Doç. Dr. Anış Arıboğan, Prof. Dr.
Hasan Akman (ÇÜTF Anesteziyoloji Anabilim Dalı)
Günümüzde kritik hastalık bir insanın yaşayabileceği
en ciddi stres kabul edilmekte ve yoğun bakım koşullarında çeşitli
nedenlerle gelişen ağrı, korku ve anksiyetenin organizmanın nöroendokrinolojik
stress yanıtını şiddetlendirerek mortaliteyi ciddi biçimde etkilediği düşünülmektedir
(1, 4). Bu nedenle yoğun bakım ünitesinde yatan bir hasta için
tedavi protokolünde yer alması gereken en önemli basamaklardan biri sedasyon
ve analjezi uygulaması olduğu kabul edilmektedir (5, 8).
Bu derlememizde yoğun bakım ünitelerinde sedasyon
endikasyonlarını değerlendirerek uygulama teknikleri ve bunların organizma
üzerine etkilerini özetlemeye çalıştık.
I)YOĞUN BAKIM HASTALARINDA SEDASYON GEREKSİNİMİ NEDENLERİ
Yoğun bakımda tedavi edilen bir hasta korku, anksiyete ve ağrı
duygularını yoğun biçimde yaşamaktadır (7, 14) .
Korku ve anksiyete başlıca fiziksel kontrolün kaybı,
hastalığın ciddiyetini algılama, özellikle yapay havayolu nedeniyle iletişim
kuramama, yetersiz analjezi ve yer/ zaman oryantasyonu kaybı nedeniyle oluşmaktadır.
Monitörizasyon, yabancı yüz ve konuşmalar, monitör ses/
alarmları, invaziv kateterler ve mekanik ventilasyon uygulamasının sebep olduğu
stres de yoğun bakım hastasını ciddi anksiyete ve paranoya içerisine
sokmaktadır (7, 9, 10).
Anksiyete ve ajitasyonun önemli bir nedeni de ağrıdır.
Genelde ağrı cerrahi uygulama veya travmaya bağlı olarak gelişmektedir.
Ancak endotrakeal tüp, toraks tüpleri veya drenaj kateterleri de önemli ağrı
nedenleridir. Endotrakeal aspirasyon, mesane kateterizasyonunu ve fizik tedavi
uygulaması gibi rutin hemşirelik bakımı da ağrı oluşturmaktadır. Mekanik
ventilasyon, hipotermi blanketleri, ve invaziv kateterler ve medikal tedaviler
de yoğun bakım hastası için ağrı/ huzursuzluk kaynağıdır (9, 10).
Yoğun bakım hastalarında bozulan uyku modeli/anormal uyku
ritmi de oryantasyon ve psikolojik bozuklukların önemli bir nedenidir. Nitekim
kritik hastada uyku ritmindeki bozulmanın sebep olduğu bitkinliğin mekanik
ventilasyon sonlandırılması ve yoğun bakımdan çıkış süresinin uzamasında
önemli bir neden kabul edilmektedir (10, 12).
İnsanda işitme duyusu en geç bozulan duyu olup yoğun bakım
hastasının tesadüfen duyduğu medikal yorumlar ve monitör alarmı gibi alışılmamış
sesler anksiyete için diğer ciddi nedenlerdir (9, 10).
Bir kişinin kendini bulabileceği en korkunç durumlardan
biri de terapötik olarak paralize edilip bunun tamamen farkında olmasıdır.
Bu nedenle paralize edilen tüm yoğun bakım hastalarında seadsyon uygulaması
kesinlikle endikedir (13, 14).
Yoğun bakım hastalarında sıklıkla ortaya çıkabilen bir
tablo da ajitasyondur.Bu durum muhtemelen anksiyete, dezoryantasyon ve ağrının
oluşturduğu bir klinik durumdur. Ancak burada önemli olan ajitasyona sebep
olan hipoksi, hiperkarbi, hipoglisemi, ilaç veya alkol çekilmesi, ensefalopati
gibi organik nedenleri elimine edebilmektir. Bu nedenle ajitasyona müdahale
edilmeden önce ayırıcı tanı son derece önemlidir (9, 12).
II) YOĞUN BAKIMDA SEDASYON TEKNİKLERİ
Yoğun bakım sedasyonunun başlıca amacı korku, anksiyete
ve ajitasyonu ortadan kaldırarak sakin ama çevresi ile iletişim kurabileceği
bir bilinç düzeyi sağlamaktır. Temelde yoğun bakım hastasının
sedasyonunda iki yöntem geçerlidir (9, 15).
I-Farmakolojik olmayan yöntemler: Burada hastanın
bulunduğu mekanın düzeni, renk seçimi, ışıklandırılması, sakinliği
gibi çevresel faktörler son derece önemlidir. Saat, takvim ve personelin
yaklaşım biçimi yoğun bakım hastasında dezoryantasyonun üstesinden
gelinmesine yardımcı olur.
Yoğun bakım personelinin özellikle hemşirelerinin hastaya
karşı olan tutumları verbal kontağı sürdürmeleri, davranışlarındaki
hassasiyette hastanın ortama uyumu ve anksiyetesinin yatıştırılmasında son
derece önemlidir. Yoğun bakım hastasının tamamen sedatize hatta paralitik
olduğu durumlarda bile algılamasının bulunabileceği unutulmamalıdır.
II- Farmakolojik Uygulamalar: Burada söz konusu olan
sedasyonun farklı farmakolojik ajanlar ile sağlanmasıdır. Kritik hastada
sedasyon için kullanılabilecek ilaç seçeneği çok fazladır. Burada ajan seçimi
genellikle yoğun bakım hekiminin tecrübesi ve altta yatan hastalık proçesine
bağlıdır. Yoğun bakım hastalarında ilaçların metabolizma ve eliminasyon
hızları da sıklıkla değişmiştir. Bu açıdan kritik hastanın
sedasyonunda spesifik ajanların seçiminde ve doze edilmesinde son derece
dikkatli olunmalıdır.Yoğun bakım hastasını istenen sedatif etki açısından
monitörize etmek te güçtür. Ayrıca uyaranların derecesi, ağrı ve diğer
ilaçların uygulamaları da sedatif gereksinimini ve yanıtını değiştirmektedir.
İlaç etkileşimleri de hastanın tedaviye duyarlılığını değiştirmektedir.
Sedatif/analjezik uygulamasında ideal olan düşük dozda başlanarak
doz arttırımına gitmektir. Overdoz riskini azaltmak için devamlı veya
düzenli-aralıklarla sedatif / analjezik uygulamasında yarar vardır.Ayrıca
en az her 24 saattelik aralıklarla mental statünün değerlendirilmesi önerilmektedir.
Son olarak yoğun bakım hastasında sedatif ilaç uygulaması endikasyonu
bulunan durumlar şöyle özetlenebilir (9, 15).
1.Cerrahi İşlemler sırasında:
Yara debiritmanı
Yara eksplorasyonu
Trakeostomi açılması
Toraks tüpü yerleştirilmesi
2. Analjezi uygulamasına yardımcı olmak amacıyla:
Analjeziklerle sinerjistik etki
Radyolojik İşlemler sırasında
Absenin perkütanöz drenajı
Diagnostik incelemeler
3.Akut müdahale sıarsında:
Kardiyopulmoner Resüsitasyon uygulaması
Kardiyoversiyon uygulaması
4.Terapötik paralizi uygulaması sırasında
5.Mekanik ventilasyon uygulaması sırasında
6.Yoğun bakım psikozu durumunda
7.Uykunun düzenlenmesi amacıyla
8.Terminal dönem hastanın bakımında
III) YOĞUN BAKIMDA SEDASYON VE ANALJEZİNİN YAN ETKİLERİ
Yoğun bakım hastalarında kullanılan sedatif/analjezik ilaçların
en önemli yan etkileri solunum ve dolaşım sistemleri üzerine olanlarıdır (9,
15, 17) .
Sedasyon amacıyla kullanılan çoğu ilacın solunum
merkezinin karbondioksid duyarlılığına etkisi yoktur. Ancak hemen
hepsi hipoksik stimulusu baskılarlar. Spontan solunumu mevcut hastalarda
sedasyon uygulaması sırasında acil havayolu temini için tedbir alınması doğru
olacaktır. Pratikte narkotik-sedatif kombinasyonu her iki ilacın daha az
miktarda ve minimal yan etki ile kullanılmalarını sağladığı tercih edilen
bir yöntemdir.Ancak narkotiklerin respiratuar depresan etkilerinin sedatifler
tarafından arttırıldığı da bilinmektedir. Bu sinerjik etkileşimin spontan
soluyan veya mekanik ventilasyonun sonlandırılacağı hastalarda unutulmaması
gerekmektedir.
Sedatif ilaçların özellikle bolus uygulamalarının
arteriyel kan basıncını düşürdüğü de bir gerçektir. Hipotansiyon ilacın
direkt kardiyak depresyon veya vazodilatör etkisine bağlı olabilir ancak
genelde hastanın anksiyete ve bilinç düzeyindeki değişikliğe bağlı
olarak azalan endojen katekolamin düzeyi de önemli bir faktördür. Söz
konusu kardiyovasküler yan etkiler sedatiflerin küçük dozlar titre edilmesi
ve hipovolemiden kaçınılması ile minimale indirilebilir.
Sedatiflerin özellikle de narkotik analjeziklerin immun
inflamatuar fonksiyonları etkileyerek kritik hastalarda iyileşmeyi
etkileyebildiği öne sürülmektedir. Örneğin morfinin lökositlerin
bakteriyel öldürme fonksiyonunu etkilediği gösterilmiştir. Koagülasyon
mediatörlerinin de ağrı tedavisinden etkilendiği hatta rejyonel anestezi
uygulamasının kritik hastalık iyileşmesinde etkili olduğu bildirilmektedir.
Ancak bir yoğun bakım hastasında iyileşmenin birçok faktöre bağlı olduğu
düşünülürse immun/inflamatuar sistem üzerine olan etkileri
sedatif/analjezik endikasyonunu sınırlamamalıdır.
IV) YOĞUN BAKIM SEDASYONUNDA KULLANILAN FARMAKOLOJİK
AJANLAR:
Yoğun bakım hastasında sedasyon amacıyla kullanılan
belli başlı farmakolojik ajanlar aşağıda yer almaktadır:
|
İlaç Grubu
|
Spesifik Ajanlar
|
|
Antihistaminikler
Benzodiazepinler
Barbitüratlar
Anestetikler
Nöroleptikler
Antipsikotikler
Diğer
|
Difenhidramin
Midazolam,diazepam, lorazepam,klonazepam
Fenobarbital, pentobarbital
Tiopental,propofol,ketamin,etomidat, izofluran,
enfluran, halotan, azot protoksid
Haloperidol, droperidol
Klorpromazin, torazin
Paraldehit, skopolamin, hipnoz
|
ANTİHİSTAMİNİKLER (HİSTAMİN 1- RESEPTÖR ANTAGONİSTLERİ)
(9)
Antihistaminik ajanların santral sinir sisteminde histamin nöron
aktivitesini azalttıklarından dolayı sıklıkla sedasyon etkileri vardır. Özellikle
difenhidramin sedasyon özelliği ve minimal hemodinamik etkisi ile güvenle
kullanılabilir. Normal uyku döngüsü korunduğu için uzun zaman yoğun bakımda
kalan hastalarda uyku amacıyla da kullanılabilir. Analjezik etkisi yoktur bu
nedenle ağrısı olan hastada ajitasyona neden olabilir. Santral sinir
sistemindeki kolinerjik hiperaktiviteye bağlı bazı hastalarda dezoryantasyon
ve konfüzyon da gelişebilir. Bazı hastalarda aşırı eksitasyon ve arasıra
konvülziyon da izlenebilir. Bu durum özellikle infantlarda sıktır.
Hepatik metabolizma ilacın eliminasyonunu sağlar, yarı ömrü
6-8 saattir. P-450 mikrozomal enzim sistemi ile metabolize olur ve bu sistemi
kullanan diğer ilaçlar gibi difenhidramin de hepatik metabolik enzimlerini indükleyebilir.
Olağan erişkin dozu oral olarak 25-50mg veya intravenöz olarak bunun yarısıdır.
Yoğun bakım sedasyonunda etkisinin minimal olduğu unutulmamalıdr.
Diğer histamin-1-reseptör antagonistlerinin de sedatif
etkileri vardır. Bu ilaçlar piperazinleri (hidroksizin hidroklorid,
hidroksizin pamoat) ve fenotiazinleri (prometazin hidroklorid) içerirler.
Sonuç olarak histamin-1-reseptör antagonistlerinin yoğun
bakım hastalarında etkin bir sedasyon sağladığını söylemek doğru değildir
ancak bu ilaçlar nispeten güvenlidirler ve bazı hastalarda yardımcı
olabilirler. Yetersiz sedasyon ve eksitasyon görüldüğünde doz arttırmanın
ek bir yararı da yoktur. Sedasyon oluşturma ve ajitasyon kontrolünde
benzodiazepinler daha effektiftirler.
BENZODIAZEPINLER
Benzodiazepinler anksiyolitik olarak 30 yıldan fazla bir süredir
kullanılan ilaçlardır. Güvenlik sınırları geniştir ve oral alımda akut
doz fazlalığı nadiren klinik sonuçlar doğurur (18, 19).
Anestezi uygulamasında premedikasyon amacıyla verildiğinde
intramüsküler enjeksiyonları zayıf olarak absorbe olur ve bu nedenle oral
uygulanımı tercih edilebilir. Hızlı intravenöz uygulanımda kısa apne
periyodları görülür. Bu durum narkotiklerle verildiklerinde daha sıktır.
Entübe olmayan hastalarda havayolu obstrüksiyonu görülebilir.
Benzodiazepinler minimal respiratuar depresyona neden olurlar. Opioidler ile
uygulandıklarında solunum depresyonu riskleri artar.
Santral sinir sisteminde nonspesifik sedasyon etkileri yanında
?-aminobütirik asit nöronları üzerinden spesifik depresan etkiye de
sahiptirler. Benzodiazepinler konvüzyon eşiğini arttırırlar ve konvülziyonun
kontrolünde kullanılabilirler (20, 21). Ayrıca kas gevşekliği sağlayıp
paralizi için gerekli nöromüsküler bloker miktarını azaltabilirler.
Benzodiazepinlerin mental statu üzerine etkileri anksiyeteyi azaltmaktan
sedasyon ve komaya kadar uzanır. Benzodiazepin antagonisti flumazenil bu
etkilerin çoğunu geriye döndürebilir (22). Benzodiazepinlerin en
önemli özelliklerinden biri amnezi oluşturmalarıdır. Düşünme performansını
etkilemeden uzun-dönem hafızanın inhibisyonuna sebep olurlar (23, 24).
Bu inhibisyon özellikle yoğun bakım hastalarında hoş olmayan olayların hatırlanmaması
açısından son derece önemli bir avantajdır. Benzodiazepinler REM periyodları
sırasında aktivite miktarını azaltsalar da REM uykusuna çok az etkileri
vardır (18, 24).
Midazolam yoğun bakım sedasyonunda sıklıkla kullanılan
suda çözünürlüğü en fazla kısa-etkili benzodiazepindir. Bolus midazolamın
santral kompartmandan dışındaki redistribüsyona bağlı olarak yarı ömrü
çok kısadır (20-30 dakika). Bu özellik midazolamın yoğun bakım ünitelerinde
sürekli infüzyon olarak kullanımına olanak sağlar (24, 26).
Karaciğer ve renal fonksiyonu normal olan hastalarda ilaç akümülasyonu
yoktur ve genellikle infüzyonun kesilmesini takiben yaklaşık 12 saat içerisinde
derlenme sağlanır. Sepsis veya karaciğer bozukluğu olan hastalarda midazolam
daha yavaş metabolize olur bu nedenle sürekli infüzyon uygulamasında yüksek
serum konsantrasyonuna bağlı olarak uzamış koma görülebilir (27, 28).
Midazolam ve diğer benzodiazepinler hemodializ ile effektif olarak elimine
edilemezler. Midazolamın volüm dağılımı proteine bağlanma değişikliklerine
bağlı olarak kritik hastalıkta veya böbrek yetmezliğinde de artabilir (25,
27). Bu değişim istenilen etki için daha yüksek doz uygulamasını
gerektirebilir ve du durum kritik hastalarda ilacın etki süresi ve
efektivitesini etkileyebilir.Erişkin hastalarda midazolamın sürekli infüzyon
olarak rutin sedatif dozu 2-3mg/saat (0.03 -0.04mg/kg/saat)tir. Narkotiklerle
kombine kullanılmıyorsa bu doz 10-40mg/saat kadar yükseltilebilir. Diğer
sedatiflerle karşılaştırıldığında midazolam propofol ve izofluran kadar
iyi sedasyon oluşturur. Ancak 48 saatten daha fazla süren infüzyonlarda bilinç
düzeyindeki iyileşme bu iki ajana göre daha yavaştır. Bazı hastalarda uyanıklık
hemen oluşsa da ventilatörden ayrılma ve çevreyle kooperasyon günlerce sürebilir.
Hastanın mevcut patolojisi, yaşı ve son organ fonksiyon bozukluğu da genelde
sedasyonun süresi konusunda kesin bilgi veremez. Midazolam yenidoğan ve çocuklar
üzerindeki etkileri tatminkardır. Farmakokinetikleri biraz değişse de devamlı
infüzyon uygulamasından mükemmel sonuçlar alınmıştır. Bu yaş grubunda
beklenmeyen yan etkiler henüz bildirilmemiştir (26, 28, 29).
Yoğun bakım sedasyonunda midazolam dışında diğer
benzodiazepinler de kullanılabilir. Diazepam ve lorazepamın sıklıkla
intravenöz kullanımı tercih edilmektedir (30, 31). Lorazepamın
aktif metaboliti olmadığından birikimi olmaz. Bu nedenle bolus veya devamlı
infüzyon oalrak rahatlıkla kullanılabilir. Uzun yarı-ömrünüm olması (20
saat) bolus uygulanmasını daha avantajlı kılsa da 1-5mg/saatlik
(0.01-0.1mg/kg/saat) devamlı infüzyonu da yoğun bakım hastalarının
sedasyonunda kullanılmaktadır. Sedatif etki süresi farmakokinetik verilerde
bildirilen süreden daha kısadır. Diazepamin uzun yarı-ömürlü aktif
metabolitleri bu ilacın farmakolojisini komplike hale getirirler. Ayrıca
diazepamın sklerotik etkileri uygulamanın büyük bir venlerden yapılmasını
zorunlu kılar. Benzodiazepinlerin oral formu kolayca emilir ve kritik
hastalarda sıkça kullanılabilir. Oral medikasyon endike olduğunda orta yarı-ömürlü
olan ve aktif metaboliti olmayan klonazepam, oksazepam ve lorazepam da mantıklı
seçeneklerdir. Bunun yanında klinik olarak önemli sedasyon sağlanmak
isteniyorsa titre edilmiş intravenöz yol tercih edilmelidir.
Benzodiazepinler alkol-çekilme sendromunun tedavisinde seçenek
olacak ilaçlardır (32). Depresan ilaç sınıfı üyeleri gibi
alkol ile kros-tolerans gösterirler. En ciddi çekilme sendromu olan delirium
tremens, sıklıkla klordiazopoksid uygulaması ile önlenir.
Benzodiazepinler yoğun bakım ünitelerinde sıklıkla
kullanılmalarınbu ajanların çekilmesi sırasındaki ortaya çıkan yoksunluk
sendromununda araştırılması gerektirmiştir (32, 33). Bu hastalar
sedasyondan uyandıklarında artan anksiyete, korku ve dehşet yaşarlar. Taşikardileri
olabilir ve panik atak geçirebilirler. Sıklıkla konfüze ve aşırı
ajitedirler. Kritik hastalıktan önce diazepin kullanan hastalarda hospitalize
edilip ilaca devam edilmediğinde refraktör konvülziyonları içeren ciddi çekilmeler
olabilir. Benzodiazepinlerin yeniden alınması yoksunluk sendromunu hafifletir.
Dozu yavaşça azaltmak veya bu zor dönemde hastaya güven vermek gerekir.
Benzodiazepin çekilmesi tedavisinde lorazepam, klonazepam ve oksazepam yararlıdır.
BARBİTÜRATLAR (34, 35)
Sıklıkla konvülziyon profilaksisinde ve genel anestezi indüksiyonunda
tercih edilen bu sınıf ilaçların yoğun bakım kullanımları sınırlıdır.
Endikasyondaki azalma primer olarak kardiovasküler yan etkilerine ve sınırlı
sedatif özelliklerine bağlıdır.
Tiyopental gibi kısa etkili barbitüratlar yoğun bakım
hastalarında artmış intrakranial basıncı akut olarak azaltmak için kullanılabilir.
Barbitüratlar serebral kan akımını ve oksijen tüketimini azaltır, böylece
serebral metabolizmadaki oksijen sunum/tüketim dengesi korunmuş olur. Ancak
kafa travmalarında barbitürat komasının mortaliteyi değiştirmediği de
bildirilmektedir (34, 35). Yüksek-doz barbitürat tedavisinde
hemodinamik instabilite en ciddi problemdir. Barbitüratlar refraktör konvüzyonu
sonlandırmada diğer ajanlardan daha az etkindir ve bu amaçla daha az kullanılırlar.
Barbitüratların sedatif amaçlı kullanımları ve benzodiazepinlerle kıyaslandığında
amnestik etkileri minimaldir. Potent bir hepatik metabolik enzim indükleyicisidirler.
Bu etkileri taşiflaksiye neden olurken ve diğer ilaçların serum
konsantrasyonlarını da değiştirmektedir.
ANESTETİK İLAÇLAR
Anestetikler algı ve hatırlama yeteneğinde ciddi değişiklikler
oluşturan bir grup ilaçtır. Genel anestezi reversibl olarak analjezi, amnezi,
patolojik refleks yokluğu (örneğin ağrıya vagal yanıt gibi) ve amaçlı
hareket eksikliği sağlanması olarak tanımlanabilir. Genel anestezi tek bir
ajanla veya her komponentin sağlanması için çeşitli ilaç kombinasyonları
ile sağlanabilir Kritik hastalarda da sedasyon sağlamak amacıyla çeşitli
anestetik ajanlar kullanılabilmektedir. Bu ajanların bazıları aşağıda
belirtilmiştir:
|
Anestetik ajan
|
Anestetik türü
|
Uygulanma yolu
|
|
Azot protoksid
|
Gaz
|
İnhalasyon
|
|
Halotan
|
Volatil sıvı
|
İnhalasyon
|
|
Enfluran
|
Volatil sıvı
|
İnhalasyon
|
|
İzofluran
|
Volatil sıvı
|
İnhalasyon
|
|
Narkotikler
|
Intravenöz
|
iv,im,subkütan
|
|
Tiopental
|
Intravenöz
|
iv, rektal
|
|
Propofol
|
Intravenöz
|
Iv
|
|
Ketamin
|
Intravenöz
|
iv, im
|
|
Etomidat
|
Intravenöz
|
Iv
|
Barbitüratlar (34, 35)
Barbitüratların hızlı bilinç kaybı oluşturduklarından
anestezi indüksiyonunda kullanılırlar. Tiyopental ve methoheksital gibi ilaçlar
yağ dokularına redistribüte olduklarından aşırı kısa yarı-ömre
sahiptirler. Serebral kan akımını azaltırlar. EEGyi yavaşlatarak
elektriksel sessizlik oluştururlar. Konvülziyonu sonlandırmada oldukça
etkindirler. Etkileri dakikalar içinde sonlandığından yoğun bakım hastasında
sedatif olarak yararları sınırlıdır. Ayrıca hipotansiyon ve miyokardial
depresyon etkileri vardır. Uzun süreli kullanımlarında yağ dokuda birikerek
uzunetkili ajan haline gelebilirler hatta uzun süreli tiyopental infüzyonundan
sonra koma haftalarca sürebilir.
Etomidat (36)
Hemodinami üzerine minimal etkili bu non-barbitürat
anestetiğin kardiyak açıdan risk taşıyan yoğun bakım hastalarında yararlı
olabileceği düşünülmüştür. Ancak etomidatın adrenal steroid üretimini
önemli derecede inhibe ettiği ve kritik hastalarda uzun dönemli kullanımlarında
mortalite oranını arttırdığı belirlenmiştir Etomidat intrakranial basıncı
yükseltmemektedir bu nedenle intrakranial patolojisi mevcut kardiyak açıdan
instabil hastaların anestezi indüksiyonunda tercih edilebilir.
Propofol (37, 38)
Anestezi uygulamasında bir indüksiyon ajanı ve intravenöz
anestetik olarak sunulan propofol, yoğun bakım ünitelerinde de sedatif olarak
geniş anlamda kullanılmaktadır. Genelde sürekli infüzyon şeklinde
uygulanarak sedasyon veya anestezide istenilen derinliğe kolayca ulaşılabilir.
İnfüzyon için yağ emülsiyon formundadır. Enjeksiyon yerinde ağrı sıktır;
ancak enjeksiyon sonrası flebit nadirdir. Propofol infüzyonunu takiben
hastaların belirgin derecede açık mental fonksiyonla erken derlenmeleri önemli
bir avantajdır. Anti-emetik etkileri vardır. Propofol vazodilatasyon ve hafif
kardiyak depresyonun etkisi ile sistemik kan basıncında düşmeye neden
olabilir. Kalp hızını da hafif düşürür (40). Hemodinamik değişiklikler
infüzyonun yavaşça arttırılması ve yeterli hidrasyon ile minimize
edilebilir. Uzamış infüzyondan sonraki derlenme zamanında önemli bir değişiklik
izlenmemiştir. Propofol stabil bir sedasyon seviyesi oluşturur ve gerektiğinde
yoğun bakım işlemlerindeki anestezi için de kullanılabilir. Uzun kullanımlarında
hafif bir doz artımı gerekebilir ancak bu artış %50nin altındadır. Uyanıklığa
dönüş hızı belirgindir. Midazolam ile karşılaştırıldığında propofol
yoğun bakım hastasında daha hızlı uyanıklık ve ekstübasyon koşulu
yaratabilmektedir (41). Propofolun hepatik ve renal fonksiyonlar üzerine
etkisi yoktur. Adrenal hormonlar üzerine etkisi saptanmamıştır. Olası
allerjik reaksiyonlar formülasyonundaki lipidlerin varlığına bağlıdır. Yeşil
idrar kromofor metabolitlerinin etkisiyle nadiren görülür (42, 43).
Trombositopeni gözlemlenmemiştir. Propofol intrakranial kompliansı değişmiş
hastalarda ve kafa travmasında güvenle kullanılabilir (44, 47).
Serebral kan akımı ve metabolizma hızını azaltır. Ciddi kafa travmalı
hastalarda propofol sedasyon için güvenle kullanılabilir. Uyarılmış
potansiyeller propofol infüzyonu altında korunurlar. Opioid analjeziklerle
olan kombinasyon gerekli propofol dozunu azaltır, ancak uyanma zamanı
uzayabilir. Çocuklarda uzamış propofol infüzyonunu izleyen persistan nörolojik
defisit vakası bildirilmiştir. Bu konu tartışmalı olsa da çocuklarda
propofol kullanımına ait önemli bir başlıktır (49).
Volatil Anestetikler:
Bronşial tonus üzerine etkileri nedeniyle kullanılan
potent anestetik gazlardan halotan, enfluran ve izofluran yoğun bakım hastalarında
uygulanabilmektedir. Bu ajanlar santral sinir sistemi aktivitesini derin ve
reversibl olarak deprese etme yeteneğinde olduklarından status epileptikus
tedavisinde de kullanılmaktadırlar (9, 15).
Son zamanlarda özellikle izofluran entübe hastalarda
sedatif ajan olarak düşük dozlarda kullanılmaktadır (50, 56). İzofluranın
kardiyovasküler etkileri minimaldir, sedasyon seviyesini kontrol etmek kolaydır
ve uyanma renal / hepatik fonksiyondan bağımsızdır (49). Az
miktardaki potansiyel inorganik florid üretimi, uzamış uygulamalarda bile
nefrotoksik risk yaratmamaktadır. İzofluran ile sedasyon sağlanan hastalarda
propofol ile karşılaştırıldığında sedasyon kalitesi, uyanma zamanı ve
hemodinamik stabilite açısından önemli bir fark saptanmamıştır. Midazolam
ile karşılaştırıldığında sedasyon seviyesi, uyanma ve ekstübasyon koşullarının
izofluranla daha çabuk oluştuğu belirlenmiştir. İzofluranın sedatif amaçlı
kronik kullanımının adrenal, hepatik ve renal fonksiyonlar üzerine klinik önem
taşıyan etkileri saptanmamıştır.
Volatil anestetik ile sağlanan sedasyonda ciddi teknik ve
farmakolojik problem ortaya çıkmaktadır. Örneğin anestetiğin ventilatör
devresine eklenmesi için vaporizatör ile ventilatörün birlikte modifikasyonu
gerekmektedir. Bazı ventilatör sistemleri bu ilave için düzenlenmiştir.
Klinik önemi tartışılsa da çevreye yayılan anestetik atıklarda bilinmeli
ve gaz temizleyici sistem veya ventilatör ile oda havasının temizliği sağlanmalıdır.
İzofluran kullanımı sırasında sedatif seviyesi çok hızlı değişmektedir
hatta hastalar endotrakeal aspirasyon için gereken dakikalar içresinde bile
uyanabilir. Bu nedenle stabil bir sedasyon sağlamak için ventilatörden ayırmadan
önce gazı yüksek konsantrasyonlarda kullanmak veya intravenöz bir sedatif
uygulamak doğru olacaktır. Ayrıca volatil anestetiğin güvenle uygulanımı
için iyi eğitilmiş personel gereklidir. Hafif doz aşımı ile bile
respiratuar ve myokardial fonksiyon depresyon gelişebileceği de unuıtulmamalıdır.
Azot Protoksid
Tarihsel gelişim içinde anestetik baz olan azot protoksidin
sedasyon için inhalasyonun hafif öfori ve analjezi sağladığı
bilinmektedir. Azot protoksid daha potent bir ajanla veya narkotiklerle kombine
edildiğinde yeterli anestezi de sağlanabilmektedir (57). Azot
protoksidin sedatif kullanımı lökositopeni gelişimi ve metionin sentetaz
inhibisyonuna bağlı kemik iliği depresyonu nedeniyle sınırlanmıştır. Çevre
kirliliği sorunları volatil anestetiklere benzemektedir. Ayrıca klinik olarak
önemli etki için % 60 - % 70 azot protoksidin inhale edilmesi gerektiğinden
pratik değeri tartışmalıdır. Kritik hastalarda azot protoksid ile oluşabilecek
hipoksi olasılığı da bu ajanın yoğun bakım kullanımını sınırlayan
bir diğer önemli nedendir (11).
Ketamin (58, 60)
Ketamin sınırlı toksik etkisi ve hipovolemik hastalarda
kan basıncı desteği nedeniyle önemli bir anestetiktir. Yanık debridmanı
gibi tekrarlayan ağrılı işlem gerektiren hastalarda da sedasyon ve analjezi
sağlamak amacıyla sıklıkla ketamin kullanılmaktadır. Ketamin aynı zamanda
bir bronkodilatatördür ve status astmatikus tedavisinde kullanılmıştır.
Ayrıca sempotamimetiktir ve kardiyak stabiliteleri endojen ve egzojen
katekolaminlere bağımlı hastalarda yararlıdır. Bu ajanın kullanımı
uyanma sırasında kötü rüya ve ajitasyonun yüksek görülme oranı
nedeniyle sınırlanmıştır. Diğer sedatif ve analjeziklerle kullanıldığında
bu problem daha az görülür. Bu ajanın rutin yoğun bakım sedasyonu için
kullanımı henüz sınırlıdır.
Nöroleptikler (9, 60, 61)
Bir butirofenon olan haloperidol kritik hastalarda ajitasyonu
azaltmak için kullanılmıştır. Major antipsikotik ajanlar gibi haloperidolünde
diffüz serebral etkileri vardır. Sinir terminallerinde santral katekolamin
geri alımını inhibe edebilir, dopaminerjik reseptör antagonistidir. Sedasyon
seyrek görülür. Bu ilaç dezoryante, ajite hastalarda sakinliği kolaylaştırır.
Özellikle yoğun bakım psikozu sendromunda ve sedatiflerin çekilmesi sırasında
yararlı olduğu görülmektedir. Konvüzyonlar bu ajanla provake olmaz; bunun
yanında ekstrapiramidal yan etkiler görülür. Kritik hastalarda kullanılan 1
- 5 mglık iv bolus dozu kan basıncında minimal düşmeye neden olur.
20-30mg/saatten düşük dozda devamlı infüzyonu uygulanabilir. Haloperidol yüksek
mortalite ile seyreden malign nöroleptik sendroma sebep olabilir (60).
Kas tremoru, katatoni, ısı artımı, otonomik instabilite ve kas destrüksiyonunu
içeren bu nadir sendrom nöroleptik terapinin başında veya tedavi sırasında
herhangi bir zamanda görülebilir.
Bu grup ilacın diğer bir üyesi olan droperidol anestezi
pratiğinde sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak çoğu hastada droperidol
uygulamasından sonra disfori bildirilmektedir. Droperidol yoğun bakım hastasının
ajitasyonunda effektiftir. Droperidol ? adrenerjik reseptörler antagonisti
bir vazodilatatördür. Hafızada orta derecede bozulma görülebilir. Hepatik
metabolizma ilacın eliminasyonunda önemlidir. Bu ilacın kronik kullanımında
hafif kolestatik sarılık görülebilir. Diğer nöroleptiklerle aynı yan
etkilere sahiptir. Droperidolün yoğun bakım kullanımında ki rolü henüz değerlendirilmemiştir.
Antipsikotikler (9, 61)
Tirozin ve klorpromazin major psikiyatrik hastalıkların
tedavisinde kullanılmaktadır. Bu ilaçların yan etkilerinden biri de
sedasyondur. Tam etki mekanizmaları bilinmemektedir, ancak muhtemelen bu ilaçların
da diffüz beyin etkileri vardır. Psikiyatrik sorunu olmayan hastalarda düşük
dozlar sedasyona neden olur. ?blokajına bağlı hipotansiyon sık görülen
yan etkileridir. Bu ilaçların intravenöz uygulanımılarından sonra
hipotansiyon klinik önemi olan bir problem olabilir. Ajite veya psikoz tanısı
olan hastalar bu ajanlardan yarar görebilirler. Yoğun bakım koşullarında
nadir kullanılırlar.
Diğer sedatif-hipnotikler (9)
Kritik hastada klorhidrat gibi sedatif-hipnotiklerde kullanılabilir.
Barbitürat grubu ilaçlarla benzerliği olan kloral hidrat ın analjezik özelliği
yoktur ve dar bir emniyet sınırı vardır.Oral veya rektal yoldan verildiğinde
müköz membranlara irritandır, bulantı ve kusmaya neden olabilir. Sıklıkla
sedasyondan çok heyecan oluşturur. Çocuklarda nadiren kullanılan kloral
hidrat hızla aktif metaboliti olan trikloroetanole metabolize olur. Bu
metabolit belirgin kardiyak irritabilite ve kontraktilite depresyonuna sebep
olmaktadır. Bazı klinisyenler bu ilacı yoğun bakım ünitelerinde sedasyon için
kullanabilmektedirler. Oral veya rektal rutin doz 0.5 - 2 mgdır. Enjektabl
formu yoktur.
Primer olarak rektal yoldan verilen paraldehid de oldukça
toksiktir. Hoş olmayan bir kokusu vardır ve karaciğerde asetik aside
metabolize olur. Uygulanan dozun çoğu ekshale edilir. Uygulama ile birlikte sıklıkla
ajitasyon vardır ve bu ilaç olasılıkla toksik etkileri nedeniyle bırakılmalıdır.
Diğer farmakolojik ajanlar
Santral etkili antikolinerjik ajanlar hafıza üzerine de
etkilidirler. Skopolamin anstabil hastalarda olayları hatırlama ihtimalini
azaltmak için kullanılabilir. Ağrı algılaması üzerine etkisi yoktur ve
vagal reflekse bağlı taşikardiye neden olur.
Hipnoz, sedasyon ve analjeziye adjuvan olarak kullanılabilir.
Tek başına hipnoz için hazırlık ve kooperasyon ile motive olmuş subjeye
gereksinim vardır. Bunun yanında, sedatif/hipnotik alan hastalarda pozitif
hipnotik telkinler ilaç gereksinimini azaltıp hasta toleransını artırabilir.
Hastalar paralitikken uyanık ve telkin edilebilirolabileceğinden sessiz
destekleyici ortam yaratılmalıdır. Müzik ve pozitif konuşma da sedasyon için
yardımcı olabilir. Aile üyeleri komatöz ve paralize hastalarda fiziksel ve
verbal kontağın devamı için teşvik edilmelidir.
SONUÇ
Yoğun bakım hastasının sedasyonu tedavinin vazgeçilmez
bir komponentidir. Bu amaçla çok çeşitli yöntem ve ilaçlar kullanılabilir.
Farmakolojik olmayan yöntemlerden en önemlisi yoğun bakım personelinin
hastaya olan şefkat ve ilgisidir. Farmakolojik seçimde hastanın vital
bulgularını kontrol altında tutabilen, minimal sistemik yan etkiye sahip,
erken derlenme ve kooperasyon sağlayabilecek ajanların kullanımı tercih
edilmelidir. İlaç ve yöntem seçiminde yoğun bakım hekiminin deneyim ve alışkanlığı
en önemli parametredir. Sonuçta kritik hastanın tedavi ve bakımında korku,
anksiyete ve ağrı duygularının ortadan kaldırılması gerek medikal gerekse
insani anlamda yoğun bakım hekimine düşen en önemli sorumluluklardan biri
olmalıdır.
KAYNAKLAR
1 - Buckingham JC. Hypothalamo-pituitary responses to travma.
Br Med Bull 1985; 41: 203- 211.
2 - Korpassy A, Stoekel H, Vecsec P. Investigations of
hydrocortisone secretion and aldosterone excretion in patients with severe
prolonged stress. Acta Anaesthesiol Scand 1972; 16: 161-8.
3 - Kuntcher FR, Galletti PM, Hagn C, Arnulf JJ, Isetta C,
Dor V. Alterations of insulin and glucose metabolism during cardiopulmonary
bypass under normothermia. J Thorac Cardiovasc Surg 1985; 89: 97-106.
4 - Jaattela A, Alho A, Avikainen V et al. Plasma
catecholamines in severely injured patients: a prospective study on 45 patients
with multiple injuries. Br J Surg 1975; 62: 177-81.
5 - Bion JF, Ledingham IM. Sedation in intensive care a
postal survey. Intensive Care Med 1987; 13: 215-16.
6 - Kog KL, Williats SM, Prys-Roberts C, Harvey JT, Gorman S.
Plasma catecholamine concentration during sedation in ventilated patients
requiring intensive therapy. Intensive Care Med 1990; 16: 171-4.
7 - Bergbom-Engberg I, Haljamäe H. Assessment of patients
experience of discomforts during respirator therapy. Crit Care Med 1989; 7:
1068-72.
8 - Adams HA. Sedative-analgesic medication in intensive care
patients needing ventilator treatment. Anaesthetist 1988; 7: 1068-72.
9 - Durbin CG, Jr, MD. Sedation in the critically ill
patient. New Horizans 1994; 2.64-74.
10 - Sanders KM, Cassem EH. Psychiatric complicatioms in the
critically ill cardiac patients. Tex Heart Inst J 1993; 20: 180-7.
11 - Loper KA, Butler S, Nessly M, et al: Paralyzed with
pain: The need for education. Pain 1989; 37: 315-316.
12 - Crippen DW: The role of sedation in the ICU patient with
pain and agitation. Crit Care Clin 1990; 6: 369-392.
13 - Parker MM, Schubert W, Shelhamer JH, et al: Perceptions
of a critically ill patient experiencing therapeutic paralysis in an ICU. Crit
Care Med 1984; 12: 69-71.
14 - Bennett HL, Davis HS, Giannini JA: Non-verbal response
to aintraoperative conversation. Br J Anaesth 1985; 57: 174-179.
15 - Park G, Sladen RN: Sedation and analgesia in critically
ill. 1 st ED. Blackwell Science Oxford. New Horizons 1995: 3-60.
16 - Tobaro E, Borelli G, Croce C, et al: Effect of morphine
on resistance to infection. J Infect Dis 1983; 148: 656-666.
17 - Yeager MP, Glass DD, Neff RK, et al: Epidural anesthesia
and analgesia in high-risk surgical patients. Anesthesiology 1987; 66:729-736.
18 - Greenblatt DJ, Shader RI, Abernaty DR: Current status of
the benzodiazepins. N Engl J Med 1983; 309: 354-358, 410-416.
19 - Urquhart ML White PF: Comparison of sedative infusions
dribg regional anesthesia- Methohexital, etomidate, and midazolam. Anesth Analg
1989; 68: 249-254.
20 - Hantraye P, Brouillet E, Fukuda H, et al: Benzodiazepine
receptors studied in living primate by positron emission tomography: Antagonist
interactions. Eur J Pharmacol 1988; 153: 25-32.
21 - Kumar A, Bleck TP: Intravenous midazolam for the
treatment of refractory status epilepticus. Crit Care Med 1992; 20: 483-488.
22 - Shalansky SJ, Naumann TL, Englander FA: effect of
flumazenil on benzodiazepine-induced respiratory depression. Clin Pharm 1993;
12: 483-487.
23 - Ghoneim MM, Mewaldt SP:Benzodizepines and human memory:
A review. Anesthesiology 1990; 72: 926-938.
24 - Roy-Byrne PP, Uhde TW, Holcomb H, et al. Effects of
diazepam on cognitive processes in normal subjects, Psychopharmacology 1987; 91:
30-33.
25 - Shelly MP, Mendel L, Park GR: Failure of critically ill
patients to metabolise midazolam. Anaesthesia 1987; 42: 619-626.
26 - Malacrida R, Fritz ME, Sutter PM, et al:
Pharmacokinetics of midazolam administered by continuous infusion do intensive
care patients. Crit Care Med 1992; 20. 1123-1126.
27 - Vree TB,Shimoda M, Driessen JJ, et al: Decreased plasma
albumin concentration results in increased volume of distibition and decreased
elimination of midazolam in intensive care patients. Clin Pharmacol Ther 1989;
46: 537-544.
28 - Hartving S, Roth B, Theisohn M: Clinical experience with
continuous intravenous sedation using midazolam and fentanyl in the paediatric
intensive care unit. Eur J Pediatr 1991; 150: 784-788.
29 - Rosen DA, Rosen KR; Midazolam for sedation in the
paediatric intensive care unit. Intensive Care Med 1991; 17: s15-s19.
30 - Kothary SP, Brown ACD, Pandit SK, et al: Time course of
antirecall effect of diazepam and lorazepam following oral administation.
Anesthesiology 1981; 55: 641-644.
31 - Roth T, Hartse KM, Saab PG, et al: The effects of
flurazepam, lorazepam, and triazolam on sleep and memory. Psychopharmacology
1980; 70: 231-237.
32 - Baldwin WA, Rosenfeld BA, Breslow MJ, et al: Substance
abuse-related admissions to adult intensive care. Chest 1993; 103: 21-25.
33 - Bodenham A: Reversal of prolonged sedation using
flumazenil in critically ill patients. Anaesthesia 1989; 44: 603-605.
34 - Stanski Dr. Mihm FG, Rosenthal MH et al:
Pharmacokinetics of high-dose thiopental ısed in cerebral resuscitation.
Anesthesiology 1980; 53: 169.
35 - Bleck TP: High-dosepentobarbital treatment of refractory
status epilepticus: A meta-analysis of published studies. Abstr. Epilepsy 1992;
33: 5.
36 - Duthie DJR, Fraser R, Nimmo WS: Effect of induction of
anaesthesia by etomidate on corticosteroid synthesis in man. Br J Anaesthesia
1985; 57: 156-159.
37 - Newman LH, McDonald JC, Wallace PGM, et al: Propofol
infusion for sedation in intensive care. Anaesthesia 1987; 42: 929-937.
38 - Harris CE, Grounds RM, Muray AM, et al: Propofol for
long term sedation in the intensive care unit. A comparison with papaveretum and
midazolam. Anaesthesia 1990; 45: 366-372.
39 - Borgeat A, Wilder-Smith OHG, Saiah M, et al: Subhypnotic
doses of propofol possess direct antiemetic properties. Anaesth Analg 1992; 74:
539-541.
40 - Park WK, Lynch C: Propofol and thiopental depression of
myocardial contractility. A comparative study of mechanical and
electrophysiologic effects in isolated guinea pig ventricular muscle. Anesth
Analg 1992; 74:395-405.
41 - Hughs KR, Armstrong RF: Continuous infusion of propofol.
Anaesthesia 1988; 43:508
42 - Aitkenhead AR, Petterman ML, Willatts SM, et al:
Comparison of propofol and midazolam for sedation in critically ill patients.
Lancet 1989: ii:704-709.
43 - Aitkenhead AR, Petterman ML, Willatts SM, et al:
Comparison of propofol and midazolam for sedation in critically ill patients.
Lancet 1989: ii:704-709.
44 - Lipson AH, Pritchard J, Thomas G: Thrombocytopenia after
intralipid infusion in a neonate. Lancet 1974; ii:1462-1463.
45 - Cavazzuti M, Porro CA, Barbieri A; et al: Brain and
spinal cord metabolic activity during propofol anaesthesia. Br J Anaesth 1991;
66:490-495.
46 - Kalkman CJ, Traast H, Zuurmond WWA, et al: Differendial
effects of propofol and nitrous oxide on posterior tibial nerve somatosensory
cortical evoked potentials during alfentanil anaesthesia. Br J Anaesth 1991;
66:483-489.
47 - Farling PA, Johnston JR, Coppel DL: Propofol infusion
for sedation of patients with head injury in intensive care. Anaesthesia 1989;
44:222-226.
48 - Harlung HJ: Effect of propofol on intracranial pressure.
Preliminary results, Anaesthesia 1987; 36:66-68.
49 - Trotter C, Serpell MG: Neurological sequelae in children
after prolonged propofol infusion. Anaesthesia 1992; 47:340-342.
50 - Brierman MI, Brown M, Muren O, et al:Prolonged
isoflurane anesthesia in status asthmaticus. Crit Care Med 1986; 14:832-833.
51 - Revell S, Greenhalgh D, Absalom SR,et al: Isoflurane in
the treatment of asthma. Anaesthesia 1988;43:477-479.
52 - Ropper AH, Kofke WA, Bromfield EB, et al: Comparison of
isoflurane, halothane and nitrous oxide in status epilepticus. Ann Neurol 1986;
19: 98-106.
53 - Breheny FX, Kendall PA: Use ofisoflurane for sedation in
intensive care. Crit Care Med 1992; 20 : 1062-1064.
54 - Millane TA, Bennett ED, Grounds, RM: Isoflurane and
propofol for long-term sedation in the intensive care unit. Anaesthesia 1992;
47:768-774.
55 - Kong KL, Willatts SM, Price-Roberts C: Isoflurane
compared to midazolam for sedation on the intensive care unit. BMJ
1989;298:1277-1280.
56 - Spencer EM, Willatts SM: Isoflurane for prolonged
sedation in the intensive care unit; efficacy and safety. Intensive Care Med
1992; 18: 415-421.
57 - Ruprecht J, Dworacek B, Bonke B et al. Tolerance to
nitrous oxide in volunteers. Acta Anaesth Scand 1985; 29: 635.
58 - Park GR, Manara AR, Mendel L, et al: Ketamine infusion.
Anaesthesia 1987;42:980-983.
59 - Adams HA, Claussen E, Gebhardt B, et al: Die
analgosedierung katecholaminpflichtiger beatmungspatienten mit ketamin und
midazolam. Anaesthesist 1991, 40: 238-244.
60 - Levenson JL: Neurolept malignant syndrome. Am J
Psychiatry 1985; 142. 1137-1145.
61 - Clark CR, Geffen GM, Geffen LB: Role of monoamine
pathways in the control of attention: Effect of droperidol and methylphenidate
in normal adult humans. Psychopharmacology 1986; 90: 28-34.