- Prof. Dr. Işık Olcay
- Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı
FETUS, AĞRI VE İNTRAUTERİN CERRAHİ
İntrauterin süreç üç evreden gelişir. İlk iki hafta
“Organogenez Öncesi” ismini alır. 3-8. haftalar arası “Embriyonik Dönem”
olup major malformasyonların çıktığı evredir. 9-38. haftalar arasında
uterus içindeki canlının ismi “Fötus”tur. Doku ve organların
maturasyonu ve vücudun hızlı gelişimi ile karakterizedir. Bu evrede ortaya
çıkacak hatalar, fonksiyonel defektler ve minor malformasyonlar ile sonuçlanacaktır.
Geç abortuslar ve intrauterin cerrahi, fötus ağrı duyuyor
mu tartışmasını gündeme getirmiştir.
Bazı bilim adamlarınca, fötusa dışardan verilen tepkinin
18. haftada beyin kan dolaşımını arttırması (dopler ile), 23. haftada ise
stres ve ağrı hormonlarının kan düzeylerinin çok yükselmesi (1994; Fisk
ve ark.) fötusun ağrı duyduğunun işareti olarak kabul edilmektedir.
Bazı bilim adamlarına göre ise ağrı, bir şeyin farkında,
bilincinde olma temelinden kaynaklanır. Dolayısıyla diğer grubun ağrı dediğine
"TEPKİ" demek daha geçerli olacaktır.
Şimdi tartışma, fötal tıpda bilinçli ağrı algılaması
ve ağrılı uyarılara fötusun verdiği nöronal aktivite görüşleri arasında
sürmektedir.
NEDEN İNTRAUTERİN CERRAHİ?
1. Fötusun fizyolojisi ve biyokimyası hakkında bilgi
edinmek: Canlı memeli fötusu üzerinde yapılan ilk bilimsel çalışmalar
1781 yılına uzanmaktadır. Bu tarihten 1925'e kadar yapılan deneyler
sonucunda anlaşılmıştır ki, umblikal kordonun gerilmesi, plasentada ayrılma,
umblikal damarlarda spazma yol açarak düşüklere veya fötus ölümlerine yol
açmaktadır.
1925-1960 arasında geçen yıllar ise fötusun uterus içinde
ameliyatı ile yaşamın sağlanması ve intrauterin cerrahi sırasında
amniotik sıvının korunması yöntemleridir.
Tüm bu çalışmalar, Annenin fizyolojisinin, Uterus kan akımının,
Myometrium ve Plasentanın fötal yaşam üzerinde çok etkili rolleri olduğunu
ortaya koymuştur. Ancak bunların da ötesinde anlaşılan "Bebek erişkinin
minyatürü değilse, Fötus da Prematüre bebek değildir" gerçeğidir.
2. İnsan doğumsal malformasyon-larının embriyolojisini açıklayabilecek
hayvan modelleri yaratmak ve geliştirmek: İntrauterin cerrahinin amaçlarından
bir diğeri de konjenital malformasyonların, embriyogenezin hangi aşamasında
geliştiğini saptamaktadır. Bu bir yandan bilinmeyen nedenlerin ortaya konması,
öte yandan tedaviye yönelik çalışmalara yön vermesi açısından önem taşımaktadır.
1955 yılında Louw ve Bernard, köpeklerde, doğumdan 10 gün
önce barsak mezenter damarlarını bağlayarak intestinal atrezi; barsak
lumenini bağlayarak intestinal diafram geliştirmiştir.
Holder ve Aschcraft, 1965 de, yine köpeklerde, gebeliğin
53. günü, koledok kanalını bağlayarak dış safra yolları atrezisini gerçekleştirmiştir.
1973 de Scherman ve ark., tavşanlarda, gebeliğin 25. günü,
karın orta çizgi kesisi ile gastroschisis yapmışlardır.
3.Distresli insan fötusunu tedavi etmek
- 1970'lerde fötal ultra-sonografisinin başarıyla kullanılması
- 1980'lerde maternal a -fetoprotein scereeningin gerçekleştirilmesi
- Ultrasonografi ve maternal serum a -fetoprotein screening kombinasyonu ile
neural tüp, karın duvarı, üriner sistem, lenfatik sistem gibi
patolojilerin prenatal olarak tanımlanabilmesini ve fötal cerrahiyi sağlamıştır.
İntrauterin cerrahinin uygulanması için bazı önemli köşe
taşları gereklidir. Bir başka deyişle şu sonuçların olumlu yanıtı
gerekmektedir:
- Anomalinin doğal gidişi nasıl sonuçlanacaktır? Doğum kendi halinde
gerçekleşirse ilave veya düzelmeyecek organ harabiyetine yol açacak mıdır?
- Anomaliyi in-utero düzeltme şansı var mıdır?
- Bu düzeltme anomalinin doğal seyrini değiştirebilecek midir?
- Uygulamanın anne ve fetus yaşamına riski nedir?
Bu kriterlere uyan ve intrauterin cerrahi tedaviyi zorunlu kılan
üç doğumsal anomali vardır: Fötal Ventrikulomegali, Obstrüktif Üropati ve
Posterolateral Diafragmatik Herni. Bunların yanısıra, ender olmamakla
birlikte Sakrokoksigeal Teratoma, Kistik Adenomatoid Malformasyon ve Fötal Şilotraks
da intrauterin cerrahiyi gerektiren tablo ile ortaya çıkabilir.
|