ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ANESTEZİYOLOJİ ANABİLİM DALI

Tıp Fakültesi

II.Çukurova Anestezi Günleri (ÇAG)

Laringospazm vb..

12-14.06.98 - Adana

 

 

Home
Pulse Oksimetri
Solunum Mekaniği
Toraks Radyolojisi
Solunum Testleri
Laringospazm vb..
Pnömotoraks
Akciğer Ödemi
Astmatik Atak
FOBE
İnvazif Yöntemler
Laringeal Maske
HFJV
Restriktif Akc Hastalıkları
KOAH
 

II. ÇAG   

Requires a Java Enabled Browser.
 

 

 

 

Prof. Dr. Erol İÇEL
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD.

LARİNGOSPAZM, BRONKOSPAZM, YABANCI CİSİM ASPİRASYONU

Laringoskopi ve entübasyonun erken döneminde anestezi derinliğinin yüzeyel olmasına bağlı sıklıkla üç acil respiratuvar komplikasyon görülür. Bu komplikasyonlar çoğunlukla üst solunum yollarının akut travması ile ilgilidir.

 
1) Apne : Anestezi yüzeyel olduğunda respiratuvar inhibisyon ya da refleks olarak solunum tutulmasına bağlı olarak görülebilir.
2) Laringospazm ve bronkospazm : Tüp trakeada iken laringeal kasların spazmı ile görülebilir.
3) Obstrüksiyon


Bu komplikasyonlardan laringospazm, bronkospazm ve yabancı cisim aspirasyonları aşağıda incelenmiştir :

LARİNGOSPAZM

Laringospazm intrensek laringeal kasların (aritenoid, lateral krikoaritenoid ve krikotiroid) kasılması ile glottisin kuvvetli bir şekilde kapanmasıdır. Klinik olarak larıngospazm parsiyel ya da komplet olabilir. Parsiyel spazmda hasta özellikle inspirasyonda wheezing ya da tipik bir hırıltılı boğulma sesi çıkarır. Komplet spazm oluştuğunda hastanın hiç sesi çıkmaz. Apne görülür ve akciğerlerin havalandırılması olanaksızdır.
Laringospazm insidansı 8/1000'dir. 1-9 yaş arası çocuklarda yaklaşık 17/1000 oranında görülürken, infantlarda diğer yaş gruplarından 3 kez daha yüksek görülür. Çocukların yüksek oksijen tüketimleri hızla hipoksiye neden olduğundan bu grup için oldukça risklidir.

SINIFLANDIRMA

1. derece : İrritasyona karşı kordların addüksiyonu basit bir korunma reaksiyonudur. Çok yaygındır ve en az zararlı olanıdır. Tedavi gerektirmez ve kendiliğinden düzelir.
2. derece : Ariepiglottik kıvrım spazma uğramıştır ve gerçek kordların görülmesini engelleyerek false kord görünümü yaratır. Bu da hasta açısından ciddi bir problem değildir. Çeneyi öne çekmek ve oksijen uygulamak yeterlidir.
3. derece : Larinks kadar farinksin de tüm kasları spazmdadır. Larinks epiglotu öne doğru eşmiştir. Baş pozisyonunda değişiklik, ağrılı stimulus sıklıkla düzelme sağlar. Buna karşın genellikle entübasyon gereklidir ve nadiren trakeostomiye gereksinim duyulur.
4. derece. Epiglot larinksin üst kısımlarında hapsedilmiştir.

MEKANİZMA

Laringeal kapanma stimülasyonun süresine, yoğunluğuna, anestezik ilaçların etkileşimlerine ve anestezi derinliğine bağlı olabilir. Bir kez laringospazm uyarılırsa laringeal kapanmanın derecesi stimülasyonun kesilmesinden sonra da uzun süre devam eder.

NEDENLER
1) ındüksiyon sırasında : Hepsi temel olarak yetersiz anestezik teknik ya da anestezik derinlişe bağlıdır. Özellikle yüzeyel anestezi altında perine ve anal bölge girişimlerinde karşımıza çıkmaktadır.
a) Uygunsuz preanestezik medikasyon
b) ınhalasyon ajanının zamanından önce verilmesi
c) Havayolunun erken yerleştirilmesi
2) Parasempatik etkileri ile ilaçlar laringospazm oluşturabilirler. "Light thiopental" iyi bir örnektir. ındüksiyon dozları, stage II'lik bir uyku sağlar. Fakat bu derinlik laringeal refleksleri deprese etmez, hatta sensitize eder. Derin barbitürat hipnozunda supralaringeal sinirdeki sinaptik transmisyon azalır ve spazm çözülebilir; ancak geç etkilidir. Bu yaklaşım bir aşırı doz gerektirmektedir. Süksinilkolin başlangıçta kordlarda addüksiyona neden olabilir. Fakat bu kısa sürelidir ve 1 dakika içinde sonlanır. Methohexital indüksiyon sırasında aksırma nöbetleri kadar laringospazmdan da sorumludur.
3) ınhalasyon ajanlarının (dietileter klasiktir) sedasyon ya da uyku oluşturmadan önce %3'den fazla konsantrasyonlarda inhale edilmesine izin verildiğinde bronkospazm oluşturabileceği bilinmektedir. Nitröz oksit laringospazm oluşturmaz. Özellikle çocuklarda indüksiyon amacı ile kullanılmaları nedeniyle sık görülür. Isofluran, enfluran ve halotana oranla laringospazm oluşturmaya daha fazla eşilimlidir.
4) Mekanik uyarıcı faktörler :
a) Endojen maddeler : Tükrük, ağız içine düşen dişler, regurjite olan gastrik içerik, kan, mukus, sekresyonlar
b) Eksojen yabancı maddeler : Solunum devrelerinin artık parçaları, soda lime artıkları, faringeal airway, aspirasyon kateterleri
5) Refleksler :
a) Anal ya da vaginal sifinkterlerin gerilmesi
b) Servikal kanalın dilatasyonu
c) ıntraabdominal cerrahi sırasında visseral organlarda çekilme
Laringeal maske uygulanması sırasında zorlanma sonucu mukozal travmaya bağlı kanama ve kanın farinkse ilerlemesi ile de laringospazm görülebilmektedir.
TANI : Parsiyel laringospazm (1. ve 2. derece laringospazm) gürültülü solunum stridoru ile görülür. Akciğerlerin havalanması prekordiyal bir steteskopla daha iyi saptanabilir. Komplet laringospazm nadirdir. Obstrüksiyona ait belirtiler görülür. Aşırı solunum çabası, trakeal çekilme, paradoksik göğüs duvarı hareketi ve spazmodik karın (diyafragma) hareketleri vardır. Solunum sesleri kaybolmuştur. Hastalara mutlak premedikasyon uygularak anksiyete elimine edilmeli, sekresyonlar antikolinerjiklerle azaltılmalıdır. Hava yolunun topikal analjezisi de laringospazm insidansını azaltmaktadır.

TEDAVİ
parsiyel laringospazm (1. ve 2. derece) :
1) İrritan stimulus kaldırılmalı, endoskopik ve cerrahi manüplasyon durdurulmalıdır.
2) Anestezi seviyesi derinleştirilmelidir.
3) Yüze iyi oturan bir maske ile %100 oksijen pozitif basınçla verilerek ventilasyon kolaylaştırılmalıdır.
1. ve 2. derece laringospazmların çoğu kendiliğinden düzelir. Aşırı gayretli, zorlu girişimler bloşu kötüleştirecektir. Hipoksi ya da asfiksi refleks nöral aktiviteyi deprese eder ve laringospazm sonlanabilir.
Komplet laringospazm (3. ve 4. derece) :
1) Baş bir yastık üzerine yerleştirilir ve mandibula köğelerinden basınç uygulayarak çene önce doğru hareket ettirilirken kaldırılır.
2) Alternatif olarak özellikle hipotiroid kas, boyun kaslarının bağları gevşetilir ve çene kaldırılır.
3) Farinks ve kordlara %4 kokain, %2 ksilokain sprey kullanılır.
4) Maske aracılığı ile uygun hava basıncı ile ventilasyon kolaylaştırılmaya çalışılır.
5) Konservatif girişimler bir dakika sonuç vermezse, bir kas gevşetici intravenöz olarak verilir. Hızlı etkili olması nedeniyle süksinilkolin tercih edilir (1.5 mg/kg). Eğer intravenöz yol yok ise 4 mg/kg süksinilkolinin IM enjeksiyonu ile 60-75 saniyede etki elde edilir. ıntrensek laringeal kaslar çizgili kas tipindedir. Gevşeme ile birlikte ventilasyon kolaylağır. Bazı durumlarda entübasyon gerekebilir.
6) Krikotiroid işne ya da geniş çaplı bir işne krikotrakeal aralıktan yerleştirilerek oksijen insuflasyonu için bir yol sağlanabilir. Krikotirotominin kullanılması subglottik stimülasyon yarataca?ından ve kordlara yakınlığı nedeniyle risklidir.
7) Trakeostomi son bağvurulacak yoldur. Fakat soğukkanlı, sakin yönetimle ve etkili bir planla bu işleme nadiren gerek duyulur.

BRONKOSPAZM

Brankospazm, sekonder ve tersiyer bronşial dalların bronşiolar kaslarının kontraksiyonu sonucu oluşan alt hava yolu obstrüksiyonudur. Bu acil tedavi gerektiren hava yolu obstrüksiyonunun nedeninin doğru ve hızlı tanısı esastır. Önce yabancı cisim, sekresyon, kan, kullanılan aletlere bağlı mekanik obstrüksiyon ekarte edilmelidir.
Klinikte hırıltılı solunum, ekspiratuvar wheezing, tidal voümde azalma, güçlü ekspiratuvar kontraksiyonlar, aksesuar kasların kullanımı ve hava yolu pik basıncının artması klasik bulgulardır.


MEKANİZMA

Özellikle laringotrakeal alandaki mekanik uyarılar bronkospazm neden olur. Trakea ve karina uyarılarak oldukça duyarlıdır, öksürük ve bronkospazm oluşabilir. Laringeal ve glottik uyarılar sadece laringospazm değil aynı zamanda yoğun bir bronkospazm neden olabilir.

İNSİDANS

Anesteziye bağlı bronkospazm insidansı %0.16'dır. En yüksek insidans 0-9 yaş grubunda olup oran %4'tür. Aşağıdaki durumlarda insidans artmaktadır:
1) Solunum yolları infeksiyonları (%4.1)
2) Anestezik ilaçların rektal uygulanması (%3.5)
3) Patolojik EKG varlığı (%2.4)
4) ASA III grubu hastalar (%2.4)
5) Obstrüktif akciğer hastalığı (%2.2)
6) Oral endoskopi, trakeal entübasyon (%0.9)
7) Spinal operasyonlar, tanısal miyelografi, ensefalografide de insidans yüksektir
8) 50-60 yaş arası grupta insidans %0.18'dir.
Allerjik nedenlere bağlı insidans ileri yaşlarda daha yüksektir. Yetersiz preanestezik medikasyon çocuklarda ve özellikle erkek hastalarda yüksek insidans ile bronkospazma neden olmaktadır.

NEDENLER

1) Entübasyon
2) Ekstübasyon
3) Bronkoskopi
4) Üst solunum yollarının muayene ve cerrahisi
5) Oral endoskopik girişimler
6) Yüzeyel genel anestezi, yetersiz kas gevşemesi ile birlikte yaygın cerrahi manüplasyon ve organ çekilmeleri
7) ?laçlar (barbitüratlar, opioidler, kas gevşeticiler, amid yapısındaki lokal anestezikler). Bu ilaçlar histamin salınımını artırarak bronkospazma neden olurlar. Özellikle 10-15 ng/ml üzerindeki kan seviyelerinde insidans yüksektir.
8) Sempatik gangliyon blokajı (epidural blok, spinal blok, interskalen brakial pleksus blokajı, interkostal sinir bloku)
9) Emosyonel ve psikolojik faktörler vagus siniri üzerinden bronkopazm oluşturur.
10) Sigara içimi (artmış mukus üretimi, silier aktivitede azalma)
11) Böbrek transplantasyonu
12) Postoglandin enjekjiyonu


ÖNLEME VE TEDAVİ

Solunum fonksiyon testleri hava yolu obstrüksiyonunun derecesini belirlemede ve bronkodilatör ile geri dönüşümlü olup olmadığını  saptamakta oldukça yararlı testlerdir. Özellikle astımlı hastalarda iyi bir preoperatif hazırlık esastır. Bu hastalarda 3 hafta içinde geçirilmiş akciğer infeksiyonu varlığında bronkopazm insidansı yüksek olaca?ından genel anesteziden kaçınmak gerekir. Bronkospazm insidansının yüksek olduğu hastalarda buna neden olan ilaç ve yöntemlerden kaçınarak varsa alternatifleri tercih edilmelidir. Steroidler bronkospazmın engellenmesinde önemli yer tutmaktadır; ancak operasyondan en az 1.5 saat önce uygulanması gerekmektedir.
Bronkospazmın tedavisi şiddetine bağlıdır. Orta şiddette bir bronkospazmda anestezinin derinleştirilmesi yeterli olabilir. Bronkospazm ciddi olduğunda bu tedavi daha az etkilidir; çünkü inhalasyon anesteziklerinin yeterli seviyeye ulaımasında zorluk olmaktadır. Bu durumda sistemik bronkodilatör ilaçlar kullanılmalıdır.
Aminofilin 5 mg/kg 5-10 dakika içinde genellikle etkilidir. Gerekirse 0.5 mg/kg/saat infüzyon yapılabilir. En önemli yan etkisi sinüs taşikardisi ve nadirende diğer ta?iaritmilerdir. Aritmiler halotan, hipoksi ve hiperkarbi varlığında daha belirgindir. Miyokardiyal irritabilite bulguları oluşursa halotan bağka bir ajanla değiştirilmeli ve aminofilin yavaş verilmelidir. EKG mutlaka monitorize edilmelidir.
Eğer aminofilin etkisiz ise salbutamol veya terbutalin kullanılabilir. Daha ciddi olgularda bu ilaçlara da yanıt alınamazsa adrenalin kullanılır. Adrenalinin ?-adrenerjik agonist etkisi (bronkokonstrüksiyon) olmasına karşın ?2-adrenerjik agonist etkisi (bronkodilatasyon) daha güçlüdür. Subkutan olarak 0.25-5 mg dozda verilebilir. Halotan varlığında bu doz 0.1-0.2 mg'a düğürülmelidir. IV bolus olarak 10-20 ug veya infüzyon şekilnde verilebilir. Aminofiline göre daha az aritmi yapmasına rağmen arteriyel basınçta anlamlı yükselmelere neden olabilir. Uygulama sırasında arteriyel basınç monitorize edilmelidir.
Ciddi bronkospazm olgularında steroidler (250-500 mg) verilmelidir. Ancak bronkodilatör etki hemen oluşmamaktadır. Özellikle hidrokortizon bronşial ödemi olanlarda faydalıdır. Bronkospazmda hava yolu obstrüksiyonu esas olarak ekspiratuvar tiptedir. Bronkospazm gelişen hastada solunum sayısını azaltmak, tidal volümü artırmak ve gaz tutulumuna bağlı toraksın aşırı distansiyonunu engellemek için ekspirasyon fazının süresini uzatmak gerekli olabilir. Bu daha yüksek hava yolu basıncı uygulamayı gerektirir. Ancak hava yolu pik basıncı 50 cm H2O'u geçmemelidir. Derlenme döneminde solunum yetmezliği oluşaca?ından bronkospazmı ciddi olan olgularda postoperatif solunum desteşine devam edilmelidir.

YABANCI CİSİM ASPIRASYONU

İnspire edilen havayla yabancı materyalin hava yollarına kaçmasına pulmoner aspirasyon denir. Yabancı cisim aspirasyonlarını 6 ana bağlıkta toplayabiliriz :
1) Mendelson sendromu
2) Yabancı cisim aspirasyonu
3) Bakteriyel pnömoni ve akciğer absesi
4) Lipid pnömonisi
5) Trakeobronşit
6) Suda boğulmalar
Anestezi uygulamasının indüksiyon döneminde ortaya çıkan aspirasyon pnömonisi veya Mendelson sendromu 25ml'den fazla (0.4 ml/kg) pH'sı 2.5'dan az olan mide içerişinin aspirasyonu sonucu akciğer parenkiminin inflamasyonu ile karakterize öldürücü bir komplikasyondur. Bu riski taşıyan hasta grubu ve nedenler şunlardır :
1) Predispozan hastalar, hava yolu refleksi değişiklik arzedenler
2) İlaç zehirlenmeleri
3) Genel anestezi
4) Nöromusküler hastalıklar ve ansefalopati
5) Anormal faringeal veya ösafagial anatomiye sahip olanlar (hiatal herni, skleroderma, gebelik ve şişmanlık gibi)
6) Acil cerrahide midenin dolu olması veya mide boşalmasını geciktiren faktörler (akut karın sendromu, çocuklar, diabetik ve obes hastalar) sayılabilir.

AKUT ASPİRASYON PNÖMONİSİNİN ÖNLENMESİ

1) Riskli hastalarda rejional anestezi ve minimal sedasyon uygulanması
2) Premedikasyonda
a) Metoklopramide (gastrik boşalma zamanını kısaltır ve alt özafagial sifinkter tonusunu artırarak etki gösterir)
b) H2 reseptör antagonistleri (gastrik asit sekresyonunu azaltırlar. Hem gastrik pH'yı hem de gastrik volümü etkiler)
c) Antasitler (gastrik sıvının pH'sını artırırlar. Ancak partiküllü olan antasitler uygulanmış ve aspirasyon olmuşsa ciddi fizyolojik hasarlanma oluşabilir)
3) Mide içerişinin boşaltılması
4) ındüksiyon döneminde
a) Preoksijenizasyon uygulanması
b) ındüksiyon öncesi krikoid kartilaj üzerine bası uygulanması (Sellick's manevrası)
c) Süksinilkoline bağlı intragastrik basınç artışını engellemek için priming dozda nondepolarizan ajan verilmesi
d) Kolay ve hızlı entübasyon için küçük tüp ve stile bulundurulması
e) Hızlı etkili bir indüksiyon ajanının kullanılması
f) Süksinilkolinin bilinç kaybı olmadan hızlı bir şekilde verilmesi
g) Hastanın maske ile solutulmaması ve krikoid basının entübasyon tüpünün balonu şişirilinceye kadar devam ettirilmesi
5) Entübasyon gerçekleştirilemezse spontan solunum dönünceye kadar bekleyip uyanık entübasyon denenmesi
6) Cerrahi sonrası hasta tamamen uyanıp, refleksleri tam olarak dönene kadar ekstübe edilmemesi sağlanmalıdır.
Ancak hızlı indüksiyon dönemi ve entübasyonun arteriyel basıncı, intrakranial basıncı ve kalp hızını artırdığı gözönünde bulundurulmalıdır. Bu teknişin uygulanmasındaki ajanlardan tiopentalin hemorajik şoktaki hastalarda süksinilkolinin de yanıklı hastalarda kullanılmasının kontrendike olduğu hatırda tutulmalıdır.

PATOFIZYOLOJI VE KLİNİK BULGULAR

Mendelson sendromu gelişmişse patofizyolojik değişiklikler aspire edilen sıvının bileşimine bağlıdır. Asid sıvı atelektazi, alveolar ödem ve sürfaktan kaybına neden olur. Ayrıca küçük hava yollarının tıkanmasına bağlı alveolar nekroz gelişir. Aspirasyonu izleyen erken dönemde intrapulmoner shuntlar sonucu hipoksi gelişir. Gelişen diğer olaylar ise pulmoner ödem, pulmoner hipertansiyon ve hiperkapnidir. Klinik bulgular değişken olup nonspesifik bulgularla karakterizedir. Bu bulgular wheezing, taşikardi, siyanoz ve takipnedir. Masif akciğer hasarlanması ve alveollerin sıvı ile dolması sonucu hipotansiyon gelişir. Akciğer radyogramında aspirasyonu izleyen birkaç saat sonra diffüz, bilateral infiltrasyonlar gözlenir. Arteriyel kan gazında hipoksemi, hiperkapni ve solunumsal asidoz vardır.

TEDAVİ

Regurjitasyondan şüphelenilirse gastrik içerişin trakea yerine ağız içine drene olması için hasta hemen bağaşağı pozisyona getirilir. Ağız içi, farinks ve mümkünse trakea aspire edilir. Entübasyon yapılır ve pozitif basınçlı ventilasyon uygulanır. Ekspirasyon sonu pozitif basınç (PEEP) ve sürekli pozitif hava yolu basıncının (CPAP) uygulanması sıklıkla gerekli olabilir. Bronkoskopi, pulmoner lavaj, geniş spektrumlu antibiyotikler uygulanmalıdır.

KAYNAKLAR

1.  Collins VJ. Endotracheal anesthesia : III. Complications. In Collins VJ (3rd ed). Chicago, Lea, Febiger, 1993:567-70.
2.  Wang CY, Ong GSY. Severe bronchospasm during epidural anaesthesia. Anaesthesia 1993;48:514-5.
3. Wu RSC, Wu KC, Sum DCW, Bishop MJ. Comparative effects of thiopenthone and propofol on respiratory resistance after tracheal intubation. Br J Anaesth 1996;77:735-8.
4.  Manampa SR. Bronchospasm during spinale anesthesia. Anesth and Analg 1981;60:839-40.
5.  Kingston HGG, HIrshman CA. Perioperative management of the patient with asthma. Anesth and Analg 1984;63:844-55.
6.  Benumof JL. Laryngeal mask airway and the ASA difficult airway algorithm. Anesthesiology 1996;84:686-98.
7.  Gibbs CP, Modell SH. Pulmonary aspiration of gastric contents : Pathophysiology, prevention, and management. In Miller RD (ed). USA, Churchill Livingstone Inc. 1994;1436.
8.  Warner MA, Werner ME, Weber JG : Clinical significance of pulmonary aspiration during the perioperative period. Anesthesiology 1993;78:56-60.
9.  Gibbs CP, Krische J, Peckham BM et al. Obstetric anesthesia : A national survey. Anesthesiology 1986;65:298-303.

 

Last Modified:

Back Home Next

04/06/07 11:16