|
|
| |
|
|
|
 |
| |
|
|
| |
- Prof. Dr. Berrin ÖZCAN
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD.
KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞI (KOAH) ve ANESTEZİ
Kişide var olan akut kronik akciğer hastalıkları cerrahi girişimler sırasında
hipoksi, hiperkarbi ve bronkospazm, cerrahi girişimler sonrasında da
atelektazi, emboli, pnömoni ve solunum yetmezliği gibi komplikasyonların gelişmesine
yol açabilir.
Bu olası komplikasyonlardan kaçınmak veya bunları minimalize etmek için
dikkati pre-op hazırlık, anesteziyolojik seçim, intraoperatif yöntem ve
post-op bakım gereklidir.
Tanı konup tedavi edilen veya tanı konmamış Kronik Obstrüktif Akciğer
Hastalığı (KOAH) biz anestezistlerin en çok karşılaştığı hasta grubunu
oluşturmaktadır. KOAH'ın herkes tarafından onaylanan kesin bir tanımı
yoktur. 1987 yılında American Thoracic Society (ATS) ve 1995 yılında
European Respiratory Society (ERS)'nin sunduğu tanımlar birbirine oldukça yakındır.
buna göre "KOAH, kronik bronşit ve amfizeme bağlı olarak hava akımı
obstrüksiyonu iye karakterize bir hastalıktır. Hava akımı obstrüksiyonu
genellikle progresiftir. Hava yolu reaktivitesi ile birlikte olabilir, kısmen
reversibl olabilir" şekilndedir.
Bu tanım içinde sadece kronik bronşit ve amfizem yer alıyorsa da günümüzde
astım da KOAH içinde mütalaa edilmektedir.
"AMFIZEM; Terminal bronşiollerin distalindeki hava yollarının belirgin
fibrozis olmaksızın duvar harabiyeti ile birlikte anormal kalıcı genişlemesidir."
"KRONIK BRONŞ?T; Birbirini izleyen iki yıl öksürü?e ait bağka bir
neden olmaksızın her yıl üç ay süre ile kronik prodüktif öksürüktür."
"ASTIM; Çeşitli stimuluslara bağlı olarak trakeobronşial ağacın artmış
cevabı ile bronşial hava yollarının kuvvetli paroksismal konstrüksiyonudur."
Bronkoalveolar lavaj, hava yolu biyopsileri ve postmortem patolojik araştırmalarda
hava yolu inflamasyonunda Astım'da; Eozinofil, lenfosit ve Mast H. ile Katyonik
Protein gibi inflamasyon marker'larının, Amfizem ve Kronik Bronşit'te ise ; Nötrofil
ve Makrofajlar ile Myeloperoksidaz gibi inflamasyon markerlarının varlığını
ortaya koymaktadır.
Erkeklerde kadınlardan, beyazlarda zencilerden, yaşlılarda gençlerden,
sigara içenlerde içmeyenlerden daha fazla görülen KOAH ve buna bağlı ölümler
giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalar ülkeler arasında mortalite
oranlarının farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu farklılığın
nedeni, maruz kalınan risk faktörleri ile ilişkili olabileceği gibi ölüm
belgeleri ve kodlamalarda ülkelerarası metod farklılıklarına bağlanabilir.
KOAH'da oluşan patolojik değişiklikler; Büyük (santral) havayolları, Küçük
(periferik) havayolları ve Akciğer parankimine aittir.
Büyük havayollarında; Submukozal müköz benzer ve goblet hücrelerinde yapısal
genişleme, hiperplazi ve hipertrofi vardır.Fokal skuamöz metaplazi, düz
kashipertrofisi gibi histopatolojik değişikliklerin yanısıra, mukozada mononükleer
H., bronşial sıvıda nötrofil ve eozinofil H. hakimiyeti söz
konusudur.
Küçük havayollarında; Goblet H. yapısal genişleme ve artma, intraluminal
mukusda artma, inflamasyon, kas kütlesinde artma, fibrozis, obliterasyon ve
hava yollarında daralma olur.
Akciğer parankiminde ise amfizem olur. Başlıca 3 tip amfizem gözlenir.
1. Sentriasiner A.: Respiratuar bronşiollerden bağlayarak alveol kanalları ve
alveollere doğru yayılan, asinusun ortasına tutulup, çevre alveollerin
normal olduğu amfizemdir. Genellikle yukarı loblarda olur.
2. Paraasiner A.: Tüm asinusun destrüksiyonu ile karakterlidir. Akciğerin aşağı
ve ön bölgesi musab olur. Alfa,1 Antitripsin enzim (AAT)'de görülür.
3. Paraseptal A.: Asinusun distalindeki alveol kanal ve keselerine ait
amfizemdir. Fibroseptalar veya plevraya yakındır. Büller oluşturarak pnömotoraksa
yol açabilirler.
Kısaca özetlenecek olursa; AMFIZEM'de: Alveoler yapının destrüksiyonu ve
elastisenin azalması ile birlikte hava hapsi, KRONIK BRONŞİT'de: Havayolları
inflamasyonu mukus yapımının artışı, temizliğinin azalması, ASTIM'da:
Havayolları inflamasyonu ve bronkomotor tonusda artma söz konusudur.
Atopi, IgE , havayolu hiperaktivitesi ve AAT (-) gibi uygun genetik yapı
ve sigara içimi, irritan toz-buhar inhalasyonu, iklim ?artları, viral ve
bakteriler infeksiyonlar gibi risk faktörlerinin birlikteliği KOAH oluşumuna
yol açmaktadır.
Patogenezde önem taşıyan konulardan biri, antiproteaz sistemin iyi çalışmaması
veya bu sistemin en önemli enzimi olan AAT (-)'dir. AAT, proteolitik enzimlerin
majör inhibitörü olup, alt solunum yollarında kuvvetli bir doku yıkıcı
proteaz olan "nötrofil elastaz"ın akciğer dokusunu tahrip etmesini
önler. Bu koruyucu mekanizma çalışmadığında frajil olan alveolar duvarları
tahrip olur ve amfizem oluşur. Sigara içen kişilerde hem AAT (-), hem de nötrofillerden
salgılanan nötrofil elastaz enzimi yüksek konsantrasyonda bulunmaktadır.
Hastaların nötrofilleri aktive edildiklerinde hücre memranı ile baş D. arasındaki
yüzeye yüksek yoğunlukta "nötrofil elastaz" salgılanır. Nötrofiller
göç ettikçe, lokal olarak salgılanan elastaz, bu enzimi inhibe eden inhibitörlerin
kapasitesini aımakta, hücrenin aktivasyonu ve göçü hemen daima önlenemeyen
baş D. harabiyetine yol açmaktadır.
Patogenezde önemli bir diğer kavram da, sigara dumanı etkisi ile ve nötrofillerden
salgılanan superoksit anyon (O2-), hidrojen peroksit (H2O2), Hidroksil radikali
(.OH), hipoklorasid (HOCI), monokloramin (NH2CI), taurin monokloramin (TauNcl),
nitrojen dioksit (NO2), semikinon radikali (HQ.), peroksil radikali (ROO.) gibi
oksidan moleküller akciğer endoteli ve epitel hücrelerinde hasar yaratırlar.
Hasar sadece hücre membranını değil, hücre içi protein yapısını da
etkiler. Oksidan moleküller AAT inaktivasyonu, ferritinden Fe++ mobilizasyonu,
siklooksijenaz aktivitesinin stimülasyonu, mukus hipersekresyonu ve kemotaksin
formasyonu gibi pekçok zararlı etkileri de KOAH oluşumuna katkıda
bulunurlar.
Normal oksidasyon mekanizması sırasında akciğeri koruyan (Superoksit
dismutaz, katalaz, glutatyon peroksidaz v.s) enzimler, (A, E, C) vitaminleri ve
sistein gibi kofaktörlerden oluşan antioksidan sistem devreye girmektedir.
Akciğerdeki hasar bu antioksidan sistemin defansı azaldığında veya oksidan
radikallerin miktarı artışında olmaktadır.
KOAH'lı kişilerin solunumları genellikle hızlıdır. Hız, hastalığın ağırlığı
ile orantılıdır. Solunum yetmezliği olan hastalarda üst abdomen duvarının
inspiryumda içeri doğru hareket ettişi PARADOKS SOLUNUM ve bir dizi nefesin
diafragm aracılığı ile alındığı inspiryumda abdomenin dışarı doğru
hareket ettişi daha sonra bir dizi nefes göğüs kasları kullanılarak alındığı
ve göğüs kafesinin ekspanse olduğu SOLUNUMSAL ALTERNANS vardır. Yine ileri
derecede KOAH'lı kişilerde inspiryumda göğüs kafesinin alt ve lateral kısmının
içeriye doğru hareket ettişi HOOVER bulgusu vardır. KOAH'lı kişilerde
hiperinflasyona bağlı olarak göğüs kafesinin ÖN-ARKA ÇAPI artar.Astımlı
hastalarda peak havayolu basıncı artar. Çünkü havayolu konstrükte olur,
rezistans artar. Sekresyonlar ve mukozal kalışlanma olayı agreve eder.
AUTO-PEEP Özellikle astımlı kişilerde hiperinflasyona bağlı olarak
komplians azalır. Bu kişilerde rezistans arttıkça yeterli tidal volüm elde
edilmesi için daha uzun inspirasyon zamanı olur. Havayolu kompresyonu ile
birlikte ekspirasyon zamanı kısalır. Hasta yeterince eksalasyon yapamaz. Göğüsteki
intratorasik basıncın artması venöz dönüşü azaltır ve hipotansiyon
olur. Alveoller yeterince şişer ve fakat hipotansiyondan dolayı yeterince
perfüze olamaz. pCO2 artar. ETCO2 azalır. Bu hastalarda ayrıca inspiryumda
diafragmanın kontraksiyonu ile mediastinal yapıların aşağı doğru çekilmesine
bağlı olarak TRAKEAL TUG olur.
İleri derecede hava akımı obstrüksiyonu olan KOAH'lı kişilerde inspiryumda
sistolik kan basıncının, plevra basıncının çok düşük olmasına ve
bunun sol ventriküle ve ekstratorasik arterlere yansımasına bağlı olarak
ekspiryumda saptanan değerden 10 mmHg daha düşük olması ile PULSUS
PARADOKSUS alınır. Hastalarda Cor pulmonale varsa JUGULER VENÖZ DOLGUNLUK,
PULMONER HIPERTANS?YON, PERIFERIK ÖDEM ve HEPATOMEGALI saptanır.
Hastaların %50'sinde öksürükle birlikte karın içi basıncının armasına
bağlı olarak ınGUınAL HERNI ve %40'ında sigara ile teofilin kullanımına
bağlı özofagus alt uç sfinkter relaksasyonundan dolayı GASTROÖZOFAJIAL
REFLÜ vardır.
Aslında KOAH'lı hastalar klasik olarak PınK PUFFERS ve BLUE BLOATERS olarak sınıflandırılırlar.
PınK PUFFERS
BLUE BLOATERS
KLİNİK .
Dispne (+)
ıstirahatte Dispne (+)
.
Santral Siyanoz (-)
Santral Siyanoz (+)
.
Göğüs Hiperinfle
Cor Pulmonale
.
Zayıf
-Periferde ödem
-Hepatomegali
-JVB yükselme
KAN G. .
ıstirahatte orta D. Hipoksi
Ciddi hipoksi
.
PaCO2(N) veya düşük
PaCO2 artma
HEMODınAMI
PAB (N)
PAB artma
.
CO (N)
CO hafif artma
GÖĞÜS R.
Hiperinflasyon
.
Diyafragm düz
.
Horizontal Post. kostalar
.
Kalp küçük .Kalp büyük
ERITROSİT/mm3
Normal
Artma
Solunum Fonksiyon Testleri (SFT) KOAH tanısında hastalığın ağırlığının
saptanmasında, progresyonunun ve prognozunun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.
Bu kişilerde zorlu ekspiryum zamanının (FET) hasta başına değerlendirilmesi
hava yolu obstrüksiyonunu saptamanın basit bir yoludur. Bu amaçla FVC
manevrası sırasında trakea üzerinden stetoskop aracılığı ile ekspiryum
zamanı ölçülür. FET 5 sn. den kısa ise hava yolu obstrüksiyonu yok, 5 sn.
den uzunsa var demektir. KOAH'lı kişilerde 1. sn zorlu ekspirasyon volümü
(FEV1) ve özellikle FEV1/FVC'nin değerlendirmeye alınması daha önemlidir.
Normal genç erişkinde bu oran %80-85'tir. %70'den az ise HAFIF, %60'dan az ise
ORTA, %50'den az ise CIDDI ve %40'dan az ise ÇOK CIDDI KOAH olduğuna karar
verilir.
KOAH'lı hastalara yaklaşımda evreleme sistemi oldukça yararlıdır. ATS
kriterlerine göre FEV1 beklenenin %50'sinden yüksek veya eşitse Evre 1,
beklenenin %35-49'u arasında ise Evre 2, beklenenin %35'inin altında ise Evre
3 olarak kabul edilir.
ERS sınıflamasına göre ise FEV1 beklenenin %70'inden yüksek veya eşitse
HAFIF, bekleninin %50-69'u arasında ise ORTA, beklenenin %50'sinin altında ise
?LERI DERECEDE olarak kabul edilir.
KOAH'lı hastaların her türlü cerrahi girişim nedeni ile anestezi almaları
gerekebilir. O nedenle bu hastaların pre-op klinik değerlendirmelerinin etraflıca
yapılması, per-op ve post-op dönemde gelişecek komplikasyonların önlenmesi
ve operasyonun ertelenmesi bakımından oldukça önemlidir. Anamnezde; ekzersiz
toleransı, öksürük, balgam çıkarma, semptomarda yakın zamanda değişiklik,
kullandığı farmakolojik ajanlar sorgulanmalı. Fizik Muayenede; Wheezing-ronküs,
takipne-dispne-yardımcı solunum kasları, balgam (renk-kıvam), kibrite üfleme
gibi yatak başı solunum fonksiyon testleri etfaflıca araştırılmalı, EKG,
göğüs röntgeni, yaşı, kilosu, sigara alışkanlığı, planlanan cerrahi
sahanın yeri, planlanan operasyonun süresi incelenmelidir.
Yapılan çalışmalar, post-op komplikasyon gelişme olasılığının anormal
pulmoner fonksiyonları alanlarda 23 kat, torakal ve abdominal operasyon geçirenlerde
4 kat, sigara içenlerde 4 kat, 60 yaş ve üzeri olanlarda 3 kat, şişmenlerde
2 kat fazla görüldüğünü ortaya koymuştur.
KOAH'lı kişilerde pre-op hazırlıkta;
1. Sigaranın bırakılması
2. ınfeksiyonların tedavisi (Antibiyoterapi)
3. Medial T. (?2 reseptör agonistleri-steroidler-ksantin)
4. Sıvı T. (3 L/gün)
5. Ekspektoran
6. Spirometri öğretilmesi
7. Göğüs fizyoterapisi (perküzyon, vibrasyon, postural drenaj)
Sigara içen kişilerde; silier aktivite azalır, küçük havayollarında
daralma olur, müküs sekresyonu artar ve surfaktan fonksiyonu azalır. O
nedenle operasyondan 8-10 hafta önce kesilmesi post-op morbiditeyi önemli
derecede azaltır. 6-8 hafta önce kesilmesi immün fonksiyonlar ve ilaç
metabolizmasının normale dönmesine, 4-6 hafta önce kesilmesi SFT'nin normal
değerlere ulaımasına neden olur. 1-2 hafta önce kesilmesi balgam oluşumunu
azaltır. 48-72 saat önce kesilmesi COHgb düzeyini ve silier fonksiyonlarını
normale döndürür.12-24 saat önce kesilmesi de CO ve nikotin düzeylerinin
azalmasını sağlar.
Bu hastalara pre-op incentive spirometre kullanımını öğretme post-op
komplikasyon riskini ve hastanede yatı? süresini önemli ölçüde azaltır.
Bu kişilerde beslenme de oldukça önemlidir. Çünkü malnütrisyon hem serum
albumin düzeyinin azalmasına hem de solunumsal kas gücünün zayıflamasına
yol açar. Bu nedenle de post-op komplikasyon (pnömoni) riski oldukça yükselir.
KOAH'lı kişilerin hidrasyonu da önemli bir diğer konudur. Çünkü dehidrate
kişilerin sekresyonları da koyu olaca?ından post-op komplikasyon olasılığı
da fazla olacaktır.
Ayrıca pre-op incelenen kan gazı tetkiklerinde pCO2'in 45 mmHg üzerinde olması
özellikle akciğer rezeksiyonu geçirecek olan KOAH'lı hastalarda post-op
komplikasyon riskinin çok yüksek oyduğunu göstermesi bakımından oldukça
anlamlıdır. Eğer hastaların optimal medikal durumda olduğundan emin olunmaz
ise, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ile konsülte yararı inkar edilemez.
KOAH'lı kişilerde inflamasyona bağımlı olarak gelişen semptomlar
kortikosteroid (KS) kullanımını gerektirmektedir. Kortikosteroidler hem
katekolamin yapımını arttırmakta, hem de ?-reseptör oluşumunu
tetiklemektedir.
Etki süresi 8-12 st olan kısa etki süreli steroidler (Hidrokortizon ve
Kortizon)'dur. Etki süresi 12-36 st olan orta etki süreli steroidler
(Prednison, Prednisolon, Metil prednisolon)'dur. Etki süresi 36-54 st olan uzun
etki süreli steroidler (Betametazon, Deksametazon) dur. Steroidler özellikle
orta D.ve ciddi astmatik hastalarda uygulanmaktadır. Elektif op. öncesi 3 günlük
bir kullanım (1.G 40mg Prednison-P.O, 2.G 20 mg Prednison-P.O, 3.G 10 mg
Prednison-P.O) büyük yarar sağlar.
Devamlı wheezing'i olan kişilerde daha uzun süreli kürler tavsiye
edilmektedir. Pre-op uygulanan KS'lerin yara iyileşmesini etkilediklerine dair
klinik veriler yoktur. Acil cerrahi girişim yapılacak kişilerde bile kaç
saat öncesi gibi kısa süreli prednison kullanımının büyük yararı vardır.
Uzun süreli glikokortikoid alanlarda; pre-op 100 mg, intra-op 100 mg
Hidrokortizon adrenal supresyonu kompanse etmek için gereklidir.
KOAH'lı kişilerde kullanılan sempatomimetik aminler Katekolaminler
(Adrenalin- ısoprenalin), Resorsinoller (Terbutalin, Fenoterol, Metaproterenol)
ve Salijenin (Albuterol) dür. ?2 agonist olan bu ajanlar, hücre içi cAMP düzeyini
arttırırlar. Bu etki ile damar düz kas tonusu azalır ve bronşial gevşeme
olur. ?2 agonistler ayrıca mukosilier aktiviteyi artırır, diyafragmın
kontraksiyon gücünü arttırır ve Mast hücre stabilizasyonuna neden olarak
mediatör salınımını azaltır. Bronkospazmı olan KOAH'lı olgularda
ameliyathaneye gelindiğinde inhalasyon yolu ile uygulanan Albuterol 10-30 dk içerisinde
en etkin düzeye ulağır ve etkisi yaklaşık 2,3 saat devam eder.
KOAH'lı kişilerde Metil Ksantinler Teofilin, Aminofilin) in de önemli yeri
vardır. Bufarmakolojik ajanlar fosfodiesterazı inhibe ederek 3', 5' cAMP düzeyini
arttırır, Ca++un hücre içine girişini veya sarkoplazmik retikulumdan (SR)
mobilizasyonunu etkiler, prostoglandin inhibisyonu ve adenozin antagonizmasına
neden olur, diyafragmın kas gücünü ve kan akımını arttırır, kalp üzerine
(+) inotropik etkisi vardır, hava yollarına nötrofil geçişini azaltarak
inflamasyona engel olur.Fakat ajanın terapötik güvenlik aralığı dardır.
Doz a?ımı ile ta?iaritmi, hipotansiyon ve konvülsiyonlar görülür. Özellikle
Halotan ile birlikteliği çok şiddetli aritmilere neden olmaktadır. Operasyon
öncesi aminofilin'in günde 2 kez 400 mg, Teofilinin de günde 2 kez 8-10 mg/kg
P.O veya Aminofilin'in 3-6 mg/kg/30 dk.lık yükleme dozunun ardından 0.3-0.9
mg/kg/st idamesi büyük yarar sağlar.
Bilindiği gibi refleks bronkokonstrüksiyon kolinerjik mekanizmalarla yönetilir.
KOAH'lı kişilerde o nedenle antikolinerjikler (Atropin, Ipratropium bromid,
Glikopirolat) in önemi büyüktür. Bunlardan Ipratropium B. elektif cerrahi öncesi
20 µg MDI, 20-40 mg (4 st) nebulize edilerek, Atropin (4 st) nebülize edilerek
-0.4-1 mg (6 st) P.O yoldan Glikopirolat 0.2-0.4 mg MDI, 0.2-0.4 mg İ.V yoldan
uygulanır.
Özellikle allerjik kökenli atmatik hastalarda antiinflamatuar etkili, mast hücre
stabilizasyonu yapan Sodyum Kromoglikatın büyük yararı vardır. Elaktif
cerrahi öncesi günde 3 kez 2 puff (800 mg/puff) veya günde 3 kez 2 ml (20 mg)
nebulize edilmesi kuvvetli bronkodilatör etki yapar.
Son görüşlere göre; stabil KOAH'da Albuterol ve Ipratropium kombinasyonlarına
Teofilin ilavesi maksimum yarar sağlamaktadır.
Bu hastalarda H1, H2 reseptör blokerleri, mukotikler, antibiyotikler ve
kalsiyum kanal blokerlerinin de önemli yerlerinin oyduğu unutulmamalıdır.
KOAH'lı kişilerde post-op pulmoner komplikasyonların görülme olasılığı
cerrahi bölgeye bağlı olduğundan dolayı özellikle yukarı abdominal bölge
ve torasik bölge cerrahi girişimleri kişi ancak optimal medikal ?artlarda ise
söz konusudur. Aksi takdirde operasyon ertelenmelidir. cerrahi girişim acil
olsa birkaç saatlik bir erteleme hastanın durumunu optimize etmek için oldukça
yararlı olacaktır.
PREMEDIKASYON yapılırken, histamin deşarjı yapan, solunum merkezi
depresyonuna neden olan morfin, dolantin gibi opiatlar uygulanmamalı, onun
yerine bronkodilatasyon yapan, sedatif etkili H1 reseptör blokeri Difenhidramin
hidroklorid tercih edilmelidir. Droperidol de hava yollarında rezistansı
azalttığı için tercih edilen diğer ajandır. Bunlara eşlik ettirilen
Atropin de parasempatolitik olduğundan bronkospazmı azaltan bir
farmakolojik ajandır.
İNTRAOPERATİF YÖNETİM
KOAH'lı kişilerde uygulanacak anestezi hastanın fiziki durumu
kadar uygulamanın yapılacağı bölgeye de bağlıdır. Anestezi verilecek
hasta için en uygun anestezik yöntem iyi bir klinik kararla belirlenmelidir.Bu
hastalarda genellikle rejyonal anestezi tercih edilir. Çünkü endotrakeal entübasyon
(EE) wheezing'in en büyük tetikçisidir. Astmatiform hastaların %6'sında
EE'un ardından wheezing gelişir. Ancak, yüksek spinal anestezi sonrası da
solunum ve yardımcı solunum kaslarının fonksiyonları bozulur. ERV'de %50'ye
varan azalmalar olur. Özellikle T7'nin üzerine çıkıldığında ASY gelişebilir.
ınterkostal kas fonksiyonlarının kaybu VC'de %60'a varan azalmalara neden
olur. Abdomunal kas fonksiyonu kaybı da intratorakal basıncı artırarak öksürme
kabiliyetini önemli derecede azaltır. Kişiye interskalen blok uygulanacak ise
bunun frenik sinir blokajı ve diyafragma paralizisine neden olabileceği akıldan
çıkarılmamalıdır.
Rejiyonal anestezi uygulamalarında hastaları sedatize etmek gereklidir. Fakat
sedatif ajanların CO2'e cevap curve'unu etkileyebileceği unutulmamalıdır. İyi
sedatize edilmemiş ve solunumu sırtüstü pozisyonda yatmaya engel olan bazı
hastalarda solunumun kontrol altında tutulması için genel anestesi
indikasyonu vardır.
GENEL ANESTEZİ
Bu hastaların indüksiyon öncesi pre-oksijenizasyonu, oksijen desatürasyonunu
engellemesi bakımından önemlidir. İ.V lidokain hava yolu irritasyonunu
azalttığından dolayı indüksiyon öncesi uygulanmalıdır. Pentotal
bronkomotor tonusu etkilememektedir. Fakat bazen aşırı histamin salımı ile
bloke etmektedir. Ketamin, hemodinamisi stabil olmayan kişilerde hem sempatik
stimülasyon hem de düz kas relaksasyonu ile bronkodilatasyon yapıldığından
dolayı tercih edilen bir indüksiyon ajanıdır. Fakat bronşial sekresyonları
arttırdığı unutulmamalıdır. Halotan maske ile indüksiyonda iyi tolere
edilen ve öksürü?ü az tetikleyen bir inhalasyon ajanıdır. Bütün volatil
anesteziklerin bronkodilatatör etkileri varsa da Halotan ve Sevofluran korkularından
dolayı daha fazla tercih edilmektedir. Eğer hasta uyanık olarak entübe
edilecek ise havayolu stimülasyonundan 15-20 dk. önce ?2 agonist inhalasyonu,
?pratropium bromid inhalasyonu ve İ.V lidokain bronkospazmı azaltacağı için
yararlıdır. Süksinilkolin nadir de olsa histamin deşarjına neden olduğu
halde entübasyon için güvenle uygulanır. Refleks bronkospazma yol açmamak için
entübasyon öncesi ek doz ?.V. indüksiyon A. uygulamalı veya 5 dk. süre ile
2-3 MAC inhalasyon anesteziliği eklenmelidir. Histamin deşarjı yapan
non-depolarizan kas G.(Mivakuryum, Atrakuryum ve Kürar) tercih edilmemeli,
idame inhalasyon anestezikleri ile sağlanmalıdır. Aminofilin ve B-adrenerjik
alan kişilerde halotanı, myokardı hassaslaştırdığından dolayı kullanılmamaya
özen göstermelidir. Ciddi KOAH'lı hastalarda kontrollü ventilasyon (solunum
hızı az, tidal volüm yüksek ve ekspiryum zamanı uzun) yapılmalıdır. Çünkü
spontan solunumda çok ciddi hiperkapni gelişebilir. Uygulanan gazların
nemlendirilerek verilmesi hem bronkospazm için hem de uzun sürecek cerrahi işlemler
için oldukça yarar sağlar.
Pulmoner hipertansiyonu ve geniş bülleri olan amfizematö hastalarda N2O
kullanmaktan kaçınmalıdır. Pulse Oksimetre anlamlı arteriyel desatürasyonu
kesin olarak gösterse de, uzun süreli operasyonlarda arteriyel kan G. ölçümleri
intrapulmoner şantlaımaları izlemek bakımından daha doğru bilgiler
vermektedir.
Bu hastalara verilecek Trendelenburg, Litotomi. Sağ-sol yan, Yüzüstü
pozisyonların solunumu önemli derecede etkileyeceği de akıldan çıkarılmamalıdır.
KOAH'lı özellikle astmatiform hastalarda kas gevşetici ajanların
kolinesteraz inhibitörleri ile antagonize edilmesi bronkospazmı provoke
edebilir. Antikolinesterazdan önce yeterli dozda antikolinerjik verilmesi bu
riski minimalize eder. Anestezi sonlandırılırken ET refleks bronkospazmı
stimüle edebilir. İ.V lidokain havayolu irritasyonunu azalttığından dolayı
uygulanmalıdır. Ayrıca inhale ?2 agonistler ve Ipratropium'un proflaktik
uygulanı?? bronkospazm riskini minimalize eder. Orta dereceli KOAH'lı
hastalarda derin inhalasyon anestezisi altında ekstübasyon kabul görmektedir.
Ciddi KOAH'lı hastalarda ise yeterli ventilasyon, yeterli pulmoner fonksiyon ve
nöromüsküler bloşun antagonize edildiğinden emin olduktan sonra ekstübasyon
önerilmektedir. Şayet ekstübasyon sonrası wheezing gelişirse ?2 agonist
(2.5 ml SF içinde 0.5 mg Albuterol) aerosol şekilnde uygulanmalıdır. Kişi
şayet büyük bir cerrahi girişim geçirmiş ise ve kronik hiperkapnisi varsa
özelikle torakotomi operasyonu sonrası SIMV modunda ve PEEP eklenerek daha
sonra basınç destekli olarak ventile edilmeli, PaCO2 ve pH değerleri normale
döndüğünde ekstübe edilmelidir. Fakat küçük bir cerrahi girişim yapılmış
ise FIO2 %25-50 yeterli olacaktır.
Bu hastalarda hipotermiden kaçınmalıdır. Çünkü hipotermi hem kas gevşeticilerin
etki sürelerini uzatmakta, O2-Hb Dissosiasyon eğrisini sola kaydırmakta hem
de titreme nedeni ile O2 tüketimini arttırmaktadır. Ayrıca hipotermi olduğunda
vazokonstrüksiyon sonra da intravasküler sıvının ekstrasellüler bölgeye
geçişi ile hipovolemi gelişir. Bundan bağka hipotermide plateletler karacişerde
sekestre olurlar ve buna bağlı olarak koagülopati gelişir. Ayrıca kardiak
disritmiler, böbrek fonksiyonlarının ve mental durumun bozulması da söz
konusudur. O nedenle ?ayet hasta hipotermik ise normal vücut ısısı oluşana
kadar beklemekte yarar vardır.
POST-OP DÖNEM
Solunum fonksiyonlarını optimal düzeyde tutmak , erken mobilizasyon, bronşial
hijyen ve etkin bir post-op analjezi sağlamak bu dönemde dikkat edilmesi
gereken konulardır. Aksi halde post-op pulmoner komplikasyonlar ile karşıla??Tıp.
Operasyon sonrası baş yukarı pozisyon ve erken mobilizasyon; kompliansı,
FRC'i öksürük ve derin soluk alabilmeyi arttırdığı, soluma işini azalttığından
ve böylece post-op gelişebilecek komplikasyonları minimalize edeceğinden
dolayı tercih edilmelidir. Bronşial hijyen tedavisi için; inspiratuar
transpulmoner basıncı arttıran Insentiv spirometre, geçici süre ile
I.P.P.B, göğüs fizyoterapisi, derin soluk alma ve öksürme ekzersizleri ve
ekspiratuar transpulmoner basıncı arttıran CPAP yüz maskeleri uygulanır.
Yalnız profilaktik I.P.P.B ve göğüs fizyoterapisinin etkin olsalar bile
oldukça pahalı yöntemler olduğu unutulmamalıdır.
Analjezinin özellikle torakal ve üst abdominal bölge operasyonlarından sonra
narkotik ilave edilerek veya edilmeden lokal anestezik ajanların kontinü
epidural ve spinal yoldan PCA ile, kriyoanaljezi teknişi ile, transkütanöz
elektrikli sinir stimülasyon ile sağlanması da; kişinin öksürme ve derin
solumasına izin vererek, hem sekresyonların temizlenmesi sağlayacak hem de
atelektazi insidansini minimale indirecektir. Analjezi için nonsteroid
antiinflamatuar bir ajan ya da cerrahi bölgenin lokal anestezik ile
infiltrasyonu da düğünülebilir.
şuur kaybı olmaksızın ağrının kontrol altına alınması da dikkat
edilmesi gereken diğer önemli bir konudur.
KAYNAKLAR
1. Patton, C., Deepika, K.: Selected problems in the recovery room.
Curr Rev Clin Anesth 11 (19): 157-164, 1991.
2. Mathewson, H.S.: The asthmatic as an anesthetic risk. Curr Rev Clin
Anesth 12 (22): 193-200, 1992.
3. Sutek, C.A.: Negative pressure pulmonary adema. Curr Rev Clin Anesth
13(2): 9-16, 1992.
4. Kronke, K., et al.: Operative risk in patients with severe obstructive
pulmonary disease. Arch Intern Med 152: 967-971, 1992.
5. Frost, E.A.M.: Complications in the post anesthesia care unit. Curr Rev
Clin Anesth 13(6): 41-48, 1991.
6. Kofke, W.A.: Postoperative respiratory care techniques. Curr Rev Clin
Anesth 12(3): 105-112, 1992.
7. Downs, J.B., Bosek, V.: Perioperative pulmonary function. Curr Rev Clin
Anesth 13(16): 129-136, 1993.
8. Bishop, M.J.: The Patient with Respiratory Disease, ASA American
Society of Anaesthesiologists: Annual Refresher Course Lectures 122(1-6), 1993.
9. Robertson, R., Cane, R.D.: Perioperative management of the patient with
respiratory disease. Curr Rev Clin Anesth 14(3): 17-28, 1993.
10. Siafakas, N.M., et al.: Optimal assessment and management of chronic
obstructive pulmonary disease (COPD)-ERS Consensus Statement. Eur Respir J 8,
1398-1420, 1995.
11. Wong, D., et al.: Factors associated with postoperative pulmonary
complications in patients severe chronic pulmonary disease. Anesth Analg 80:
276-284, 1995.
12. Pizov, R., et al.: Wheezing during induction of general anesthesia in
patients with an with out asthma. Anesthesiology 82: 1111-1116, 1995.
13. Morgan, G.E., Mikhail, M.S.: Anesthesia for patients with res;iratory
disease, in: Clinical Anesthesiology, Second Edition, Appleton and Lange,
U.S.A., 1996, p: 441-452.
14. Kingston, H.G.G.: Bronchodilator drugs-asthma, in: International
Practice of Anaesthesia (Eds: Prys-Roberts, C., Brown, B.R.), First Edition,
Butterworth Heinemann, Oxford, 1996, Vol.1, 63 (1-10).
15. Sim, K., Morgan, C.: Pathophysiology of pulmonary disease relevant to
anaesthesia, in: International Practice of Anaesthesia (Eds: Prys-Roberts, C.,
Brown, B.R.), First Edition, Butterworth Heinemann, Oxford, 1996, Vol. 1,
64(1-17).
16. Karen, B.D.: Evaluation, preparation and management of the patient
with respiratory disease ASA, American Society of Anesthesiologists: Annual
Refresher Course Lectires (152(1-7), 1996.
17. Tatlıcıo?lu, T., Samurkaşoğlu, B., Kalyoncu, F., Gürsel, G., Acıcan,
T., Gündoğdu, C.: toraks Derneşi Ankara şubesi (Toraks Derneşi KOAH
Bilimsel Kolu): Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Ed: Türkan Tatlıcıoğlu,
1996.
18. Umut, S.: Kronuk Obstrüktif Akciğer Hastalığı Seminer Notları, Küre
Basım, ıstanbul, 1997.
19. Shapiro, B.A.: Evaluation and management of postoperative respiratory
insufficiency and hypoxia. ASA American Refresher Course Lectures 275 (1-7),
1997.
20. Peruzzi, W.T.: Evaluation, preparation and management of the patient
with respiratory disease. ASA American Refresher Course Lectures 274 (1-7),
1997.s
|