|
|
| |
|
 |
| |
|
|
| |
| |
- Prof.Dr.Mustafa Gönüllü
- Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi
Anesteziyoloji Anabilim Dalı
Cerrahi girişim sırasında ya da perioperatif dönemde oluşabilecek
ağrılı uyarılar sinir sisteminde bazı değişikliklere yol açarak
postoperatif ağrı oluşumunun artması üzerine etkisi olduğu bilinmektedir.
Postoperatif dönemde ağrının üstesinden gelmek, hala önemli sorunlarımızdan
birisini oluşturmaktadır. Çünkü postoperatif dönemde sağlanacak iyi bir
analjezi, sadece komplikasyonları azaltmakla kalmayıp aynı zamanda hızlı
iyileşmeyi de sağlamaktadır.
Ancak çocuk cerrahisinde analjezi denildiğinde sadece
postoperatif dönem ve bu dönemde yapılacak girişimler düşünülmemelidir.
Günümüz anestezi uygulamalarında postoperatif ağrının kontrol altına alınması
gerekliyse buna yönelik girişimlere preoperatif dönemden başlanması öngörülmektedir.
Postoperatif ağrının preoperatif dönemden başlayarak
kontrol altına alınabileceği fikri yani “Preemptif Analjezi” kavramı
Crile tarafından ilk defa 1913 yılında ele alınmıştır. Crile genel
anestezi uygulanan hastalarda, ağrılı uyaranlardan korunmak için rejyonel
blok uygulanabileceğini öneriyordu. Nedeni ise genel anestezi sırasında
yeterince üstesinden gelinemeyen ağrıların santral sinir sisteminde değişikliklere
yol açarak ağrıya neden olabileceğiydi(1).
Doku hasarına bağlı oluşan uyarılar sinir sisteminde iki
farklı yanıt oluştururlar. Bunlar; afferent terminallerdeki reseptörlerin eşik
değerlerinde azalma (periferal sensitizasyon) ve spinal nöronların
eksitabilitesindeki aktiviteye bağlı artış (santral sensitizasyon) şeklindedir.
Duyarlılıkta artış ve algılama alanının genişlemesi olarak da tanımlanan
hiperaljezi, yetersiz ağrı kontrolünün bir bulgusudur. Doku hasarı ile hem
hasar bölgesinde hem de sağlam çevre dokuda hiperaljezi meydana gelir. Bunun
sonucunda ağrı eşiği düşer, eşik üstü uyarılara yanıt artar ve
spontan aktivite görülür.
Dokulardaki hasar (yaralanma) sonrası ortaya çıkan
hiperaljezide santral mekanizmaların varlığının 1983 yılında Wolf tarafından
deneysel olarak kanıtlamasına kadar preemptif analjezi konusunda önemli gelişme
görülmemektedir. Bu tarihlerde özellikle Wolf ve Wall’un deneysel çalışmalarında
C liflerinin elektriksel uyarılmaları öncesi ve sonrası verilen opioidlerin,
m.spinalis dorsal boynuz nöronlarındaki eksitabilite üzerine yaptıkları
farklı etkiler saptanmıştır(2,3). Bu çalışmalara dayanarak
Wall, çalışmasında, cerrahi öncesi uygulanan antinosiseptif tedavi ile
santral hipersensitizasyon oluşumunun engelleyebileceğini savunmuştur(3).
Santral hipersensitizasyon ve preemptif analjezi konusuna
girmeden fizyolojik ve klinik ağrı kavramlarına değinmek yerinde olacaktır.
Fizyolojik ağrı: Ağrılı uyaranlarla ortaya çıkan, iyi
lokalize ve geçicidir. İnce Ad ve C lifleri ile iletilirler.
Klinik ağrı: Periferik doku hasarı sırasında ortaya çıkan
inflamatuar ağrı ve sinir sisteminde hasar nedeniyle ortaya çıkan nöropatik
ağrı olmak üzere ikiye ayrılır.
Klinik ağrıyı, fizyolojik ağrıdan ayıran fark patolojik
hipersensitivitenin bulunmasıdır. Yani, klinik ağrıda sensitivite değişikliği
vardır. Sensitivite değişikliğinden yukarıda da söz edildiği üzere iki
mekanizma sorumlu tutulur: a. Periferik sensitizasyon (primer duysal nöronlardaki
sensitivite artışıdır),
b. Santral sensitizasyon (tekrarlayıcı nosiseptif afferent
impulsların m.spinalis arka boynuz nöronlarında yaptığı eksitabilite değişikliği
nedeniyle oluşur).
Santral ve periferik sensitizasyonlar arasındaki fark ise,
periferik sensitizasyonda düşük yoğunluktaki stimulusların Ad ve C
liflerindeki nosiseptörlerdeki duyarlılık artışı ve buna bağlı olarak ağrının
aşırı duyarlılık oluşturması söz konusudur. Santral sensitizasyonda ise
Ab liflerinin santral sinir sistemindeki değişikliklere bağlı olarak ağrı
duyusu oluşturmaya başlaması vardır.
Klinik ağrının yorumlanmasında santral sensitizasyonun önemli
rolü bulunmaktadır. Bu yüzden klinik ağrının ortadan kaldırılması için
hipersensitivitenin ortadan kaldırılması gerekecektir. Bu yüzden
perioperatif dönemden başlamak üzere santral sensitizasyon oluşumuna engel
olunması gerekmektedir. Bu amaçla değişik preemptif analjezi modelleri
denenmektedir.
Santral sensitizasyonun hücresel boyutuna, kısaca bakacak
olursak: Ad ve C liflerinin uyarılması, presinaptik uctan taşikininler (P
maddesi ve nörokinin A) ve glutamatın salınımına ve yavaş sinaptik
potansiyellerin oluşmasına yol açar. Düşük frekanslı ve tekrarlayan türde
nosiseptif uyarılar mevcutsa bu yavaş potansiyellerin sumasyonu söz konusu
olmaktadır ve bunun sonucu dorsal boynuz nöronlarında uzun süreli,
progressif olarak artan depolarizasyon ortaya çıkmaktadır. Sonuçta, birkaç
saniyelik C lifleri uyarısının dorsal boynuz nöronlarında birkaç dakikalık
depolarizasyona yol açması söz konusu olmaktadır. Bu durum Glutamat’ın
NMDA reseptörlerini, Taşikinin’lerin ise taşikinin reseptörlerini
uyarmalarıyla olmaktadır(4,5,6), (Şekil-1).
NMDA ve taşikinin reseptör antagonistleri kullanıldığında,
santral sensitizasyonun önüne geçilebilir mi? diye soru akla gelebilir.
1992’de Dubner ve arkadaşları deneysel hayvan çalışmalarında bu durumun
olacağını göstermişlerdir(7).
NMDA reseptör antagonistlerinden bazıları (MK801,
LY274614, CGS19755) belirgin psikomimetik ve potansiyel nörotoksik etkileri
nedeniyle klinikte kullanılmamaktadır. Ketamin ve dekstrometorfan gibi
non-kompotetif antagonistlerinin kli-nikte opioidlere ek olarak ağrı
tedavisinde kullanılabileceği düşünülmektedir(6,7,8).
Deneysel çalışmalarda, elektriksel uyarı ya da kimyasal
uyarı gibi uyarının türü, cilde ya da kas lifine yapılması gibi uyarının
yapıldığı yer ya da uyarının süresi gibi pek çok faktörün, santral
sensitizasyon süresinin farklı çıkması üzerine etkili oldukları saptanmıştır.
Hele cerrahi uyarıların, santral sensitizasyon üzerindeki etkisi düşünülecek
olursa bu faktörleri çok daha fazla çeşitlendirmemiz gerekecektir. Bu yüzden
santral sensitizasyonu, ne miktardaki uyarının başlatabileceği,
sensitizasyonun ne kadar süreceği, daha yoğun uyarılardaki etkinin nasıl
olacağı konularında henüz bir açıklık bulunmamaktadır.
Buraya kadarki bilgilerimizden bir sonuca varmak istersek:
Santral sensitizasyon oluştuktan sonra yapılacak ağrı tedavilerinin santral
değişiklikleri hemen ortadan kaldırması beklenmemelidir. Preemtif analjezi
kavramından ise; postoperatif ağrıda katkısı bulunan santral
hipersensitivitenin oluşmasını önlemeye yönelik antinosiseptif tedavi şekli,
anlaşılmalıdır(3,6,7,8,9,10).
Preemptif analjezide kullanılan ilaçlar: Opioidler (morfin,
fentanyl, meperidin), Lokal anestezikler (lidokain, bupivakain) ve nonsteroid
antiinflamatuar (NSAİ) (indometazin, diklofenak, diflunisal, parasetamol,
ibuprofen, tenoksikam, tramadol) ilaçlardır. Bu ilaçlar lokal, spinal,
epidural, sistemik ya da bunların kombinasyonu şeklinde uygulanabilir.
Preemtif etkinin değerlendi-rilmesinde: Visual Analog Pain
Scale (VAS), Postoperatif total analjezik tüketimi ve İlk analjezik ilaç
talep etme süresi gibi kriterler kullanıl-maktadır. Pediyatrik gruplarda ise
farklı olarak The Faces Pain Scala (FSP), Children’s Hospital of Eastern
Ontario Pain Scale (CHEOPS) ya da Modified Pediatric Objective Pain Scale
(MPOPS) seçilmiştir.
Tablo-1 incelendiğinde preemptif analjezi ile ilgili birçok
çalışmanın sonuçları çelişkili gibi görülmekte ve preemptif etkinin
her zaman elde edilmediği gözlenmektedir(10,11). Preemptif analjezi
denildiğinde “Postoperatif dönemde oluşacak ağrının azaltılması için
preoperatif dönemde uygulanan antinosiseptif tedavi değil, santral
hipereksitabilitenin önlenmesine yönelik tedavi”anlaşıldığında, bu çelişkili
sonuçlar daha iyi yorumlanacaktır(6,7,8,9,10,11). Çelişkili gibi
görülen sonuçların değerlendirilmesinde şu noktaların da göz önüne alınması
gerekmektedir:
- Preemptif analjezi çalışmalarında hem kontrol ve hem de çalışma
grubunun anestezi indüksiyonunda ve anestezilerinin idamelerinde
narkotikler kullanılmaktadır
- Opiadların santral hipereksitabiliteye engel olan dozları tam
bilinmemektedir.
- Çalışma ve kontrol gruplarında kullanılan azot protoksit’in de
preemptif analjezik etkileri söz konusudur.
- Erken postoperatif dönemde kontrol grubu hastalara da antinosiseptif
tedavi etik olarak uygulanmaktadır.
- Preemptif analjezi ile ilgili çalışmaların pek çoğunda PCA yöntemleri
kullanılmıştır. Postoperatif ağrının değerlendirilmesinde ağrı yoğunluğu
ile opioid tüketimi arasındaki oran güvenilir olmayabilir. Hastadaki
mood, anksiyete ve iyileşme beklentisi gibi farklılıklar analjezi kullanımında
etkili olabilir.
Bütün bu nedenlerle preemptif analjezi çalışmalarında
kontrol ve çalışma grubu arasında anlamlı fark bulunamaması sonucunu doğurmaktadır.
Sonuç olarak: Preemptif analjezi uygulamalarında, tedavinin
sadece insizyondan önce yapılması yeterli değildir. Şiddetli noksiyöz uyarıların
cerrahi işlem sonrasında da doku hasarına bağlı olarak salınan kimyasal
maddeler nedeniyle de oluşacağı ve buna bağlı santral sensitizasyon gelişeceği
söz konusudur. Bu yüzden noksiyöz uyarıların etkili bir şekilde blokajına
cerrahi girişimden önce başlanılmalı, perioperatif ve postoperatif dönemde
sürdürülmelidir.
Ancak preemptif analjezi konusunda henüz sınırlı ve
birbirleriyle çelişen çalışmalar bulunsa da, gelecekte uzun süreli genişletilmiş
klinik çalışma sonuçları ile preemptif analjezinin önemi daha belirgin
olarak ortaya konabilecektir.
Tablo –1: Farklı çalışmalarda elde edilen preemptif
analjezi etkinliği
| Çalışan |
Çalışma Bilgileri |
İlaç, Yöntem |
Premedikasyon |
Genel
Anestezi
|
Preemptif
Analjezik
Etki
|
| Ejlersen ve ark.
1992
|
İngüinal herni onarımı.
n=37, R
|
Lidokain
Lokal infiltrasyon
|
Diazepam |
N2O
İzofluran
|
VAR
|
| Dierking ve ark.
1992
|
İngüinal herni onarımı.
n=32, ÇK, R
|
Lidokain
Lokal infiltrasyon
|
Diazepam |
N2O
Alfentanil
|
YOK
|
| Turner ve ark.
1992
|
Apendektomi
n=90, ÇK, R
|
Lidokain
Lokal infiltrasyon
|
Opioid, diğer analjezik |
N2O,
Volatil ajanlar
Alfentanil
|
YOK
|
| Orntoft ve ark.
1994
|
Tonsillektomi
n=35, ÇK, R
|
Bupivakain
Lokal infiltrasyon
|
Diazepam |
N2O
İzofluran
|
YOK
|
| Victory ve ark.
1995
|
Histerektomi
n=56, ÇK, R
|
Bupivakain
Lokal infiltrasyon
|
Diazepam
Sulfentanyl
|
N2O
İzofluran
|
YOK
|
| Pryle ve ark
1992
|
Ab. histerektomi myomektomi
n=36, ÇK, R
|
Bupivakain Epidural blok |
Morfin |
N2O
İzofluran
|
YOK
|
| Holthusen ve ark.
1994
|
Sünnet
n=25, ÇK, R
|
Lidokain
Kaudal blok
|
Midazolam |
N2O
Halotan
|
YOK
|
| Katz ve ark.
1994
|
Alt karın oper.
n=42, ÇK, R
|
Bupivakain
Epidural
|
Midazolam |
N2O
İzofluran
|
VAR
|
| Nakumara ve ark.
1994
|
Histerektomi
n=90, ÇK, R
|
Mepivakain
Epidural
|
Diazepam |
N2O
Sevofluran
|
VAR
|
| Dahl ve ark.
1994
|
Diz eklemi cerr.
n=30, ÇK, R
|
Bupivakain, Morfin
Epidural
|
Diazepam |
N2O,
Enfluran
Fentanil
|
YOK
|
| Katz ve ark.
1992
|
Torakotomi
n=30, CK, R
|
Fentanil
Epidural
|
Diazepam |
N2O
İzofluran
|
VAR
|
| Fletcher ve ark.
1995
|
Kalça replasmanı
n=60, ÇK, R
|
NSAİİ
Keterolak, İntravenöz
|
Hydroxyzine |
N2O,
Fentanil
İzofluran
|
VAR
|
| Bünemann ve ark.
1994
|
Outpatient, Ortoped. diz cer.
n=180, ÇK, R
|
NSAİİ
naproxen
|
Yok |
O2,
Fentanil
Propofol
|
VAR
(1. saat)
|
| Pjevic ve ark.
1998
|
Lap. Kolesist.
n=30, ÇK, R
|
Pethidin |
Yok |
N2O
İzofluran
|
YOK
|
| Mather ve ark.
2000
|
Deneysel koyun modeli |
Ketorolak, fentanil
İntravenöz
|
Yok |
|
YOK
|
| Aida ve ark. |
Ortopedik oper.
n=30, ÇK, R
|
Morfin
Epidural
|
Yok |
|
VAR
|
| Ateş ve ark.
1998
|
Pediatrik, Şaşılık
N=30, ÇK, R
|
Bupivakain
Retrobulber blok
|
Yok |
|
YOK
|
| Kundra ve ark.
1998
|
Herniorafi
n=60, ÇK, R
|
Bupivakain Morfin Kaudal blok |
Yok |
N2O
İzofluran
|
VAR
|
| Rose ve ark.
1999
|
Adeno-tonsillektomi
n=57, ÇK, R
|
Dekstro-metorphan
Peroral
|
Dekstro-metorphan
Peroral
|
N2O
Dezfluran
|
YOK
|
| Chiaretti ve ark.
2000
|
Pediatrik, Nöroşirürji
n=42, ÇK, R
|
Tramadol
Fentanil
|
Yok |
N2O
İzofluran
|
VAR
|
| Altıntaş ve ark
2000
|
Pediatrik (1-11y.) Önkol cer.
n=49, ÇK, R
|
Bupivakain
aksiller blok
|
Yok |
|
YOK
|
KAYNAKLAR
Crile GW: The kinetic theory of shock and its prevention
through anociassociation (shockless operation). Lancet, 185:716, 1913.
Woolf CJ: Evidence for a central component of postinjury pain
hypersensitivity. Nature, 306:686-688, 1983.
Wall PD: The prevention of postoperative pain. Pain,
33:289-290, 1988.
Kissin I: Preemptive analgesia. Why its effect is not always
obvious. Anesthesiology, 84:1015-1019, 1996.
Plesan A, Hedman U, Xu JX, Wiessen Z: Comparison of ketamine
and dextromethorphan in potentiating the antinociceptive effect of morphine in
rats. Anesth Analg, 86:825-829, 1998.
Baykara N: Santral sensitizasyon ve preemptiv analjezi.
Sendrom, 12(2):69-75,2000.
Dubner R, Ruda MA: Activity-dependent neuronal plasticity
following tissue injurjand inflamation. Trends Neurosci, 15:96-102, 1992.
Özyalçın S: Preemptif analjezi. Ağrı Dergisi,
7(2):5-10,1995.
Barış S, Sarıhasan B, Tür A: Preemptif analjezi:
postoperatif ağrı tedavisindeki yeri. Sendrom, 11(1):110-113, 1999.
Sungurtekin H, Serin S, Gürses E, Gönüllü M: Preemptif
piroksikam analjezisinin laparoskopik batın cerrahisindeki etkinliği. Türk
Anest Rean Cem Mecmuası, 27:38-41, 1999.
Niv D: Intraoperative treatment of postoperative pain. IAPS
Refresher Course on Pain Management. 8.th World Congress on Pain, 1996.
|