|
|
| |
|
 |
| |
|
|
| |
| |
- Prof. Dr. Erdal Güzeldemir
- GATA Anesteziyoloji Anabilim Dalı
Visseral ağrı, ciltteki nosiseptörlere göre daha
az nosiseptör içeren iç organlardan (vissera) kaynaklanır. Uyarılar otonom
sisteme ait afferent yollarla taşınır. Kolon, rektum ve mesaneden kalkan uyarılar,
sakral parasempatik sinirler; farenks, trakea ve özofagusun üst kısmından
kalkan uyarılar ise n. glosso-faringeus ile n. vagus tarafından iletilir. Diğer
visseral organların duyu sinirleri ise sempatik sinirler aracılığı ile
medulla spinalise taşınırlar(1).
Visseral ağrı, torasik ya da abdominal iç organların doku
hasarı, spesifik infiltrasyon, kompresyon, distansiyon veya dilatasyonu ile
birliktedir. Visseral ağrı yaygın, sızlama, kesin lokalize edilemeyen
ve sıklıkla da yansıyan özelliktedir. Kan basıncı ile nabız sayısında
düşme, kas rijiditesi ve hiperestezi ile birlikte görülür. İnatçı
tipteki ağrı, visseranın cerrahi olarak çıkarılması ile de her zaman sonuçlandırılamaz(2).
Bilindiği gibi ağrıyı algılayan reseptörler; kimyasal,
mekanik veya termal uyarılarla aktive olurlar. Visserler en fazla mekanik uyarılara
duyarlıdırlar. Sinir uçlarında bulunan veziküllerdeki reseptör substratı
uyarı gelince serbestleşir ve reseptörle etkileşime girince sinirde
depolarizasyona yol açar Bu aktivite sinir terminali çevresindeki spesifik
hidrolitik enzim tarafından sonlandırılır. Dokunun karşılaştığı ciddi
bir travmada hidrolitik enzim hasara uğrayabilir. Bu da uzun süreli sinir hücresi
depolarizasyonuna yani inatçı ağrıya yol açabilir. Normal koşullarda
visseral ağrıyı başlatmak için yeterli olan tek bir uyarı (ki genel olarak
visserler en çok mekanik uyarılara duyarlıdır), organın gerilim,
distansiyon veya kontraksiyonu ile oluşan intravisseral basınç tarafından başlatılabilir.
Batında ağrı A ve C lifleri ile iletilmektedir. A lifleri,
kas ve derideki keskin, lokalize ağrıları iletirlerken, C lifleri vissera,
kas ve peritondaki lokalize edilemeyen kaba ağrıyı iletmektedir. Paryetal ağrı
impulsları C lifleri ile taşınır, T6–L1 dermatomlarına
yansır, visseral ağrıya göre daha lokalize ve yoğun hissedilir.
Bu ağrılı uyarıların modülasyonu hem periferik hem de
serebral kaynaklardan gelen girdilerle yapılmaktadırıı.
Ağrılı uyaranları taşıyan periferik liflerin hücre
cismi (ağrı yolunun 1. nöronu) arka kök gangliyonunda yer alır. Buradan
kalkan lifler spinal korda girer ve substantia gelatinoza’da(SG) arka boynuz hücreleri
ile sinaps yapar(2. nöron). SG da ayrıca, enkefalinerjik ara nöronlar
bulunmaktadır. Bunlar hem presinaptik inhibisyon hem de post sinaptik
inhibisyon yoluyla 1. nörondan 2. nörona ağrılı impuls geçişini baskı
altında tutarlar. İkinci nöronun aksiyonları orta hattı geçerek, karşı
tarafta spinotalamik trakt ve spino-retikülo-diensefalik trakt olmak üzere iki
kolon oluştururlar. Spinotalamik yolda yukarı çıkar, beyin sapından geçerken
mezensefalon hizasında periakuaduktal gri maddeye dallar verir ve talamusun
posterolateral çekirdeğinde sonlanır (3. nöron). Özetle; spinal kordun
dorsal boynuzunda, visserlerden gelen (1. nöron) afferent liflerle sinaps yapan
nöronlar(2. nöron) karşı tarafa geçip spinotalamik yolla talamusa ulaşırlar
ve üçüncü nöron ile serebral kortekse duyuyu taşırlar. Vücudun her iki
yarısından gelen ağrı impulsları postsentral girusun korteksine ulaşır ve
duyu ilk defa ağrı olarak burada algılanır(3). Çocuklarda
inhibitör mekanizmaların tam olarak gelişmemesi nedeni ile
nosisepsiyon inhibisyonunun olmaması ağrı algılanmasında önemli rol
oynamaktadır(4). Diğer taraftan, serebral korteksde oluşan
olaylar, örneğin anksiyete ve spinal korddaki lokal etkenlerin ağrı eşiğini
veya algılanmasını etkileyebildiği tezi, ağrının oluşumunu açıklamada
bir yol gibi görülmektedir.
Visseral ağrı nedenleri. Visseral kaynaklı inatçı
ağrı, ciltteki ağrının neden olduğundan daha çok klinik sorunlara neden
olmaktadır. Bu ağrının değerlendirilebilmesi için visseral ağrının tanımlanabilmesi
gerekmektedir. Bu amaçla visseral ağrı mekanizması üzerine yapılan
deneysel çalışmalarda, kütanöz uyarılabilirlikle ilgili çalışmalardan
yararlanılmaktadır. Ağrı ve hiperaljeziyi açıklayan nöral mekanizmalar ve
bu yönde oluşturulan konseptlere dayanarak karar vermeye çalışılmasına
karşılık, somatik ve visseral yapıların ağrı duyarlılığı ve yanıtlarını
aynı bakış açısı ile değerlendirmek olası değildir. Örneğin, cilde dıştan
uygulanarak yapılan ağrı çalışmalarında koruyucu refleks yanıtlar alınabilmesine
karşılık, visseranın yanıtını alabilmek için gerekli, dışta kolaylıkla
uygulanabilen çalışmaların vücut visserasına uygulanmasında güçlükler
bulunmaktadır. Bazı durumlarda, örneğin barsak spazmı veya üreterik geçişte
ağrının koruyucu özelliği; “koruyucu refleksler” ya da etkili ölçümler
ile birlikteliğinin pek açık olamayışı gibi nedenlerle, daha az değerlendirilebilmektedir.
Diğer bir sorun nosiseptif afferentlerin kavramı ile ilgilidir. Bunun yanında
Sherington, sadece zararlı uyarılar ya da doku hasarına neden olan uyarılar
ile aktive olan özel yapılı reseptörlerin varlığını ileri sürmektedir.
Zararlı uyarılar konseptini visseraya uygulamak çok zordur; doku hasarına
neden olan, örneğin içi boş visseral organ perforasyonları ve neoplastik
gelişim her zaman ağrılı olmadığı gibi, ağrılı uyaranlarda her zaman
doku hasarına neden olmamaktadırlar. Sonuç olarak bu iki dokuda (kütanöz ve
vissera) ağrı mekanizmalarının farklı olduğu sonucuna varılmaktadır(5).
Nedenler. Elektriksel uyarı, kimyasal irritanlar,
termal ve mekanik uyarılar sağlıklı normal kişide cilde uygulandığında ağrı
meydana getirirler. Eklem ve kas gibi somatik
dokular benzer şekilde doğrudan uyarılmaya duyarlıdırlar. Kasa uygulanan güçlü
bir mekanik bası ya da bir eklemin distorsiyonu ağrı meydana getirmektedir.
İrritan kimyasal maddelerin kas ve ekleme injeksiyonu da ağrıyı başlatır.
Cilde uygulanan uyarının şiddeti artırıldıkça ağrı daha da lokalize
olmaktadır. Somatik dokularda duyarlılığın bu şekilde olmasına karşılık,
visseral dokuların duyarlılığında derinleştikçe artan farklılaşma görülmektedir.
Akciğer, böbrek ve karaciğer gibi bazı organların malignitelerinde, büyümeyle
birlikte büyük çaplı harabiyete uğrasalar da, ağrının artmadığı görülmektedir.
Buna karşılık visseral yapıların duyarlı oldukları diğer
bazı uyarılar da vardır. Distansiyon bunlardan biri olup, içi
boş kas yapıdaki organlarda, özöfagustan rektuma kadar olan gastrointestinal
sistemde, böbrek pelvisinden mesaneye kadar olan üriner sistemde ağrı
meydana getirir. Ancak ağrının şiddeti sağlıklı kişilerde daha düşük
düzeyde kalmaktadır. Düz kasta aktif kontraksiyon, örneğin
bir obstrüksiyon da ağrı meydana getirmektedir, bu ağrı gebelik ağrısında
olduğu gibi dalga şeklinde oluşur.
Visseral ağrı için başka bir etkili uyarı ise iskemidir.
İskemi nedeni ile sinir uçları etrafında ortaya çıkan doku metabolitleri ağrıya
neden olur. İkinci bir olasılıkta koroner oklüzyon ile arterlerin spazmına
bağlı olan mekanik etkilerdir. En güzel örnek iskemik kalp hastalığıdır.
Benzer şekilde, diğer visseral dokularda da iskemi ağrıya neden olur. İskemi
olduğunda, saniyelerle ölçülebilecek kadar çok kısa bir sürede ağrıların
arttığı görülür. Fakat sıklıkla ağrının artmasına neden olan uyarının
önemli komponenti iskemik dokuda oluşan kimyasallardır. İnsan visseral
dokusuna, algojenik kimyasal uygulandığında ağrı meydana gelir. Bu konuda
etkileri en iyi araştırılmış ve doğal olarak ortaya çıkan ajan olan
bradikinin, sağlıklı gönüllülerin abdominal kavitesine infüze edildiğinde
ağrı meydana geldiği görülmüştür. Her ne kadar tam olarak saptanamamışsa
da, bradikinin normal olarak kalpte de algojenik olmalıdır. Diğer irritanlar
bazı visseralarda, örneğin mesanede, ağrı oluşturabilirler.
Enflamasyon kaynaklı ağrının oluş mekanizması
henüz net olarak açıklığa kavuşmamasına karşılık, enflamasyon,
visseral eşiği azaltarak ağrı algılanmasını kolaylaştırır.
Klinik öneme haiz olarak iltihabi durumlarda visseral ağrı
tetiklenebilir. Üriner sistemde iltihap bol olduğunda ağrılı
olabilmektedir. Örneğin sistitte, mesane boşalırken ağrı meydana
gelmektedir.
Somatik dokularda uyarının uygulandığı bölge genişledikçe,
ortaya çıkan ağrıda, ağrı eşiğinde azalma görülmeden, hafif bir artış
görülür. Buna karşılık, visseral bölgede ağrı oluşturan eşik basınçlarını
tahmin etmek, özellikle içi boş visseralarda dokuya zarar vermeyen şişme
basınçları söz konusu olması nedeniyle, genellikle zordur. Ayrıca ağrıya
neden olacak basıncın eşiğinin tahmin edilmesinde, uyarılan dokunun alanı,
kritik öneme sahip olması nedeni ile, etkili rol oynar. Cilttekinin aksine, ağrı
için eşik değer azalabilir.
Lokalizasyon. Somatik ağrılar genel olarak
lokalizedir. Visseral ağrının lokalizasyonunda ise iki konum
bildirilmektedir. Bu lokalizasyonlardan birisi visseral ağrının, vücudun
daha derinlerinde algılanmasıdır ki bu tipi gerçek visseral ağrı
(splanknik ağrı) olarak isimlendirilir ve genellikle vücudun ön ya da arka
orta hatta algılanılır. Miyokard enfarktüsünde, başlangıçta hissedilen ağrı
örnek olarak gösterilebilir. Bir diğeri başlangıçta orta hatta hissedilen
apandisit ağrısıdır. “Gerçek” visseral ağrı genellikle lokalize ağrıdan
daha şiddetli (stimulus olduğunda daha geniş bir alanda algılanılır) ve
daha diffüz sınırlara sahiptir. Çoğunlukla da hastalığın başlangıcında
ve bulantı hissi ile birliktedir. Otonomik ve motor refleksler derin ağrı ile
birlikte olup sıklıkla aşırı ve uzamıştır.
Visseral ağrının diğer bir lokalizasyonu ise yansıyan ağrı
olarak tanımlanan ağrı yerleşimidir. Cildin uyarılması ile ortaya çıkan
ağrının aksine, visseral ağrıların çoğu bulunduğu yerden uzakta
lokalizedir. Bu fenomene yansıyan ağrı adı verilmektedir.
Visseradan gelen afferentler, vissera ile uyuşan dermatomların kutanöz yapılarından
gelen afferentlerle birlikte dorsal boynuza girerler. Sinir impulslarının bu
iki kaynağı sinaptik kavşakta iç içe geçerek yansıyan ağrı (referred
pain) fenomenini oluştururlar. Visseral yapılardan gelen giriş (input) arttığı
zaman, visseral ve kutanöz yapılar arasında inputlarını paylaştıran
lifler tarafından daha fazla uyarı alınır. Sonuç olarak bu input beyin
tarafından kutanöz yapılar tarafından oluşturulmuş olarak algılanır(6).
Ağrının yansıdığı bölge, etkilenen vissera ile ayni spinal sinirlerden
innerve olan adale, cilt ya da her ikisi olup, genellikle segmental ve yüzeyseldir.
Bu duruma klasik örnek olarak myokard infarktüsü(MI) sonrasında kısa sürede
gelişen ağrı gösterilebilir. İlk ağrı, göğüste derinliklerde
hissedilirken dakikalar içinde çoğunlukla pariyetal yapılara yönelir. Ağrının
belirli bir lokalizasyonu olmamasına karşılık genellikle göğüste ve sol
kolda hissedilir. Bazı hastalarda söz edilen ağrı daha da yüzeyselleşerek
kütanöz yapıları kapsar.
Hiperaljezi, yansıyan ağrının (kasa ve cilde yansıyan ağrıda
da) önemli bir özelliği olup, duyarlılık dakikalar hatta saatler gerekecek
şekilde yavaştır.
Güçlü uyarı ve cildin duyarlılığında ortaya çıkan
değişiklikler ile zararsız uyarının ağrı oluşturabilir hale gelmesine ve
zararlı uyarının, normal dokuda beklenenden daha çok ağrı oluşturmasına
“primer hiperaljezi “ denir. Hiperaljezi, primer duyusal
nosiseptörlerin bir kısmının duyarlılaşmasından meydana gelmektedir. Cilt
hasarın olduğu alanda bazen hassasiyet çok artar. Bu duruma “sekonder
hiperaljezi” adı verilir
Visseral yapının duyarlılığındaki değişiklikleri gözleme
olanağı çok kısıtlı olmasına karşılık, özellikle inflamatuvar
durumlarda visseral yapılarda hiperaljezi oluştuğu bildirilmektedir.
Apendiks, ancak inflamasyonunda, doğrudan mekanik olarak ağrıya neden
olmaktadır. Üreter, böbrek, over, mide ve özofagus ile ilgili örnekler vardır.
Gastrik fistülü bulunan hastanın, sağlıklı iken barsak mukozasının sıkıştırılmasında
ağrı duymamasına karşılık, aynı uyarı mukoza inflame iken yapılırsa ağrı
duyduğu bildirilmiştir.. İnflame visseranın artmış duyarlılığı ile
ilgili çalışmalar azdır, fakat ayni bilgiler non-kardiyak göğüs ağrısı
ve irritabl barsak sendromlu hastalar için de bulunmaktadır. Visseral
dokunun değişen uyarılabilirliği inflamasyon gibi patolojik durumlarda
yeni nörofizyolojik durumlara geçiş göstermektedir(5).
PEDİYATRİK VİSERAL AĞRI
Çocuklarda visseral ağrıları iki başlık altında
toplamak olasıdır; G öğüs ağrıları ve karın ağrıları.
Bu başlıklar altında, yukarıda bahsedilen fizyopatoloji
bazında; sınıflamaları, nedenleri ve değerlendirilmeleri ile ilgili kısa
bilgi aktarılacaktır.
GÖĞÜS AĞRILARI
Göğüs ağrısı; çocuklarda, baş ağrısı ve yaygın
olarak görülen adale ağrılarından sonra üçüncü sıklıkla karşılaşılan
ağrı tipidir. Genellikle 10 ile 21 yaşları arasındaki gençlerde sıklıkla
görülür. Göğüs ağrısının etyolojisi, değerlendirilmesi ve tedavisi
ile ilgili çok az bilgi vardır(7). Ancak yine de bu semptomun varlığı,
çocuğa ya da ailesine altta yatabilecek korkulu bir nedeni düşündürebilmektedir.
Fizik muayenede, ender olarak belirgin bir bozukluğun işaretleri ile karşılaşılır.
Driskol ve arkadaşlarının(8) ayaktan izledikleri göğüs ağrılı
çocuklarda yaptıkları bir araştırmada: Çocuklar ya da anne babaların %52
si bu semptomun temelinde kardiyak sorunlar olduğunu düşünmelerine karşılık,
43 hastanın hiçbirinde kardiyak bir sorun bulunmadığı bildirilmektedir.
Ayni çalışmada göğüs duvarını tutan hastalıkların olguların % 45 ini
oluşturduğu, bunların %22.5 unun nedeninin kostokondrit olduğu saptanmıştır
(beklenenden biraz fazla olarak). Öksürük ve bronşit %12.5, kas gerginliği
%5, travma %5 ağrı nedeni olarak bulunmuştur. Öykü, fizik muayene ve
laboratuvar araştırmalarını içeren dikkatli bir değerlendirmeye karşın
patolojik bir olgunun kanıtlarının ortaya çıkarılamadığı olgular bu araştırmada
%45 gibi bir düzeyde “idiyopatik” olarak tanımlanmıştır. Göğüs ağrısı,
erişkinlerde altta yatan ciddi sorunların alışılmış belirtisi olmasına
karşın çocuklarda genellikle böyle değildir. Üç çalışmadaki 242
olgunun sadece 1 inde kardiyak orijinli; midsistolik klik, murmur ve
ekokardiyografik çökme ile birlikte olan bir ağrı görülmüştür. Bu
pediyatrik popülasyonda kardiyak olmayan morbiditenin gösterildiği önceki çalışmalarla
uyumludur.
Rekürren ağrı sendromlarında klinik şikayetlerin %10 dan
azında organik hastalığa rastlanmaktadır. Bunlar genellikle
kardiyorespiratuvar ve nadiren gastrointestinal kaynaklıdır. En sık olarak
kas- iskelet, özellikle de kostokondritis ve göğüs duvar sendromudur.
Hastaların yaklaşık %40 da anlaşılabilir bir mekanizma bulunamamakta ve
bunlara genellikle “idiyopatik” adı verilmektedir(9). Acil
servis şartlarında, küçük çocuklarda, ilk atağın başlangıcının 48.
saati içinde ve ağrı nedeniyle uykudan uyanma ile gelen bir ağrının,
idiyopatik olmasının olasılığı çok daha azdır. Belirgin bir nedene bağlanamayacak,
tipik olarak idiyopatik (fonksiyonel veya psikiyatrik olmaktan daha çok) olarak
adlandırılan ağrı, bu hastalardaki psikososyal streslerin klinik kanıtlarının
bulunmayışını yansıtabilir.
Ağrının orijininin ayırt edilmesi ve hasta ile ailesinin
güveninin kazanılması tedavinin çok önemli bir adımıdır. Bu yaklaşım
spesifik organik nedenlerin araştırılmasına olanak sağlar. Kalple ilgisi
olması olasılığı çok düşük olmasına karşın hasta ve ailesinde endişeye
neden olur. Bu aşamada elektrokardiyogram hastalığın olmadığını göstermede
güven verici unsur olur. Göğüs ağrısını değerlendirirken, diğer
belirti ve semptomların olup olmaması, sorunun etyolojisini saptamada yardımcı
olabilir ya da tanı olasılıkları azaltabilir.
KARIN AĞRILARI
Pediyatri’de, sorun olarak sıkça karşılaşılan
semptomlardan bir diğeri de karın ağrısıdır. Nöral, gelişimsel,
psikososyal ve çevresel etmenler ile karmaşık bir etkileşim göstermektedir.
Çocuk karın ağrısı; hem sık karşılaşılan, hem de çocukların ağrıyı
algılama, tanımlama ve farklı tolerans göstermeleri gibi nedenlerden dolayı,
değerlendirilmelerindeki güçlük nedeni ile önemli sorun olmaktadır.
Tedaviyi yönlendirecek olan anamnez, muayene ve tıbbi değerlendirme,
organik kaynaklı karın ağrıları ile fonksiyonel karın ağrılarının ayırt
edilmesinde çok önemli yer tutmaktadır. Abdominal ağrılı hastalığın tanısının
konulmasında, ultrasonografi ve endoskopiden(10), radyolojik işlemlerle
birlikte yararlanılmaktadır(11).
TABLO I. Göğüs ağrısı nedenleri
I Göğüs duvarı lezyonları
- Künt zedelenme,
- Kas gerginliği,
- Öksürüğe bağlı travma,
- Kostokondrit (Tietze Sendromu),
- Herpes zoster,
- Tümörler ya da infiltratif olgular,
- Jüvenil romatoid artrit,
- Trişinozis.
II. Kardiyovasküler hastalık
- Perikardit
- Miyokard iskemisi,
- Kronik pulmoner hipertansiyon,
- Mitral kapak prolapsusu (Barlow Sendromu),
- Aort stenozu.
- Pulmoner stenoz,
- Dissekan aort anevrizması;
- Marfan Sendromu
- Ehlers-Danlos Sendromu.
- Pulmoner vasküler obstrüksiyon,
- Romatizmal ateş,
- Orak hücreli anemi,
- Aritmiler.
III.Pulmoner ve plevral hastalıklar.
A. Plörezi
- Pnömoni,
- Primer enfeksiyon(bakteriyel, viral),
- Epidemik pleurodynia (Devil’s Grip),
- Ailevi Akdeniz ateşi (FMF),
- Familyal anjionörotik ödem.
B. Pnömotoraks
C. Diyafragma irritasyonu,
D. Pnömomediyastinum,
E. Astma,
F. Trakeitis,
G. Prekordiyal ağrı,
H. İnterstisyel pnömoni.
IV. Özofagus hastalıkları
A. Yabancı cisim,
B. Akalazya,
C. Ülserasyon ve darlıklar.
V. Psikojenik faktörler
A. Hiperventilasyon,
B. Konversiyon reaksiyonu,
C. Temarüz,
D. Globus histerikus.
VI.Nörolojik hastalıklar
A. Spinal kord basısı
VII. Ekstratorasik veya yansıyan ağrı
A. Kolesistit,
B. Pankreatit,
C. Hiatus hernisi,
D. Peptik ülser.
Ağrının nedenini bulmak zor olabilir. Ancak bir lezyonun
neden olduğu ağrının yeri ve özelliği, klinik tanımlama ile anlaşılabilir.
Burada yararlanılan durum, visseral ağrının, organın birlikte innerve olduğu
dermatom sahasında hissedilmesidir3. Yazının başlangıcında daha
detaylı sunulduğu üzere bu ağrı yansıyan ağrı olarak tanımlanmaktadır.
Örneğin, karaciğer, pankreas, safra yolları, mide ve barsakların üst kısımlarının
ağrısı epigastriyumda hissedilmektedir. İnce barsağın distali, çekum,
apendiks ya da proksimal kolon ağrısı göbekte hissedilir. Distal kolon, üriner
yol ya da pelvik organların ağrıları genellikle suprapubik bölgede
hissedilir. Ağrılı organ nörosegmental bölgede ise ağrı daha belirgin ve
yoğun olarak algılanılır.
Enflamasyon, visseral eşiği azaltarak ağrı algılanmasını
kolaylaştırır, böylece ısı veya kimyasal uyaranlardan kaynaklanan duyumlar
hissedilir. Kolonik ağrı hariç, gerçek visseral ağrı orta hatta yakın
hissedilir. Genellikle gerilme ve çekilmeler sonunda ortaya çıkan kolonik ağrı
ise uyarı noktasının üzerinde bir bölgeye yansır. Orta hattan uzaklaşan
yansıyan ağrı çeşitli olasılıkları düşündürür. Bunlar, ağrı eşiğini
düşüren ve yansıyan ağrıya yol açan motor işlevin basit bir bozukluğu;
pasajı tıkayan taş veya somatik sinir uçlarını uyaran ve peritonu tutan
ileri derecedeki ciddi stimuluslardır.
Karın ağrısının etyolojik nedenleri, sınıflamalar yapılarak,
daha anlaşılır hale getirilmeye çalışılmaktadır.
Değişik yayınlar karın ağrılarında bu sınıflamayı
yaparken farklı gruplamalara gitmişlerdir(12,13) ;
Tablo II.
Karın ağrılarında sınıflama
I. Nedene göre sınıflama;
- Fizyopatolojik nedenlere bağlı olarak sınıflama,
- Kaynaklandığı patolojiye göre sınıflama,
- Orijin aldığı yere göre sınıflama,
II. Ortaya çıkış zamanlamasına göre sınıflama;
- Akut karın ağrıları,
- Rekürren karın ağrıları.
Bu ana sınıflama tablosunu temel alarak alt basamaklara
inmek ve bu ağrılar ile ilgili kısa bilgiler vermekle, karın ağrıları ile
ilgili bilgileri detaylandırmak olası olacaktır.
I. Nedene göre sınıflama;
A. Fizyopatolojik nedenlere bağlı olarak sınıflama;
- Organik karın ağrıları, batındaki organların patolojilerinden
kaynaklanır.
- Psikolojik karın ağrıları, taklit ettikleri organların
patolojilerinden kaynaklanmayan ancak psişik olayların neden olduğu ağrılardır
(herhangi bir korkudan kaynaklanan kaçış reaksiyonu).
- Disfonksiyonel karın ağrıları, karında bulunan organların fizyolojik
fonksiyonları ile ilgili sorunlardan olup nedeni açıklanabilen ve nedeni
açıklanamayan (spesifik ve nonspesifik) sendromlar olarak iki gruba ayrılmaktadır
(kronik fonksiyonel kabızlık ve kronik nonspesifik karın ağrıları
gibi).
B. Karın ağrısı kaynaklandığı patolojiye göre sınıflandırılmasında;
belirsiz, nonspesifik visseral ağrı ile periton, karın duvarı ya da
diyafragmanın irritasyonundan kaynaklanan keskin, lokalize somatik ağrıdan söz
edilebilir.
- Orijin aldığı yere göre sınıflama,
- Abdominal ağrı: Tıkanma, peritonun enflamasyonu ya da irritasyonu, ve
iskemi kaynaklı olabilir. Bu nedenlerin tedavisinde uygulanan yaklaşımları
yönünden sınıflandırılması yapılmaktadır:
- Acil cerrahi girişim uygulananlar (Akut batın): Malrotasyon ve volvulus,
invaginasyon, boğulmuş fıtık, yapışıklıklar nedeni ile oluşan
barsak tıkanmaları (ileus), apandisit, Meckel divertiküliti, karın içi
abseler, toksik megakolon, perfore duodenal ülser veya barsak perforasyonu,
kolesistit, travma nedeni ile karın içi organlarında rüptür oluşması.
- Cerrahi girişim kararının, patolojinin sürecine göre verileceği
durumlar; Konjenital megakolon, yenidoğan nekrotizan enterokoliti,
malrotasyon, koledok kisti, duplikasyon, mezenter kisti, divertiküller,
urakal kalıntılar, kistik fibrozis, peptik ülser, safra kesesi hastalıkları,
pankreatit, gonadal patolojiler, inguinal herni, primer peritonit,
askariazis, amebiazis, tifo, adezyonlar, yabancı cisimler, tümörler,
polipler, Crohn hastalığı, ülseratif kolit, Henoch-Schonlein purpurası,
hemolitik üremik sendrom, ailevi Akdeniz ateşi, hemofili, piyojenik karaciğer
ve karın içi abseleri, tüberküloz peritonit, mezenterik pannülit,
gastrointestinal hemanjiyomlar.
- Cerrahi girişim gerektirmeyen batın ağrılı sorunları: Süt proteini
entoleransı, dengesiz ve fazla beslenme, hiatal herni, üriner
enfeksiyonlar, pelvik enflamatuvar hastalık, kabızlık, parazitoz,
hepatit, mezenterik adenit.
- Ekstraabdominal nedenlerden kaynaklanan karın ağrısı
- Yansıyan karın ağrısı: Sistemler dikkatle değerlen-dirilmelidir.
Akciğer alt lob pnömonileri, aort anevrizmaları, testis torsiyonu şiddetli
karın ağrısına neden olabilirler.
- Sistemik hastalığa bağlı karın ağrısı: Streptokokkal farenjit,
tonsillit, kurşun zehirlenmesi, porfiri, abdominal migren, epilepsi, astma,
diyabet ketoasidozu, romatizmal ateş, sickle cell anemi, hiperparatiroidi.
II. Ortaya çıkış zamanına göre sınıflama;
- Akut batın ağrıları,
- Tekrarlayan (rekürren) karın ağrıları.
Karın ağrısının bu iki gruptan hangisinden olduğunu
anlayabilmek, tanı koyabilmede çok önemlidir. Akut başlayan bir ağrının
rekürren karın ağrısı sendromunun ilk atağı olması ya da rekürren karın
ağrısının akut olarak ortaya çıkabilme olasılığının varlığını da
hatırda bulundurmak gerekmektedir.
1. Akut batın ağrıları(14),
Nedenleri;
- Sık karşılaşılan nedenler:
Akut apandisit, mezenter adenit,
gastroenterit, bakteriyel gastroenterit, farenjit, pnömoni, akut pyelonefrit,
aşırı karışık yeme, gıda zehirlenmesi, üriner sistem enfeksiyonları.
- Daha az karşılaşılan nedenler:
Pelvik enflamatuvar hastalık,
hipoglisemi, Juvenil Diyabetes Mellitus, enfeksiyoz mononükleoz, hepatit,
adezyonlar, yapışıklıklara ikincil obstrüksiyon, volvulus, safra kesesi
hastalıkları(15), akut glomerulonefrit, lösemi, lenfoma, akut
romatizmal ateş, elektrolit bozuklukları, fıtıklar, intraabdominal
apseler, ilyak adenit, Henoch-Schönlein Sendromu, herpes zoster,
invajinasyon, Meckel divertiküliti, peritonit, akut pankreatit, pnömoni,
sepsis.
- Nadiren karşılaşılan nedenler:
Mezenter arter trombozu, testiküler
torsiyon ya da tümörleri, nefrotik sendrom, asit, renal kolik, hemolitik
kriz, serözitis, vaskülitis (mukokütanöz lenf bezi sendromu), Henoch-Schönlein
purpurası, Kawasaki hastalığı, poliartritis nodosa, perikardit, pnömoni,
spinal kanal tümörleri, abdominal abse, akut aritmi, akut romatizmal ateş,
adinamik ileus, eozinofilik gastroenteritis, glomerulonefrit, lösemi, böbrek
taşı, pankreatit,
- Travmaya bağlı olarak olan karın ağrıları:
Karın duvarı kas
ezilmeleri, dalak-karaciğer rüptür ya da hematomu, pankreas psödokisti,
organ perforasyonu, intraperitoneal kan varlığı.
2. Tekrarlayan (rekürren) karın ağrıları,
Normal aktiviteyi kısıtlayacak şiddetteki karın ağrılarının,
üç aylık süre içinde en az üç kez tekrarlaması ile karakterize klinik
tablodur. Okul çocuklarında, 5 ile 15 yaşları arasında, kızlarda daha çok
olmak üzere, %10 ile %15 oranında görülmektedir. Ağrı göbek çevresinde
hissedilir. Ağrının uzun süren, şiddetli karakterine karşılık hastaların
durumu kötü değildir. Hastaların ancak %10’unda ağrının nedenini açıklayabilecek
organik bir neden bulunabilmektedir. Rekürren karın ağrılarının çoğunluğu
psikolojik özellik taşır. Ancak bu kanıya varmadan önce organik nedenlerin
tamamının araştırılarak değerlendirilmesi gereklidir.
Anamnez ve fizik muayene, organik ve organik olmayan hastalıkların
ayrılmasında temel yardımcıdır. Dikkatle alınan anamnezde ağrının
ilgisinin olduğu durumlar değerlendirilebilir(16);
- Ağrının lokalizasyonu (lokalize ya da yaygın),
- Ağrının ciddiyeti (hastayı halsiz bırakan ya da daha az halsizlik
yapan),
- Ağrının dağılımı,
- Ağrının ortaya çıkış zamanı (okulda, nokturnal, hafta içi ya da
hafta sonu, menstrual siklüs sonu),
- Yemek zamanlarında (özellikle bazı yiyeceklerle ya da öğünlerle),
Tekrarlayan karın ağrısı olan çocuklarda genellikle karşılaşılan
yakınmalar, 1-3 saatten az süren periumblikal-visseral ağrı ile fonksiyonel
ya da otonomik semptomlardan; bulantı, kusma, solgunluk, terleme, kızarma, çarpıntı
ya da baş ağrısı birlikte görülür. Bu çok ciddi akut abdomen bulgularının
bulunması ile tanıda cerrahi girişimlere kadar varan yanılgılara düşülebilir.
Ancak tekrarlayan karın ağrısı sorunu olan hastalarda da yanılgıya düşmemek
için hastanın çok ciddi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Akut
abdomende olduğu gibi cerrahi konsültasyon da hatırlanmalıdır.
Ağrı hastayı uykudan uyandıracak şiddette ve özellikte
ise organik nedenden dolayı olabilir. Beraberinde kilo kaybı, iştahsızlık,
barsak alışkanlığında değişiklikler, konstipasyon, poliüri veya dizüri,
anormal idrar analizi veya kültürü, menstrüasyon yakınmaları, baş ağrısı,
bulantı, kusma, açık kanama, hastalığa ilişkin güçlü aile öyküsü,
ateş olabilir. Tekrarlanan sistem muayeneleri ve tıbbi hikaye, organik nedenin
saptanmasında yardımcı olacaktır. Sağ alt kadran ağrısı apandisit ve
enflamatuvar barsak hastalığını düşündürürken, epigastriyumdaki
gerginlik mide ile ilgili organik hastalığı düşündürmektedir.
Fonksiyonel etyolojiye bağlı ağrıda, hastanın yakın
aile çevresinin katkısı aranmalıdır. Anne, baba ve öğretmenin etkileri çoğunluktadır.
Fizik muayenede normal gelişim varlığı, genel durumun iyiliği, sistemik ve
lokalize bulguların yokluğu fonksiyonel etyoloji lehine bulgulardır. Çoğu
hastada ağrı periumblikal bölgededir.
Laboratuvar testleri; anamnez ve fizik muayene yanında önemli
tanı dayanaklarındandır. Gerektiğinde organik nedenli sorunların açıklığa
kavuşturulması için invaziv (endoskopik girişimler) gerekebileceği gibi,
non-organik kaynaklı sorunları olan çocuklarda psikolojik travmaya neden
olarak sorunu artırabilirler. Fonksiyonel etyoloji düşünülen çocuklarda,
çocuğun okul çevresinden uzakta tutulmasının yardımı olabilir.
Tekrarlayan karın ağrılarında nedenler;
- Sık karşılaşılan nedenler: Çocukluk çağı kronik nonspesifik
karın ağrısı, laktoz entoleransı, psikolojik ağrı, allerjik tansiyon,
yorgunluk sendromu, kabızlık, irritabl kolon, dismenore, ovulasyon ağrısı,
karın adalelerinden kaynaklanan kas-iskelet ağrısı.
- Daha az karşılaşılan nedenler:
Peptik ülser, parazitler, hava
yutma, enflamatuvar barsak hastalığı, orak hücreli anemi, üriner sistem
hastalıkları, kitleler, tümörler, hiatus hernisi, ilaç tedavisi,
kollajen-vasküler hastalıklar.
- Nadiren karşılaşılan nedenler:
Migren, abdominal epilepsi, FMF,
herediter anjiyonörotik ödem, diskit, endometriyozis, tekrarlayıcı
pankreatit, beyin tümörü, hipertiroidi, addison hastalığı, porfiri, ağır
metal zehirlenmeleri, barsak duplikasyonu, vertebra tüberkülozu, koledok
kisti, superior mezenterik arter sendromu, abdominal anjina, aritmiler,
hiperlipoproteinemi, linea alba hernisi, hematokolpos, mezenterik kistler,
aort koarktasyonu, familyal disotonomi, kistik fibrozis, protein kaybettiren
enteropati, dış gebelik.
Tablo III. Tekrarlayıcı abdominal ağrının potansiyel
organik nedenleri
Gastrointestinal Disfonksiyon
- Konstipasyon
- Spastik veya irritabl kolon
Alımla ilgili sorunlar
- Çölyak hastalığı
- Kurşun zehirlenmesi
- Yabancı cisim
- Aerofaji
- Laktoz entoleransı
- Sükroz entoleransı
- Sorbitol entoleransı
- Tedaviler
- Anoreksiya nervoza
Muskulofasiyal fenomenler
- Herniler
- Jinekolojik durumlar
- Over kisti
- Pelvik enflamatuvar hastalık
- Mittel Schmerz
- Dismenore
- Fitz High Curtis Sendromu
- Neoplazi
Nörolojik bozukluklar
- Abdominal migren
- Abdominal epilepsi
- Riley Day Sendromu
Edinsel enflamatuvar olmayan bozukluklar
- Özofajit
- Peptik ülser hastalığı
- Safra kesesi hastalığı
- Böbrek taşı
Kronik enfeksiyonlar, inflamatuvar / immun
- Kronik apandisit/apandisit koliği
- Yapışıklıklar
- Romatizmal ateş
- Juvenil romatoid artrit
- Kollajen vasküler hastalık
- Yershia enterokoliti
- Hepatit
- Piyelonefrit
- Mezenterik adenit
- Pankreatit
- Ülseratif kolit
- Krohn hastalığı
- Giyardiyazis
- Askariazis
- Henoch Schönlein purpurası
- Herediter anjiyonörotik ödem
- FMF
- Psoas absesi
- Plörodynea
- Kistik fibrozis
Travmanın geç komplikasyonları
- Adezyonlar
- Pankreas psödokisti
- Abdominal duvar gerilmesi
- Travmatik hematodilia
- Subserozal barsak kanaması
Konjenital anomalilerin gecikmiş etkileri
- Malrotasyon
- Dublikasyon
- Konjenital stenoz
- Rekürren volvulus
- Superior mezenterik arter sendromu
- Çölyak aksis bası sendromu
- Posteriyor üretral valvler
- Üreteropelvik obstrüksiyon
- Hirschsprung hastalığı
- Meckel divertiküliti
- Chiloiditis sendromu
- Safra kesesi boynu obstrüksiyonu
- Hidronefrozanüler pankreas
- Hematokolpus
Metabolik hastalıklar
- Diyabetes mellitus
- Porfiri
- Hiperparatiroidism
- Hiperlipiidemi
- Multipl endokrin hastalıklar
Hematolojik hastalıklar
- Sickle cell hastalığı
- Talasemi
KARIN AĞRISI İLE BAŞVURAN HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Anamnez: Karın ağrısı ile başvuran hastalarda ayrıntılı
anamnez almak, ağrı nedenlerine ulaşmada çok önemli rol oynayabilir.
Yaş :
Süt çocuklarında; konjenital nedenler, herni ve
invajinasyon,
İki yaşından büyüklerde; apandisit,
Pubertal kızlarda; menstrüasyon.
Ağrının başlangıç şekli:
Ani başlayan karın ağrısı; torsiyon, perforasyon ve
invajinasyon,
Yavaş artan karın ağrısı; apandisit, pankreatit,
kolesistit gibi enflamatuvar hastalıklar,
Kronikleşmiş karın ağrısı; orak hücreli anemi, kronik
kabızlık, kronik enflamatuvar barsak hastalıklarında.
Ağrının karakteri;
Kolik tarzında karın ağrısı; gastroentestinal, biliyer,
genitoüriner sistemlerdeki gibi, içi boş organların sorunlarında,
Sabit ağrı; peritonitte.
Ağrının lokalizasyonu;
Epigastrik ağrı; mide, duodenum, biliyer sistem ve
pankreatik olaylarda,
Periumblikal karın ağrısı; ince ve kalın barsak hastalıklarında,
Hipogastrik ve sakral ağrılar; distal kolon, rektum,
jinekolojik sorunların varlığında sık olarak görülür.
Ağrının yayılımı;
Sağ skapulaya doğru yayılan ağrı; safra kesesi kaynaklı,
Omuza yayılan ağrılar; diyafragma irritasyonu kaynaklı,
Kasığa yayılan ağrı; üreter ya da gonadların sorunları
ile ilgili olabilir.
Ağrıya eşlik eden sorunlar;
Kusma : Ağrının başlaması ile ilgisi, içeriği ve
miktarı öğrenilmelidir.
Ağrı ile birlikte başlayan kusma; gastroenterit,
invajinasyon, üreter patolojilerinde,
Ağrıdan sonra başlayan ve safra ya da fekaloid içerikli
kusmalar; peritoneal enflamasyon ya da obstrüksiyon ile ilgili patolojilerde görülmektedir.
Özgeçmişi;
Nefrotik sendrom, siroz, immun yetmezlik hikayesi olan
hastada karın ağrısının nedeni primer peritonit olabilir.
Geçirilmiş beta hemolitik streptokok enfeksiyonu, akut
romatizmal ateş, geçirilmiş künt karın travması ya da steroid tedavisi almış
olan karın ağrılı hastanın pankreatit olabileceği düşünülebilir.
Ailede orak hücreli anemi ya da kistik fibrozis hikayesinin
varlığı dikkati çekmelidir.
Fizik muayene;
Detaylı anamnezi alınan hastada dikkatlice tam fizik
muayene yapılmalıdır. Acil cerrahi girişim gerektirecek hastalıklar tanınabilir
ya da karın ağrısının nedeni olabilecek hastalık bulguları görülebilir.
Fizik incelemede hastanın vital bulguları kaydedilmelidir.
Ateşin, karın ağrısı nedenini açıklamada değeri fazla değildir.
Apandisitte perforasyon öncesinde ateş subfebrildir. 38°C üzerindeki ateş
perforasyon lehinedir. Bu nedenle çok kısa sürede yükselen ateş akut
apandisit tanısından uzaklaştırabilir. Hastalarda hipertansiyon varsa HÜS
(Hemolitik Üremik Sendrom) veya Henoch-Schonlein purpurası hatırlanmalıdır.
Hastanın genel durumu değerlendirilmelidir. Hasta karnını
hareket ettirmekten kaçınıyorsa, diyafragmatik solunum yapmıyorsa periton
irritasyonu olasılığı düşünülmelidir.
Deri incelemesinde eritema marginatum görülerek ARF (Akut
romatizmal ateş) tanınabilir. Henoch-Schonlein purpurasında alt ekstremitede
purpurik döküntüler görülebilir. Eritema nodosum ve piyoderma gangrenosum
enflamatuvar barsak hastalığını düşündürebilir. Distal ekstremitelerde
deskuamasyon ve lenf adenopati Kawasaki hastalığını, fotodermatit porfiriyi
akla getirmelidir. Sarılık olup olmadığına özellikle bakılmalıdır.
Solunum ve dolaşım sistemleri dikkatle incelenmelidir. Sağ
alt lob pnömonisi ile sağ alt kadrandaki karın ağrısı açıklanabilir.
Kalpte duyulacak üfürüm karın ağrısının akut romatizmal ateşe bağlı
olduğunu gösterebilir.
Hastalarda karın incelemesine özel bir önem verilmelidir.
Distansiyon varlığı gastrointestinal tıkanmayı düşündürür. Karın ön
duvarında venöz dolgunluk, barsak anslarının belirginliği araştırılmalıdır.
Palpasyon ile hassasiyet, defans gibi peritoneal irritasyon bulguları,
hepatomegali, splenomegali, kitle araştırılmalıdır. Oskültasyonda barsak
seslerinin duyulamaması paralitik tınlayıcı karakterde olması ise mekanik
ileusu düşündürmelidir.
Karın muayenesinde inguinal bölgeler dikkatle incelenmeli,
inkansere herni, inmemiş testis torsiyonu araştırılmalıdır.
Ekstremitelerin muayenesi romatizmal hastalıklar konusunda
bulgu verebilir. Hastalarda rektal tuşe sona bırakılmalıdır. Tuşe ile
pelvik hassasiyet, pelvik yapılar ve kitleler değerlendirilmelidir.
LABORATUVAR İNCELEMELERİ
Karın ağrılı her hastada kan sayımı yapılmalıdır. Lökositoz;
nekrotik doku varlığı, abse veya sistemik enfeksiyonlarla ilgili olabilir.
Periferik yaymada Sickle Cell, HÜS(Hemolitik üremik sendrom)'ün ipuçları
bulunabilir.
Bazan intestinal parazitler ( Giardia, kılkurdu v.s.) karın
ağrısına neden olurlar. Karın ağrısı şikayeti olan tüm çocuklarda
incelemenin bir parçası olarak dışkıda parazit ve yumurtaları araştırılmalıdırv.
Yine her hastada yapılması gereken bir diğer tetkik idrar
analizidir. Bakteriüri ve piyüri üriner sistem enfeksiyonunu gösterir.
Hematuri ürolitiyazis ile ilişkili olabilir. Hematüri ve proteinüri HÜS
(Hemolitik üremik sendrom) veya HSP (Henoch Schoenlein Purpurası)'na bağlı
olabilir. Kırmızımtırak idrar porfiriayı akla getirmelidir.
Sedimantasyon; nonspesifik enfeksiyon, kollajen hastalıklar,
malignitelerde yükselir. Elektrolitler, karaciğer fonksiyon testleri, RFT
(Renal fonksiyon testleri), kan şekeri, gaita mikroskopisi ve GGK(Gaitada gizli
kan) bakılmalıdır.
Ayakta ve yatarak karın grafılerinde; gastrointestinal
sistemde hava sıvı dağılımları, diyafragma altında serbest hava
incelenmelidir. Yatarak karın grafısi ile kalsifıkasyonlar, barsakların
kitle nedeniyle yer değiştirmeleri, asit varlığı daha belirgin olarak tanınabilir.
Akciğer grafısi ile pnömonik infiltrasyonlar görülebilir.
Ultrasonografide üriner sistem ve safra taşları,
invaginasyon, karın içi apseler, hematom ve kitleler görü-lebilir, pankreas
değerlendirilebilir.
Klinik bulgulara göre IVP, özofagus, mide, duodenum ve
kolon tetkikleri, CT, sintigrafıler, venografı ve arteriografıler seçilmiş
hastalarda uygulanmalıdır.
Akut karın ağrısı olan bir çocukta, acilen altta yatan
patolojinin acil cerrahi girişim gerektirip gerektirmediği saptanmalıdır. Önceden
herhangi bir yakınması bulunmayan çocukta 6 saati geçen akut karın ağrısı
genellikle cerrahi girişimi gerektirebilir. Kusma, özellikle de safralı ve
fekaloid ise, ani gelişen abdominal distansiyon, barsak seslerinin yokluğu
veya tınlayıcı karakterde olması, defans, rijidite, reaksiyonel hassasiyet
gibi peritonit işaretlerinin bulunması cerrahi girişimin gerekliliğini düşündürür:
Yangısal barsak hastalığı, helikobakter gastriti ve
peptik ülser genellikle tanılarını ortaya koymaya yetecek bir
semptomatolojiye sahiptirler. Ancak hasta bazen başlangıçta nonspesifik karın
ağrısı dışında başka belirtilere sahip olmayabilir. Tam kan sayımı,
sedimantasyon hızı, H.bakter antibody testi ve gaita testi bu hastalıkların
ayırıcı tanısında yardımcı olabilir. Çocuk anemik ise, artmış retikülosit
sayımı ve sedimantasyon hızı, pozitif gaita testi ve H.bakter antikoruna
sahip ise radyolojik ve endoskopik incelemeler yapılmalıdır.
TANI KONANA KADAR YAPILMASI GEREKENLER(17)
Ağrının nedeni anlaşılamadığında Rapopert ve
Leichtner’in önerilerine uyulabilir:
Hastanın durumu, elde edilen veriler ve bu bağlamda düşünülenler;
aile ve çocuğa anlaşılacağı açıklıkta anlatılmalı ve karşılıklı güven
ortamı oluşturulmalıdır.
Tehlike işareti olabilecek bulguların aile tarafından
zamanında anlaşılması ve hekime haber verilmesi için gerekli bilgi verilip
uyarıda bulunulmalıdır.
Kesin tanıyı koymadan hastayı ve ailesini etkileyecek
etiketlemeden kaçınılmalıdır.
Ağrıların arasındaki sağlıklı zamanlarda aktivite teşvik
edilmelidir.
Çocuk içine kapanmaya başlarsa psikolojik danışmana
gitmesi sağlanmalıdır.
Hastanın günlük izlemesi yapılmalı, hastanın ziyareti için
program hazırlanmalıdır.
Hasta ile devamlı bağlantıda olarak, yalnız kalmayacakları,
her an yardımlarına koşulacağı güvencesini verecek davranışlarda
bulunulmalı, gerektiğinde derhal yardımlarına koşulmalıdır.
Tedaviye alınan yanıta güvenerek tanıya varılmamalıdır.
Konsültasyon yaklaşımlarına açık olunmalı, önerilere
olumlu yaklaşılmalıdır.
KAYNAKLAR
- Kayhan Esener Z.: Ağrı, Pediatrik anestezi,Feryal Matbaacılık Ltd. Şti.
1995. 511-530.
- Borsook D., LeBel A.A., McPeek B.:The Massachusetts General Hospital
Handbook of Pain Management, Little, Brown and Company, Boston, New York,
Toronto, London, 1996: 32, 312.
- Ulsben M.: Clinical manifestation of gastrointestinal disease. In: Nelson
Textbook of Pediatrics, edts.Behrman, Kliegman, Arvin,W.B. Saunders Company,
Philadelphia, London, Toronto, Sydney, Tokyo, 1996 1031-7
- Hamilton A.B., Zeltzer L.K. : Visceral pain in infants, J Pediatr 1994;125:S
95-102
- McMahon, SB, Dmitrieva, N, Koltzenburg, M.: Inflamatory and neurogenic pain:
New molecules, new mechanisms, Br. J. Anaesth. 1995; 75: 125-131
- Klish W.J. : Chronic recurrent abdominal pain, in: Oski’s Pediatrics,
Principles and Practice, Third Editions, edts.: JA McMillan, CD DeAngelis, RD
Feigin, JB Warshaw. Lippincott Williams & Wilkins,
Philadelphia,Baltimore,New York, London, 1999;1685-86.
- Desparmet-Sheriden J.F. : Pain in children, In: Practical Management of
Pain, Second Edition, Edt. P.P. Raj, Mosby Year Book Inc. St. Louis, 1992,
353-354.
- Tunnessen W.W.: Signs and Symptoms in Pediatrics, Çev. F. Büyükaşık, Y.
Ersoy, T. Canseven, Fil Yayınevi, İstanbul, 1986, 250-3.
- Barr R.G.: Pain in children, in:Teksbook of Pain, Second Edition, Edts. P.D.
Wall, Ronald Melzack, Churchill-Livingstone1989: 568-588.
- Stringel G.,Berezin S:H:, Bostwick H.E., Halata M.S.: Laparoskopy in the
management of children with chronic recurrent abdominal pain, JSLS 3(3):215-9,
1999
- Schuler A., Dirks K., Claussnitzer R., Blank W., Braun B. : Ligamentum
arcuatum syndrome: Color doppler ultrasound diagnosis in abdominal pain of
unknown origin in young patients, Ultraschall Med 1998; 19(4):157-63
- Akın R.: Çocuk karın ağrıları, Seminer notu, GATA Çocuk Sağlığı
ve Hastalıkları AD. 1999
- Tunnessen W.W.: Signs and Symptoms in Pediatrics, Çev. F. Büyükaşık, Y.
Ersoy, T. Canseven, Fil Yayınevi, İstanbul, 1986, 307-15.
- Ditz H.C., Oski F.A.: Presenting signs and symptoms, in:Principles and
Practice of Pediatrics, edt.F.A. Oski, J.B.Lippincott Company, Philadelphia,
Pennsylvania, 1990: 2023-53.
- Dumont R.C., Caniano D.A.: Hypokinetic gallbladder disease: A cause of
chronic abdominal pain in children and adolescents, J pediatr Surg 34:
858-62,1999
- Biller J.A.: Recurrent Abdominal Pain, in:Current Pediatric Therapy 12.
edition, edts. S. Gellis, B.M. Kagan W.B. Saunders Company, Philadeyphia,
London, Toronto, Tokyo 1986, 193-4.
- Pearl M.G., Irish M.S., Glick P.L.: The Approach to Common Abdominal
Diagnoses in Infants and Children: Part II, Pediatrics Clinics of North
America, 45;6:1287-1326,1998.
|