|
|
| |
|
|
|
 |
| |
|
|
| |
- Prof. Dr. Zeynep KAYHAN
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji AD.
Akciğer ödemi, pulmoner kapiller içindeki sıvının, önce interstisiyel
aralığa, oradan da alveol içine transüdasyonudur. Akciğer fonksiyonu ve gaz
değişimi, sıvının total ve bu kompartmanlardaki göreli miktarına göre değişik
derecelerde bozulur.
Fizyopatoloji
İnterstisyel aralık ve alveol içindeki sıvıya ortak olarak ekstravasküler
akciğer sıvısı denir. Normalde miktarı 500 ml'nin altındadır. Tanım
olarak bu miktardan fazla sıvı toplanması ödem olarak kabul edilirse de,
genellikle semptomlar ve fizyolojik fonksiyonların bozulması, ekstravasküler
sıvı miktarı normalın %75-100'ü kadar artışında ortaya çıkar. Bu
fizyolojik rezerv orta derecede ekstravasküler sıvı artışlarını gaz değişimi
ve akciğer mekanişini fazla bozmadan barındırabilen interstisiyum tarafından
sağlanır. ınterstisiel sıvı, pulmoner lenfatikler, alveol yüzeyinden
evaporasyon, pulmoner ve bronşial kapillerlere rezorpsiyon ve plevral aralığa
geçerek uzaklaştırılır. Daha fazla sıvı birikimi ise alveoler ödeme ve
klinik bakımdan önemli etkilere yol açar. Bu durum pulmoner ödemin, sıvının
toplanma yerine göre interstisiyel veya alveolar şekilnde sınıflandırılmasının
da temelini oluşturur. Pulmoner ödem, nedenlerine göre de; kardiojenik,
nonkardiojenik, yüksek basınç, permeabilite vb. şekilnde de sınıflandırılır.
Pulmoner kapiller içindeki sıvı da diğer kapillerdeki gibi ve Starling yasasına
göre hareket eder.
Q= Kx [(Pc-Pi) - s (Pc-Pi)]
Q= Kapillerden çıkan net sıvı
K= Filtrasyon katsayısı (birim doku kitlesine düşen efektif kapiller yüzeyi)
Pc ve Pi= Kapiller ve interstisiyel onkotik basınçlar
s= Kapiller endotelinden albümin geçirgenliği katsayısı
1 ise albumin hiç geçmez. 0 ise serbestçe geçer
Pc ve Pi= Kapiller ve interstisiyel hidrostatik basınçlar
Pulmoner endotel normalde albümine karşı yarı-geçirgen olup bu sayede
interstisiyel albumin yoğunluğu plazmanın yarısı kadardır. Böylece Pi 14
mmHg olmalıdır.
Pulmoner kapiller hidrostatik basınç ortalama 7 mmHg olmak üzere akciğer içinde
yükseklişe göre 0-15 mmHg arasında değişir. Pi ise -4 ve -8 mmHg kadar
olup sıvıyı damar dığına zorlayan güçler olan Pc, Pi ve P i ile damar içinde
tutmaya çalışan Pc denge halindedir. Böylece pulmoner kapillerden yaklaşık
10-20 ml/saat olmak üzere çok az miktarda sıvı çıkar. Bu sıvı da hemen
pulmoner lenfatiklerce alınır ve oradan santral venöz sistemi geçer.
Alveol epiteli gazları ve suyu geçirirken, proteinleri geçirmez. ınterstisyumdan
alveol içine sıvı geçişi ancak normalde negatif olan Pi'nin pozitif olması
ile gerçekleşir. Akciğerin yapısı ve lenf akımını artıbilme kapasitesi
nedeniyle interstisiyum büyük miktarda transüda ile bağa çıkabilir ve Pi
pozitif olmaz. Bu kapasite aşıldığında akciğer ödemi gelişir.
Akciğer ödeminin 4 aşamada geliştişi kabul edilir:
1. aşama, Sadece interstisiyel ödem vardır. Pulmoner kompliyans azalması ile
takipne olur.
2. aşama, Sıvı interstisiyumu doldurur ve alveollere geçmeye bağlar ve önce
alveol içinde septalar arasındaki açılarda toplanır.Gaz değişimi
korunabilir.
3. aşama, Alveolere sıvı dolmaya devam eder ve alveollerin bir kısmı özellikle
altta kalan alveoller tamamen dolarak içlerinde hiç hava kalmaz. Bu,
intrapulmoner şantları büyük ölçüde artırır, hipoksi gelişir, dispne
ve hiperventilasyon hipokapniye neden olur.
4. aşama, Alveolerden taşan sıvı havayollarına dolar ve köpük oluşumuna
neden olur. şant ve havayolu obstrüksiyonuna bağlı olarak gaz değişimi
ciddi şekilde bozulur. İlerleyici hiperkapni ve ciddi hipoksi gelişir.
Nedenleri
Akciğer ödemi başlıca üç mekanizma ile gelişir;
a. Transkapiller hidrostatik basınç artışı (hemodinamik ödem).
Hipervolemi, sol kalp yetmezliği, yükseklik, pulmoner venlerde obstrüksiyon,
uzun süren ciddi havayolu obstrüksiyonu, pulmoner lenfatik drenajda obstrüksiyon,
ağır kafa travması gibi bir nedenle olabilir.
b. Alveolokapiller membranda permeabilite artışı (permeabilite ödemi).
Toksik madde inhalasyonu, kollabe akciğerin aniden ekspanse olması, pnömoni,
asit aspirasyonu, allerjik reaksiyon, şok, sepsis, vaskülit, yaş embolisi,
eroin ve kinin, prostaglandin, lökotrien, kompleman gibi hümoral maddelere bağlı
olarak gelişebilir. Permeabilite artışı ile ilgili durumlar ARDS içinde değerlendirilmektedir.
?kisi arasındaki ayırım ödem sıvısının protein içerişi ile yapılabilir.
Hemodinamik ödem sıvısının protein içerişi düşük, diğerinin yüksektir.
Ancak birçok olguda iki neden birlikte bulunur.
c. Onkotik basınç azalması: Gebelik toksemisi, siroz, malnütrisyon, hemodilüsyon
ve nefrotik sendromda görülebilir.
HEMODİNAMİK PULMONER ÖDEM
Pc'deki belirgin yükselişler ekstravasküler akciğer sıvısını artırarak
akciğer ödemine neden olabilir. Starling eşitliğinden görüleceği gibi
Pc'deki azalma bu etkiyi artırır.
Mekanizma
Pc iki temel mekanizma ile artar;
1. Pulmoner venöz hipertansiyon. Pulmoner venöz basınçtaki herhangi bir yükselme
pasif olarak ve geriye doğru pulmoner kapillerlere yansıyarak Pc'yi sekonder
olarak yükseltir. Pulmoner venöz hipertansiyon sıklıkla sol ventrikül
yetmezliği, mitral darlığı veya sol atrial obstrüksiyondan kaynaklanır.
2. Pulmoner kan akımında belirgin artış. Büyük soldan-sağa şant,
periferik şantlar, hipervolemi, ağır anemi veya ekzersiz nedeniyle kan akımı
artışında pulmoner vasküler yatağın kapasitesini aşarak Pc'yi artırır.
Nedenleri
Pulmoner venöz hipertansiyon veya pulmoner kan akımında artış yapan birçok
neden vardır (Tablo 1).
Tablo 1. Hemodinamik pulmoner ödem nedenleri.
Kardiojenik
Sol ventrikül yetmezliği
Mitral kaçak hastalığı
Sol atrial miksoma veya trombüs
Pulmoner venöz hastalık
Primer veno-oklüziv hastalık
Kronik sklerozan mediastinit
Anormal pulmoner venöz drenaj
Konjenital venöz stenoz
Bazı konjenital kalp hastalıkları
Nörojenik
Kafa travması
ıntrakranial basınç artışı
Nöbetler sonrası
Tedavi
Amaç, pulmoner kapiller basıncı düşürmektir. Bunun için sol ventrikül
fonksiyonunu düzeltmek, sıvı yüklenmesini düzeltmek (diüretiklerle veya
kan akımının azaltılması). Farmakolojik olarak diüretik, vazodilatatör ve
inotrop verilebilir. Vazodilatatörler, özellikle nitratlar yararlı olacaktır.
Preload'ın azalması ile de kardiak output düzelir. Pozitif havayolu basıncı
da yararlıdır.
PERMEABİLİTE PULMONER ÖDEMI ve ARDS
Permeabilite artışı veya alveolo-kapiller membran bütünlüğünün
bozulması ile ekstravasküler akciğer sıvısı artar. Büyük miktarlarda albüminin
pulmoner interstisiyuma kaçması ile plazma onkotik basıncının koruyucu
etkisi de kaybolur. Böylece kapiller hidrostatik normal, hatta düşük olduğunda
bile sıvı transüdasyonu olur. Bu durum çeşitli nedenlere bağlı olarak
gelişen akut akciğer zedelenmesinde (ALI) görülebilir ve sıklıkla ARDS
olarak adlandırılır. Olayın interstisiyumla sınırlı olduğu durumlar
non-kardiojenik pulmoner ödem olarak da adlandırılır.
Nedenleri
Akciğeri doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen birçok olay sonucu gelişebilir
(Tablo 2).
Tablo 2. Permeabilite pulmoner ödeminin nedenleri
Direkt nedenler Aspirasyon veya inhalasyon
Toksik kimyasallar
NO2 vb
Sıvılar
Su, mide sıvısı
Duman ve aerosoller
İlaç aşırı dozajı
İlaçlar ve kimyasallar
Eroin, parakat, salisilat vb
Dolaşımdaki toksinler
YIlan zehiri vb
Dolaşımdaki vazoaktif maddeler
Histamin, kinin, serotonin, prostaglandin
Dekompresyon hastalığı
Yaş embolisi
Lenfatik yetersizlik
Amniotik sıvı embolisi
Akciğer kontüzyonu
Akut radyasyon reaksiyonu ındirekt nedenler Sepsis
Dolaşım şoku
Mültipl travma
DIC
Anafilaksi
Pankreatit
Kafa travması
Masif transfüzyon
Yanıklar
Yükseklik
Akciğerin hızlı re-ekspansiyonu
Ciddi havayolu obstrüksiyonu
Diabetik ketoasidoz
Feokromositoma
CPB
Fizyopatoloji
Bu sendrom, sistemik enflamatuar yanıt
sendromunun (SIRS)pulmoner yansımasıdır. Olayın temelinde alveolo-kapiller
membrandaki hasar vardır. Hasarın nedeni ne olursa olsun akciğer bu
enflamatuar yanıta aynı şekilde cevap verir. Bu cevap büyük miktarlarda
sitokin ve diğer sekonder mediatörlerin salımı ile kompleman, koagülasyon,
fibrinoliz ve kinin kaskadının aktivasyonunu içerir. Başlangıçta ortaya çıkan
mediatörler tümör nekrosis factor (TNF), interlökin 1 ve 6 (IL- ve IL-6),
platelet aktive edici faktör, çeşitli prostaglandiler ve lökotrienlerdir.
Daha sonra nötrofil ve makrofajların aktivasyonu ile parankim dokusu oksijen
radikalleri ve proteazlara maruz kalır. Salınan mediatörler pulmoner kapiller
permeabiliteyi artırır, pulmoner vazokonstriksiyon yapar ve vasküler
reaktiviteyi değiştirerek hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonu kaldırır. Tip
I ve II alveol epitel hücreleri harap olur. Alveollere sıvı dolması ve sürfaktan
yapımındaki bozuklukla kollaps gelişir. ARDS'nin eksüdatif fazı hızla geçebilir
veya bir süre devam edebilir. Genellikle bir fibrotik fazla devam eder ve bazı
olgularda Tip II hücrelerdeki hasara paralel derecede nedbeleşme gelişir.
Klinik tablo ve tanı şok akciğeri, erişkin hijyalen membran hastalığı,
pompa akciğeri, vertilatör akciğeri olarak da bilinen ARDS, ciddi pulmoner
permeabilite ödeminin klinik ifadesidir. Klinik ve laboratuvar verilere göre
tanı konur (Tablo 3). Bu sırada sol ventrikül fonksiyon bozukluğu ve kronik
pulmoner hastalığı ekarte edilmelidir. Akciğerlerin etkilenmesi homojen
olmayıp, altta kalan bölgeler daha çok etkilenir. ARDS en sık olarak sepsis
ve travma ile birlikte görülür. Klinik belirtiler sepsis veya yaş
embolisinde olduğu gibi saatler veya günler içinde sinsi olara gelişir veya
mide içerişi aspirasyonunda olduğu gibi akut olarak gelişir. Tipik
belirtiler olarak dispne, takipne, kuru öksürük, retrosternal sıkıntı vardır.
Siyanoz bulunabilir. Pembe köpüklü ekspektorasyon ödemin tam olarak yerleştişini
gösterir. Dinlemekle kaba krepitasyonlar ve bronşial sesler alınır.
ıntrapulmoner şantlara bağlı olarak hipoksi görülür. Yüksek yoğunluklarda
oksijen verilmesine karşın hipoksinin düzeltilmesi güçtür. Ölü boşluk
solunumu artmış olmakla birlikte, tipik olarak dakikada soluk volümünün
artması ile PCO2 normal veya düşük olabilir. Gaz değişiminde bozukluğun
derecesi, pulmoner ödemin miktarına, bronkospazm bulunup bulunmadığına ve
pulmoner hipoksik vazokonstriksiyonun etkin olup olmadığına ve önceden
varolan bir akciğer patolojisine göre değişir. Solunum yetmezliği başlangıçta
gelişebileceği gibi, solunum kaslarında yorgunluk veya alveolokapiller
membranın harabiyeti ile sonradan gelişebilir. Altta yatan bir akciğer hastalığı
olmadığında hiperkapni gelişmesi ciddi bir kas yorgunluğu ve solunum
arresti gelişeceğinin habercisi olabilir. Pulmoner hipertansiyon, normal veya
düşük sol ventrikül dolma basınçları tipik hemodinamik bulgulardır.
Pulmoner anjiografide tromboemboliye ait küçük dolma defektleri bulunabilir
ve bu mortalite oranını artırır. Ayırıcı tanı ve tedavinin yönlendirilmesinde
pulmoner basınçların ölçümü önemlidir. Wedge basıncının normal olması
kardiojenik nedenleri ekarte ettirir.
Entübe hastada, tüp içinden sağlanan ödem sıvısında protein düzeyi
saptanabilir. Permeabilite ödeminde buradaki protein miktarının serumdakine
oranı kardiojenik ödemden daha yüksektir.
Ödemin seyri seri akciğer filmleri, kan gazı tayinleri ile yapılır.
Pulmoner ekstravasküler sıvı miktarını izlemek için boya ve ısı dilüsyon
teknikleri varsa da bunlar rutin yöntemler değildir.
Tablo 3. ARDS tanı kriterleri.
Klinik tablo Altta yatan kardiak ve kronik pulmoner hastalığın ekarte
edilmesi
Solunum sıkıntısı
Dispne solunum sayısı >35/dk Laboratuvar bulguları FiO2 0.6 iken PO2<50
mmHg veya PO2/FiO2²35/dk
V/Q uyumsuzluğu (venöz karşıım, ölü boşluk solunumu)
Akciğer kompliyansı <50 ml/cmH2O
Normal veya düşük PCWP (<18 mmHg) Radyolojik bulgular ınterstisiyel ödem,
ardından alveoler ödem
Tedavi
Yoğun solunum terapisine ek olarak sepsis veya hipotansiyonun düzeltilmesi
gerekir. Hipoksi tedavisinde oksijen verilmesi, PEEP veya CPAP gerekir. Bazı
hafif olgular maske ve CPAP ile tedavi edilebilirken çoğunluk entübasyon ve
mekanik ventilasyon desteşi gerektirir. PEEP (veya CPAP'in erken ve agressif
kullanımı FiO2 oranını düşürme olanağı sağlar. Yüksek tepe basıncı
alveollerin aşırı gerilmesi ile hasara neden olabileceğinden kaçınılmalıdır.
Kompliyansın düşük olduğu durumlarda yüksek PIP'ten kaçınmak için
PH>7.2 olacak şekilde permissif hiperkapni önerenler de vardır. Yüksek
PEEP gerektiren olgularda SIMV daha iyi hemodinamik stabilite sağlayabilir. ınatçı
hipoksemisi olan bazı hastalarda PC-IRV, HFJV veya ECMO düğünülebilir. Ağır
olgularda NO pulmoner arter basıncını düğürerek, selektif olarak ventile bölgelerin
perfüzyonunu artırıp şantı azaltarak yararlı olabilir. Steroidlerin
ARDS'de yararı yoktur.
Mortalite ve morbidite
Presipite eden nedenden veya komplikasyonlardan kaynaklanır. Mortalite oranı
%50 üzerindedir. Primer olarak etkilenen organ akciğer olmakla birlikte ölüm
genellikle solunum yetmezliğinden değil mültiorgan yetmezliğinden olur. S?k
görülen ciddi komplikasyonlar, sepsis, böbrek yetmezliği ve GIS kanamasıdır.
Uzun süren olgularda nozokomial pnömoni sık görülür. Ancak tanısı güçtür.
Ateş, pürülan sekresyon ve lökositoz varsa düğünülmelidir. Gram (-)
kolonizasyon, kateterler, malnütrisyon ve bağışıklık mekanizmalarının
bozulması ile gelişen muko-kütanöz bariyer yetersizliği enfeksiyon eşilimini
artırır. Volüm açığı, sepsis veya nefrotoksinler böbrek yetmezliğine
neden olur ve bu mortaliteyi önemli ölçüde artırır. GIS kanaması için sükralfat,
antiasit ve H2 reseptör blokerler önerilir.
BAZI SPESİFİK AKCİĞER ÖDEMİ NEDENLERİ
Suda Boğulma
Suya batma sonucu gelişen asfiksiye bağlı
ölüm boğulma olarak adlandırılır. Kaza kurbanı ilk olayı atlattığında
near-drawning olarak adlandırılır. Her iki olayda da su aspirasyonu olabilir
ya da olmayabilir, Havayollarında su girmediğinde primer olarak asfiksi gelişirken,
su inhale edildiğinde intrapulmoner şantlaıma da gelişir. Yaşama şansı
hipoksinin derecesi ve süresi yanında suyun ısısına bağlıdır.
Fizyopatoloji
Aspire edilen sıvı miktarı az da olsa, havayolları ve alveollerdeki suya
bağlı olarak ciddi V/Q uyumsuzluğu, refleks bronkospazm ve sürfaktan kaybı
olur. Bilinç kaybından önce veya sonra, ya da resüsitasyon sırasında mide
içerişi aspirasyonu da olabilir.
Tatlı sudaki boğulmalarda, aspire edilen su, pulmoner dolaşım tarafından hızla
absorbe olduğundan havayollarından geri alınması mümkün olmaz. Büyük
miktarda, örneğin erişkinde 800 ml üzerindeki miktarlarda absorbsiyon,
hemodilüsyon, hiponatremi hatta hemolize neden olur. Tuzlu sudaki boğulmalarda
ise hipertonik su, pulmoner dolaşımdan sıvı çekerek alveollerin daha çok
dolmasına neden olur. Her zaman olmasa da hemokonsantrasyon ve hipernatremi
gelişir. Hipermagnezemi ve hiperkalsemi de gelişebilir.
Soğuk suda boğulmada, vücut ısısı 32 derecenin altına düştüğünde
bilinç kaybolur. 28-29 derecede ventriküler fibrilasyon gelişir. Hipotermi
beyin üzerinde koruyucu etki yapar ve resüsitatif girişimler başarılı ise
yaşam ?ansını artırır.
Klinik belirtiler
Ciddi boğulma tehlikesi geçiren kişilerin çoğunda hipoksi, hiperkapni ve
metabolik asidoz gelişir. Dalma kazalarında vertebra kırığı gibi diğer
yaralanmalar olabilir. Su altında kalma süresi ve asfiksinin şiddetine
paralel olarak nörolojik bozulma olur. Serebral ödem gelişebilir. Resüsitasyondan
sonra birçok hastada ARDS gelişebilir.
Tedavi
Asfiksinin düzeltilmesine yönelik olarak havayolunun temizlenmesi ve açık
tutulması, oksijen verilmesi ve CPR ile yapılacak işlemlerdir. Dalmadan sonra
gelişen olaylardan boyun pozisyonuna dikkat edilmelidir. Tuzlu su, yerçekimi
etkisi ile akciğerden dışarı akıtılabilirse de bu CPR'? geciktirmemelidir,
Özellikle soğuk suda boğulmalardan sonra resüsitasyon işlemi hastaneye kaldırılıp
tam değerlendirme yapılıncaya kadar devam ettirilmelidir. Uzun süren
asfiksiden sonra bile tam düzelme olabilmektedir. Endotrakeal entübasyon, IPPV
+ PEEP, hipotermi varsa yavaş ısıtma tedavinin temel ilkeleridir.
Duman inhalasyonu
Yangınlar sırasında gelişen ölümlerin
bağta gelen nedenidir. Birlikte yanık olabilir yada olmayabilir. Bilinç kaybı,
dezoryantasyon hikayesi ve kapalı bir ortamda gelişen yanık, duman
inhalasyonunu düğündürmelidir.
Fizyopatoloji
Duman inhalasyonu, havayollarında ısı hasarı, toksik gazlara maruz kalma
ve aşağı havayollarında karbonlu partiküllerin birikmesine neden olan
kimyasal yanık olmak üzere üç tip olaya neden olabilir. Duman inhalasyonuna
verilen pulmoner yanıt da oldukça komplekstir. Dimana maruz kalmanın süresi,
yanan materyelin bileşimi ve önceden bulunabilen akciğer hastalığına göre
geşişir. Birçok sentetik materyalin yanması karbon monoksit, hidrojen siyanür,
hidrojen sülfür, amonyak vb gibi çok toksik gazların ortaya çıkmasına
neden olur. Bu gazlar havayollarındaki su ile reaksiyona girdiğinde
hidroklorik, asetik, formik ve hidroklorik asit oluşur. Karbonmonoksit ve siyanür
zehirlenmesi sık görülür.
Patolojik olarak direkt mukoza hasarı ile ödem, enflamasyon ve dökülme olur.
Silyer aktivitenin kaybolması ile mukus ve bakteri temizliği bozulur. 2-3 gün
sonra ARDS gelişir ve bu duman inhalasyonundan çok SIRS gelişimi ile
ilgilidir.
Klinik belirtiler
Başlangıçta hiç semptom olmayabilir veya hafif semptomlar bulunur. Yüz
ve ağız içindeki yanıklar yanık burun kılları, öksürük, katranımsı
balgam ve vizing duman inhalasyonunu düğündürmelidir. Bronkoskopi kesin tanıya
götürür. Eritem, ödem, ülserasyon, katran birikintisi görülür. Arteriel
kan gazları başlangıçta normal olabilir veya hafif hipoksi ve metabolik
asidoz bulunabilir. Röntgen filmi genellikle başlangıçta normaldir.
Nörojenik pulmoner ödem
Santral sinir sistemi lezyonu olan
hastalarda nadiren görülebilen ancak yaşamı tehdit eden bir komplikasyondur.
Çeşitli etyolojik faktörler söz konusu olabilirse de ortak özellik
intrakranial basınçta yükselmeye neden olan akut acil bir durumdur. Bunlar
arasında serebral travma, intrakranial kanama, inme, intrakranial tümör ve nöbetler
sayılabilir. Ensidans, serebral travmadan sonra %1, serebral kanamadan sonra
%71, kasılmalardan sonra %2 olarak belirtilmektedir. Mortalite etyolojiye bağımlı
olmaksızın % 60-100 civarında tahmin edilmektedir (Brambrink ve Dick).
Mekanizması iyi bilinmemektedir. Deneysel olarak sinir sisteminden geçici,
masif bir deşaj olmakta, bu da genel bir vazokonstriksiyon, pulmoner
kompartmana bir volüm yüklenmesi ve sonuçta pulmoner kapiller artışına
neden olmaktadır (Fraser et al). Nörolojik pulmoner ödeme götüren olaylar
zinciri şu şekilde gelişir, bir santral sinir sistemi lezyonu intrakranial
basıncı aniden artırır, bu da serebral perfüzyonu korumak için sempatik
sinyal eşişini düğürür. Sonuçta arteriel ve venöz tonus artar, miyokard
fonksiyonu uyarılır. Bunların sonucunda periferik direnç yükselir ve bu yükselme
aşırı olduğunda sol ventrikül yetmezliği ve pulmoner ödem gelişebilir.
Proteinden zengin ödem sıvısı, pulmoner damarlarda permeabilite artışının
da olduğunu gösterir. Bunun akut yüksekliği ve muhtemelen SIRS'deki benzer
şekilde nörohümoral etkenlere bağlı olabileceği düğünülmektedir. Olaya
katılan en önemli SSS yapıları medulla oblongata ve hipotalamus'tur.
Yaşamı tehdit eden bir durum olduğundan akut İKB artışı söz konusu
olanlarda önlem alınması çok önemlidir. Temel ve birinci yaklaşım İKB'nin
düşürülmesidir. Buna ek olarak oksijenasyonun düzeltilmesi, preload ve
afterload'un azaltılması, miyokard kontraktilitesinin artırılması ilave
tedbirlerdir. Nöbet sonrası hafif de olsa solunum sorunları olan hastalar
dikkatle değerlendirilmelidir.
Son yıllarda kafa travması sonrası bilinç kaybı olan kişilerde rutin
olarak IPPV yapılmasını öneren bir görüş ortaya çıkmıştır (Jennett
ve Mendelow). IPPV'un hipoventilasyon ve hipoksiyi düzelterek mi, yoksa İKB'ı
düşürerek mi etkili olduğu ayırt etmek güçtür. Serebral hipoksiyi artıracağından
herhangi bir nedene bağlı sistemik hipotansiyondan da kaçınılmalıdır.
Akut kardiojenik pulmoner ödem
Günümüzde hızlı ve etkin bir şekilde
tedavi edilebilen bir durumdur. Mümkünse tedaviye hasta hastaneye gelmeden bağlanmalıdır.
Hastanın, ayakları sarkıtılarak oturtulması, nazal oksijen verilmesi,
dilaltı nitrogliserin, küçük dozlarda morfin, ekstremitelere turnike
uygulanması yoğun bakım gereksinimini azaltacaktır (Gazes).
Farmakolojik tedavi, pulmoner ödeme neden olan fizyolojik bozuklukları ortadan
kaldırmayı amaçlar. Sol ventrikül ön ve arka yükünü azaltmak ve
hipotansiyonu düzeltmek üzere digoksin ve diğer inotrap ilaçlar, aminofilin,
furosemid, nitrogliserin, ACE inhibitörleri, vazodilatatör ve vazopressörler
ve bipirinlerdir. Noninvaziv basınç destekli solunum, solunum işini
azaltarak, gaz değişimini düzelterek ve kardiak output'u artırarak faydalı
olur. Acil ünitelerine pulmoner ödeme bağlı akut solunum yetmezliği ile
gelen hastalarda BiPAP sistemlerinin kullanılması endotrakeal entübasyon
gereksinimini önemli ölçüde azaltmıştır (Sacchetti ve Harris).
Yüz maskesi ile arteriel PO2 60 mm Hg veya üzerinde tutulamaz, PCO2 yükselir,
pH düşerse hasta entübe edilmelidir. Tedaviye cevap alınamazsa veya pulmoner
ödemle birlikte kardiojenik şok varsa Swan-Ganz kateteri ile izlem
gerekebilir. Diastolik ve sistolik fonksiyon bozukluğuna bağlı pulmoner ödem
farklı yaklaşım gerektirir. Yükseklik akciğer ödemi Yükseklişe, yükselmenin
hızı ve şekilne, kişisel eşilime göre değişen şiddette olabilir.
Genellikle akut olarak 2500-3000 m üzerindeki yükseklişe çıkıştan sonraki
1-5 gün sonra gelişir. Fizik ekzirsiz ve soğuk bazı durumlarda presipite
edici rol oynar. Öksürük, dispne, halsizlik, hemoptizi, substernal sıkıntı,
taşikardi, siyanoz ve yaygın krepitasyon vardır. Göğüs filmi ve CT taraması,
yamalı ve daha çok periferik dağılımlı pulmoner ödem gösterir. ıstirahatte
wedge basıncı normaldir. Ödem oluşumundan önce pulmoner arter basıncında
aşırı bir yükselme olur. İlerlemiş yükseklik ödemi olgularında
bronkoalveoler lavaj artmış kapiller permeabilite ile birlikte enflamatuar yanıt
gösterir. Ancak bu enflamatuar yanıtın ödemin nedeni mi sonucu mu olduğuna
ait kanıt yoktur. Pulmoner arter basıncındaki aşırı yükselme çok önemli
bir fizyopatolojik faktördür. Tedavide ilk seçenek hastanın hemen
indirilmesidir. Bu mümkün değilse ve ilave oksijen verilemiyorsa hastayı
indirinceye kadar nifedipin yararlı olabilir (Bartsch).
Negatif basınç (akut postobstrüksiyon)
pulmoner ödemi
Laringospazm, yabancı cisim ve tümör vb
gibi nedenlere bağlı ekstratorasik üst solunum yolu obtrüksiyonunun düzeltilmesinden
sonra gelişir. Ekstratorasik havayolu obstrüksiyonu inspiratuar ağırlıklı
olduğu için hastanın solumak için sarfettiği aşırı gayretle intraplevral
negatif basınç temel sorumlu mekanizma olarak ileri sürülmektedir. Bu
negatif basınç intratorasik ve intraalveoler basınçları düşürerek
pulmoner dolaşımdaki kan akımını artırır (DeVane, Koch et al). Ödemin
obstrüksiyonun düzeltilmesinden sonra gelişmesi muhtemelen uzun süren
hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun ortadan kalkması ile akciğere kan hücumundan
da kaynaklanabilir. Ekstübasyonu takiben stridor, takipne, huzursuzluk ve desatürasyon
ile kendini gösteren akut solunum sıkıntısı tablosu gelişir. Bronkoskopik
olarak bronşial damarlarda hasara ait yaygın peteşial kanama görülür
(Guffin et al).
Deepika et al negatif basınç ödemi gelişen ASA I-V grubundan 30 cerrahi
hastayı retrospektif olarak değerlendirdikleri çalışmada ödemin daha çok
postoperatif dönemde gelişen laringospazm veya preoperatif üst havayolu
patolojilerine bağlı olarak gelişen akut üst havayolu obstrüksiyonundan
sonra hızlı bir şekilde ortaya çıktığını saptamıştır. Ödem sağlıklı
(ASA I ve II), orta yaşta ve erkek hastalarda daha sık olmak üzere %0.094
oranında görülmüştür. Havayolunun güvenceye alınması, yeterli
oksijenasyon ve pozitif havayolu uygulaması ile durum kısa zamanda düzelir.
Aktif girişim gerektiren üst solunum yolu obstrüksiyonlarından sonra %11
oranında görülür (Goldenberg et al). Zamanında ve etkin girişimle bening
ve kısa sürede çözülen bir durumdur.Ancak cidddi morbidite ve mortaliteye
neden olabilir. Ödem gelişen ve önceden klinik olarak herhangi bir kardiak
sorunu olmayan hastalarda sonradan yapılan ekokardiografi ile %50 oranında
kardiak sorun saptanmıştır (Goldenberg et al). Bu nedenle hasta tamamen düzelse
de kardiak değerlendirme yapılmalıdır. Re-ekspansiyon (Tek taraflı) akciğer
ödemi İyi bilinen ancak seyrek görülen bir durumdur. Kollabe akciğerin hızlı
ekspansiyonu, altta kalan akciğer sendromu (gravitational edema)
sistemik-pulmoner arteriel şantlar, kalp yetmezliği, pulmoner damarlara bası
veya tıkanıklık, bronş obstrüksiyonu sonucu veya nöropulmoner reaksiyonun
akut bir görüntüsü (neurogenic pulmonary edema) olarak ortaya çıkabilir.
Ameliyat sırasında da görülebilirse de bu oldukça nadirdir (Tsai et al).
Pnömotoraks, plevral effüzyon ve atelektaziye bağlı akciğer kollapsının
tedavisinden sonra akut ipsilateral pulmoner ödem gelişebilir. Akciğer uzun süre
kollabe kalmışsa, drene edilen pnömotoraks veya hidrotoraks büyükse ve işlem
hızlı bir şekilde yapıldı ise bu olasılık daha fazladır. Göğüste sıkııma
hissi ve spazmodik öksürükle kendini belli eder. Bu nedenle işlem sırasında
bu belirtiler gelişirse drenaj durdurulmalı, sıvı veya gaz yavaş olarak
sualtı drenajına bırakılmalıdır. Nadiren iki taraflı olarak da gelişebilir
(Morikawa et al). Ödem sıvısının yüksek protein içerişi pulmoner vasküler
permeabilite artışının sorumlu olduğunu düğündürmektedir. Ödem kendiliğinden
birkaç gün içinde çözülür. Transplant renal arter stenozu Ciddi renal
arter stenozu gelişen, normal kardiak fonksiyonlu hastalarda nadiren akut
pulmoner ödem epizotları görülebilir (Lye et al).
KAYNAKLAR
1. Bartsch P. High altitude pulmonary edema. Respiration, 64: 435-443,
1997.
2. Brambrink AM. Dick WF. Neurogenic pulmonary edema. pathogenesia,
clinical picture and therapy. Anaesthesist, 46: 953-963, 1997.
3. Deepika K, Keraan CA, Barrocas AM, Fonseca JJ, Bikazi GB. Negative
pressure pulmonary edema after acute upper airway obstruction. J Clin Anesth, 9:
203-408, 1997.
4. DeVane GG. Acute postobstructive pulmonary edema CRNA, 60: 110-113,
1995.
5. Gazes PC. Treatment of acute pulmonary edema. Heart Dis Stroke, 3:
205-209, 1994.
6. Goldenberg JD Portugal LG, Wenig BL, Weingarten RT. Negative-pressure
pulmonary edema in the otolaryngology patient. Otolaryngol Head Neck Surg, 117:
62-66, 1997.
7. Guffin TN, Ha-el G, Sanders A, Lucante FE, nash M. Acute
postobstructive pulmonary edema. Otolaryngol Head Neck Surg, 112: 235-237, 1995.
8. Koch SM, Abramson LC, Ford M, peterson D, Katz J. Bronchoscopic
findings in post-obstructive pulmonary oedema. Can J Anaesth, 43: 7a3-76, 1996.
9. Lye WC, Leong SO, Lee BJ, Transplant renal artery stenosis presenting
with recurrent acute pulmonary edema Nephron, 72: 302-304, 1996.
10. Morikawa H, Hirota K, Kito K, Fujina II, Mishima S. Re-expansion pulmonary
oedama following removal of intrathoracic haematoma. Acta anaesthesiol Scand,
38: 518-520, 1994.
11. Sacchetti AD, harris RH. Acute cardiogenic pulmonary edema. What's the
latest in emergency treatmentı Postgrad med, 103: 145-147, 1998.
12. Schuster DP. Pulmonary Edema. In: Fishman's pulmonary Diseases and
I>sorders, Fishman AT et al (eds), McGraw-Hill, New york, 3rd ed,
1998, pp 1331-1356.
13. Tsai YS, Wang SJ, Shih HC, Huang YC, Chi KP, Tseng CS, Ho WM,
Unilateral pulmonary edema during general anesthesia-report of two cases.Acta
Anaesthesiol Sin, 35: 175-180, 1997.
14. Williams EA, Evans TW, Goldstraw P. Acute lung injury following lung
resection: is one lung anaesthesia to blameş Thorax, 51: 114-116, 1996.
|