|
|
| |
|
|
|
 |
| |
|
|
| |
- Prof. Dr. Hülya ÇELEBI, Uz. Dr. Berrin GÜNAYDIN
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD.
RESTRİKTİF AKCİĞER HASTALIKLARI VE ANESTEZİ YÖNETİMİ
Restriktif Akciğer Hastalıkları :
Akciğerin ekspansiyonunu iç veya dış nedenlerle kısıtlayan hastalıklar
veya deformiteler bu gruba girer, yeni terminolojide intertisiyel akciğer
hastalıkları olarak adlandırılmaktadır. Bu grupta yer alan hastalıklar beş
grup altında toplanabilir:
1. Primer akciğer hastalığı (Diffuse Interstitial Lung Diseases-DILD,
Interstitial Lung Diseases-ILD, Pulmonary Fibrosis-PF)
a) Granülomatöz hastalıklar (sarkoid, histositoz gibi sebebi bilinmeyenler;
hipersensitivite pnomonisi, inhalasyon veya ilaç pnomonisi gibi sebebi
bilinenler)
b) ınhalasyon
c) Kalıtsal
d) İdyopatik pulmoner fibrozis (İPF)
e) Kollajen, vasküler baş dokusu hastalıkları ve renal sendrom
f) Bazı özel
2. Toraks Deformiteleri
* Kifoskolyoz
* Spondilartrit
3. Yumuşak Doku Hastalıkları
* Dermatomiyozit
* Skleroderma
4. Nöromüsküler Hastalıklar
* Miyastenia Gravis
* Müsküle Distrofiler
5. Plevral Hastalıklar
* Efüzyon
* Fibroz
* Neoplazm
Yukarıda sayılan hastalıklardan pulmoner nedenli olanlar gaz değişimini
bozarken, ekstrapulmoner olanlar mekanik olarak solunumu kısıtlar, total
kompliyansı azaltırlar. Akciğerlerin ekspansiyonu efor gerektirir, akciğer
volümlerinde ciddi azalmalara neden olurken, öksürme yeteneğini önemli
derecede bozarlar.
DILD : ıntertisiyel veya difüz akciğer hastalığı akciğerlerin terminal
bronşlara distal olan bölgelerinde sellüler ya da ekstrasellüler
infiltrasyon oluşturan birçok hastalık bu bağlık altında toplanır. Bu
hastalıkların bir kısmı akut, bir kısmı subakut veya kronik seyir gösterir.
Çoğu kez infiltrasyon sonucu doku hasarı, fibröz alveolit gelişirken, bazen
de pulmoner eozinofilide olduğu gibi pulmoner yapı çok az zarar görür.
Klinik olarak sıklıkla solunum sıkıntısı, radyolojik olarak yaygın
pulmoner gölgelenme hastalığı düğündüren ilk bulgulardır.
Kesin tanı için takip edilmesi gereken basamaklar aşağıdaki şekilde gösterilmiştir:
DILD'de Klinik Tanı Protokolü
* Hikaye
* Klinik muayene
* Eski ve yeni film
* Solunum fonksiyon testleri
* Rutin laboratuvar testleri
Bronkosentrik hastalık
Tanı konulamayan Fibröz alveolit
Bronkoalveoler lavaj (BAL)
High resolution computed tomography (HRCT)
Transbronşiyal biyopsi
Bronkoalveoler Lavaj (BAL)
Teşhis Teşhis
Torakoskopik biyopsi
Açık akciğer biyopsisi
Laboratuvar değerlendirme için Tablo l yol göstericidir.
Tablo I : Laboratuvar (kan ve idrar) değerlendirme.
Sedimentasyon (>50 mm/saat) Kollajen vasküler hastalıklar
(pulmoner ve renal sendromlar), sistemik vaskülit, Wegener Granülomatozisi,
kronik eozinofilik pnomoni, maligniteler
Tam kan sayımı-anemi * Demir eksikliği; difüz alveoler hemoraji
sendromları
* Normositik; lenfajitik karsinomatozis, kollajen vasküler hastalıklar
* Hemolitik; ilaçlar, kollajen vasküler hastalıklar (nadire sarkoidoz
ve pulmoner fibrozis)
- lökopeni Sarkoidoz, kollajen vasküler hastalıklar, lenfoma, ilaçların
neden olduğu sitotoksisite
- trombositopeni İlaçlara bağlı; kollajen vasküler hastalık
(nadiren sarkoidoz ve pulmoner fibrozis)
- lökosidoz sistemik vaskülit, hipersensitivite pnomoniti,
eozinofilik pnomoni, akut intertisyel pnomoni, bronşiyolitis obliterans
organize pnomonisi (BOOP)
- eozinofili Eozinofilik pnomoni, ilaçlar, sarkoidoz, sistemik vaskülit
Antikorlar, gamaglobulinler, immun kompleksler
-Hipergamaglobulinemi ve serum antikorları Sarkoidoz, idiopatik pulmoner
fibrozis,
(RF ve ANA) lenfositik intertisyel pnomoni (hipergamaglobulinemisi olan),
kollajen vasküler hastalıklar (RF, ANA, SS-A, SS-B, anti-ds DNA), sistemik
vaskülit, asbestozis, silikozis
-Immun kompleksler ?diyopatik pulmoner fibrozis, langerhans hücre granülomatozisi,
sistemik vaskülit, kollajen vasküler hastalıklar, lenfositik intertisyel
pnomoniler
-Anti bazal membran antikorları (Anti Good Pasteur Sendromu)
glomerüler bazal membran anti-GMB)
-Anti nötrofil sitoplazmik antikoru (C-ANCA) Wegener granulomatozisi, sistemik
nekrotizan vaskülit, pulmoner kapillarit, Churg ve Strauss'un allerjik granülomatozisi
-AntJo1 Polimiyozit/dermatomiyozit
Biyokimya
-Anormal karacişer fonksiyon testleri Sarkoid, SLE,
hepatit/sirozla beraber DILD maligniteler
-Yüksek kan üre azotu ve kreatinin Pulmoner-renal sendromlar ve
kollajen vasküler hastalıklar, ilaçlara bağlı, Good Pasteur Sendromu,
sistemik vaskülitler
-Yüksek Kalsiyum Sarkoidoz, malignite
-Yüksek kreatinin fosfokinaz, aldolaz Polimiyozit/dermato-miyozit
-Yüksek anjiyotensin konverting enzim Sarkoidoz, hipersensitivite
pnomoniti, silikozis, berilliyozis, akut respiratuar distres sendromu, Gauscher
hastalığı
Anormal idrar sedimi Sistemik vaskülit, kollajen vasküler hastalık ve
pulmoner-renal sendromlar, Good Pasteur Sendromu, ilaçlara bağlı
Anestezist hikaye, radyolojik görünüm ve laboratuvar bulguları nedeniyle
ILD'den şüphelenirse, mutlaka göğüs hastalıkları uzmanı ile konsüle
edilmelidir. Solunum fonksiyon testleri tanıya yardımcı olduğu gibi
preoperatif ve postoperatif yönetimde yol göstericidir.
Solunum Fonksiyon Testleri :
Akciğerlerdeki defekt nedeniyle solunum kısıtlanmıştır. Difüzyon
kapasitesi azalır (DLCO); 1 saniyede zorlu ekspirasyon volümü (FEV1) ve zorlu
vital kapasite (FVC) oransal olarak azalmış olup, ikisinin birbirine oranı
normaldir. Total akciğer kapasitesi (TC) ve akciğer volümleri azalır.
Parsiyel alveoler-arteriyel oksijen farkı (PAO2-PaO2) hastalığın şiddetine
bağlı olarak artmış veya normal olabilir. PAO2-PaO2 gradienti pulmoner
fibrozisin derecesini gösterir. Egzerzis sırasında dakika ventilasyonu, tidal
volüm azalır. Solunum hızı ve kalp atım hızı artar. Oksijenin parsiyel
basıncı düşer ve progresif arteriyel hipoksemi gelişir. PAO2-PaO2 gradienti
genişler ve devamlı solunumsal alkaloz ILD'deki fizyolojik anomalilerdir.
?lerlemiş pulmoner fibroziste egzersiz sırasında başlangıçta PaCO2 düşerken,
daha sonra progresif bir artış gösterir. Fizyolojik ölü mesafe artar.
Statik pulmoner fonksiyon testleri klinik olarak mevcut restriktif fizyolojinin
oluşturduğu hasarın şiddetini gösterir, ayırıcı tanı için kullanılamaz.
Komputerize Tomografi (CT) ve "High Resolution Computed
Tomography (HRCT)" :
CT ve HRCT anatomik anomalileri saptamak için en duyarlı ve etkin yöntemlerdir.
Ayrıca HRCT nonfibrotik, aktif hastalıkla ve nispeten etkilenmemiş alanları
birbirinden kesin ayırarak, biyopsi için uygun alan belirlemeye yardımcı
olur.
Bronkoalveoler Lavaj (BAL) :
Eğer elde edilen spesmende enfeksiyöz ajan veya neoplastik hücre
varsa BAL teşhise yardımcı olur. Langerhans hücre granülomatozu ve pulmoner
alveoler proteinözun teşhisinde yararlıdır.
Bronkoskopi ve Transbronşiyal Biyopsi :
Bazı İLD olgularında özellikle hastalık peribronkovasküler bölgeye yayılmışsa
bilgi sağlar. Özellikle sarkoidoz, lenfanjiyoleyomiyomatoz, lenfanjitik
karsinomatoz tipik bronkosentrik rahatsızlıklardır. Biyopsi spesmeninde bir
çok hastalığın teşhisi konabilir. Fakat negatif olması hastalığı ekarte
ettirmez. Çünkü örnek alma yeri hatalı olabilir. Klinik şüphe varsa
torakoskopik ya da açık biyopsi yapılmalıdır.
TEDAVİ
Birçok akut İLD kortikosteroid ve immunosupresiflerle tedaviden önemli
derecede yararlanabilirler. Bazı olgularsa mevcut tedavi yöntemlerine yanıt
vermemektedirler. Kronik fibrotik akciğer hastalıklarında özellikle ?PF'de
prognoz genellikle kötüdür. Erken dönemde yakalansa bile kortikosteroid ve
immunosupresif tedaviye ancak %20-30 olgu yanıt verir. Yetersiz oksijen satürasyonu
olan olgularda ilave oksijen tedavisi endikedir. Kontrendikasyon olmadıkça, tüm
olgular pnomokokal enfeksiyonlara karşı korunmalı ve periyodik olarak grip a?ısı
uygulanmalıdır. Kortikosteroide yanıt verenlerde bile yaşam ?ansı 9 yıl,
ortalama 3-6 yıldır.
Plevral Hastalıklar :
Plevral efüzyon ventilasyonu restriksiyon yaparak bozar. Genellikle
altında pnomoni, pulmoner infarkt gibi akciğer parankimini ilgilendiren
durumlar yatar. Efüzyon çok az değilse, annesteziden önce boşaltılmalıdır.
Kronik efüzyon viseral plevranın kalınlaımasına sebep olur, dekortikasyon
gerektirebilir. Kronik ampiyem tüberküloz sonucu gelişebilir, benzer manevra
uygulanır. Akut ampiyem daha sonra oluşabilecek restriksiyonu önlemek amacıyla
drene edilmelidir.
PREOPERATİF DEĞERLENDİRME VE HAZIRLIK
Genel olarak bir grup olgu, solunumsal hastalığı olsun veya olmasın
pulmoner komplikasyonlar için aday olarak kabul edilir. Pulmoner
komplikasyonlara predispozisyon gösteren olgular şunlardır:
- Yaşlılar (>70)
- Gebeler
- şişmanlar
- Sigara içenler (20 adet/gün)
- Kalp hastalığı olanlar
- Obstrüktif ya da restriktif akciğer hastalığı olanlar
Kronik akciğer hastalığı ile bu özelliklerden bir veya birkaçının
birlikte olması durumu daha da ciddileştirecektir. Cerrahi işlem diğer önemli
faktördür. Özellikle üst abdominal cerrahi ve torakotomi geçirecek olgular
peroperatif veya postoperatif solunum riski tağırlar. Bunun yanında cerrahi
yaklaşımın tipi de önemlidir. Mümkünse cerrahi insizyon solunumsal
komplikasyonlara aday olgularda solunumu en az etkileyecek şekilde olmalıdır.
Anestezist bu yönden görüşlerini cerraha bildirerek gerekli kooperasyonu sağlamalıdır.
Günümüzde birçok abdominal girişim laparoskopik olarak ugyulanabilmektedir.
ınsizyonlar çok küçük olduğundan postoperatif ağrı az olmakta,
diyafragma ve abdominal kas hareketleri daha kısıtlanmakla ve erken
mobilizasyon sağlanabilmektedir. Cerrahi işlemin süresi de komplikasyonları
etkileyebilir. Özellikle yaşlı ve akciğer hastası olanlarda invaziv viseral
girişimlerden kaçınılmalı, gerekiyorsa da hızlı yapılmalıdır.
Dispne skorlaması pulmoner durumu değerlendirmeye yardımcı olabilir (Tablo
II). Kan gazı parametreleri ve dispne skoru değerlendirilerek pulmoner
morbiditeyi öngörmek ve gerekli önlemleri almak mümkündür.
Tablo II : Dispnenin değerlendirilmesi (Nunn et al., 1988).
0 Normal yürüme sırasında dispne yok
1 "Zamanımı ayarlayarak istediğim kadar yürüyebiliyorum"
2 "Belli bir süre yürüdükten sonra durmam gerekiyor"
3 Hafif egzerzisle dispne var
4 ıstirahatte dispne var
Restriktif akciğer hastalıkları için preoperatif önerilebilecek
kondisyon rejimi akciğer ekspansiyon manevralarıdır. Fonksiyonel rezidüel
kapasitenin (FRC) azalmasında diyafragma hareketlerinin refleks inhibisyonunun
önemli rolü vardır. Akciğer volümü artırılarak kasın katkısı sağlanmaya
çalışır. Diğer yandan yüksek alveoler şişrme atelektatik bölgelerin de
açılmasını sağlar ya da kollabe olmasını önler. Bu amaçla önerilen yöntemler
şunlardır:
Derin Solunum Egzersizleri : Koopere olunabilen hastalarda uygulanabilen basit,
masrafsız bir yöntemdir. Akciğer volümlerini ve kapasitesini artırır.
Eskiden ekspiratuar manevra (balona üfleme) yararlı sayılırdı. Oysa akciğer
volümlerini azaltarak akciğer kollapsına eşilimi artırır. Sadece öksürü?e
yardım ettişi için önemli olabilir. Derin solunum manevrası sonunda
öksürme sekresyonun temizlenmesine yardımcı olabilir.
Aralıklı Pozitif Basınçlı Ventilasyon (IPPV), uygulanan diğer bir yöntemdir.
Günümüzde sadece aktif akciğer inflasyonunun mümkün olmadığı restriktif
nöromüsküler hastalığı olanlara önerilmektedir. Mekanik ventilatör ve gözlemci
gerektirir, pahalıdır, kooperasyonu zordur, abdominal distansiyon oluşturur.
ınsentif Spirometre (ıs) ile derin desteklenmiş inspirasyon manevrası yaptırılabilir.
Alet gerektirir. Derin solunum egzerzisleri ile aynı derecede pulmoner
komplikasyon şansını azalttığı belirlenmiştir. Her iki yöntem de
preoperatif olarak uygulandığında, hastaların postoperatif uyum göstermeleri
daha kolay olmaktadır.
Kontrollü pozitif havayolu basıncı (CPAP): Akciğer mekanişini,
oksijenasyonu ve karbondioksit eliminasyonunu düzeltir. Volnter inspiratuar
manevradan daha hızlı ve iyi inflasyon sağlayarak akciğer volümlerinin düzeltilebilmektedir.
Tüm bu metodlar eldeki olanaklara ve hastanın durumuna göre seçilebilecek
etkin yöntemdir.
Sigara içen olgularda sigara cerrahi girişimden 6-8 hafta önce kesilmelidir.
şişman hastalara, zaman yeterli ise kilo vermesi önerilmelidir.
Premedikasyonda narkotik analjezik kullanımdan kaçınılmalıdır. Bu olguların
postoperatif dönemde anesteziklerin etkisinden hızla kurtulması gerektiğinden
diazepam gibi yarılanma ömrü çok uzun ajanlar yerine azaltılmış dozlarda
midazolam kullanılabilir. Atropin sekresyonu koyulaştırarak, atılımını
zorlaştırabilir. Bu nedenle rutin olarak kullanılmamalıdır.
Hastaların baş tarafı yükseltilmiş sedye ile rahat nefes alabildikleri
pozisyonda ameliyathaneye getirilmesi sağlanmalıdır.
ANESTEZİ YÖNTEMİ
Restriktif akciğer hastalığı olanlar ventilasyon iyi sağlandığında
anesteziyi obstrüktif akciğer hastalıklı olgulardan daha iyi tolere ederler.
Genel anestezi veya bölgesel anestezi yöntemlerinden biri veya bölgesel
anestezi ile kombine yüzeyel anestezi seçilebilir. Genel anestezi, inhalasyon
veya intravenöz anesteziklerle oluşturulabilir. Genel anestezi FRC'de azalmaya
neden olur (%16-0.5 litre). Bu solunum tipi, anestezi teknişi ne olursa olsun
gelişir. FRC'deki değişiklikler indüksiyondan hemen sonra oluşur, progresif
ya da Fi O2 ile ilgili değildir.
Ne pozitif ekspirasyon sonu basınç (PEEP), ne de hiperinflasyon FRC'yi uyanıklık
değerlerine döndüremez. FRC'deki azalma şu nedenlerle olur: Diyafragma gevşeyerek
kraniyal yönde yer değiştirir, bu toraksik volümü 0.5 litre azaltır, göğüs
kafesi gevşeyerek tranves kutru değişir. Bu da toraks volümünü 0.25 litre
azaltır, total solunum kompliyansı azalır. Yaklaşık 300 ml santral kan volümü
torakstan abdomene kayar. Torasik bölgedeki değişikliklere ilave abdominal bölgede
de değişiklikler vardır. Diyafragmanın yukarı hareketi abdominal volümü
0.5 litre artırır. Transvers abdominal bölgedeki azalma volümü 0,1 litre
azaltır. Kan volümü 0,3 litre abdominal volümü artırır ve periferden 0.1
litre kan volümü eklenir.
Volatil anesteziklerden eliminasyon yarı ömrü çok kısa olan desfluran veya
sevofluran seçilebilir.
Tüm volatil anestezikler atelektazi oluşumuna ve FRC'de azalmaya neden olarak
intraoperatif hipoksi oluşturabilirler. Bu etki kalıcı değildir, anestezik
kesildikten sonra ortadan kalkar. Bu yüzden seçilen anestezişin postoperatif
kalıcı olmamasına dikkat edilmelidir. İzofluran solunum yolları için
iritan olduğundan kullanılmamalıdır.
Diyafragma tonus kaybı ve kraniyal yer değişimi atelektazi oluşumunu kolaylaştırır.
Atelektazi oluşumu ortalama %4'dür. 10 cm su PEEP uygulaması atelektazi oluşumunu
azaltır.
Genel anestezi ölü mesafe artışıyla karakterizedir. Anestezi ve paralizinin
etkisiyle akciğerlerin bağımsız bölgelerinde daha fazla ventilasyon oluşur.
Bu da ventilasyon perfüzyon oranının armasına neden olur. Mekanik
ventilasyon uygulanıyorsa dakika ventilasyonu artırılarak başedilebilir.
Genel anestezi alveoler-arteriyel oksijen tansiyon gradientini artırır.
Anestezi altında şantlar artar. Yaşlı ve obez hastalarda şant gelişme
riski daha fazladır.
ınhalasyon anestezikleri hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonu (HPV) bir miktar
inhibe ederken, intravenöz anestezikler etmez. Atelektazi, şant ve HPV
arteriyel oksijen basıncı azaltan nedenlerdir.
ınhalasyon anesteziklerinden halotan ve enfluran bronkomotor tonusu azaltır.
?zofluran ise bronkokonstriksiyona neden olur.
Ketamin bronkodilatör etkiye sahiptir. ıstirahat ventilasyonunu çok az
etkiler.
Narkotik analjezik kullanımı solunum merkezini etkileyerek gaz değişimini
bozar. Ayrıca yüksek dozlarda solunum depresyonu yapar. Remifentanil çok kısa
etkili bir µ reseptör agonisti opioit olup, infüzyon kesildikten sonra 3
dakika sonra hastalar konu?abilir, infüzyon süresi yanıtı değiştirmez.
Restriktif akciğer hastalıklı olgularda genel anestezinin intravenöz yolla
sağlanması daha uygun görünmektedir. Propofol veya midazolamgibi yarılanma
ömrü çok kısa intravenöz hipnotiklerle total intravenöz anestezi (TIVA)
uygulanabilir. Propofol anestezisinden uyanma hızlı, sakin ve sorunsuzdur.
Midazolam'ın uzayan sedasyon etkisini ekarte etmek için relaksograf kullanılmalıdır.
Bölgesel anestezi veya periferik sinir blokları operasyon bölgesi uygun olduğunda
en iyi seçim gibi görünmektedir. Hasta kendi alışık olduğu solunum modunu
sürdürebilir. postoperatif mekanik şansı azdır, entübasyonun potansiyel
komplikasyonlarından kaçınılmış olur. Yalnız epidural veya spinal
anestezinin solunum kasları ve diyafragmayı etkilemeyecek şekilde olması
gerekir. Yoksa solunum desteşi de sağlanamazsa daha zararlı olabilir. Yüksek
spinal oluımuşsa inspiratuar kapasite %20 azalır, ekspiratuar rezerv volüm sıfıra
iner. Öksürme yeteneşi azalır. Hipotansiyon gelişirse mdüller iskemi
nedeniyle apne gelişebilir.
Bazı olguların işlem boyunca sırtüstü yatması veya verilen pozisyonu
tolere etmesi mümkün değildir. Bunlar için operasyon bölgesi uygun bile
olsa genel anestezi ve endotrakeal entübasyon gereklidir. Restriktif akciğer
hastalığı olan birçok olgu için ventilasyonun mekanik olarak sağlanması
daha uygundur. En iyisi genel anesteziyi epidural lomber veya torakal kateter
yerleştirerek santral nöroaksiyel analjezi ile desteklenmektedir. Abdominal
operasyonlar için lomber, toraktomi için torakal kateter yerleştirilir.
Torakal bölge operasyonlarından genel anestezi ile kombine torakal epidural şu
şekilde uygulanmaktadır:
Torakal 5-6 seviyesinden paramediyan veya mediyan yaklaşımla rezistans kaybı
teknişi kullanılarak kateter ilerletilir. Epinefrin içeren %1.5-2'lik
lidokainden 2 ml test dozu verilir. Subaraknoid veya intravenöz yerleşim olmadığından
emin olununca 2 ml daha enjekte edilir. 80 mgÕdan daha fazla lidokain gerekmez.
Analjezi veya anestezi olup olmadığı test edilir. Torakotominden önce %0.5
bupivakain (6 ml) ve fentanil (2 ml) total 8 ml 4 eşit doza bölünerek
verilir. Genel kural 2 ml'den fazla ve 20 dakikadan önce tekrarlanmasıdır. Bu
doz yaklaşık 4 saat iyi analjezi sağlar. Cerrahi uzarsa "top up"
doz cerrahi sonlanmadan verilir. Morfin kesinlikle kullanılmamalıdır. Bazen
postoperatif solunum hızını artırmak ve bilinç durumunu düzeltmek için
40-80 mg naloksan gerekebilir. bu doz epidural fentanilin analjezik etkisini değiştirmez.
Yukardaki kurallar uyulduğunda torasik epidural ile lomber epiduralde olduğu
kadar vazodilatasyon olmaz. Çünkü torakal epidural analjezi genellikle T12-L2
seviyesinde yapılmaz. Bu nedenle bloşun altında vazokonstriksiyon olabilir.
Torasik epidural sırasında sistemik vasküler rezistans değişmez, kalp atım
hızı çok az değişir, santral venöz basınçtaki yükselmeye karşı,
kardiyak debideki azalmaya bağlı olarak ortalama arter basıncı düşer. Bu
etkileri önlemek için beta agonistin senkronize olarak kullanılması
uygundur. Böylece hem kardiyak debi hem de kan basıncı düzelir. Kardiyak
sempatik liflerin blokajı nedeniyle ortaya çıkan istenmeyen etkiler önlenebilir.
Bunun için bolus efedrin veya dopamin infüzyonu (4 µg/kg/dk) önerilmektedir.
POSTOPERATİF HASTA YÖNETİMİ
Solunumsal hastalığı olan üst abdominal ve torasik cerrahi geçirecek
olgular yüksek anestezi riskine sahiptir. Bu olgularda peroperatif kadar
postoperatif anestezi yöntemi de önemlidir. Postoperatif olarak gerekli
solunum desteşi sağlanmalı, sekresyon birikimi önlenmeli, ağrı kesin
olarak kontrol edilmelidir. Nefes alma yeteneşi ve öksürük ağrı nedeniyle
azalabilir. Ağrı yönteminde torakal veya lomber epidural analjezinin önemi büyüktür.
Olgulara derin nefes alma manevrası, ıs, göğüs fizyoterapisi veya CPAP'a
postopratif dönemde mümkün olduğunca erken bağlanmalıdır. Hasta erken
mobilize edilmeli, tüm bu önlemler olguların iyileşmesini kolaylaştırırken,
postoperatif solunum yolu komplikasyonlarını da azaltacaktır.
KAYNAKLAR
1. du Bois RM: Diffuse lung disease: an approach to management. BMJ
309: 175-179, 1994.
2. Elman A, Langonnet F, Dixsaut G: Respiratory function is impaired less
by transverse than by median ventical supraumblical incisions. Intensive Care
Med 7: 235-239, 1981.
3. Fishman AP, Elias JA, Fishman JA, Grippi MA, Kaiser LR: Intestitial
Lung Disease: A Clinical Overview and General Approach. In: Fishman's Pulmonary
Diseases and Disorders Vol 1, third edition, Mc Graw Hill Companies,
Philadelphia, pg 1037-1053, 1997.
4. Kheradmand F, Wiener-kronish JP, Corry DB: Assesment of operative risk
for patients with advanced lung disease. Clinics in Chest Medicine 18 (3):
483-494, 1997.
5. Nunn JF, Milledge JS, ChenD: Respiratory Criteria of fittness for
surgery and anaesthesia. Anaesthesia43: 543-551, 1988.
6. Olsen GN: Clinics in Chest Medicine-Perioperative Respiratory Care Vol
14, No 2, WB Saunders Company, Philadelphia, pg 205-359, 1993.
7. Sykes LA, Bowe EA: Cardiorespiratory Effects of Anaesthesia. In Clinics
in Chest Medicine-Perioperative Respiratory Care Vol 14, No 2, WB Saunders
Campany, Philadelphia, pg 211-226, 1993.
|