aktivasyonu membran potasyum iletiminde, hücre
hiperpolarizasyonunda ve sinir aktivitesi inhibisyonunda artma ile sonuçlanlanmaktadır.
Santral sinir sisteminde C ve A-? liflerinin aktivitelerini
modüle eden substans P, adrenerjik bileşikler gibi birçok bileşik vardır.
Spinal kordun “substantia gelatinosa”’sında, beynin “periaquaductal”
gri alanında ve hippokampusu içeren diğer birçok beyin bölgesinde büyük
konsantrasyonda opioid reseptörü vardır. Ekzojen ve endojen opioidlerin (ß
endorfin, dinorfin ve enkafalinler) hepsi bu opiod reseptörlerinin
aktivitelerini modüle ederler. Klinikte sık kullanılan narkotik analjezik
ajanlar etkilerini esas olarak µ reseptörü üzerinden göstermektedirler
(Tablo I). Bilindiği gibi µ reseptörünün aktivasyonu analjezi, respiratuar
depresyon, bradikardi gibi opioidlerin pür agonist olan morfin modeli etkileri
ile sonuçlanmaktadır. Yoğun bakım hastalarının ağrı tedavisinde de µ
reseptör etkisi olan opioid agonistler sıklıkla kullanılmakta, miks
agonist/antagonist preparatlar çoğu kez güçlü anestezi etkileri olmadığı
için tercih edilmemektedir. Zaten opioid agonistlerin solunum depresyonu,öksürük
refleksinin inhibisyonu gibi gibi önemli yan etkileri mekanik ventilasyon
uygulanan bir hasta için avantaj olabilmektedir.
Opioid agonistler arasında morfin hala en sık kullanılan
preparattır. Ucuzdur ve , minimal kardiyovasküler yan etkiye sahiptir.
Meperidin özellikle postoperatif ağrı tedavisinde morfine göre kısa etkisi
ile tercih edilmektedir. Metadon uzun terminal yarı ömrü, analjezi ve sınırlı
solunum depresyonu etkisi ile kritik hastaların analjezisinde önerilmektedir.
Fentanil morfinden 100-150 kat daha potent bir sentetik opioiddir. Etki süresi
meperidin ve morfinden daha kısadır. Postoperatif analjezi ve yoğun bakım
analjezisinde tercih edilen bir ajandır. Alfentanil kısa etkili bir narkotik
olup özellikle infüzyon uygulamalarında erken derlenme özelliği ile kullanılmaktadır.
Sülfentanil fentanile göre daha potent ve uzun etkili bir preparat olup henüz
rutin yoğun bakım kullanımına girmemiştir. Agonist analjeziklerin en önemli
yan etkileri solunum depresyonu, öfori, sersemlik öksürük refleksi
inhibisyonu, bulantı ve kusma, gastrik motilitede azalma, gastrik, biliyer ve
pankreatik sekresyonlarda artma, biliyer, iliokolik ve anal sfinkterlerde spazm,
diğer sedatif/hipnotiklerin kardiyovasküler/respiratuar ajanların etkilerini
potansiyalize etme olarak sıralanabilir. Özellikle morfin ve meperidin kullanımında
histamin salınımında artış daha belirgindir.Yoğun bakımda uygulanan
agonist-antagonist opioidler arasında pentazocin, propoksifen, butarfanol,
nalbufin sayılabilir. Bu ilaçların analjezi etkileri sınırlı olmakla
birlikte yan etkileri çok daha azdır. Yinede halsizlik, bulantı, kusma gibi
istenmeyen etkiler izlenebilmektedir.
Hemen tüm opioid bileşikleri ağırlıklı olarak karaciğerde
metabolize olurlar Bu metabolitlerin bazılarının da analjezik özelliği vardır
.Metabolitler daha sonra safra kesesinde ekskrete olur veya böbrekle elimine
edilirler. Teorik olarak ciddi hepatik veya renal problemi olan hastalarda
opioid gereksinimi azalır ancak yaş, plazma protein ve asid-baz seviyeleri
gibi diğer faktörlerin de narkotiklerin serum düzeyi üzerine oaln etkileri
kesindir.
İdeal olarak analjezik ihtiyacı olan herhangi bir yoğun
bakım hastası ekzojen opioidleri “minimum etkin analjezik
konsantrasyon”dan almalıdır (Tablo II) . Bu amaçla opioidler çeşitli
tekniklerde uygulanabilir . Kritik hastalarda opioidler genelde intravenöz
olarak kullanılır, nadiren oral veya intramüsküler yoldan verilirler. İntravenöz
yoldan da bolus, sürekli infüzyon veya hasta kontrollü analjezi pompaları
ile opioid uygulaması gerçekleştirilir Tablo III. Opioidlerin diğer uygulama
şekilleri intratekal, epidural ve transdermal yama yollarını içermektedir
(Tablo IV,V). Pratikte sürekli infüzyon uygulaması aşağıdaki nedenlerden
dolayı daha sık tercih edilmektedir:
-Yoğun bakım hastalarının çoğu endotrakeal tüp varlığı,
değişmiş bilinç seviyesi veya paralizi nedeniyleanaljezik ihtiyaçlarını
iletmek için güçlük çekerler.
-Hastalarda analjezi için gerekli opioid gereksinimi çok
farklıdır. Bu nedenle narkotik kan konsantrasyonunun sabit tutulması hastalar
için daha etkin analjezi sağlanması anlamına gelir.
-İntermittan narkotik uygulamasına karşı sürekli infüzyon
kullanımının morbidite ve mortalite oranının azaltabileceği konusundaki
kanıtlar artmaktadır.
Opioid analjezikleri uygulamanın diğer bir yolu
“transdermal fentanil yaması” kullanımıdır . Bu yöntemin invaziv
olmaması, kolay uygulamanması, infüzyon pompası gibi aksesuarlara ihtiyaç
duyulmaması gibi avantajları vardır. Bugün 25, 50, 75 ve 100 m
g/st' lik fentanil salan yamalar vardır . Bunlar serum fentanil düzeyini
korurlar. Ancak yoğun bakım hastasında yama uygulaması henüz popüler değildir.
Lokal anestetikler (1, 2, 20, 31)
Lokal anestezi veya periferik sinir bloklarında tercih
edilen başlıca farmakolojik ajan lokal anestetiklerdir. Postoperatif ağrı
veya yoğun bakımda tedavi edilmekte olan travma olgularında epidural veya
intratekal analjezi tekniklerinde de bolus veya infüzyon lokal anestetik sıklıkla
kullanılmaktadır.
Lokal anestetikler basitçe hücre memranından sodyum iyonu
girişini etkileyerek ağrı duyusunu sınırlamakta ve sinir lifinde
depolarizasyonun deprese olması ile ağrı impulsunun iletiminde sinir aksiyon
potansiyeli oluşturmayarak veya bloke ederek analjezi sağlamaktadırlar. Lokal
anestetikler ester veya amid yapıdadırlar. Ester yapıda olanlar prokain,
kloroprokain, tetrakain ve kokaindir. Amid yapıda olanlar ise başlıca
lidokain, mepivakain, bupivakain ve dibukaindir. Amid yapıda olanlar karaciğerde
metabolize olurken ester yapıda olanlar plazma psödokolinesteraz enzimi tarafından
metabolize edilirler. Karaciğer patolojilerinde veya hepatik kan akımının
azaldığı durumlarda lokal anestetiklerin etki süresi uzamakta ve toksik
reaksiyon ihtimali artmaktadır. Lokal anestetiklerin sistemik toksik etkileri
santral sinir sistemi ve kardiyovasküler bulguları içermektedir.Santral sinir
sistemi bulgularında baş dönmesi, kulak çınlaması, sedasyon, halsizlik,
bilinç kaybı, konvüzyon ve komaya kadar uzanan geniş bir klinik dağılım söz
konusu iken kardiyovasküler bulgular iletim/ritim anomalileri, bradikardi, taşikardi,
hipotansiyon ve asistoli olarak sıralanabilir. Lokal anestetiklerin etki başlangıcı
ve süresi lokal anestetik miktarına, enjeksiyon hızına, protein bağlama
kapasitesine, lipid eriyebilirliğine, doku ve ilacın PH ve Pka değerine göre
değişmektedir (Tablo VI). Yoğun bakım ünitelerinde özellikle uzun etkili
bir lokal anestetik olan bupivakain tercih edilsede hastanın mevcut patolojisi,
istenilen analjezi süresi ve hekim deneyimi göz önüne alınarak bir çok
alternatif uygulama söz konusu olabilir.
Alfa-2 Adrenerjik reseptör agonistler ; Klonidin (33,
36)
Alfa-2 adrenerjik reseptör agonistler içerisinde yoğun bakım
ve postoperatif analjezisinde en sık kullanılan ilaç klonidindir. Klonidin
antihipertansif amaçla uzun yıllardır kullanılmaktadır. Son yıllarda
sedasyon ve analjezi etkileri ile gündeme gelmektedir. Yoğun bakımda özellikle
postoperatif ağrı tedavisinde sistemik olduğu gibi subaraknoid ve epidural
yolla da uygulanabilir. Özellikle lokal anestetiklerle kombinasyonu analjezi süresini
önemli derecede uzatmaktadır Narkotiklerle kombinasyonu analjezi süresini
etkilememekte üstelik bradikardi, sedasyon gibi etkilerini potansiyalize
etmektedir. Klonidinin epidural uygulanmasının sistemik kullanumına göre çok
daha az hipotansiyon etkisine sahip olduğu da bildirilmektedir.
Ketamin (1, 37, 41)
Ketamin düşük toksik etkisi ve hipovolemik hastalarda kan
basıncı desteği nedeniyle önemli bir anestetiktir. Spinal kord ağrı
iletimini modifiye ederek analjezi oluşturur. Ketamin yanık debridmanı gibi
tekrarlayan ağrılı işlem gerektiren hastalarda da sedasyon ve analjezi sağlamak
amacıyla sık kullanılır. Sempotamimetiktir etkisinden dolayı kardiyak
stabilite için endojen ve egzojen katekolaminlere bağımlı yoğun bakım
hastalarının sedasyon ve analjezisinde yararlıdır. Genelde bolus uygulaması
tercih edilmektedir. Bu ajanın kullanımı uyanma sırasında “kötü rüya”
ve ajitasyonun yüksek oranda görülmesi nedeniyle sınırlanmıştır. Diğer
sedatif ve analjeziklerle kullanıldığında bu problemler daha az sıklıkla
ortaya çıkmaktadır. Ancak yoğun bakım hastasında uzun süreli kullanımlarında
efektif bulunmamıştır.
Diğer non-narkotik ajanlar (42, 46)
Postoperatif ağrı tedavisinde rejyonel tekniklerde
somatostatin uygulamasına rastlansa da nörotoksik etkisi nedeniyle uzun süreli
kullanımda yer almamaktadır.
Serotonin, midazolam ve baklofenon gibi ajanların özellikle
epidural kullanımları araştırma aşamasındadır.
İnhalasyon anestetikler (1, 3, 47, 48)
Volatil anestetikler (halothan, enfluran ve özellikle
izofluran) santral sinir sistemi aktivitesini derin ve reversibl olarak deprese
etme yeteneğinde olduklarından yoğun bakım hastasının ağrı ve sedasyon
tedavisinde uygulanabilirler.
Son zamanlarda özellikle izofluran entübe hastalarda
sedatif/analjezik olarak önerilmektedir. İzofluranın kardiyovasküler
etkileri minimaldir, etkisi renal/ hepatik fonksiyonlardan bağımsızdır.
Gaz anestetiklerden azot protoksidin de analjezi sağladığı
bilinmektedir. Azot protoksid daha potent bir ajanla veya narkotiklerle kombine
edildiğinde analjezi düzeyi daha yeterli olmaktadır. Ancak azot protoksidin
sedatif kullanımı lökositopeni gelişimi ve metionin sentetaz inhibisyonuna
bağlı kemik iliği depresyonu nedeniyle sınırlanmıştır. Kritik hastalarda
azot protoksid ile oluşabilecek hipoksi olasılığı da bu ajanın yoğun bakım
kullanımını sınırlayan bir diğer önemli nedendir.
İnhalasyon anestetik ile sağlanan analjezide en ciddi
problem uygulamadaki teknik güçlüklerdir. Örneğin anestetiğin ventilatör
devresine eklenmesi için vaporizatör ile ventilatörün birlikte modifikasyonu
gerekmektedir. Klinik önemi tartışılsa da çevreye yayılan anestetik atıklarda
bilinmeli ve gaz temizleyici sistem veya ventilatör ile oda havasının temizliği
sağlanmalıdır. Ayrıca inhalasyon anestetiklerinin güvenle uygulanımı için
eğitilmiş personel gereklidir. Hafif doz aşımı ile bile respiratuar ve
miyokardial fonksiyon depresyon gelişebileceği de unuıtulmamalıdır.
SONUÇ
Bir yoğun bakım hekiminin en önemli sorumluluklarından
biri çoğu kez karşısında çaresizce yatan yoğun bakım hastasına analjezi
hizmetini götürmektir. Yoğun bakım hastasının ağrı tedavisinde çok çeşitli
tekniklerin ve farmakolojik seçeneğin bulunduğu görülmektedir. Ancak
uygulanacak tekniğin seçiminde hastanın mevcut patolojisi ve hekimim
deneyimlerine göre en az invaziv ve yan etki açısından en az risk taşıyanının
tercih edilmesi doğru olacaktır.
KAYNAKLAR
1 - Rippe MJ, Irwin RS,AlpertJS, Fink MP: Intensive care
Medicine 2nd ed.Little Browmand Company,Boston.1991;1394-1416
2 - Shoemaker WC, Ayres S, Grenvik A, et al: Textbook of
Critical Care.2nd Ed.WB Saunders Company. Philadelphia,1989,
1155-1169
3 - Murray MJ, Plevak DJ: Analgesia in Critically ill
patient. New Horizons 1994;56-63.
4 - Hewitt PB: Subjective follow-up of patients from a
surgical intensive therapy ward. BMJ 1970; 4: 669-673
5 - Jones J, Hoggart B, Witney J, et al: What the patient
say: A study of reactions to an intensive care unit. Intensive Care Med 1979; 5:
89-92
6 - Loper KA, Butler S, Nessly M, et al: Paralyzed with pain:
The need for education. Pain 1989; 37: 315-316
7 - Juhl IU , Christensen BV, Bülow HH, et al: Postoperative
pain relief, from the patients' and the nurses' point of view. Acta Anaesthesiol
Scand 1993; 37: 404-409
8 - Murray MJ: Pain problems in the ICU. Crit Care Clin 1990;
6: 729-736
9.Sechzer PH: Objective measurement of pain. Anesthesiology
1968; 29: 209-210
10 - Murphy DF, Medley C: Preoperative indomethacin for pain
relief after thoracotomy: Comparison with postoperative indomethacin. Br J
Anaesth 1993; 70.298-300
11 - Nissen I, Jensen KA, Öhrström JK: Indomethacin in the
management of postoperative pain. Br J Anaesth 1992; 69: 304-306
12 - Moore DC, Bush WH, Scurlock JE: Intercostal nerve block:
A roentgenographic anatomic study of technique and absorption in humans. Anest
Analg 1980; 59:815.
13 - Purcell-Jones G, Pither CE, Justins DM: Paravertebral
somatic nerve block: A clinical, radiographic, and computed tomographie study in
chronic pain patients. Anesth Analg 1989; 68:32-39.
14 - Govenden V, Mattews P: Percutaneous placement of
paravertebral catheters during thoracotomy. Anesthesia 1988; 43:246.
15 - Mcllvaine WB, Knox RF, Fennessey PV, et al: Continuous
infusion of bupivacaine via intrapleural catheter for analgesia after
thoracotomy in children. Anesthesiology 1988; 69:261-265.
.16 - Chan VWS, Arthur GR, Ferrante FM: Intrapleural
bupivacaine administration for pain relief following thoracotomy. Reg Anesth
(Suppl 2) 1988;13:70-74.
17 - Haynsworth RF, Heavner JE, Racz GB: Continuous brachial
plexus blockade using an axillary catheter for treatment of accidental
intra-arterial injections. Reg Anesth 11985;10:187-189.
18 - Gaumann DM, Lennon RL, Wedel DJ: Continuous axillary
block for postoperative pain management. Reg Anesth 1988; 13:77-81.
19 - Hord AH, Roberson JR, Thompson WF, et al: Evaluation of
continuous femoral nerve analgesia after primary total knee arthroplasty. Anesth
Analg 1990; 70:S164.
20 - Yeager MP, Glass DD, Neff RK, et al: Epidural anesthesia
in high-risk surgical patients. Anesthesiology 1987; 66:729-736
21 - Tuman KJ, McCarthy RJ. March RJ, et al: Effects of
epidural anesthesia and analgesia on coagulation and outcome after major
vascular surgery. Anesth Analg 1991; 3: 696-704.
22 - Voorhoeve HC: Postoperative analgesia. Current
Researches in Anesthesia and Analgesia 1952; 271-277.
23 - Petit J, Oskenheindler G, Colas G, et al: Comparison of
the effects of morphine, clonidine and a combination of morphine and clonidine
administered epidurally for postoperative analgesia. Anesthesiology 1989;
71:A647.
24 - Navarathnam RG, Wang IYS, Thomas D, et al: Evaluaton of
the transcutaneous electrical nerve stimulator for postoperative analgesia
following cardiac surgery. Anaesth Intensive Care 1984;12:345-348.
25 - Sloan JP, Muwanga CL, Waters EA, et al: Multiple rib
fractures: Transcutaneous nerve stimulation versus conventional analgesia. J
Trauma 1986;26:1120-1123.
26 - Kimball KL, Drews JE, Walker S, et al: Use of TENS for
pain reduction in burn patients receiving Travase. J Burn Care Rebab
1987;8:28-31.
27 - Mikhail M, Thangathurai D, Kuchta K, et al:
Postoperative analgesia for ICU patients: Comparison of ketamine-fentanyl,
fentanyl, and morphine by continuous intravenöz infusion. Abstr. Crit Care Med
1993; 21: S162
28 - Anand KJS, Phil D, Hickey PR: Halathane-morphine
compared with high-dose sufentanil for anesthesia and postoperative analgesia in
neonatal cardiac surgery. N Engl J Med 1992; 326: 1-9
29 - Ausems ME, Hug CC Jr, Stanski DR, et al: Plasma
concentrations of alfentanil required to supplement nitrous oxide anesthesia for
general surgery. Anesthesiology 1986; 65: 362-373
30 - Bennett RL, Batenhorst RL, Bivins BA, et al: Patient-
controlled analgesia. A new concept of postoperative pain relief. Ann Surg 1982;
195: 700-705
31 - Ghouri AF, Taylor E, White PF: Patient-controlled drug
administration during local anesthesia: A comparison of midazolam, propofol, and
alfentanil. J Clin Anesth 1992; 4: 476-479
32 - Tamsen A, Hartvig P, Fagerlung C, et al. Patient
-controlled analgesic therapy, Part II: Individual analgesic demand and
anakgesic plasma concentrations of pethidine in postoperative pain. Clin
Pharmacokinet 1982; 7: 164-175
33 - Curletta JD, Coyle RJ, Ghignone M: Systemically
administered clonidine enhances postoperative epidural opiate analgesia. Anesth
Analg 1989;68:S66.
34 - Bernard JM, Lechevalier T: Postoperative Analgesia by IV
clonidine, Anesthesiology 1989; 71:A154.
35 - Rouge P, Dureuil B, Loiseau A, et al: Effects of
clonidine on the ventilatory response to CO2. Anesthesiology
1989;71:A1090.
36 - Penon C, Ecoffey C, Cohen SE: Ventilatory effects of
epidural clonidine. Anesthesiology 1989;71:A649 .
37 - Ravat F, Dorne R, Baechle JP, et al Epidural ketamine or
morphine for postoperative analgesia. Anesthesiology 1987;66:819-823.
38 - Kawana Y, sato H, Shimida H, et al: Epidural ketamine
for postoperative pain relief after gynecologic operations. Anesth Analg
1987;66:735-738.
39 - Mori K, Shingu K: Epidural ketamine does not produce
analgesia. Anesthesiology 1988;68:296-293.
40 - Peat SJ, Bras P, Hamma MH: A double-blind comparison of
epidural ketamine and diamorphine for postoperative analgesia. Anaesthesia
1989;44:555-558.
41 - Park GR, Manara AR, Mendel L, et al: Ketamine infusion.
Anaesthesia 1987;42:980-983.
42 - Gaumman DM, Yaksh TL: Intrathecal somatostatin in rats:
antinociception only in the presence of toxic effects. Anesthesiology 1988;
68:733-735.
43 - Gaumann DM, Yaksh TL: Post C, et al: Intrathecal
somatostatin in cat and mouse studies on pain motor behavior, and
histopathology. Anesth Analg 1989;68:623-626.
44 - Nakagawa I, Murata K, Omote K, et al: Serotonergic
mediation of spinal analgesia and its interaction with noradrenergic systems.
Anesthesiology 1989;69:A644.
45 - Rattan AK, Gudehithlu KP, McDonald JS, et al:
Differential effect of intrathecal midazolam on morphine analgesia.
Anesthesiology 1989;69:A681.
46 - Loubser P, Donovan W, Narayan RK: Control of spasticity
and pain with intrathecal baclofen— a GABA
analog. Anesthesiology 1989;71:A111.
47 - Spencer EM, Willatts SM: Isoflurane for prolonged
sedation in the intensive care unit; efficacy and safety. Intensive Care Med
1992; 18: 415-421.
48 - Ruprecht J, Dworacek B, Bonke B et al. Tolerance to
nitrous oxide in volunteers. Acta Anaesth Scand 1985; 29: 635-639.
Tablo I:Yoğun bakım Ünitesinde sık uygulanan opioid
agonistlere ait farmakokinetik özellikler