|
Doç.Dr.Erkan Tomatır
Pamukkale Üniversitesi Tıp
Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı
Tıptaki teknolojik ve
farmakolojik ilerlemeler, anestezi uygulamalarının kapsamını ve ortamlarını da
değişime zorlamaktadır. Ameliyathane dışında yapılan ve hızla yaygınlaşan çok
sayıda yeni tanısal ve girişimsel yaklaşım için anestezi istemleri giderek
artmaktadır. Bu alan, “yeni sorunlar ve yeni fırsatlar” içermektedir(1).
Ameliyathane dışı
anestezide sık karşılaşılan sorunlar aşağıda sıralanmıştır (2).
- Mekandan kaynaklanan fiziksel sorunlar
(dar, az ışıklı, soğuk)
- Genellikle eski, iyi tanınmayan ya da
eksik anestezi araç-gereci
- Girişimin ve anestezinin gereksinimleri
arasındaki çelişkiler
- Anestezik bakım yönünden daha az
deneyimli personel ile çalışma zorunluluğu
- Acil yardım gerektiğinde merkezden uzak
olunması
- Yalnızca komplike hastalarda
anesteziyolojist çağrılması
- Girişim ameliyathanede yapılmadığı için
anestezi riskinin küçük sanılması
- Derlenme döneminde izleme zorlukları
Cerrahi dışı tanısal ve
terapötik işlemlerin çoğunda sedasyon ve analjezi uygulamaları anesteziyolojist
olmayan kişilerce yapılmakta, yalnızca komplike hastalarda ya da derin sedasyon
ve genel anestezi gereksinimi olduğunda anesteziyolojist çağrılmaktadır. Hasta
güvenliği yönünden, anesteziyolojist olmayan kişilerce yapılan bu uygulamalara
bir standart getirebilmek amacı ile Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de
“sedasyon ve analjezi kılavuzları” yayınlanmıştır(2,3).
Cerrahi dışı anestezi
uygulamalarında güvenliğin ön koşulu; hastanın tıbbi durumunu önceden
değerlendirmek, yapılacak girişimin özelliklerini bilmek ve ekipman
gereksinimini ameliyathane içindeki anestezi yaklaşımı ile eşdeğer görmektir.
Ameliyathanedeki ile aynı kalitede klinik bakım ve izlem koşullarını sağlamak
için; bir yandan özel tasarımlı, daha küçük anestezi ve izlem cihazlarına, diğer
yandan da morbiditesi daha az ve hızlı derlenmeye olanak sağlayan farmakolojik
ajanlara yönelim vardır(1).
Hastanın ve yapılacak
işlemin özelliklerine göre anestezi uygulamaları; monitörize hasta bakımı
temelinde yüzeyel sedasyon, derin sedasyon ya da genel anestezi şeklindedir.
İntravenöz anesteziklerin geniş kullanım alanı bulduğu bu uygulamalarda genel
ilke; standart izlem ve resüsitasyon olanaklarının varlığında, ilaçların yavaş
ve titre edilerek verilmesidir.
RADYOLOJİK İŞLEMLER
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)
İyonizan radyasyon
içermeyen, multipl planda görüntü verebilen ve tanısal amaçla giderek daha
yaygın kullanılan bir yöntemdir. İnceleme süresinin uzun sürebilmesi, çoğu MRG
cihazında hastanın dar bir tünele girme zorunluluğu, cihazın çalışması sırasında
oluşan gürültü ve özellikle de görüntü kalitesinin hastanın hareketsizliği ile
yakından ilişkili olması, çoğu çocuk olmak üzere kooperasyon güçlüğü
çekilen hastalarda derin sedasyon ya da genel anestezi gereksinimini kaçınılmaz
kılmaktadır(3).
Anestezi yönünden
sorunlar; güçlü manyetik ortam içinde manyetik metal içeren anestezi cihazı,
aspiratör, monitör ve diğer malzemelerin kullanılamaması, uzun ve manyetik
olmayan bağlantı hatlarıyla cihaz ve monitörlerin magnet odası dışına
yerleştirilme ya da MRG cihazı için özel olarak üretilen ekipman kullanılma
zorunluluğu ve olası bir komplikasyonda hastaya müdahale
etme güçlüğü olarak sıralanabilir(4,5).
Manyetik rezonans
görüntüleme sırasında hastaların hareket etmesini önleme amacına yönelik
anestezi seçiminde aranan özellikler; spontan solunuma engel olmadan yeterli
oksijenasyona izin vermesi, anestezik ilaç konsantrasyonunun ayarlanabilmesi,
indüksiyon ve derlenmenin hızlı olması, bulantı, kusma, boğaz ağrısı ve disfori
gibi yan etkilerin bulunmaması ve özel MRG uyumlu ekipman gereksiniminin minimum
olmasıdır(6,7).
Oral yolla kloral
hidrat, rektal yolla metoheksital, nazal ya da intramüsküler yolla midazolam ve
ketamin uygulamalarında; etkinin başlama süresi ve anestezi derinliğinin kesin
olarak öngörülememesi ve derlenme süresinin uzunluğu önemli dezavantajlardır.
İnhalasyon anestezisi ise havayoluna travma olasılığı taşıyan laringeal maske ya
da trakeal entübasyon girişimi yanısıra kas gevşetici kullanımı ya da daha derin
bir anestezi ve tercihen MRG uyumlu bir anestezi cihazı gerektirmekte ve atık
gazların uzaklaştırılması sorun olmaktadır(6,7).
Propofol; etkisinin
hızlı başlaması, hızla inaktif metabolitlere yıkılması, derlenmesinin çok hızlı
ve kaliteli olması, bulantı ve kusmaya yol açmaması gibi nedenlerle sürekli
infüzyona en uygun ajan olarak total intravenöz anestezinin hipnotik
komponentinde temel ilaç haline gelmiş ve kısa süreli anestezi gerektiren
tanısal ve terapötik işlemler için yaygın kullanım alanı bulmuştur(8,9).
Çocuklarda propofol kullanımı, başlangıçta damaryolu açma güçlüğü ve enjeksiyon
sırasındaki ağrı nedeniyle çok daha sınırlı kalmasına karşın, özellikle üstün
derlenme özellikleri nedeniyle günübirlik olgularda daha fazla tercih edilir
duruma gelmiştir. Çocuklarda erişkine göre eşdeğer propofol dozlarının, santral
kompartman volümünün daha geniş olması nedeniyle indüksiyonda % 50 ve idamede %
25 daha yüksek olduğu saptanmıştır(10-12).
Frankville ve ark.(6)
MRG sırasında çocukların hareket etmesini önlemek için halotanla indüksiyon
sonrasında 2 mg/kg iv. yükleme dozu ve ardından 100 mg/kg/dk infüzyon şeklinde
propofol uygulamasını önermişler ve bilgisayarlı tomografi için 25 mg/kg/dk
olarak bildirilen infüzyon dozuna(9,13) göre daha yüksek olan
gereksinimi MRG sırasındaki gürültü ile açıklamışlardır. İnhalasyon indüksiyonu
uygulanmayan ve doğrudan iv. propofol ile başlanan çalışmalarda propofol yükleme
dozu 2-3 mg/kg dozları arasında verilmiştir(11-12).
Propofolün, sistemik
vasküler direnci düşürerek hipotansiyona ve solunum merkezinin CO2’e
duyarlılığını azaltarak apneye yol açabildiği bilinmektedir(14).
Erişkinin cerrahi anestezisinde, propofole subhipnotik dozda ketamin
eklenmesiyle hipotansiyonun önlenebildiği gösterilmiştir(15,16).
Ketaminin etki mekanizması, N-metil-D-aspartat (NMDA) reseptörlerine
nonkompetetif antagonist etkisi gösterildikten sonra daha iyi anlaşılmıştır.
Eski bilgilerden farklı olarak; normokarbi ve stabil kan basıncı koşullarında
kafa-içi basıncını önemli derecede artırmadığı ve yüksek dozlarda daha belirgin
olmak üzere nöroprotektif özellik taşıdığı da gösterilmiştir(17).
Kruger(18), propofol-ketamin kombinasyonun daha fazla dikkate
alınması gerektiği görüşündedir. Sherwin ve ark.(19) ise
benzodiyazepinlerin ketamine bağlı ajitasyonu önlediği sanılarak yaygın
kullanıldığını, bu konuda herhangi bir çalışma olmadığını, oysa kendi yaptıkları
çalışmada böyle bir etki saptamadıklarını ve ajitasyonun çocukların uygulama
öncesi durumlarıyla ilişki bulunduğunu bildirmişlerdir.
Bizim de yukarıdaki
bilgilerden esinlenerek MRG sırasında propofol ile propofol-ketamin
kombinasyonunu karşılaştırdığımız bir çalışmamız oldu. Kırk çocuk hasta üzerinde
yaptığımız çalışmada; indüksiyonda 1,5 mg/kg propofol ve 0,5 mg/kg ketamin
kullanımının ardından 75 mg/kg/dk propofol infüzyonu uygulamasının, indüksiyonda
2,5 mg/kg ve idamede 100 mg/kg/dk dozlarda yalnızca propofol uygulamasına göre
daha stabil bir hemodinami sağladığı ve derlenme hızını ve kalitesini azaltmadan
güvenliği artırdığı kanısına vardık(20).
Bilgisayarlı Tomografi (BT)
Hastanın ilgili anatomik
alanı çevresinde bir X ışınının döndürülmesiyle kesitsel ve iki boyutlu görüntü
oluşturulmaktadır. Her kesit birkaç saniye sürer ve tipik bir taramada
genellikle 20 kadar kesit alınır(2). Spiral BT ve cine BT gibi modern
teknolojilerde 2 sn’den kısa süre içinde kaliteli görüntü elde edilmektedir.
Anestezi istemi, klasik BT için söz konusu olabilir(21).
Anestezi yönünden MRG
ile benzerlik, komplikasyon çıktığında hastaya ulaşma güçlüğüdür. Farklılıklar
ise; ferromanyetik bir ortam olmadığı için ekipman yönünden sorun oluşturmaması,
görüntü kalitesini iyileştirmek amacıyla kontrast madde kullanılabilmesi ve buna
bağlı reaksiyonlarla karşılaşılabilmesi, iyonizan radyasyondan korunma
zorunluluğu(3) ve daha az gürültü nedeniyle daha düşük
sedatif-hipnotik ilaç gereksinimidir(6).
Daha eski,
iyonizan ve hiperozmolar kontrast maddelerin neden olabildiği olumsuz
reaksiyonlar, noniyonizan ve daha düşük ozmolariteye sahip yeni kontrast
maddelerin kullanımı ile azalmıştır. Bu reaksiyonlar genellikle kontrast madde
enjeksiyonunu izleyen 5-10 dk içinde ortaya çıkmaktadır (Tablo I) (2).
Tablo I. Çözünebilir kontrast madde reaksiyonları
|
HAFİF |
ŞİDDETLİ |
YAŞAMI TEHDİT EDİCİ |
|
Bulantı, öğürme |
Kusma |
Glottik ödem,
bronkospazm |
|
Sıcaklık hissi |
Rigor |
Akciğer ödemi |
|
Başağrısı |
Baygınlık hissi |
Yaşamı tehdit edici
aritmiler |
|
Kaşıntılı cilt
kızarıklığı |
Şiddetli ürtiker |
Kalp durması |
|
Hafif ürtiker |
Bronkospazm, dispne |
Konvülziyon / bilinç
kaybı |
|
|
Göğüs ağrısı |
|
|
|
Karın ağrısı / diyare |
|
|
|
Aritmiler |
|
|
|
Böbrek yetmezliği |
|
Ultrason Rehberliğinde Perkütan Doku Tahribi
En fazla primer
karaciğer kanserlerinin tedavisinde deneyim kazanılmış bir yaklaşımdır. Ultrason
ya da BT rehberliğinde karaciğer tümörü içine etanol enjeksiyonu yaygın biçimde
kullanılmaya başlanmıştır. Uygulama 1 haftalık bir periyodda hesaplanan total
absolü alkol dozunun 2-3 seansta bölünmüş dozlar şeklinde ya da total dozun tek
seansta verilmesi şeklindedir. Uygulama ağrılıdır. Bölünmüş düşük dozlar için
sedatif ve analjezikler yeterli olurken, tek seansta yüksek doz için genellikle
genel anestezi ve enjeksiyon sırasında solunum hareketini önlemek amacıyla da
kontrollü solunum gerekli olmaktadır(2,22).
Metastatik karaciğer
tümörlerinin tedavisi için de yine ultrason ya da BT rehberliğinde radyofrekans
termokoagülasyonla 5-10 dk yakma işlemi güncel bir yaklaşımdır ve anestezi
gerektirmektedir(2).
Ultrason rehberliğindeki
bu tür girişimler; kanser tedavisinde açık ameliyatların yerini alabilecek,
devrim niteliğinde bir yöntem olarak görülmektedir. Ultrason, tümör içine
kemoterapötikler ve immünohistokimyasal ajanlar vermek için de rehber olarak
kullanılmaktadır. Ultrason rehberliği, ayrıca; karaciğer ve böbrek kistlerinin,
paratiroid adenomlarının, tiroid nodüllerinin, over kistlerinin ablasyonu ve
çöliyak pleksusun nörolizisi için de kullanılmıştır(2,23).
Girişimsel Nöroradyoloji
Görüntüleme
teknolojisinde ve kateter sistemlerindeki eş zamanlı gelişmeler, çeşitli
serebrovasküler hastalıkların endovasküler tedavisinde hızlı adımlar atılmasını
sağlamıştır. Önceleri etkili tedavisi olmayan pek çok hastalık, artık ya tek
başına girişimsel nöroradyoloji yöntemleriyle ya da birlikte planlanan cerrahi
yöntemlerle tedavi edilebilir duruma gelmiştir(2).
Özellikle
kliplenemeyecek durumdaki serebral anevrizmalar, kompleks A-V malformasyonlar ve
fistüllerde embolizasyon amacıyla, akut inmelerde süperselektif trombolitik ajan
vermek amacıyla kullanımı yaygınlaşmaktadır. Diğer bir uygulama alanı da
ameliyat öncesinde tümör vaskülaritesinin azaltılması ya da tümöre
intraarteriyel kemoterapi verilmesidir(2).
Kateterin hedef noktaya
ilerletilebilmesi için yüksek rezolüsyonlu bir floroskopi ile yüksek hızda bir
dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) birlikte kullanılmaktadır. Süperselektif
mikrokateter içinden kullanılan embolizan ajanlar; ayrılabilir balonlar, ipek
sütür materyali, trombojenik platin bobinler ve kanla temas edince sertleşen
siyanoakrilat olarak sayılabilir(21). Balon kullanılması, kalıcı
oklüzyondan önce nörolojik test yapılmasına olanak sağlar(2).
Girişimsel nöroradyoloji
komplike bir alandır ve doğası gereği önemli düzeyde morbidite riski
taşımaktadır. Hastaların genellikle birkaç saat hareketsiz kalmasına, bazı
kritik aşamalarda nörolojik değerlendirmeye ve kan basıncının yükseltilmesine ya
da düşürülmesine gereksinim duyulmaktadır. Girişimsel nöroradyoloji ünitesi,
anestezi yönünden, bir beyin cerrahisi ameliyathanesi ile benzer donanıma sahip
olmalıdır(24). İnvaziv kan basıncı monitörizasyonu, nöroradyologun
girdiği femoral arterden bir yan bağlantı ile sağlanır. Kontrast madde önemli
miktarlarda kullanıldığı ve ozmotik diüretik etki yaptığı için mesane sondası
koymak gerekir. Hastanın solunum sayısı, nazal oksijen kanülüne bir kapnograf
örnek tüpü bağlanarak izlenir. EKG, puls oksimetre ve ısı monitörize edilir.
Puls oksimetre probunun, femoral arterin kanüle edildiği taraftaki ayak
parmaklarından birine takılması, o bacaktaki olası bir distal tromboembolizmin
erken tanısında yardımcı olur. Titreme, hastanın hareketine ve görüntü
bozulmasına yol açacağı için ısıtıcı aygıtlardan yararlanılır. Tromboembolik
komplikasyonları önlemek için heparinizasyon sık uygulanmaktadır. Başlangıçtaki
ACT değerinin ölçülmesi ve genellikle 60 ü/kg heparinden sonra 1,5-2,2 katı
düzeyinde sürdürülmesi gerekir. Bu amaçla 30 dk’da bir ACT izlemi yapılır(2).
Çoğu zaman reversibl
intravenöz sedasyon yeterli olurken, küçük çocuklar ve koopere olmayan
erişkinlerde genel anestezi zorunlu olur. Sedasyon amacıyla midazolam ve
fentanil sık kullanılmaktadır. Bu hastalar uzun süre sırtüstü pozisyonda
yatacağından, sedasyonla havayolu tıkanıklığına yatkınlıklarının olup
olmadığının önceden değerlendirilmesi önemlidir. Genel anestezi zorunlu
olduğunda, nörolojik durum; EEG, SEP, MEP, transkranial Doppler ultrason ya da
serebral kan akımı ile monitörize edilir. Gerektiğinde acil beyin cerrahisi
koşulları da hazır olmalıdır. Genellikle A-V malformasyon embolizasyonundan önce
besleyici arterde kan akımını azaltmak için kontrollü hipotansiyon, herhangi bir
serebral iskemi durumunda ise başlangıç değerinin % 30-40 kadar yükseğinde
kontrollü hipertansiyon gerekli olur(2).
ENDOSKOPİK İŞLEMLER
Gastrointestinal Sistem (GİS) Endoskopisi
Gastrointestinal
hastalıkların tanı ve tedavisinde endoskopik yaklaşım temel yöntem haline
gelmiştir. Üst GİS endoskopisinde sedasyon gerekip gerekmediği tartışmalı
bir konudur. Sedasyonu savunanlar, hasta konforu ile birlikte amnezinin de
gerekli olduğunu düşünmektedir. Sedasyonsuz girişimi savunanlarsa, girişime
toleransı sağlamada en önemli noktanın ağrı ve öğürmenin önlenmesi olduğu, bunun
da orofaringeal topikal anestezi ile etkili biçimde sağlandığı görüşündedir.
Kolonoskopi, üst GİS endoskopisine göre daha uzun süren ve daha ağrılı bir
girişim olduğu için sedasyon gerektiği konusunda daha fazla görüş birliği vardır(25).
Üst GİS endoskopisinde
10-12 mm çaplı geleneksel endoskoplar yerine ultra ince (5-6 mm) endoskopların
kullanılması ve oral yol yerine nazal yolun tercih edilmesi, görüntü kalitesi ve
tanı doğruluğunu azaltmadan, sedasyon gereksinimini düşürmekte ve
kardiyorespiratuvar yan etkileri de azaltmaktadır(25,26).
Sedasyon ve analjezi
desteği genellikle benzodiazepin ve opioidlerle sağlanmaktadır. Midazolam; hızlı
etki başlangıcı, kısa etki süresi, amnestik özellikleri ve düşük yan etki
profili ile diazepama belirgin üstünlük sağlamıştır. Ancak midazolamın fiyatı
yüksek olduğu için seçenek arayışı gündeme gelmiş ve diyazepamın
emülsifiye edilmiş formülasyonunun da sedasyon kalitesi, derlenme süresi ve daha
az venoirritasyon ile midazolam kadar etkili bulunduğu bildirilmiştir.
Endoskopistler genellikle orofaringeal topikal anestezi ile bilinçli sedasyon
için yalnızca midazolam ya da midazolam ve meperidin kombinasyonu kullanmakta(27)
ve komplike hastalarda anestezi desteği istemektedirler. Propofol ve yeni
opioidlerin anesteziyolog olmayanlarca kullanılması güvenli değildir(28).
Propofol ve alfentanil gibi iki kısa etkili ajanla hasta kontrollü sedo-analjezi
çok doyurucu sonuçlar sağlamıştır(25). Hasta kontrollü sedasyona
sakinleştirici bir müzik eklenmesinin de ilaç gereksinimini azalttığı
bildirilmiştir(29). Kolonoskopide remifentanil kullanımı meperidine
eşdeğer tolerans sağlamış ve taşikardi, hipotansiyon ve bulantı gibi
komplikasyonlar daha az görülmüştür(30). Ancak remifentanilin çok
düşük dozlarda (0,01-0,2 mg/kg) ve yavaş verilmemesi durumunda, derin
hipotansiyona ve solunum depresyonuna yol açabileceğini unutmamak gerekir(31-33).
Pediyatrik endoskopide intravenöz sedasyon biraz tartışmalıdır.
Anesteziyologlardan bazıları çocuklarda propofole dayalı ve yardımcı ilaç olarak
midazolam, fentanil ya da alfentanilin kullanıldığı intravenöz sedasyonu çok
güvenli bulurken(34), bazıları da üst GİS endoskopisinde
intravenöz sedasyonla % 68 oranında desatürasyon ve % 50 oranında aritmi
oluştuğunu belirterek, bundan kaçınmak için genel anestezi ve kontrollü solunumu
daha güvenli bulmaktadır(25).
Endoskopik girişimlere
hem sedasyonla hem de girişimle ilgili komplikasyonlar eşlik edebilir. Gözlenen
komplikasyonların büyük çoğunluğu desatürasyon, aritmiler ve miyokardiyal iskemi
atakları gibi kardiyopulmoner olaylardır. Kardiyopulmonaer yandaş hastalık, ASA
III-IV risk gurubunda bulunmak, acil girişim, girişim sayısının fazla olması ve
işlemin uzun sürmesi, kardiyopulmoner komplikasyon riskini artırmaktadır.
Oksijen desteği verilmeli ve sürekli SaO2, EKG ve kan basıncı izlemi
yapılmalıdır. Miyokardiyal iskemiye neden olabileceğinden, hipoksi ve
taşikardiye izin verilmemelidir(25). Endoskopi sırasında sedasyon
derinliğini ayarlayabilmek ve izlemek için bispectral index (BİS) monitöründen
de yararlanılabilir(28).
Bronkoskopi
Bronkoskopi, hastada
anksiyete ve strese yol açan, bazen de ağrılı, invaziv bir girişimdir. Gerek
hasta konforu ve amnezi, gerekse bronkoskopistin rahat çalışabilmesi için
topikal anestezinin yanısıra sedasyon da gereklidir(35).
İngiltere’deki bir araştırmada, bronkoskopilerde sedasyon amacıyla; % 63
oranında benzodizepin, % 14 oranında opioid ve % 12 oranında da bu ikisinin
kombinasyonunun tercih edildiği ve bronkoskopistlerin yalnızca % 22’sinin bütün
girişimlerinde sürekli EKG ve kan basıncı izlemi yaptıkları ortaya konmuştur(36).
Midazolam sedasyonunun tam bir amnezi sağladığı vurgulanmaktadır(37).
Bronkoskopi, çocuklarda da tanı ve tedavi amacıyla sık kullanılmaya
başlanmıştır. Çocuk bronkoskopisine ilişkin az sayıdaki yayında sedasyon için
ketamin, midazolam-fentanil ya da propofol-remifentanil kombinasyonları
kullananlar olduğu gibi, bu çocuklarda yandaş hastalık ve havayolu yönetimi
güçlüğü nedeniyle inhalasyonla genel anesteziyi savunanlar da vardır(38-40).
Bronkoskopi sırasında karşılaşılabilecek komplikasyonlar; oksijen desatürasyonu,
stridor, öksürük, apne ve burun kanamasıdır.
Kliniğimizde yapılan ve
TARK 2000’de sunduğumuz bir çalışmada; erişkin hastaların tanısal amaçlı
bronkoskopisinde, sedasyon amacıyla; midazolam (0,025 mg/kg), midazolam (0,025
mg/kg)-alfentanil (0,01 mg/kg yükleme ve 0,01 mg/kg/saat infüzyon) ve midazolam
(0,025 mg/kg)-remifentanil (0,025 mg/kg yükleme ve 0,025 mg/kg/saat infüzyon)
kombinasyonları karşılaştırılmıştır. Midazolam-remifentanil grubunda daha fazla
solunum depresyonu görülmüş ve midazolam-alfentanil kombinasyonunun daha güvenli
olduğu kanısına varılmıştır(41).
TAŞ KIRMA İŞLEMİ (ESWL)
1980’de uygulamaya giren
bu yöntem hızla yaygınlaşmış ve üriner taşların tedavisinde % 80 başarı oranıyla
temel yöntem haline gelmiştir. İşlem süresi ortalama 0,5-1 saattir. Safra kesesi
taşlarında ise küçülen taş parçalarının koledok kanalını tıkaması riski
nedeniyle pek uygulanmamaktadır(42). Son yıllarda, endoskopik
olarak çıkarılamayan safra kanalı taşlarında da başarıyla kullanıldığı
bildirilmiştir(43).
Birinci kuşak ESWL
cihazlarında işlem çok ağrılı olduğu ve hastanın hareketsiz durması gerektiği
için önceleri genel anestezi, epidural anestezi, interkostal blok ya da
interplevral analjezi gerekirken(44,45), litotriptör teknolojisindeki
gelişmelerle ikinci ve üçüncü kuşak ESWL cihazlarında ağrı şiddeti belirgin
şekilde azalmış ve daha çok intravenöz sedo-analjezi yöntemleri tercih edilir
olmuştur. Bu amaçla en çok propofol, midazolam, alfentanil ya da fentanil tek
başına ya da çoğu kez sedatif-opioid kombinasyonu şeklinde kullanılmaktadır(46-49).
Bu ajanlar hasta kontrollü yöntemle uygulandığında ilaç dozu azalırken, sonuç da
daha doyurucu olmaktadır(50-53). Yeni ve en kısa etkili opioid
olan remifentanil, hasta kontrollü analjezi yöntemi ile kullanıldığında % 15
oranında geçici apne ve desatürasyona yol açmış, remifentanile propofol
eklendiğinde ise bu oran % 52’ye çıkmıştır(54).
Çocuklardaki ESWL
işlemlerine yönelik ve 3-14 yaş arasındaki 15.453 çocuğun yer aldığı bir
çalışmada, bunların % 63’ünde intravenöz sedasyon, % 15’inde genel
anestezi uygulandığı, kalan % 22’sinde ise hiçbir ilaç verilmediği
bildirilmiştir(55).
Bizim hastanemizde ESWL
için bölümümüzden sedo-analjezi istemi olmamaktadır. Hastanemizdeki 2. kuşak
ESWL cihazı ile yapılan bir çalışmada işlemden 45 dk önce uzun etkili bir
nonsteroid antienflamatuvar ajan olan piroksikamın intramüsküler uygulanmasıyla
yeterli tolerans sağlandığı ve 20 hastadan yalnızca 1’inde ek olarak opioid
gerektiği görülmüştür(56).
KALP VE DAMAR SİSTEMİNE YÖNELİK İŞLEMLER
Arteriyografi
Damarın kateterize
edimesi ve kontrast madde verilmesi sırasındaki rahatsızlığı önlemek için
sedatif ve analjezikler yararlı olabilir. Oklüziv damar hastalığı olanlarda
diabetes mellitus, koroner ve serebral vasküler hastalık insidensi yüksek
olduğundan uygun monitörizasyona ve önlemlere dikkat etmek gerekir(2).
Koroner Anjiyografi
Genellikle midazolam ve fentanil
kullanılır, bazen propofol ile desteklemek gerekebilir. Girişim süresince
standart anestezi monitörizasyonu sağlanmalı, nazal kanülle O2
verilmeli, myokard iskemisi gelişme olasılığına karşı EKG dikkatle izlenmeli ve
nitrogliserin hazır bulundurulmalıdır. Kan basıncı monitörizasyonu, kateterize
edilen femoral ya da brakial arterden bir transdüser aracılığıyla doğrudan
yapılabilir. İleri koroner arter hastalığı olanlarda aritmi, kalp yetmezliği ve
inme gibi komplikasyonlar biraz daha sıktır(2).
Girişimsel Transvasküler Koroner Arter İşlemleri
Koroner anjiyografi ile stenozun
yeri belirlendikten sonra giderek artan oranda girişimsel tedaviye
geçilmektedir. Koroner anjiografi sırasında başlanan intravenöz sedo-analjezi
sürdürülür. Perkütan transluminal koroner anjiyoplasti (PTCA) işleminde,
balon-uçlu bir kateter darlığın ilerisine geçirilmekte, balon şişirilmekte ve
böylece dar segmente içeriden bası uygulanarak koroner arter açılmaktadır.
Darlığa neden olan aterom plaklarına bası uygulamak yerine, traşlayarak çıkarmak
(koroner aterektomi) daha yeni bir uygulamadır. Bu amaçla özel aterektomi
kateterleri ya da excimer laser kullanılmaktadır. Balon anjiyoplasti ve
koroner aterektomi, başlangıçta mükemmel sonuç vermektedir. Ancak daha sonra
restenoz gelişimi % 30-40 gibi yüksek bir orandadır ve bunun kısmen
disfoksiyonel koroner endoteline bağlı olduğu düşünülmektedir. Koroner arter
açıklığını sürdürmek için PTCA ya da aterektominin ardından, genişleyebilen
metalik stentlerin yerleştirilmesi, son zamanlarda yaygınlaşan yeni bir
uygulamadır(2).
Balon şişirildiğinde oluşan
geçici iskemi sırasında anjina gelişebileceğinden ek analjezi gerekebilir.
İskemi ve dilatasyonun ardından reperfüzyon sırasında ventriküler aritmiler
ortaya çıkabilir. Lidokaine yanıt alınamazsa, genel anestezi altıında
kardiyoversiyon yapılması gerekebilir. Diğer olası komplikasyonlar; koroner
arter rüptürüne bağlı perikardial tamponad ve diseksiyon, trombüs ya da endotel
kaynaklı vasküler spazm sonucu koroner arter oklüzyonudur. Tamponad, acil
perikardiyosentez ya da operatif girişim gerektirir. Vasküler spazm 200 mg
nitrogliserin enjeksiyonuyla çözülebilir. Trombüs oluşumu başlangıçta heparin
ile geciktirilir, intrakoroner trombüs oluşması halinde trombolitik ajan
verilir. Trombolitik ajan kullanılan ve acil cerrahi gereken hastalarda masif
trombosit transfüzyonu yapmak gerekebilir(2).
İlerleyen miyokard infarktüslü
hastalar trombolitik tedaviden ve büyük olasılıkla PTCA ve/veya koroner arter
stentinden yarar görürler. Miyokard iyileşmesini maksimize etmek ve
morbidite/mortaliteyi azaltmak için bu işlemler ilk 6-12 saat içinde
yapılmalıdır. Hastalar hemodinamik yönden anstabil ve mideleri dolu olabilir.
Ağrı, anksiyete ve dispne nedeniyle girişimi tolere edemeyecek olan bu tip
hastalarda genel anestezi başarılı bulunmuştur(2,57).
Kateterizasyon laboratuvarında
transluminal tedaviye yanıt vermeyen hastalarda acil koroner bypass greftleme
ameliyatı gerekebilir. Bu hastalarda anjina, hipotansiyon ve aritmiler
gelişebilir. İntraaortik balon pompası, inotropik destek, yeterli preloadun
sağlanması ve endotrakeal entübasyon için hazırlıklı olunmalıdır. Transportun
hızlı yapılması ve bir an önce kardiyopulmoner bypass makinesine girilmesi
önemlidir. Son yıllarda, transportu tolere edemeyeceği düşünülen hastalara
yönelik olarak, femoral arter ve ven kateterizasyonlarıyla hemen bağlanılabilen,
daha kolay taşınabilir kardiyopulmoner bypass makineleri de yapılmıştır(2).
Kalp Kateterizasyonu
Kalp ve büyük damarlar içine
transvenöz ya da transarteriyel kateter yerleştirilerek; kalbin anatomisi,
ventrikül fonksiyonu ve kapakların anatomisi hakkında bilgi edinilir, kalp
odacıklarında ve büyük damarlarda basınç ölçümü yapılabilir, kontrast madde
enjeksiyonu ile değişik yapılar görüntülenebilir, şantların varlığını ve yerini
saptamak için oksijen satürasyonlarını ölçmek üzere değişik noktalardan kan
örnekleri alınabilir ve tedavi amaçlı bazı girişimler yapılabilir(2).
Hemodinami ve şant ölçümlerinin
doğru bir şekilde yapılabilmesi için hastada göreceli olarak stabil bir
hemodinamik ve solunumsal durumun sürdürülmesi gerekir. Kan gazları normal
sınırlar içinde tutulmalıdır. Bu sınırlayıcı unsurlar, bu tür hastaların
anestezi yönetimini aşırı derecede zorlaştırabilir(2).
Erişkinde kardiyak kateterizasyon
genellikle koroner anjiyografi ile birlikte yapılmaktadır. Benzer şekilde
midazolam ve fentanil sık kullanılmakta, bazen de propofol eklenmektedir.
Kateterizasyon sırasında aritmi yönünden dikkatli olunmalıdır. Pulmoner
hemodinamikler ölçülecekse, kan gazlarının normal sınırlar içinde sürdürülmesi
gerekir(2).
Çocuklarda anestezi yönetimi çok
daha zor olabilir. Bu hastaların yaşı prematürden daha üst yaş gruplarına kadar
geniş bir aralıktadır. Kalpteki sorunlar; atrial septal defekt gibi göreceli
basit ya da hipoplastik sol kalp sendromu gibi oldukça kompleks doğumsal
anomalileri içeren çok farklı patolojilerdir. Çoklu düzeyde şantlar olabilir ve
derin siyanoz bulunabilir(2).
Kooperasyon kurulabilen büyük
çocuklarda sedo-analjezi için midazolam, propofol, fentanil, alfentanil,
remifentanil ya da ketamin değişik şekillerde kullanılmaktadır(58-65).
Ketamin, oksijen tüketimini artırabileceği ve bazı ölçümlerde doğru tanıyı
engelleyebileceği için dikkatli kullanılmalıdır(61). Propofolün
şantlı çocuklarda sistemik vasküler direnci azaltarak siyanozu
derinleştirebileceği konusu tartışmalıdır(62,63). Yeni bir opioid
olan remifentanilin ise diğer ajanlar kontrendike olduğunda kullanılabileceği
bildirilmiştir(64). Küçük çocuklar ve bebekler genellikle intravenöz
sedasyon altında işlemi tolere edemediklerinden genel anestezi gerekir.
İnhalasyonal ya da total intravenöz anestezi kullanılabilir. Siyanotik
hastalarda bile oksijen satürasyonu başlangıçtaki değerin altına düşmedikçe
oksijen verilmez. Kan gazlarının normal sınırlarda sürdürülebilmesi için
kontrollü solunum uygulanabilir(65).
Bu hastaların çok yakından
izlenmesi gerekir. Özellikle yenidoğanlar anesteziklere çok duyarlı olabilirler
ve hızla hemodinamik instabilite gelişebilir. Yineleyen kan gazı analizleri için
kardiyologun arteriyel kateterden çektiği kan örnekleri kullanılabilir. Hafif
bir metabolik asidozun bile tedavi edilmesi ve hipotansiyon geliştiyse inotrop
başlanması uygun olur(2).
Kardiyak kateterizasyon
sırasında; balon atrial septostomi ve balon valvuloplasti gibi terapötik
girişimler de yapılabilir(2).
Handa ve ark.(58), 108
kardiyolojik girişim ve 481 kardiyak anjiyografi için anestezi verilen
çocuklarda; sırasıyla ortalama süreyi 245 ve 152 dk, 6 saati aşan süre oranını %
12 ve % 0, hemodinamik bozulma oranını % 17 ve % 3, kateter ile ilişkili
komplikasyon oranını % 7 ve % 1, yoğun bakım gereksinimini % 7 ve % 1, acil
ameliyat ve kan transfüzyonu oranlarını % 5 ve % 0 olarak bulmuş ve
kardiyak anjiyografinin bile genel cerrahiden daha riskli bir uygulama olduğu
kanısına varmıştır.
Elektrofizyolojik Çalışmalar ve Anormal İletim Yollarının Kateterle Ablasyonu
Aritmilerin kaynağını,
mekanizmasını ve yollarını saptamak için özel multipolar kateterler
yerleştirilerek yapılır. Birkaç saat süren bir işlemdir. Erişkinlerde ve büyük
çocuklarda genellikle midazolam ve fentanil kullanılmaktadır. Tanı karışıklığı
yaratmaması bakımından antiaritmik ajanlardan olabildiğince kaçınılmalıdır.
Ablasyon yapılacağı zaman şiddetli ağrı olacağından propofol ya da tiyopental
ile kısa süreli genel anestezi sağlanır. Küçük çocuklarda ve bebeklerde genel
anestezi gerekir(2).
Pacemaker ve Kardiyoverter-Defibrilatör
İmplantasyonu
Lokal anestezi ve intravenöz sedasyon
yeterli toleransı sağlarsa da genellikle endotrakeal entübasyon ya da laringeal
maske ile genel anestezi altında yapılmaktadır. Ventrikül fonksiyonu ileri
derecede bozuk olan hastalarda invaziv arteriyel basınç monitörizasyonu yararlı
olur(2).
Elektif Kardiyoversiyon
Tedaviye dirençli olan ve
hemodinamik instabiliteye yol açan supraventriküler ya da ventriküler aritmileri
sinüs ritmine döndürmek için genellikle elektif koşullarda kardiyoversiyon
yapılır. Rahatsızlık verici bir işlem olduğu için kısa süreli genel anestezi
amacıyla barbitüratlar, propofol, etomidat ve benzodiazepinler kullanılmıştır.
Standart monitörizasyon altında, preoksijenasyonun ardından küçük fraksiyone
dozlar kullanılmalıdır. Birden fazla şok gerekli olabileceğinden, işlem sonuna
kadar hastayı anestetize durumda tutmak gerekir(2).
RADYOTERAPİ
İntraoperatif Radyasyon Tedavisi
Geleneksel eksternal
radyoterapiye kuramsal üstünlükleri; komşu dokulara daha az zarar vererek dozu
artırabilmek ve ışını daha doğru bir şekilde tümöre odaklayabilmektir. Özellikle
lokalize biçimde ilerlemiş malign lezyonlarda kullanılmaktadır. En çok deneyim
kazanılan malignite kolorektal kanserlerdir, bunu genitoüriner ve
jinekolojik kanserler izlemektedir(2).
Bu işlem radyosyon onkolojisi
içinde modifiye bir ameliyathanede yapılabilirse de, ideal olanı; ameliyathanede
intraoperatif radyoterapiye uygun, özel donanımlı ayrı bir oda düzenlenmesidir.
Cerrahi amaçlı anesteziden tek farkı radyasyondan korunma zorunluluğudur.
İnhalasyon anestezisi ya da total intravenöz anestezi kullanılabilir(2,66).
Pelvik brakiterapi; intrakaviter
olarak vajina, uterus ve anorektal aplikatör ile ya da intersitisyel olarak
perianal, perivajinal ve penil iridyum iğneleri yerleştirilerek uygulanmaktadır.
Sedo-analjezi için midazolam, fentanil ve propofol kullanılabilir. Uygun
olgularda kaudal ve epidural blok da yapılabilir(2,67).
Çocuklarda Eksternal Radyasyon Tedavisi
Radyoterapi ağrısız olmasına
karşın, kesin bir hareketsizlikle durmayı gerektirir. Radyosensitif malign
tümörü olan çocuklarda, yineleyen seanslar halinde birkaç hafta süren eksternal
radyoterapi uygulanmaktadır. Küçük çocuklarda hareketsizliği sağlamak için
sedasyona ya da genel anesteziye gereksinim vardır. Hastanın uzaktan izlenme
zorunluluğu ve komplikasyon çıktığında ulaşma güçlüğü en önemli sorundur
İntravenöz sedasyon için
midazolam, propofol ya da ketamin kullanılmaktadır(68-70).
Yineleyen kullanımlarda ketamin ve propofol ile taşiflaksi oluşabileceğinden
dozu artırmak gerekebilir. Genel anestezi için inhalasyon anestezisi ya da total
intravenöz anestezi kullanılabilir(2).
ELEKTROKONVÜLZİF TEDAVİ (EKT)
Elektrokonvülzif tedavi,
ilk kez 1930’larda şizofreni tedavisi için kullanılmıştır. Olumsuz yan etkileri
nedeniyle 1970’lerde EKT’ye ilgi azalmışsa da, 1980’lerden sonra yine artmaya
başlamıştır. Bunda, EKT’nin neden olduğu fiziksel ve psikolojik travmayı azaltan
anestezi desteğinin önemli payı olmuştur(2).
Elektrokonvülzif tedavinin
endikasyonları; major depresyon, akut şizofreni, akut mani ve katatonidir.
Kontrendikasyonları ise; feokromositoma, kafa-içi basınç artışı, yakında
geçirilmiş serebrovasküler olay, kalpte iletim defektleri, yüksek riskli gebelik
ve aortik ya da serebral anevrizmalardır(2).
Elektrokonvülzif tedavi, santral
sinir sisteminde konvülziyon aktivitesini başlatan bir uyarıdır ve terapötik
etki mekanizması bilinmemektedir. Nöbet süresinin 25 sn’den az olması halinde,
tedavinin etkili olmadığına inanılır. Genellikle haftada 2-3 kez uygulanır ve
hasta iyileşene kadar ya da tedavinin etkisiz olduğu kanısına varılıncaya kadar
sürdürülür. Nöbet aktivitesi sırasında önce parasempatik etki ile bradikardi,
nadiren asistoli ve/veya prematür atrial ve ventriküler kontraksiyonlar görülür.
Bunu izleyen sempatik deşarj ile taşikardi, hipertansiyon, prematür ventriküler
kontraksiyonlar ve nadiren ventriküler taşikardi oluşur. Taşikardi 2 dk sonra
pik düzeyine ulaşır ve kendini sınırlayıcı niteliktedir. Elektrokardiyografide
nonspesifik ST ve T dalgası değişiklikleri görülebilir. En önemli nörolojik yan
etkileri; başağrısı, konfüzyon, ajitasyon ve genellikle geçici nitelikteki
kognitif bozukluklardır(2).
Preanestezik değerlendirmede;
özellikle almakta olduğu ilaçlara, osteoporoz ve kemik kırılganlığına yol açan
diğer nedenlere, yandaş nörolojik ve kardiyak hastalıklara dikkat edilmelidir.
Antidepresanların sempatik tonüsü artırdığı, MAO inhibitörlerinin opioidlerle
etkileşerek fatal eksitatör fenomene, lityumun benzodiazepin, barbitürat ve kas
gevşetici etkisinin uzamasına neden olduğu unutulmamalıdır. Gerekli bilgiler ve
açlık güvencesi, hastanın bakımını üstlenen diğer kişilerden alınabilir(2).
Nöbet sırasındaki olası
bradikardiyi ve oral sekresyonu önlemek için antikolinerjik pemedikasyon ve
preoksijenasyon yapılır. Kısa süreli anestezi için metoheksital, tiyopental,
propofol ve ketamin kullanılmıştır(2,71). Nöbetin periferik
etkilerini azaltmak için düşük dozda kısa etkili kas gevşetici (0,5 mg
süksinil kolin) verilebilir. Propofolün nöbet süresini kısalttığı ve tedavinin
etkinliğini azalttığı ileri sürülmüşse de outcome çalışmalarında farklılık
yoktur(2).
DİĞER AĞRILI KÜÇÜK GİRİŞİMLER
Özellikle pediyatrik onkolojik
hastalarda “kemik iliği aspirasyonu” ve “lomber ponksiyon” için ketamin,
etomidat ve propofol gibi intravenöz ajanlar kullanılabilir. Ketaminin sırasıyla
% 15, % 20 ve % 15 oranlarında kusma, taşikardi ve ajitasyona, etomidatın % 10
ve % 1 oranlarında kusma ve ajitasyona, propofolün ise % 16, % 0,5 ve % 1
oranlarında solunum depresyonu, kusma ve ajitasyona yol açtığı bildirilmiştir(72).
Propofole remifentanil eklenmesi, solunum depresyonu riskini daha da artırmıştır(73).
SONUÇ
İntravenöz anestezikler, cerrahi
dışı uygulamalarda çok sık kullanılmaktadır. Opioidlerin naloksan,
benzodiyazepinlerin de flumazenil ile antagonize edilebilmesi, aşırı bir
güven duygusu yaratmamalı ve birkaç saat sonra hastalarda yeniden solunum
depresyonu ya da sedasyon gelişebileceği unutulmamalıdır. Uygulama birimleri,
proje aşamasında anestezi gereksinimi öngörülerek yapılandırılmalı ve güvenlik
koşullarının ameliyathaneden farklı olmaması yönünde çaba harcanmalıdır.
1.
Russell GB. Alternate-site anaesthesia: balancing patient care, finances,
and entrepreneurial spirit. Current Opinion in Anaesthesiology 12:403, 1999.
2.
Mackenzie RA, Southorn PA, Stensrud PE. Anesthesia at remote locations.
In: Miller RD (ed) Anesthesia, Philadelphia, Churchill Livingstone 2241-68,
2000.
3.
Peden JC. Monitoring patients during anaesthesia for radiological
procedures. Current Opinion in Anaesthesiology 12:405-10, 1999.
4.
Kalifa G, Adamsbaum C, Lair-Milan F. Magnetic resonance imaging in
paediatrics. Rev Prat 46:842-7, 1996.
5.
Oyar O, Uyar M. Manyetik rezonans görüntüleme sırasında hasta
monitörizasyonu. Sendrom:9:66-71, 1997.
6.
Frankville DD, Spear RM, Dyck JB. The dose of propofol required to
prevent children from moving during magnetic resonance imaging. Anesthesiology
79:953-8, 1993.
7.
Martin LD, Paternak RL, Pudimat MA. Total intravenous anesthesia with
propofol in pediatric patients outside the operating room. Anesth Analg
74:609-12, 1992.
8.
Hannallah RS, Baker SB, Casey W, McGill WA, Norden JM. Propofol:
effective dose and induction characteristics in unpremedicated children.
Anesthesiology 74:217-9, 1991.
9.
Valtonen M, Iisalo E, Kanto J, Rosenberg P. Propofol as an induction
agent in children: pain on injection and pharmacokinetics. Acta Anaesthesiol
Scand 33:152-5, 1989.
10.
Marsh B, White M, Morton N,Kenny GN. Pharmacokinetic model driven
infusion of propofol in children. Br J Anaesth 67:41-8, 1991.
11.
Kessler P, Alemdag Y, Hill M, Dietz S, Vettermann J. . Intravenous
sedation of spontenously breathing infants and small children before magnetic
resosnance tomography. A comparison of propofol and methohexital. Anaesthesist
45:1158-66, 1996.
12.
Bloomfield EL, Masaryk TJ, Caplin et al. Intravenous sedation for MRI
imaging of the brain and spine in children: pentobarbital versus propofol.
Radiology 186:93-7, 1993.
13.
Özgök A, Sönmez B, Ölçer T, Ünlü S, Çetintaş Y, Erdemli Ö, Ebil S.
Radyolojik görüntüleme sırasında çocuklarda propofol infüzyonu ile sedasyon. .
Anestezi Dergisi 5:37-40, 1997.
14.
Vickers MD, Morgan M, Spencer PSJ. Drugs in Anaesthetic Practice. Oxford,
Butterworth-Heinemann Ltd, p68, 1991.
15.
Guit JBM, Koning HM, Coster ML, Nimeijer RPE, Mackie DP. Ketamin as
analgesic for total intravenous anaesthesia with propofol. Anaesthesia 46:24-7,
1991.
16.
Ökten F, İnan S, Kurtipek Ö, Çakmaklı S, Ketene A. Total intravenöz
anestezide (TİVA) propofol-fentanil ve propofol-ketamin kombinasyonlarının
değerlendirilmesi. Anestezi Dergisi 3:135-40, 1994.
17.
Fitzal S. Ketamine and neuroprotection. Clinical outlook. Anaesthesist 46
Suppl 1:S65-70, 1997.
18.
Kruger AD. Current aspects of using ketamine in childhood. Anaesthesiol
Reanim 23:64-71, 1998.
19.
Sherwin TS, Green SM, Khan A, Chapman DS, Dannenberg B. Does adjunctive
midazolam reduce recovery agitation after ketamine sedation for pediatric
procedures? A randomized, double-blind, placebo-controlled study. Annals of
Emergency Medicine 35:229-38, 2000.
20.
Tomatır E, Atalay H, Gürses E, Kaplan L, Gönüllü M. Pediyatrik manyetik
rezonans görüntülemede propofol ile propofol-ketamin kombinasyonunun
karşılaştırılması. Anestezi Dergisi 8:25-9, 2000.
21.
Gökben M. Tanısal ve girişimsel nöroradyolojide anestezi uygulaması.
Keçik Y, Ünal N (eds) Nöroanestezi, Atlas Kitapçılık , Ankara, s141-70, 2000.
22.
Giorgio A, Tarantino L, Francica G, Mariniello N, Nuzzo A, del Viscovo
L,Rotondo A. One-shot percutaneous ethanol injection of liver tumors under
general anesthesia: preliminary data on efficacy and complications. Cardiovasc
Intervent Radiol 19:27-31,1996.
23.
Dupuy DE, Monchik JM, Decrea C, Pisharodi L. Radiofrequency ablation of
regional recurrence from well-differentiated thyroid malignancy. Surgery
130:971-7, 2001.
24.
Türeci E. Girişimsel nöroradyolojide anestezi. Türk Anest Rean Cem
Mecmuası 29:231-8, 2000.
25.
Jamieson J. Anesthesia and sedation in the endoscopy suite? (influences
and options). Current Opinion in Anaesthesiology 12:417-23, 1999.
26.
Shaker R, Saeian K. Unsedated transnasal
laryngo-esophagogastroduodenoscopy: an alternative to conventional endoscopy. Am
J Med 111 Suppl 8A:153S-156S.
27.
Ciriza C, Garcia L, Fernandez A, Diez A, Delgado M, San Sebastian AI. Rev
Esp Enferm Dig 93:587-97, 2001.
28.
Bell GD. Premedication, preparation, and surveillance. Endoscopy 34:2-12,
2002.
29.
Lee DW, Chan KW, Poon CM et al. Relaxation music decreases the dose of
patient-controlled sedation during colonoscopy: a prospective randomized
controlled trial. Gastrointest Endosc 55:33-6, 2002.
30.
Greilich PE, Virella CD, Rich JM et al. Remifentanil versus meperidine
for monitored anesthesia care: a comparison study in older patients undergoing
ambulatory colonoscopy. Anesth analg 92:80-4, 2001.
31.
Elliot P, O’hare R, Bill KM et al. Severe cardiovascular depression with
remifentanil. Anesth Analg 91:58-61, 2000.
32.
Strachan AN, Edwards ND. Randomized placebo-controlled trial to assess of
remifentanil and propofol on bispectral index and sedation. Br J Anaesth
84:489-90, 2000.
33.
Fragen RJ, Fitazgerald PC. Is an infusion pump necesseray to safely
administer remifentanil? Anesth Analg 90:713-6.
34.
Koh JL, Balck DD, Leatherman IK, Harrison RD, Schmitz ML. Experience with
an anesthesiologist interventional model for endoscopy in a pediatric hospital.
J Pediatr Gastroenterol Nutr 33:314-8, 2001.
35.
Matot I, Kramer MR. Sedation in outpatient bronchoscopy. Respir Med
94:1145-53, 2000.
36.
Smyth CM, Stead RJ. Survey of flexible fiberoptic bronchoscopy in the
United Kingdom. Eur Respir J 19:1458-63, 2002.
37.
Williams TJ, Bowie PE. Midazolam sedation to produce complete amnesia for
bronchoscopy: 2 years’ experience at a district general hospital. Respir Med
93:361-5, 1999.
38.
Slonim AD, Ognibene FP. Amnestic agents in pediatric bronchoscopy. Chest
116:1802-8, 2001.
39.
Reyle-Hahn M, Niggemann B, Max M, Streich R, Rossaint R. Remifentanil and
propofol for sedation in children and young adolescent undergoing diagnostic
flexible bronchoscopy. Paediatr Anaesth 10:59-63, 2000.
40.
Stacey S, Hurley E, Bush A. Sedation for pediatric bronchoscopy. Chest
119:316-7, 2001.
41.
Gürses E, Özkurt S, Serin S, Tomatır E, Gürsoy A, Gönüllü M. Fiberoptik
bronkoskopide Midazolam, midazolam-alfentanil, midazolam-remifentanil
kombinasyonlarının karşılaştırılması. TARK 2000 Özet Kitabı, s 395.
42.
Kayhan Z. Klinik Anestezi. Logos Yayıncılık, İstanbul , 690-5, 1997.
43.
Ellis RD, Jenkins AP, Thompson RP, Ede RJ. Clearance of refractory bile
duct stones with extracorporeal shockwavw lithotripsy. Gut 47:728-31, 2000.
44.
Somunkıran B, Özköse Z, Bozkırlı F, Çelebi H, Karabaş Ö. ESWL’de
anestezi. Türk Anest ve Rean Cem Mecmuası 20:291-3, 1992.
45.
Uysalel A, Öztamer O, Öztin C, Ünal N, Bilgin S, Sayın M. ESWL sırasında
uygulanan interplevral analjezi ve iv analjezi-sedasyon tekniklerinin
kıyaslanması. Anestezi Dergisi 2:29-35, 1994.
46.
Hosking MP, Morris SA, Klein FA, Dobmeyer-Dittrich C. Anesthetic
management of patients receiving calculus therapy with a third-generation
extracorporeal lithotripsy machine. J Endourol 11:309-11, 1997.
47.
Weninger E, Nyga B, Sachs M et al. A comparative study of intravenous
opioid analgesia. Sufentanil and alfentanil for extracorporeal shock-wave
lithotripsi in urologic patients. Anaesthesist 45:330-6, 1996.
48.
Kurtipek Ö, Teltik Başar H, Oral M, Tuncer T, Çakmaklı S, Özatamer O.
ESWL’de alfentanil-midazolam ve alfentanil-diazepam kombinsyonunun
karşılaştırılması. Anestezi Dergisi 4:87-90, 1996.
49.
Duman A, Ökesli S, Borazan A, Özmen S, Tavlan A. ESWL’de alfentanil ile
kombine edilen propofol ve etomidat’ın etkilerinin karşılaştırılması. . Anestezi
Dergisi 5:58-62, 1997.
50.
Akman H, Arıboğan A, Işık G, ve ark. Ekstrakorporeal şok dalgalı
litotripside hasta kontrollü analjezi uygulaması. Türk Anest ve Rean Cem
Mecmuası 22:199-202, 1994.
51.
Arıboğan A, Akman H, Balcıoğlu O, Kocaoğlu Y, Coşar E, Oral U.
Ekstrakorporeal şok dalgalı litotripside hasta kontrollü sedasyon ve analjezi
(HKSA) uygulaması. Türk Anest ve Rean Cem Mecmuası 22:203-7, 1994.
52.
Uyar M, Uyar M, Ugur G, Bilge S, Ozyar B, Ozyurt C. Patient-controlled
sedation and analgesia during SWL. J Endourol 10:407-10, 1996.
53.
Sztark F, Bourdalle-Badie C, Pariente JL, Lamore A, Gardien PL, Erny P.
Patient-controlled sedation with propofol for extracorporeal shock wave
lithotripsy. Ann Fr Anesth Reanim 18:409-14, 1999.
54.
Joo HS, Perks WJ, Kataoka MT, Errett L, Pace K, Honey RJ. A comparison of
patient-controlled sedation using either remifentanil or remifentanil-propofol
for shock wave lithotripsy. 93:1227-32, 2001.
55.
Rodrigues Netto N Jr, Longo JA, Ikonomidis JA, Rodrigues Netto M.
Extracorporeal shock wave lithotripsy in children. J Urol 167:2164-6, 2002.
56.
Aybek Z, Turan T, Tomatır E, Yonguç T, Tuncay L, Atahan Ö.
Ekstrakorporeal şok dalga litotripsi tedavisinde analjezik gereksinimi ve
nonsteroidal analjezik antiinflamatuvar ilaç etkinliği. Üroloji Bülteni 9:41-4,
1998.
57.
De Bruijin NP, Haltky MA, Jacobs JR et al. General anesthesia during
percutaneous transluminary coronary angioplasty for acute myocardial infarction:
results of a randomized controlled clinical trial. Anesth Analg 68:201-7, 1989.
58.
Handa F, Tanaka M, Shiga M, Suzuki T, Masuda Y, Enya S, Sakai K.
Anesthetic management in pediatric interventional cardiology. Masui 49:509-13,
2000.
59.
Meretoja OA, Rautiainen P. Alfentanil and fentanyl sedation in infants
and small children during cardiac catheterization. Can J Anaesth 37:624-8, 1990.
60.
Rautiainen P. Alfentanil infusion for sedation in infants and small
children during cardiac catheterization. Can J Anaesth 38:980-4, 1991.
61.
Berman W Jr, Fripp RR, Rubler M, Aldrete L. Hemodynamic effects of
ketamine in children undergoing cardiac catheterization. Pediatr Cardiol
11:72-6, 1990.
62.
Gozal D, Rein AJ, Nir A, Gozal Y. Propofol does not modify the
hemodynamic status of children with intracardiac shunts undergoing cardiac
catheterization. Pediatr Cardiol 22:488-90, 2001.
63.
Williams GD, Jones TK, Hanson KA, Morray JP. The hemodynamic effects of
propofol in children with congenital heart disease. Anesth Analg 89:1411-6,
1999.
64.
Donmez A, Kizilkan A, Berksun H, Varan B, Tokel K. One center’s
experience with remifentanil infusions for pediatric cardiac catheterization. J
Cardiothorac Vasc anesth 15:736-9, 2001.
65.
Friesen RH, Alswang M. Changes in carbon dioxide tension and oxygen
saturation during deep sedation for paediatric cardiac catheterization. Paediatr
Anaesth 6:15-20, 1996.
66.
Kuru RN, Oğuz S, Özalp G, Eskiçırak HE, Kadıoğulları N. Günübirlik
anestezide sevofluran ve propofolün indüksiyon özelliklerinin karşılaştırılması.
Anestezi Dergisi 7:150-4, 1999.
67.
Smith MD, Todd JG, Symonds RP. Analgesia for pelvic brachytherapy. Br J
Anaesth 88:270-6, 2002.
68.
Bozkurt P, Ekinci A, Köse Y, Dikmen Y. Pediyatrik radyoterapi
anestezisinde kalıcı port kullanımı (ön çalışma). Türk Anest Rean Cem Mecmuası
22:245-248, 1994.
69.
Scheiber G, Riberio FC, Karpienski H, Strehl K. Deep sedation with
propofol in precshool children undergoing radiation therapy. Paediatr Anaesth
6:209-13, 1996.
70.
Parker RI, Mahan RA, Giugliano D, Parker MM. Efficasy and safety of
intravenous midazolam and ketamine as sedation for therapeutic and diagnostic
procedures in children. Pediatrics 99:427-31, 1997.
71.
Gürsoy MY, Özerdem A, Arkan A, Yalçınoğlu N, Korkmaz H. Elektrokonvülzif
tedavide tiyopenton ve propofolün hemodinamik yanıtlar ve derlenme üzerine
etkileri. Türk Anest Rean Cem Mecmuası 26: 197-201, 1998.
72.
McDowall, Scher CS, Barst SM. Total intravenous anesthesia for children
undergoing brief diagnostic or therapeutic procedures. J Clin Anesth 7:273-80,
1995.
73.
Keidan I,
Berkenstadt H, Sidi A, Perel A. Propofol/remifentanil versus propofol alone for
bone marrow aspiration in paediatric haemato-oncological patients. Paediatr
Anaesth 11:297-301, 2001.
|