|
Prof.Dr.Meral Kanbak
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Anesteziyoloji Anabilim Dalı
Cerrahi uygulanacak hastalarda anestezistin
sorumluluğu, preoperatif vizitle başlar, anestezik ilaç ve prosedürlerin
sonlanmasına (anesteziye bağlı komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi,
monitorizasyon, intraoperatif destek tedavi uygulanması) kadar devam eder.
İlk
iv ajan olan opiumun ilk medikal kullanımı, 5000 yıl önce sümerler tarafından
tanımlanmış ve eski Çin, Hint, Mısır ve Yunanlılar tarafından kullanıldığı
bildirilmiştir.
1900
de Schneiderlein morfini bölünmüş dozlarda im uygulayarak anestezik teknik
oluşturmuştur.Bu teknik ise yüksek doz opioid tekniğinin ilk şeklidir. Fakat
solunum desteği gerektirmesi ve birkaç ölüm olması ile bırakılmıştır. 1940 ta
kürarın bulunması ile yeniden önemli rol oynamaya başlamıştır.Kürar kas
geşekliği sağlar, barbitürat bilinç kaybı yapar fakat analjezi oluşturmazlar. En
önemli gelişme ise nitröz oksid anestezisine meperidin ilave edilmesidir.
Meperidin 1939 da Eislein ve Schaumann tarafından geliştilen ilk sentetik
opioidtir.
Özellikle CPB uygulanan açık kalp cerrahisi olgularında; hipotermi, hemodilüsyon
, bölgesel kan akımının değişmesi, pulmoner kan akımının azalması, verilen
ilaçların CPB aparatına sekestrasyonu ve akciğerlerde tutulumu gibi pekçok
nedenle, ilaçların farmakokinetiğini ve farmakodinamiğini değerlendirmek ya da
buna göre ilaç dozunu ayarlamak mümkün değildir. Ayrıca bu hastalarda mevcut sol
ventrikül fonksiyon bozukluğu ve preoperatif aldığı ilaçlarda, uygulanan
anestezik ilaçların strese yanıtını etkilemektedir.
Kardiyak cerrahi uygulanacak hastalarda preoperatif değerlendirmede, hastanın
aldığı ilaçların (beta bloker, kalsiyum kanal bloker vs), sol ventrikül
fonksiyonunun , risk faktörlerinin, ilave hastalıklar ve organ fonksiyonlarının
iyi bilinmesi gereklidir. Çünkü bunların hepsi, seçilecek anestezik ilaçların
farmakolojisini ve dozunu, uyarılara yanıtını etkilemektedir. Anestezik ajan
seçiminde ve uygulanmasında bunlar gözönüne alınmalıdır.
Premedikasyon:
Kardiyak cerrahi uygulanacak hastalarda anksiyeteyi azaltmak, analjezi ve amnezi
sağlamak için değişik ilaç ve ilaç kombinasyonları uygulanabilir.Ayrıca seçilen
ilaç preoperatif anjinal episodları da önlemelidir.
Ventrikül fonksiyonu iyi olan hastalarda
indüsiyondan 15 dk önce 0.1-0.5 mg/kg IM morfin, 0,005 mg/kg skopolamin, 0.1-0.5
mg /kg oral diazepam veya 0.04 mg/kg lorazepam po kullanılabilinir. Alternatif
olarak morfin 0.1-0.15 mg IM ve 0.03-0.05 mg/kg IM midazolam verilebilir.Yaşlı
ventrikül fonksiyonu bozuk hastalarda ise dozlar azaltılmalıdır.
Tüm
kalp ilaçlarına operasyona kadar devam edilmelidir. Preoperatif alınan Beta
blokerler; strese bağlı hemodinamik yanıtı baskılar, intraoperatif iskemik
olayları azaltır, CPB sonrası miyokardial performansı bozmaz. Ani kesilmesi ise
taşiaritmiye neden olur. Kalsiyum kanal blokeri (diltiazem,nifedipin)
alanlarda fenilefrine yanıt azalmıştır, intraoperatif hipotansiyon
tedavisi daha zordur, daha yüksek dozlar gerekir
Preloada bağımlı lezyonlarda ise (kritik aort stenozu veya mitral stenoz) morfin
dozu azaltılmalıdır.
İndüksiyon ve idame:
İndüksiyon ve entübasyon, kardiyak hastalarda oluşturduğu stress yanıt nedeni
ile en riskli dönemlerdendir. Bu dönemde oluşabilecek hipo-hipertansiyon,
bredi-taşıkardi miyokardial iskemi insidansını artırır.
Anestezist özellikle koroner arter hastalarında primer olarak kalp hızı
kontrolundan sorumludur. İndüksiyon sırasında kalp hızının 10-20 atım /dk dan
fazla artmamasına dikkat edilmelidir.
Anestezik ilaç seçiminde iki noktaya dikkat edilmelidir.Birincisi sol ventrikül
fonksiyonu (LVF), ikincisi ise erken ekstübasyon uygulanıp uygulanmayacağıdır.
LVF iyi ise stimulusa sempatik yanıt iyidir ve normal dozda anestezik
kullanılır.LVF u kötü ise normal doz ile yanıt oluşturulamaz.
Kardiyak cerrahide anestezi indüksiyonunda
hipnotikler, benzodiazepinler, opioidler ve volatil ajanlar değişik
kombinasyonlar şeklinde uygulanabilir. İndüksiyon ajanlarının hepsi hipnotiktir
ama, ketamin ve deksmedetomidin dışındaki hiçbiri analjezik değildir.Sonuç
olarak, indüksiyon bu ajanlarla sağlanabilse bile, trakeal intubasyon ve cerrahi
gibi takibeden basamaklar diğer anestetik ilaçların uygulanmasını gerektirir. Bu
ajanların iskemi ya da postoperatif MI açısından üstünlüğü gösterilememiştir.
Hipnotikler
Tiyopental
Çok
uzun süreden beri kullanılan bir ajandır. Erken hemodinamik araştırmalar
göstermiştir ki tiyopental (100-400 mg) belirgin olarak kardiyak output (% 24)
ve sistemik kan basıncını (% 10) (tahminen artmış venöz kapasitansa bağlı
olarak), venöz dönüşü azaltarak düşürür. Normal insanlarda ve iskemik kalp
hastalarında trakeal intubasyon belirgin hipertansiyon ve taşikardiyle birlikte
görülür. İntubasyona kalp hızı cevabı 0.01 mg/kg fentanil uygulamasıyla
bastırılabilir.
Kardiyovasküler etkileri:
Kardiyak outputun azalma mekanizmaları:1-Direkt
negatif inotropik etki 2-Artmış venöz kapasitanstan kaynaklanan azalmış
ventriküler doluş 3-SSS’den,geçici olarak,azalmış sempatik çıkış.Tiyopental
uygulamasıyla görülen kalp hızındaki artış (% 10-36) muhtemelen kalbin
baroreseptör aracılı sempatik refleks stimülasyonundan kaynaklanır.Tiyopental,
hücrelere azalmış kalsiyum girişi ve bunun sonucunda sarkolemma alanlarında
tükenmiş kalsiyum miktarından kaynaklandığı görülen doza-bağlı negatif inotropik
etkiler üretir. Sağlıklı hastalar ve kompanze edilmiş kalp hastaları arasında
tiyopentalin kardiyovasküler etkileri arasında küçük bir fark vardır.Ancak,
valvüler ya da konjenital kalp hastalıklı bir grup hastaya 4mg/kg tiyopental
verilmiş ve diğer hastalara göre daha fazla (% 18) ortalama kan basıncı düşüşü
olmuştur, fakat bunun sebebi açık değildir. Kororner arter hastalıklı,
tiyopentalle (1-4 mg/kg) anestezi verilmiş hastalarda ölçülen kalp hızı artışı
(% 11-36) zorunlu artmış miyokard oksijen tüketimi ile birlikte olduğundan
potansiyel olarak daha zarar vericidir. Normal koroner arterli kişiler artmış
MVO2’yi karşılamak için yeterli koroner kan akımını sağlamakta hiç
zorluk çekmemektedirler ve iskemik kalp hastaları bile tiyopental indüksiyonu
ile normal laktat metabolizmalarını sağlayabilirler.
Büyük dozlarda hızlı olarak verildiğinde
tiyopentalin iyi bilinen kardiyovasküler potansiyeline rağmen bu ilacın normal
hastalarda ve yavaş ya da infüzyonla verilen kalp hastalarında minimal
hemodinamik etkileri vardır. Bozuk ventriküler fonksiyonlu hastalarda
tiyopentalin etkilerinin iyi dokümente edilmiş araştırmaları olmamasına rağmen
bu kategorideki hastaların kardiyovasküler parametrelerinde belirgin düşüşler
tahmin edilebilir. Hipovolemik hastalarda tiyopental verildiğinde kardiyak
outputta (% 69) ve kan basıncında da belirgin bir düşüş olur ki bu da
kompansasyon mekanizmaları yetersiz olan hastalarda tiyopental indüksiyonu ile
ciddi hemodinamik depresyonun ortaya çıkabileceğini gösterir. Tiyopental
indüksiyon için kullanıldığında ASA III ve IV hastalarda diazepama göre kan
basıncı ve kalp hızında daha fazla düşüşe sebep olur.
Tiyopental, normal hastlarda ve kompanze edilmiş
kalp hastalarında anestezi indüksiyonunda güvenle kullanılabilir. Sağ veya sol
ventriküler bozukluklarda, kardiyak tamponadda ya da hipovolemide, negatif
inotropik etkilerinden, artmış venöz kapasitanstan ve kardiyak outputtaki
doza-bağımlı düşüşten dolayı dikkatli kullanılmalıdır.Taşikardi gelişmesi,
tiyopentalle anestezi verilen iskemik kalp hastalarında potansiyel bir
problemdir.Yatan hasta prosedürlerinde anestezi indüksiyonunda tercih edilen
ilaç olarak tiyopentalin yerini hiç bir intravenöz ilaç alamaz.
Valvüler kalp operasyonlarına giren hastalarda,
kardiyopulmoner by-pass sırasında tiyopental infüzyonunun muhtemel bir kullanımı
da serebral korumadır. CPB sırasında tiyopentalin serebral koruyucu etkisi
Zaidan ve arkadaşları tarafından araştırılmış ve tiyopentalle CABG operasyonuna
giren hipotermik CPB uygulanan hastaların sonuçlarında bir fark olmadığı
gösterilmiştir. CPB sırasında bir barbiturat uygulanması, ek inotropik destek
gerektiren bir miyokard depresyonuyla sonuçlanabilse de Ito ve ark. bir
çalışmasında periferik dolaşımın sağlanması, ki bu da daha yaygın ısınmayı
sağlar, azalmış baz açığı ve azalmış postoperatif pressör desteği için
tiyopental infüzyonunun yararlı etkilerini önermektedir. Yeni ajanlar çıktıktan
sonra kardiyopulmoner bypass (KPB) sırasında serebral korunma açısından
kullanımı popülaritesini yitirmişitr
Tuman 1094 hastada ( 47 si CABG) tiyopental-halotan anestezisi ile yüksek doz
fentanilnil anestezisini karşılaştırmıştır. Düşük CO durumu, postoperatif MI,
ICU da kalış süresi açısından iki grup arasında fark olmadığını belirtmiştir.
Etomidat:
1965 yılında Godefroi tarafından sentezlenmiştir.
Hayvan deneylerinde güvenlik sınırının tiopentalden 4 kat daha geniş olduğu
gösterilmiştir. 0.3 mg/kg lık önerilen indüksiyon dozu derin hipnotik etkilere
sahiptir.
Kardiyovasküler etkileri:
Diğer anestezik ilaçlarla karşılaştırıldığı çalışmalarda Etomidat genellikle
hemodinamik parametreleri en az değiştiren ilaç olarak tarif edilmiştir.
Nonkardiyak hastalar ve kardiyak hastalığı bulunan kişilerde etomidat uygulaması
sonrası belirgin hemodinamik stabilite gözlenmiştir.Normal veya kompanze iskemik
kalp hastalığı bulunan kişilerde KH, PAP, PCWP, LVEDP, RAP, CI, SVR, PVR, dP/dt
ve STI 0.15-0.30 mg/kg dozlar sonrası belirgin olarak değişmemiştir.Diğer
anestezikler ile karşılaştırıldığında etomidate myokardial oksijen ihtiyacı ve
temini arasındaki dengeyi en az bozan ilaçtır.Sistemik kan basıncı çoğu kez
değişmemekle beraber valvüler kalp hastalığı bulunanlarda bazen %10-19 oranında
azalabilmektedir.Ammon ve arkadaşları MAP ve LVSWI’da hafif bir doz bağımlı
azalma tespit etmişlerdir 0.3, 0.45 ve 0.6 mg/kg ortalama kan basıncı ve
LVSWI’da daha fazla düşüşe neden olurken KH, PAP, PCWP, CVP, CI, SV veya SVR’ye
etkili olmamışlardır.Bu yüzden hemodinami üzerine küçük bir doz bağımlı etkisi
olsa da dikkat çekici olan dozdaki iki katlık artışa rağmen hemodinamik
stabilite söz konusudur.Doz bağımlı değişiklikler köpeklerde gösterilmiş ve üç
muhtemel sebebi olduğu düşünülmüştür.1)Azalmış CNS sempatik stimülasyonu
2)Rejiyonel O2 tüketimindeki azalmaya sekonder oto regülasyon 3)Azalmış venöz
dönüşe sekonder azalmış SV.
Etomidatın doz bağımlı direkt negatif inotropik etkisi köpeklerde gösterilmiştir
fakat eşit anestezik dozlarda bu etki tiyopentalin yarısı kadar belirgindir.
İnvivo olarak anestezik ajanların miyokardiyal kontraktilite üzerine etkilerine
karar vermek KH, preload ve after load daki konkamitan değişiklikler nedeniyle
zordur. Buna karşın tüm myokardta ne olduğunu tam olarak tespit etmese de invivo
olarak etkiler tam olarak hesaplanabilir. Riou ve arkadaşları sol ventrikül
papiller kası ve elektromağnetik bir sistem kullanarak etomidatın intrensek
miyokardiyal kontraktilite üzerine etkilerini araştırmışlardır. Etomidatın
artmış maksimum kısalma hızı ile belirlenebilen hafif pozitif inotropik etkisini
göstermişlerdir.Fakat bazı klinik durumlarda etomidatın içinde bulunduğu solvent
propilen glikol SR disfonksiyonuna bu da hafif bir (-) inotropik etkiye neden
olabilmektedir.
Perkütan koroner anjioplasti olmak için anesteziye edilmiş akut MI’lı hastalarda
genel anestezi indüksiyonunda kullanılan etomidatın (0,3mg/kg IV) KH, MAP ve RPP
yi değiştirmediği bilinmektedir. Bu da bu ajanın belirgin hemodinamik
stabilitesini gösterir. Fakat valvüler kalp hastalığının varlığı etomidata karşı
gelişen hemodinamik cevapları etkilemektedir.Bir çok hastada kan basıncı idame
olsa da hem aortik hem de mitral kapak hastalığı olanlarda SKB ve DKB’larında
%17 ve 19 PAP ve PCWP’de %11 ve 17 gibi belirgin düşüşler ortaya çıkmıştır.
Valvuler kalp hastalığı olan ve 0.3 mg/kg etomidat alan hastalarda yapılan iki
çalışmadan birinde CI hiç değişmemiş, birinde ise %13 azalmıştır. Etomidata
cevap açısından aortik kalp hastalığı olanlar ile mitral kalp hastalığı olanlar
arasında ise bir fark bulunamamıştır.
Sistematik olarak her ilaçla çalışılmamış olmasına rağmen, etomidatın
kardiovasküler etkileri diğer anestezik ilaçların simultane uygulanması ile
değişmemiştir. Oksijen içinde %66 N2O uygulaması ve bazal
nöroleptanestezi varlığı, etomidat indüksiyonundan sonraki değişiklikleri
etkilememektedir. Etomidat (0.3 mg/kg) nörolept ilaçlarla anestezi verilmiş
hastalarda dP/dt yi %18 oranında azaltmıştır. Fentanil ve alfentanille
anesteziye edilen hastalarda da CI %4 ve %17, KH %17 ve %20, SVR %14, MAP %20,
MAP %4 ve %17 azalmıştır. Hem koroner arter hastalarında hem de valvuler kalp
hastalarında etomidat ile narkotiklerin birlikteliğinin güvenlik sınırı göreceli
olarak dardır. Etomidat (0.3 mg/kg) %66 N2O/O2 içindeki
%0.3 halotan ile anestezi verilen normal hastalara verildiğinde sistemik kan
basıncı %14, SVR %17 ve dP/dt %9 oranında düşmüştür. Wauquier ve arkadaşları
hipovolemik şok modeli oluşturdukları köpeklerde etomidat ve tiopentalin
etkilerini karşılaştırmışlardır. Köpekler MAP 40-45 mmHg olana dek
kanatılmışlar ve 1mg/kg etomidat veya 10 mg/kg tiopental uygulanmıştır.
Tiyopental grubunda belirgin fazla hemodinamik depresyon tesbit etmişlerdir.
İnsanlarda durumun böyle olup olmadığı bilinmemekle birlikte, klinik deliller
hipovolemik hastalarda etomidatın yararlı olabileceğini göstermektedir.
Etomidatın avantajlarının dezavantajlarının önüne geçtiği belli durumlar söz
konusudur. Acil kullanımları arasında hızlı indüksiyonun şart
olduğu durumlar sayılabilir. Hipovolemi, kardiyak tamponat, düşük kardiyak
out-putla gelen hastalarda etomidat diğer ajanlardan daha iyidir. Bunun tek
istisnası olarak ketamin gösterilebilir. Hipnotik etkisinin belirgin olması
ilave analjezik ve/veya hipnotik ilaçların uygulanması gerektiği anlamına gelir.
Elektif cerrahi ameliyatlara giden hastalarda etomidatın diğer indüksiyon
ajanlarına gerçek bir avantajı söz konusu değildir.
Djaini GH ve ark. CABG uygulanan 22 olguda vital
kapasite inhalasyon indüksiyonu ve etomidatı karşılaştırmıştır. Sevofluran % 8
konsantrasyonda , etomidat ise 0.2-0.3 mg/kg verilmiş Her iki grubada fentanil 8
mcg/kg ve vekuronyum 0.1 mg/kg dozda verilmiş. MAP ve CO taki azalmanın iki
gruptada benzer olduğunu, indüksiyon sürelerinde fark olmadığını belirtmişler ve
sevofluranın iyi bir ajan olduğunu vurgulamışlardır.
Cheong KF, Choz JM yaptıkları çalışmalarında S grubuna;
sevofluran %4 + N2O % 67 konsantrasyonda, Grup E’ye ise etomidat 0.2 mg/kg dozda
vermişlerdir. Her iki gruba da fentanil 10 mcg/kg ve
pavulon vermişlerdir. İndüksiyon süresi, kirpik refleksi kaybı (E de 45 sn, S de
97 sn) Etomidat grubunda daha kısa bulunmuştur. İki grupta da havayolu
komplikasyonu olmamıştır. S grubunda ortalama arter basıncı daha fazla (S %28, E
% 14) düşmüştür. KH da değişiklik olmamıştır. Kardiyak indekste (CI) %2
oranında düşme görülmüştür. Sevofluran indüksiyonunun CI te minimal değişiklik
yaptığı, havayolu komplikasyonunun olmadığı belirtilmiştir.
Ketamin
Hızlı hipnoz ve derin analjezi oluşturmasına rağmen
respiratuar ve kardiovasküler fonksiyonları diğer indüksiyon ajanları kadar
deprese etmez.
Hemodinamik etkileri non kardiyak hastalarda,kritik
hastalarda, geriatrik hastalarda ve çeşitli kalp hastalarında
incelenmiştir.Eşsiz bir özelliği kardiovasküler sistemin stimülasyonudur. En
belirgin hemodinamik değişiklikler KH,CI,SVR,PAP ve SKB daki belirgin artıştır.
Bu
sirkülatuar değişiklikler MVO2'de bir artışa ve buda koroner kan
akımında artışa neden olur. MVO2'deki global artışa rağmen artmış
işin primer olarak sağ ventrikülden kaynaklandığına ait deliller vardır. Çünkü
PVR'deki artış SVR'deki artıştan belirgin olarak fazladır. Ketamin ile görülen
hemodinamik değişiklikler doz bağımlı değildir. 0.5 ve 1.5 mg/kg IV dozlar
arasında belirgin fark yoktur. İlginç olan ikinci bir ketamin dozunun ilkinin
zıttı hemodinamik etkiler yapmasıdır. Valvuler kalp hastasında 2mg/kg ketaminle
indüksiyon sonrası ortaya çıkan kardiyovaskuler stimülasyon, ikinci doz
uygulamasından sonra görülmemekte hatta kan basıncı, PCWP ve CI azalmaktadır.
Ketamin normal hastalarda ve iskemik kalp hastalarında benzer etkiler yapar.
Deşiklikler kalitatif olarak konjenital kalp hastalarında ve valvuler kalp
hastalıklarında da benzerdir. Çocuklardaki değişikliklerle yetişkinlerdekiler de
benzerdir. Belirgin olan KH ve PAP taki artıştır. Ketamin
indüksiyonu sonrası şant yönü veya fraksiyonu veya sistemik oksijenizasyonda
değişiklik olmaz. Yüksek PAP'lı (mitral kapak
hastalığındaki gibi) hastalarda PVR de oluşturduğu artış SVR de oluşturduğundan
fazladır. Mitral kapak hastalığı ve atrial fibrilasyonu olan hastalarda ketamin
ve pankuronyum uygulaması sonrası görülen belirgin taşikardi anestezi
indüksiyonunu da komplike edebilir.
Ketaminin dolaşım sistemindeki stimulatör etkisinin
mekanizması net olarak açıklanamamıştır. Myokardium
üzerindeki direkt etkileri çelişkilidir. Riou ve arkadaşları ketaminin miyokard
üzerinde dual ve zıt etkileri olduğunu göstermişlerdir; 1- muhtemelen artmış Ca++
influxuna bağlı + inotropik etki. 2- sarkoplazmik retikulum fonksiyonunda
azalma. Bu azalma sadece supraterapotik dozlarda veya kardiyomyopati
durumlarında sözkonusudur ve ancak bu durumlarda + inotropik etkiye üstünlük
sağlar. İzole tavşan ve köpek kalplerinde ve intakt köpeklerde myokardial
depresyon gösterilmiştir. Kardiyovasküler stimülasyonun net bölgesi bilinmemekle
birlikte, İvankovich ve arkadaşları direkt olarak CNS'ye
ketamin enjeksiyonu ile anında hemodinamik stimulasyona neden olduğunu
göstermişlerdir. Ketamin ayrıca norepinefrinin sempatronöral salınımına da yol
açar. Bu etkisi barbütüratlar, benzodiazepinler ve droperidol ile bloke
edilebilir. Hayvan çalışmaları ketaminin primer hemodinamik etkisinin
periferikten çok santral olduğunu desteklemektedir.
KVS’nin ketamin tarafından stimulasyonu her zaman istenmez ve
ketamin tarafından indüklenen taşikardi ve sistemik hipertansiyonu bloke etmek
için çeşitli farmakolojik metodlar kullanılmaktadır. Nishimura ve arkadaşları
ketaminin KVS üzerine olan etkilerini azaltmak için adrenerjik blokaj ajanlarını
kullanmışlar ve propranolol (a-blokör)
ve fenoksibenzamin (beta-bloker)
kombinasyonunun kalp hızı ve kan basıncındaki artışı azaltmakta tek tek
kullanımlarından ve trimethafan dan daha etkili olduğunu bulmuşlardır. Verapamil
de taşikardiyi başarılı şekilde düşürmüştür. Droperidol ketamine karşı gelişen
hipertansif cevabı alfa-adrenerjik
blokaj ve katekolamin salınımının santral depresyonu yolu ile azaltır.
Ketamin tarafından indüklenen hipertansiyon ve taşikardiye karşı
en sıklıkla ve başarı ile kullanılan yöntem ketamin öncesi benzodiazepin
uygulamasıdır. Diazepam, flunitrazepam ve midazolam ketaminin hemodinamik
etkilerini başarılı şekilde azaltmaktadır. Ketamin- midazolam kombinasyonu bu
anlamda daha çekicidir çünkü göreceli olarak benzer farmakokinetik profilleri
vardır. Midazolamın bolus IV enjeksiyonu yerine infüzyonu da
kullanılabilmektedir. Hatano ve arkadaşları 200 kardiyak cerrahi hastasında
(0.3-0.5 mg/kg) diazepamı takiben 0.7 mg/kg/sa ketamin uyguladıklarında
indüksiyon, entübasyon ve insizyon esnasında stabil bir hemodinamik bir gidiş
tesbit etmişlerdir. Gerçekte hemodinamik stabilite açısından diazepam ve ketamin
kombinasyonu yüksek doz fentanil tekniği ile yarışmaktadır. Hiçbir hastanın
halüsinasyonları olmamış, %2 hasta hayal görmüş, %1 hastada da operasyon
odasındaki olayların recall’ı gelişmiştir. Levanen ve arkadaşları ketamine-based
anestezi öncesi 2.5 mg/kg
intramusküler deksmedetomidin ile premedikasyonun, ketaminin hemodinamik
etkilerinin blokajı açısından midozolam kadar etkin olduğunu, CNS yan etkilerini
azaltmada ise daha etkin olduğunu göstermişlerdir.
Ketaminin diğer anestezik ilaçlarla etkileşimini
araştıran çalışmalar mevcuttur. Genel olarak, benzodiazepinler gibi, diğer
ilaçlar ketaminle indüksiyon esnasında görülen hemodinamik değişiklikleri
önlerler. Halotan anestezisi verilmiş nonkardiyak hastalara 2mg/kg ketamin
verilmesi kan basıncında %10-28 düşüşe neden olmuş, fakat KH’yi
değiştirmemiştir. Halotan ya da enfluran anestezisi verilmiş hastalara ketamin
uygulandığında CI, SI ve kan basıncı düşmüştür. Bu ketaminin oluşturduğu
hemodinamik depresyonun halotan ve enfluran varlığında daha da derinleştiğini
göstermektedir. Buna şöyle bir açıklama getirilebilir; inhalasyon ajanları
normal olarak ketaminle ortaya çıkan sempatetik aktiviteyi bloke ederler ve
ketaminin direkt miyokardiyal depresif etkisi ise karşılanmamış kalır.
Panküronyum ile kombine kullanımının, veküronyum ile kombinasyonundan daha fazla
taşikardi oluşturması beklenir. Bunun sebebi ketamin ve panküronyumun
sempatomimetik etkilerinin birleşmesidir.
Bazı kurumlarda ketamin (2mg/kg IV veya 4-6 mg/kg IM)
pediyatrik kardiyak kateterizasyon için anestezik olarak ağır premedikasyon
(pentobarbital 5-10 mg/kg, meperidine 1.0 mg/kg veya skopolamine 0.01 mg/kg) ile
kombine edilmektedir ve göreceli olarak daha az komplikasyon bildirilmiştir. Bu
tekniğin en problemli yönü çocuklarda uzamış ayılma zamanıdır.
Birçok pediatrik kardiyak cerrahi merkezinde ketamin
indüksiyon ve idame için kullanılmasına rağmen , ketamini diğer tekniklerle
karşılaştıran büyük seriler yoktur. 2 yaş altındaki 104 çocuğu içeren
retrospektif bir çalışmada ketamin, N2O/O2 ve pancurorium
kombinasyonu (66 hasta) ile halotan, N2O/O2 ve kürar
kombinasyonu (38 hasta) karşılaştırılmıştır. Ketamin hastaları hemodinamik
olarak daha stabil olmalarına rağmen, mortalite ve morbidite açısından iki grup
arasında fark bulunamamıştır. Ketamin ile ilgili diğer bir nokta konjenital kalp
hastalarındaki yükselmiş PAP’a olan etkisidir. Santoli ve arkadaşları hiçbir
zaman bir şant inversiyonu veya sağdan sola şanttaki bir artış nedeniyle
pulmoner kan akımındaki düşme ile ilişkili bir komplikasyona rastlamadıklarını,
bu yüzden de ketaminin pulmoner hipertansiyonlu veya bidirectional şantlı,
pulmoner arter atrezili veya hipoplazili yada PDA lı hastalarda kullanımının
endike olduğunu bildirmişlerdir. Burada akılda çıkarılmamalıdır ki, ketamin
konjenital lezyonlu hastalarda pulmoner vaskuler rezistansı arttırabilir ve eğer
hava yolu obstrüksiyonu oluşursa soldan-sağa şantın revers’ı ihtimali
sözkonusudur.
Konjenital kalp ameliyatı ve acil veya elektif
valvüler cerrahiye giden hastalarda ketamin yegane ajan olarak kullanılmıştır.
Corssen ve arkadaşları 1974 ‘te CABG cerrahisinde ketaminin güvenilirlik ve
etkinliğini göstermişlerdir. Yeni ve randomize bir çalışmada da ketamin ve
morfin teknikleri arasında mortalite ve morbidite açısından belirli fark tesbit
edilmemiştir. Hemodinamik labilite morfin ile daha çok problem olmuşken, ısrarlı
taşikardi ve hipertansiyon ise ketamin ile belirgin olarak fazla görülmüştür.
Günümüzde ne ketamin ne de morfin koroner arter hastalığında tek başına
önerilmemektedir.
Acil ameliyata ihtiyacı olan, hemodinamik olarak
unstabil hastalarda da ketaminin (2mg/kg) etkinlik ve güvenliği gösterilmiştir.
Bu hastaların birçoğu travma ya da masif hemoraji nedeniyle hipovolemiktirler.
Bu hastaların bir çoğunda ketamin indüksiyonu ile kan basıncının ve kardiyak
outputun idamesi sağlanabilmiştir. Waxman ve arkadaşlarının kardiovasküler
olarak unstabil olan 12 hastayı içeren raporlarında, ketamin 4 hastada CI’yı %10
düşürmüştür ve bunların 2’si ölmüştür. Bu veriler göstermektedir ki ketaminin bu
kritik hastalarda oluşturduğu hemodinamik değişiklikler çok küçüktür.
Perikardial sıvı birikimi olan hastalarda, konstrüktif perikardit olsun veya
olmasın 2 mg/kg ketamin ile indüksiyon CI’ yı idame ettirir, kan basıncı, SVR ve
RAP’ ı arttırır. Bu grup hastalarda KH ketamin ile değişmemektedir, bunun da
muhtemel sebebi kardiyak tamponatlı hastalarda zaten kompansatuar bir
taşikardinin mevcut olmasıdır. Konstrüktif perikarditli hastalarda ketamin
indüksiyon için kullanıldığında hemodinamik değerleri diazepamdan daha iyi
korumaktadır.
Ketamin 1980’li yılların başından beri pediyatrik hastaların
anestezi indüksiyonunda kullanılmaktadır. Bunda
hemodinamik etkilerinin olduğu kadar İM kullanılabilmesinin de katkısı vardır.
Kan volumü azalmış veya kardiyak tamponaddaki yetişkinler içinse muhtemelen en
etkili ve güvenli ilaçtır. Taşikardi, hipertansiyon ve ayılma deliriumu gibi
istenmeyen yan etkileri ise benzodiazepinlerle azaltılabilir.
Propofol
Propofol klinik kullanıma sunulan en yeni (1977)
intravenöz anesteziktir. Hipnotik özellikleri olan bir alkikfenoldür.
Propofolün hemodinamik etkileri ASA I-II sağlıklı hastalarda,
yaşlı hastalarda, sol ventrikül fonksiyonu iyi olan koroner arter hastalarında
ve sol ventrikül fonksiyonu azalmış hastalarda incelenmiştir. Bazı çalışmalarda
ise propofolün kardiyovaskuler etkileri, tiyobarbütüratlar ve etomidat gibi
sıklıkla kullanılan indüksiyon ajanları ile karşılaştırılmıştır. Açık olan şudur
ki, propofol ile (2mg/kg ile indüksiyonda ve 100 mg7kg/dk idame infüzyonu ile)
sistolik arteryel basınç %15-40 oaranında düşer. Benzer
değişiklikler diastolik arteriel basınç ve MAP ta da görülür.
Propofolün kalp hızı üzerine olan etkileri
değişkendir. MAP'taki
belirgin düşüşe rağmen bazı çalışmalar KH’de değişiklik olmadığını
bildirmişlerdir. KH’de düşüş veya artış bildiren çalışmalar da mevcuttur.
Konkomitant olarak nitröz oksid anestezisi ile ilişkili bir sempatik sinir
sistemi aktivitesi mevcut ise KH artabilir. MAP taki düşüşe rağmen KH’nin düşüşü
ise propofolün KH’nin baroreseptör refleks kontrolünü azaltmadığı, fakat yeniden
düzenlediği, sonuçta da kan basıncının düşük seviyeleri için bile KH’nın
değişmediği şeklinde açıklanabilir. CPB öncesi uygulanan propofol infüzyonları,
eş EEG supresyonu seviyelerinde, nörolept anestezi veya izofluranla
karşılaştırıldığında dolaşımdaki epinefrin ve norepinefrin düzeylerini belirgin
olarak düşürdüğü bildirilmiştir. Midazolam ile karşılaştırıldığında CPB
esnasında propofolün epinefrin, norepinefrin ve kortizol seviyelerini daha çok
düşürdüğü tesbit edilmiştir. Çalışmaların çoğu, SVR, CI, SV ve LVSWI da propofol
ile belirgin düşüşler tesbit etmişlerdir.
Çelişkili olsa da deliller miyokardial kontraktilitede
doz bağımlı bir düşüşe işaret etmektedir. Coetzee ve arkadaşları, segmental boy
kısalmasını ölçmek için piezo elektrik kristalleri kullandıkları açık kalpli
domuz modellerinde rejyonel miyokardial kontraktiliteyi ölçmüşlerdir ve plasma
konsantrasyonları ile kontraktilite azalması arasında belirgin korelasyon tesbit
etmişlerdir. Propofolün hayvan modellerinhde myokardiyal bir depresan olduğu
açıktır ve bu durum klinikte araştırılmıştır. Lepage ve arkadaşları CABG
programına alınan hastalarda propofolün rejyonel ejeksiyon fraksiyonu üzerine
etkilerini araştırmak için gated radyonüklid ventrikulografi kullanmışlardır.
Propofolün 3000 ile 6000 ng/mL arasındaki plazma konsantrasyonlarında EF da
değişiklik tesbit etmemişler ve cardiyak out-puttaki belirgin düşüşün sebebi,
preload’taki azalmadır. Martin ve arkadaşları ise end-sistolik basınç volüm
ilişkilerini (ESPVR) kurmak için sağ ventrikül ejeksiyon fraksiyonunu
kullandıkları bir çalışmada, ESPVR eğiminde bir düşüş tesbit etmişlerdir ki bu,
dobutaminle düzeltilebilen bir sağ ventrikül myokardial kontraktilite azalmasını
gösterir. Yine klinik bir çalışmada Mulier ve arkadaşları ESPVR ilişkisi kurmak
için özofagial ekokardiografi ve kan basıncını kullanmışlar ve propofolün hem
düşük (1.5 mg/kg) hem de yüksek (2.5mg/kg) dozda belirgin kardiyodepresan
etkisini göstermişlerdir. Depresan etkiler tiyopentali equipotent dozundakinden
daha derindir ve daha uzun sürer.
Propofolün vazodilatasyon yaptığı da açıktır. Bu
vazodilatasyonun temel olarak venöz kapasitansı mı yoksa arterleri ve
arteriolleri mi içerdiği henüz net değildir. In vitro olarak propofol hem venöz
hem de arteryal düz kas hücrelerinde, potasyumla-indüklenen tonusta doz bağımlı
belirgin bir düşüşe neden olur. Bu etki venöz düz kaslarda daha belirgindir.
Propofol tek başına ya da kombinasyonlarda venodilatasyon, preload azalması ve
belirgin myokardial depresyona sekonder arterial basınç ve CI’da belirgin düşüşe
neden olur.
CPB esnasında propofolün serebral fizyolojik
etkilerini araştıran bir çalışmada Newman ve arkadaşları, propofolün serebral
kan akımında ve serebral metabolik hızda belirgin bir düşüşe neden olduğunu
göstermişlerdir. Bunu yaparken serebral arteriovenöz oksijen içeriği farkına
veya jugular bulb venöz satürasyona bir yan etki oluşturmamaktadırlar. Serebral
kan akımında ve serebral metabolik hızdaki düşüş propofolün CPB esnasında
serebral emboli riskini düşürme potansiyelini açıklar. Tek akciğer
ventilasyonundaki torasik cerrahi hastalarında propofolün hipoksik pulmoner
vazokonstrüksiyon üzerindeki etkisi minimaldir.
Dağılım volümünün genişliği ve hızlı metabolizması
nedeniyle, propofol hızlı ayılmaya imkan verir. CABG sonrası hasta sedasyonu
için kullanılmıştır. Mc Murray propofol infüzyonu ve midazolam infüzyonu ile
sedasyonu karşılaştırmış ve infüzyonu kestikten sonraki ortalama ekstubasyon
zamanını propofol ile 46 dakika, midazolam ile 125 dakika olarak tesbit
etmiştir. WaKH ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ise koroner by-pass cerrahisi
sonrası sedasyon için propofol ve midazolanm karşılaştırılmış, propofol alan
hastalarda az sayıda taşikardi ve hipertansiyon epizoduna rastlanmış fakat daha
çok sayıda hipotansiyon epizodu görülmüştür. Myokardial iskemi açısından bir
fark görülmemiş ki bu da postoperatif dönemde propofolün güvenle
kullanılabileceği ve ventilatörden ayrılmak için erken uyanma avantajından
faydalanılabileceğini düşündürür. Multimerkezli bir çalışmada propofol ile düşük
doz sufentanil kombinasyonun infüzyonu ile yüksek doz sufentanil ile midazolam
CABG de kullanılmış, her iki tekniktede kabuledilebilir hemodinamik kontrol
sağlanmış ve gruplar arasında intraoperatif iskemi açısından fark bulunmamıştır.
İntraoperatif hipotansiyon, vazopresör veya inotropik medikasyon ihtiyacı ve
verilen kristalloid miktarı propofol-sufentanil grubunda belirgin olarak
fazlayken, intraoperatif hipertansiyon ve antihipertansif veya vazodilatör
tedavi ihtiyacı ise sufentanil-midazolam grubunda belirgin olarak fazla
bulunmuştur.
Propofolün hemodinamik profili üzerine yapılan bu
tartışmalar göstermektedir ki, bir opioidle kombine edilen propofol sağlıklı
hastalarda, koroner arter hastalarında ve sol ventrikül fonksiyonu iyi olan
hastalarda indüksiyon ve idame için kabu ledilebilir bir ajandır, fakat ciddi
koroner hastalığı bulunanlarda miyokardial oksijen ihtiyacı ve temini arasında
bir dengesizliği indükleme potansiyeli sözkonusudur. Mitral ve aort kapak
yetmezliği olan hastalarda propofol afterload’u azaltarak kardiyak out-put’u
artırabilir. Kardiyak depresan dozlar kullanılmadığında, bu durum ventrikül
fonksiyonları kötü olan hastalarda avantaj sağlayabilir.
Mora ve arkadaşları kardiyak cerrahi esnasında
anestezi idamesi için propofol, fentanil ve tiyopentali karşılaştırdıkları bir
çalışmada propofolü en üstün ajan olarak tesbit etmişlerdir çünkü, diğerleri ile
karşılaştırılabilir bir hemodinamik stabilite sağlarken, hızlı derlenme
sayesinde postoperatif ventilatör destek ihtiyacını azaltmaktadır. Deliller
düşündürür ki kardiyak cerrahide opioidlere ilave olarak kullanıldığında,
özellikle erken ekstubasyon kriterlerini karşılayan sol ventrikül disfonksiyonu
ve pulmoner hastalığı olmayan yetişkinlerde (yetişkinlerin %70-80’ine karşılık
gelir) efektif bir ajandır.
Benzodiazepinler
Diazepam:
Diazepam muhtemelen dünyada en yaygın kullanılan
1,4-benzodiazepindir. 1959’da Leon H. Steinbach tarafından üretilip, ABD’ye
1963’te tanıtılmıştır. Diazepam ve diğer benzodiazepinlerin SSS’deki tahmin
edilen mekanizması GABA’nın nöronal iletim üzerindeki inhibitör etkisinin
potansiyelize edilmesidir. Tüm benzodiazepinlerin hipnotik, antikonvülzan, kas
gevşetici, amnezik ve anksiyolitik nörofarmakolojik özellikleri vardır.
Diazepamın hemodinamik etkileri normal kişilerde,
farklı kardiyak hastalıklı kişilerde, büyük ASA 3 ve 4 hasta serilerinde
araştırılmıştır. Diazepamla indüksiyonun karakteristik bir özelliği de
hemodinamik stabilitedir. Doluş basınçları ve kardiyak indeks değişmez; ancak,
KH değişkendir fakat küçük farklar gösterir. Hemodinamik değişiklikler dozdan
bağımsız gibi gözükmekle beraber bu konuda bir çalışma yoktur. Ancak, farklı
çalışmalarda, örnek olarak KAH’lı hastalara diazepam 0.1mg/kg veya 0.5mg/kg
verilince ortalama arteriyel kan basıncında benzer düşüşler (sırayla %7 ve %18)
olmuş ve dozdaki 5 katlık farka rağmen KH, CI, sistemik vasküler rezistans
(SVR), stroke index (SI), sol ventriküler stroke work index (LVSWI)’de belirgin
farklar olmamıştır.Benzer bir çalışmada, valvüler kalp hastalıklı 60 hastaya 20
saniyede verilen 0.21, 0.46 ve 0.66 mg/kg dozlarında, ortalama kan basıncı ve
KH’da hemen hemen aynı değişiklikler olmuştur. Enjeksiyon hızı, diazepamın
indüksiyon dozunun (0.5 mg/kg) hemodinamik etkisini değiştirmez ve diazepam
bolus (5 sn.) veya yavaş infuzyonla 10 dk’dan fazla) uygulandığında hemodinamik
etkilerinde bir fark yoktur.
Diazepamın hemodinamik stabilitesi iskemik kalp
hastalıklı kişilerde indüksiyon ajanı olarak kullanılmasını uygun kılar; ayrıca
ek bilgiler de nitrogliserin benzeri bir etkiyi içerir. Cote ve arkadaşlarının
iskemik kalp hastalığını içeren çalışmasında diazepam (0.1mg/kg) sol ventrikül
end diastolik basıncında (LVEDP) belirgin bir düşüş üretirken, sistemik
perfüzyon basıncındaki düşüşe rağmen koroner kan akımı ve CI’ni korumuştur
(nitrogliserine olan benzerlikten dolayı). Nitrogliserinle beraber diazepamın
periferik arteriyel ve venöz etkilere sahip olduğu, anestetik etkilerinden
bağımsız olarak, görünmektedir. Aynı küçük dozla, araştırmacılar KAH’lı
hastaların koroner kan akımlarında %73’lük bir artış rapor etmişlerdir.
KH-sistolik kan basıncı sonucunda belirgin düşüşler gösteren bir çok çalışmanın
gösterdiği gibi, diazepam uygulamasından sonra total MVO2 belirgin
olarak düşer. Bu hemodinamik etkilerin nedenleri tam olarak açık değildir.
Diazepam sirkülasyondaki katekolaminlerin kan düzeylerini düşürür fakat
vazoaktiviteyi kontrol eden postganglionik alanların aktivasyonu gibi diğer
mekanizmalar hemodinamik değişiklikler için sorumlu olabilirler. İskemik kalp
hastalarında diazepamın avantajı, iskemik bölgelere kan teminini arttırmaktan
ziyade myokardial oksijen tüketimini azaltmaktır.
ASA III ve IV hastaların bir araştırması parsiyel
(400 hasta) ve tamamlanmış (800 hasta) olarak göstermiştir ki anestezi
indüksiyonunda diazepam tiyopentale göre hemodinamik açıdan üstündür.
Nonkardiyak cerrahiye giren hastalarda 2mg/kg tiyopentale göre 0.2mg/kg iv
diazepamla kardiyovasküler stabilite (kan basıncı ve kardiyak output düzeyinin
sağlanması) daha iyi sağlanmıştır. Tiyopentalle anestezi indüksiyonunda %85
hastada kardiyak output %15’ten fazla düşerken diazepamla anestezi verilen
hastaların sadece %0.75’inde %15’ten fazla kardiyak output düşüşü olmuştur.
Konstriktif perikarditli hastalarda diazepam (0.3 mg/kg) ketamin(1 mg/kg) kadar
iyi tolere edilememiştir; diazepam verilen 10 hastanın 3’ünde hipotansiyon ve
kardiyak outputta ciddi düşüşler olmuştur. Tahminen, diazepamla oluşan
vazodilatasyon kardiyak doluşu azaltmıştır (bu da 19’dan 13 mmHg’ye düşen sağ
atriyel basınçla gösterilmiştir).
Diazepam güvenle diğer anestetik ilaçlarla kombine
edilebilse de bir miktar hemodinamik depresyon potansiyeli vardır. İskemik kalp
hastalıklı ve valvüler kalp hastalıklı kişilerde diazepam ve morfin
kombinasyonunun etkisi rapor edilmiştir. 10 dakikada 0.25-0.35 mg/kg diazepam
verilen 3 mg/kg morfinle anestezi verilmiş iskemik kalp hastalarında KH,
pulmoner kapiller wedge basıncı (PCWP), PAP, PVR veya SVR değişmezken ortalama
arteriyel kan basıncında (MAP) (84’ten 73 mmHg’ye) ve CI’te (2.91’den 2.36
L/dk/m2) hafif düşüşler olmuştur. Fentanil ve diazepam tek başına
kullanılmalarına göre birlikte biraz daha fazla depresif etki gösterirler.
Mitral valv hastalıklı, fentanille (50 mg/kg’a kadar) anestezi verilmiş
hastalara diazepam (10 mg) uygulanması hafif fakat istatistiksel olarak belirgin
kardiyak output (%21), ortalama kan basıncı (%10) ve stroke volume(SV) (%17)’dan
oluşan hemodinamik depresyona sebep olurken KH değişmemiştir: Tomichek ve
arkadaşlarının bir diğer araştırmasında, diazepamın (0.125-0.5 mg/kg) fentanille
(50mg/kg) kombinasyonu CABG’de anestezi indüksiyonunda kullanılmıştır. Bu
kombinasyon, kardiyovasküler sistemi her iki ajanın yalnız kullanılmalarına göre
daha fazla baskılamıştır. Daha önceden diazepam verilen hastalar ortalama kan
basıncında ve SVR’de fentanil uygulamasıyla birlikte belirgin düşüşler
göstermişlerdir. Bu ilişkinin tam mekanizması belirgin değildir ama diazepam
sempatik tonusu baskılıyor gibi gözükmektedir. Bu mekanizma muhtemel
gözükmektedir çünkü sempatik ve parasempatik tonustan arındırılmış köpeklerde
fentanil ve diazepamın bu hemodinamik etkileşmesi görülmez. Diazepamın
alfentanil veya sufentanille kombinasyonu da vazodilatasyon ve hipotansiyona
sebep olur. Diazepam ve %50 N2O/O2 indüksiyonu, yalnız
diazepamla indüksiyona benzer hemodinamik değişiklikler oluşturur. Tek fark, N2O’nun
ortalama arteriyel kan basıncı ve LVSWI’de daha büyük düşüşe neden olması ve
bunun tek başına diazepamla değişmeyip N2O ile azalmasıdır
Diazepam kardiyak hastalar kadar, multiorgan yetmezliği olan kişilerde de
anestezi indüksiyonunda kullanılabilir. Ayrıca yoğun bakım ünitesinde hastaların
sedasyonunda da kullanılır. Diazepamın amnezik etkisi hatırlamayı önlerken,
diğer ilaçların kabul edilemeyecek kardiyovaskuler depresyon yaptığı hastalarda
%100 O2 kullanımını sağlar. Bazı anesteziyologlar, diazepamı erişkin
valvuler ve iskemik kalp hastalarında, konjenital kalp hastalıklarında
indüksiyon amacıyla 0.3-.5 mg/kg dozda ve 5-15 saniyeden daha fazla sürede
uygularlar. TA’de ve kardiyak out-putta hızla düşüşe yol açtığı için hipovolemi
ve kardiyak tamponadı olanlarda kullanımı göreceli kontrendikasyon oluşturur.
Diazepamla indüksiyonun
istenmeyen özellikleri enjeksiyon sırasında ağrı, yaşla artan belirgin
tromboflebit insidansı, uzun yarı ömrü ve birikici özelliğidir. Belirgin
hemodinamik stabilitesi, amnezik özellikleri ve yumuşak indüksiyonu çoğu kalp
cerrahisi hastasında anestezi indüksiyonunda tercih edilen bir ajan olmasını
sağlamıştır.
Midazolam
Suda
çözülen bir benzodiazepindir. Hızlı etkisi, kısa etki süresi ve nispeten plazma
klirensinden dolayı benzodiazepinler arasında tercih sebebidir. Midazolamda kısa
plazma yarı ömrü, uzun cerrahi prosedürler ve yoğun bakım ünitesi
sedasyonlarında yeterli plazma düzeylerinin sağlanabilmesi için infüzyon
şeklinde uygulanmalıdır. IV, oral ya da IM uygulanabilir. Genel
anestezi için indüksiyon dozu 0.05-0.2 mg/kg dır.
Genel olarak koroner arter hastalıklı, premedike
edilmiş hastalarda IV midazolam (0.2 mg/kg) uygulanmasından sonra meydana gelen
hemodinamik değişiklikler önemsizdir. Midazolam uygulamasında MAP %20 düşerken
KH %15 artar. CI sabittir. Normal ventriküler fonksiyonlu kişilerde doluş
basınçları ya değişmemiş ya da düşmüştür, fakat yüksek PCWP’ li hastalarda
belirgin olarak düşmüştür. Midazolam analjezik olmadığı için, midazolamla
anestezi indüksiyonunu takiben entubasyon belirgin KH ve MAP artışına sebep
olur. Dış stimulusa tepkiyi bloke etmek için adjuvan analjezik ilaçlar
gerekmektedir. Midazolam ve diazepamın hemodinamik etkilerindeki en büyük
farklılık midazolamı takiben MAP düşüşünün ve inotropik etkinin daha belirgin
oluşudur.
Anestezi verilmemiş hayvanlarda, dozda 40 kat artış
(subanestezik doz olan 0.25 mg/kg’dan başlayarak) hemodinamik parametrelerde
küçük azalmalara sebep olur, bu da midazolamın büyük güvenlik sınırını gösterir.
Ancak, hipovolemik köpeklerde, normovolemiye göre midazolam daha fazla
hipotansiyon üretir.
Midazolamın, kapasitans damarlarını diazepama göre
daha fazla etkilediği, en azından diazepama göre midazolamla pompa venöz
rezervuar hacmindeki düşüşün daha fazla olduğu (CPB sırasında), düşünülmüştür.
Ek olarak, CPB sırasında diazepam SVR’yi midazolamdan daha çok düşürür. Normal
hastalarda tiyopental ve midazolamdan sonra hemodinamik değişiklikler genellikle
benzerdir; ikisi de KB’nı düşürüp KH’ını arttırır fakat CO midazolamla sabitken
tiyopentalle düşer.
Midazolam ve diğer ilaçlar arasındaki etkileşimler
nispeten hafif ve tahmin edilebilirdir. Morfine ve skopolaminle premedikasyon,
indüksiyon zamanını azaltır. Midazolam (0.2 mg/kg) %50 N2O ile
kombinasyonu artmış kardiyovasküler depresyona sebep olmaz. Midazolamla N2O’nun
güvenli kombinasyonu, N2O ve narkotik ajanların iyi bilinen aditif
depresyon etkisine kontrast oluşturur. Midazolam ve halotan birlikte iyi tolere
edilirken, midazolam (0.15 mg/kg) ve ketamin (1.5 mg/kg) kombinasyonu acil
cerrahide hızlı indüksiyon için güvenli ve kullanışlı bir kombinasyondur. Bu
kombinasyon, daha az kardiyovasküler depresyon, daha fazla amneziye, daha az
postoperatif somnolans nedeniyle yalnız başına tiyopentalden daha üstündür.
Fentanil almış hastalara midazolam verilince belirgin hipotansiyon oluşur (aynen
diazepam ve fentanil kombinasyonunda olduğu gibi). Midazolam, rutin
olarak,kardiyak cerrahide, anestezi indüksiyon ve idamesinde fentanille kombine
edilir ve ciddi hemodinamik sekel bırakmaz.
Midazolam, diğer
benzodiazepinlerden, hızlı başlangıç, kısa etki, suda çözünürlük, ve belirgin
tormboflebit yapmaması açısından, keskin sınırlarla ayrılır. Oral ve
intramusküler yollardan emilimi iyi olduğu için midazolam mükemmel bir
premedikasyondur. Hipovolemik hastalarda kulllanımının geniş olarak
değerlendirilmemiş olması nedeniyle ve kan basıncındaki potansiyel düşüşleri
engellemek amacıyla dikkatli kullanılmalıdır. Hızlı başlangıcı ve nispeten
hemodinamik stabilitesi nedeniyle düşük riskli hastaların acil anestezi
indüksiyonu ve sedasyonu için kullanışlı bir ilaçtır. Kardiyak kateterizasyon,
kardiyoversiyon ve endoskopi gibi kısa işlemler için idealdir. Daha uzun
operasyonlarda kullanılabilmesi için midazolamın etkisinin, takibeden
uygulamalar, sürekli infüzyon veya diğer anestetik ilaçlarla kombine edilerek,
uzatılması gerekir. Midazolamın analjezik özelliği olmadığı için, intubasyon ve
insizyon gibi streslere hemodinamik cevabı baskılamak için analjezik ilaçlarla
desteklenmelidir.
İnfuzyonla uygulama
metodlarının gelişmesi daha uzun işlemler için midazolamın kullanımını
genişletmiştir. CABG’e giren hastalara sürekli infüzyonla midazolam ve fentanil
verildiği zaman (destekleyici bir volatil ajan olmadan), intraoperatif hatırlama
olmaksızın mükemmel bir hemodinamik stabilite elde edilmiştir. Fentanil ve
midazolam bilgisayarlı bir infüzyon sistemiyle uygulandığında her iki ilaca da
manuel infuzyon sistemlerine göre, daha az ihtiyaç olmuş (0.2 mg/kg
midazolam,30.3 mg/kg fentanil) ve aynı hemodinamik stabiliteye ulaşılmıştır.
Kardiyak cerrahi için kolay kullanılması, hemodinamik stabilitesi, güvenilir
amnezisi ve narkotik ihtiyacını azaltması nedeniyle bir opioidle kombine olarak
sürekli infüzyonla midazolam uygulanması, optimal dengeli bir anestezi sağlar.
Benzodiazepinler kardiyak anestezi sırasında çok düşük bir bilinç (%1) durumu
sağlar ve sürekli midazolam infüzyonu tüm hastalarda amneziyi tamamlar.
Flumazenil, anestezi veya sedasyon için verilen benzodiazepinlerin etkisini
çevirmek için kullanılır. Bu benzodiazepin antagonistinin midazolamı total
intravenöz anestezik olarak kullanıldığında etkili olarak geri çevirdiği
bulunmuştur. Nispeten kısa (54 dk) eliminasyon yarı ömrü vardır (41-79 dk
aralığında) fakat, midazolamla birlikte güvenle kullanılır. Flumazenil, yüksek
doz benzodiazepin alan hastalarda veya bir agonist benzodiazepinin aşırı dozunda
nöbet geçirilmesine neden olabilir.
Opioidler:
Morfin:
Uzun
süre tek anestezik ajan olarak kullanılmış, fakat yan etkileri nedeni ile
popülaritesini kaybetmiştir. Venodilatasyon sonucu intraoperatif mayi
gereksinimini artırmış ve uzun süreli mekanik ventilasyon desteği
gerektirmiştir.
Premedikasyonda 0.1-0.2 mg/kg, CPB sonrası 0.25-0.5 mg/kg, tek anestezik olarak
1-3 mg/kg dozda uygulanabilir.
Avantajları; derin analjezi, minimal miyokard depresyonu, hipotansiyon yapması
ve kalbin katekolaminlere duyarlılığını etkilememesidir.
Dezavantajları; histamin salınımı, taşıkardi ve hipertansiyon, uyanıklılık,
volüm gereksinimini artırması ve etkisinin yavaş başlamasıdır.
Fentanil:
%
80-85 plazma proteinlerine bağlanır. Akut faz proteini AAG (alfa1 asit
glikoprotein) proteine bağlı fentanilin % 44 ünü oluşturur. İV verildikten sonra
%70-85 akciğerde tutulur
Fentanil kinetiğini etkileyen faktörler; yaş (yaşa bağımlı değil, sadece
neonatlarda farklıdır), böbrek ve karaciğer hastalığıdır.
Doz;
anestezik olarak 50-150 mcg/kg, balans anestezi 10-25 mcg/kg, sedasyon 0.5-2
mcg/kg, pulmoner hipertansiyontedavisinde 5-10 mcg/kg dır.
Avantajları; önemli oranda analjezi sağlaması, miyokardial depresyon ve
histamin salınımı yapmamasıdır.
Dezavantajları; dokuda birikir etki süresi uzar, uzun süreli solunum depresyonu
yapması, ciddi bradikardi, göğüs duvarı rijiditesiyapması ve diğer
anesteziklerin kardiovasküler atkilerini agreve etmesidir.
Sufentanil:
Uygulama dozları; anestezik olarak 10-20 mcg/kg,
balans anestezi için 1-5 mcg/kg, sedasyon 0.05-0.1 mcg/kg ve preindüksiyon amacı
ile 1.5-3 mcg/kg intranasal dir.
Avantajları; fentanilden 7-10 kat potenttir, mü reseptöre spesifitesi fazladır,
hızlı sedasyon ve indüksiyon sağlar, histamin salınımı yapmaz.
Dezavantajları; bradikardi, sistemik vasküler rezistansta azalma, göğüs duvarı
rijidietsi, yüksek dozda eti süresinin uzun olmasıdır.
Alfentanil:
%80-85 plazma proteinlerine bağlanır. % 89 noniyonize haldedir (fentanil %9,
sefentanil % 20). Renal hastalıkta farmakokinetiği az etkilenir. İV uygulama
sonrası akciğerde tutulumu minimal-orta derecedir, fakat pulmoner retansiyon
geçicidir ve çok kısa etkilidir.
Doz;
tek anestezik olarak 100-200 mcg/kg, balans anestezide 25-75 mcg/kg dır.
Avantajları; etki süresi kısadır, hemodinamik stabilite sağlar, fentanile oranla
derlenme çabuktur.
Dezavantajları; lipidde erirliği az, etki süresi kısa olduğundan infüzyon
şeklinde kullanılır, göğüs duvarı rijiditesi, bradikardi insidansı yüksektir,
postopertaif bulantı-kusma sıktır.
Kardiyak Anestezide Opioidler
1960'ların sonunda 1970'lerin başında kardiyak
cerrahi için yüksek doz morfin tekniği geliştirilmiştir. Lowenstein, end-stage
kapak cerrahisinden sonra mekanik ventilasyon gereksinimi olan hastalarda yüksek
doz morfin ile hemodinamik değişiklik olmadan sedasyon sağlamıştır (1969). Daha
sonrada 0.5-3 mg/kg dozda kritik hastalarda kullanılmış fakat ciddi
dezavantajları gözlenmiş. Major problemler yetersiz anestezi (çok yüksek 8-11
mg/kg verilmesine rağmen),histamin salınımına bağlı hipotansiyon, intraop ve
postop kanamada ve sıvı gereksiniminde artış olmasıdır. Bunun üzerine morfin
diğer ajanlarla ( N2O, halaton, diazepam ) ile kombine edilmeye başlanmış.Fakat
bu da belirgin miyokardial depresyon, CO da düşüş, kan basıncında azalma gibi
istenmeyen sonuçlar oluşturmuş.Morfine bağlı bu problemlerden sonra diğer
opioidler bulunmuş ve uygun alternatifler olduğu gözlenmiş. Meperidin anestezik
dozda verildiğinde belirgin hipotansiyon, taşikardi ve belirgin miyokardial
depresyon oluşturmuş.
Fentanilin kardiyak anestezide kullanımı ilk kez Stanley ve Webster tarafından
1978 de rapor edilmiş (251). Daha sonra da sulfentanil ve alfentanil kardiyak
cerrahide kullanılmaya başlamıştır. Fentanil grubu opioidler hem kapak hem de
CABG'de efektif anestezi oluşturduğu gözlenmiştir.
Fentanil ve analoglarının kardiyak cerrahide major avantajı kardiovasküler
depresyon yapmamasıdır.Bu özellikle hipotansiyon episodunun önemli olduğu
indüksiyon döneminde önemlidir.
Sternotomi,aort kökü diseksiyonu gibi hipotansiyon ve taşikardi periodlarının
olduğu dönemlerde ise,fentanil artan dozlarda bile her zaman yeterli
olmamaktadır. Sternotomi sırasında ve sonrasında kan basıncında yükselme, SVR de
yükselme, CO'da düşme gözlenmiştir. Bu cerrahi stimülasyona hemodinamik
değişiklikler de benzer dozda fentanil hasta popülasyonuna göre farklı sonuçlar
verebilmektedir.Bundaki bir faktör beta bloker ajan kullanımı.CABG'de fentanil
anestezisi ile (122 mcg/kg)- beta bloker almayanlarda sternotomi sırasında %86
hipertansiyon görülürken beta bloker alanlarda bu oran %33 bulunmuştur.
Opioidlerin cerrahi sırasında hemodinamik stabilite üzerinde farklı etkileri
gözlenmiştir. Fentanil ve sufentanil indüksiyonda benzer hemodinamik stabilite
gösterirken, alfentanil ile hemodinamik instabilite ve myokard iskemisi
gözlenmiştir.(255) Alfentanilin stimulusa refleks sempatik ve hemodinamik cevabı
önlemede fentanil ve sufentanile oranla daha az etkili olduğu bildirilmiştir.
Kapak cerrahisinde ise bu üç opioid yeterli anestezi oluşturmuş.
2000
hastada yapılan iki çalışmada (inhalasyon ajanları, fentanil veya sufentanil
verilen) anestezik tekniğin CABG den sonra prognozu etkilemediği sonucuna
varılmıştır. Miyokardial bozukluk derecesi yanıtı etkiler. Miyokardial
disfonksiyondan kritik hastalar daha düşük opioid dozuna gereksinim
gösterirler.Bu durum, bu hastaların farmakokinetiğindeki değişikliği yansıtır.
Sol
ventrikül fonksiyonu bozuk hastalarda yükleme dozu veya infüzyon ile daha yüksek
plazma ve beyin konsantrasyonu görülür (LVF u iyi olanlara oranla). İlaveten bu
hastalar cerrahi stresse karşı CO'u artıramazlar ( SVR de progresif artış
olmasına rağmen). Bunlarda fentanil dozu artırılsa bile sternotomiye yanıtı
önlemede her zaman başarılı olamaz.
Anestezi indüksiyonunda fentanili tek büyük doz olarak verme tekniği ne
farmakokinetik olarak mantıklıdır ne de etkilidir. Her nekadar çok çabuk yüksek
plazma ve beyin konsantrasyonları elde edilirse de bu düzeyler hızla düşer ve
maksimal uyarı (sternotomi,aort disseksiyonu) sırasında minimal etkin düzeyin
altında olabilirler. Fentanili başlangıçtaki yükleme bolus dozunu takiben
devamlı infüzyon şeklinde vermek daha iyidir.Fentanil ve alfentanilin devamlı
infüzyonları intraoperatif nosiseptif uyarılara hemodinamik ve hormonal
yanıtları suprese etmede etkindir. Wynands ve ark. Plazma fentanil
konsantrasyonu 18 ng/ml üzerinde hiçbir hastada sternotomi sırasında
hipertansiyon saptamamışlardır.Fakat aort disseksiyonu sırasında sternotomiye
nazaran ( % 16.3) anlamlı derecede daha fazla hasta (%35) hipertansif
bulunmuştur. Bu da aort disseksiyonu sırasında uyarının yoğunluğunun, daha
doğrusu doğasının daha farklı olduğunu gösterir.20 ng/ml üzeri plazma fentanil
konsantrasyonu prebypass döneminde optimal hemodinamik stabiliteyi
sağlayabilir.20 ng/ml üzeri konsantrasyonlarda hastalar daha uzun dönemli
ventilatuar destek gerektirebilirler.Hatta bu konsantrasyonun üzerinin çok az ek
anestetik yararı bulunmaktadır.Fentanil ve genelde opioidler tam anestezi
sağlamaya yetkin değildirler. Fentanil infüzyonu sırasındaki hemodinamik
stabilite bilgisayar kontrollu infüzyon sistemleri ile artırılabilinir.
Fentanil refleks kardiovasküler yanıtta alfentanilden daha fazla azalmaya neden
olur.İstirahat dolaşımı ve uyarılmış kardiovasküler yanıtlar üzerine fentanil ve
alfentanilin maksimal etki ve etki süreleri arasında ayırım bulunmaktadır.
Kardiyak cerrahi girişim geçirecek 30 hasta üzerinde sabit doz alfentanil
infüzyon tekniği uygulanmıştır.İndüksiyonda 125 mcg/kg alfentanili takiben CPB
başlayana dek 500 mcg/kg/s alfentanil infüzyonu uygulanmış ve cerrahi sonuna dek
infüzyon dozu yarıya indirilmiştir. Ventilasyonda hava/oksijen kullanılmıştır.
Grup genel olarak ele alındığında iyi kardıovasküler stabilite sağlandığı
gözlenmiştir. Fakat hipertansiyon problem olmuş ve 26 hasta ek alfentanile
gereksinim duymuştur. 2 hasta da bu da yetersiz kalmış ve vazodilatör tedavi
uygulanmıştır.
Opioidler ve cerrahiye Stress Yanıt
Cerrahiye metabolik ve endokrin stress yanıt glukoz,kortizol, katekolaminler,
beta endorfin,antidiüretik hormon, laktat ve diğer hormonlarla metabolitlerinin
plazma konsantrasyonlarında artma şeklinde görülür.Kısmen vücudun travmaya
reaksiyonu olan bu yanıtlar iyileşme sürecini uyarmaya ve artırmaya yönelik
katabolik bir duruma neden olurlar.Yara ufak iken bu normal fizyolojik yanıtın
vücuda yararı bulunmaktadır, fakat major cerrahiye yanıt uygun olmayabilir.Büyük
ve sıklıkla uzamış reaksiyon istenmeyen sonuçlara neden olabilir.Bunlar arasında
hipertansiyon ve taşikardiye bağlı miyokardiyal iş artışı ile doku
hipoksisi ve asidozla sonuçlanan vazokonstrüksiyon sayılabilir. Hormonal
yanıtlar inflamatuar ve immün mekanizmaları deprese edebilirken, aşırı protein
katabolizması doku onarımını bozabilir.Stress hormonlardaki artış cerrahi
travmanın ciddiyeti ile orantılıdır. İntraabdominal cerrahide vücut yüzey
girişimlerine göre daha fazladır. Stress hormonları ve metabolitleri plazma
konsantrasyonlarındaki artış inhalasyon ve IV ajanlar ile genel anestezi
sırasında görülebilir. Fakat bu yanıtlar orta düzeyde veya yüksek opioid dozları
ile anlamlı derecede modifiye edilebilinir.
Anestetik dozlarda fentanil,sufentanil ve alfentanil kardiyak cerrahi prebypass
döneminde endokrin değişiklikleri ve metabolik substrat mobilizasyonunu önlerler
veya anlamlı derecede modifiye ederler. Ne fentanil ne de alfentanil CPB’e veya
anesteziden uyanmaya yanıt beta endorfin immunoreaktivitesindeki artışı
önleyemez. Alfentanilin azaltıcı etkisi fentanilinkinden daha hızlı ortadan
kaybolur. Cerrahi sonrası 12- 18 saat süresince 0.5 mcg/kg saat devamlı fentanil
verilmesi de postoperatif endokrin ve metabolik yanıtları önleyemez.
Sufentanil anestezisi sırasında oluşan metabolik yanıtlar esas olarak fentanil
anestezisi sırasındakiler ile benzerdir.Sufentanil ile anestezi indüksiyonu,
dolaşan katekolaminlerde azalma dahil olmak üzere cerrahiye endokrin metabolik
yanıtta zayıflamaya neden olur.Sufentanil-oksijen anestezisi sırasında
antidiüretik hormondaki artışlar fentanil anestezisi sırasındakine göre anlamlı
derecede düşük veya hiç yoktur. Fakat CPB sırasında katekolamin
konsantrasyonlarında önemli artış oluşur. ADH düzeyleri de CPB sırasında
yükselir, plazma kortizol cerrahi sonunda yükselir. Sufentanil ile fentanil
karşılaştırıldığında epinefrin ve norepinefrin sekresyonunda anlamlı bir fark
bulunmaz iken deri insizyonunu takiben plazma renin aktivitesindeki artışın
azaltılmasında sufentanilin daha etkin olduğu gözlenmiştir. Fakat bu sırada
hemodinamik verilerde fark bulunmamıştır bu nedenle renin aktivitesindeki
azalmanın fizyolojik önemi kesinleşmemiştir.
Opioidlerin endokrin ve metabolik stress yanıtları en aza indirme mekanizması
bilinmemektedir.Sonuçta oluşan analjezi ile ilgili olabileceği gibi opioid
reseptörleri ile etkileşime bağlı özgün bir etkiye de bağlı olabilir.Yüksek
opioid reseptör konsantrasyonuna sahip hipotalamus ve hipofiz travmaya endokrin
ve metabolik yanıtları yönlendirmede önemli rol oynarlar. Kortikotropin relasing
faktör,büyüme hormonu releasing hormon ve arginin vazopressin fentanil ile
birlikteverildiğinde cerrahiye stress yanıt inhibisyonu giderilir. Doğal oluşan
opioid peptidler hipofiz fonksiyonunu düzenlenmesinde rol oynar bu bölgedeki
reseptörler ile opioid drogların etkileşimi stress yanıtı modifiye eder.
Gözlenen azalmanın uzun dönemde hasta için yararlı olup olmadığı
bilinmemektedir.
İnfantlarda kardiyak cerrahi de yüksek doz opoid anestezisi kullanılmıştır. 4-12
yaşlar arasında daha büyük çocuklarda 20 mcg/kg dozlara dek bolus formda
sufentanil uygun anestezi sağlamamıştır.Yüksek doz fentanil ve sufentanilin
cerrahiye patalojik stress yanıtı modifiye etme yetenekleri özellikle
yenidoğanlarda bu tekniğin önemli bir avantajı olarak kabul edilir. Kompleks
kalp anomalileri olan yenidoğanlarda stress yanıt erişkinlerdekinden oldukça
fazladır. Hernekadar hemodinamik ve klinik olarak yaşıyanlara benzemekteseler
de, cerrahi sonrası ölen yenidoğanlarda intraoperatif ve postoperatif stress
yanıt eğilimi daha fazla bulunmuştur.Stress yanıtın derin anestezi ve yüksek doz
opioidlerle iyi postoperatif analjezi ile modifiye edilmesi
sepsis,metabolik asidoz ve postopeartif mortalite insidensinde önemli azalmalara
neden olur.
İnfantlarda ve 5 yaşın altındaki çocuklarda kardiyak cerrahide tek anestezik
olarak fentanilin 5-10 mcg/kg bolus dozunu takiben hemodinamik yanıtlar
rehberliğinde aynı dozda ilavelerle total 100 mcg/kg verilmesi stabil anestezi
ve hemodinami sağlar.Bradikardi ve hipotansiyonun önlenmesi için küçük ekler
kullanılmıştır.Bu protokol ile postoperatif 12 saate kadar yeterli
analjezi sağlanır.Yenidoğan ve infantlarda kalp hızının barorefleks kontrolu
üzerine fentanilin önemli etkisi bıulunmaktadır. Fentanil anestezisi sırasında
sistolik kan basıncında hızlı değişiklikler oluşursa kalp hızındaki normal
kompansatuar artış daha az belirgin olur.Yenidoğanda kardiyak output büyük
oranda hıza bağımlı olduğundan kan basıncındaki azalmaya karşı kompansatuar
kardiyak output artışı önemli derecede azalır.
Hollander ve ark. 20 mcg /kg alfentanil +1 mcg/kg /dk infüzyon+% 0.6 halotan+
N2O verdikleri konjenital kalp cerrahisi uygulanan tüm çocuklarda kalp hızının
çok azaldığını (%10-35)(atropin verilmesine rağmen) gözlemişlerdir. 7 hastada
ise prebypass döneminde ilave bolus gerekli olmuş, CPB sırası ve sonrasında ise
gerekmemiş.
Sufenta ile yapılan bir çalışmada 4-12 yaş çocukta 5-20 mcg/kg doz ile
entübasyonda KB'ı artışını önlenememiştir. Bu olgularda ekstübasyon da gecikmiş
ve yeterli anestezi için uygun olmadığı ileri sürülmüştür.
Kazmair S çalışmasında CABG uygulanan 12 hastada yüksek doz remifentanil (2
mcg/kg/dk) ile remifentanil( 0.5 mcg/kg/dk) + propofol (target kontrol infüzyon
2 mcg/mL) uygulamasını karşılaştırmıştır. Yüksek doz remifentanil grubunda CI %
25, SVI % 14, KH %13 , OAB %3 azalmıştır. Miyokardial kan akımı % 30 azalmış,
MVO2 % 14 düşmüştür.Sadece SVRI daha fazla düşmüştür. Diğerleri benzer
bulunmuştur.
Opioidler anestezik midir?
Opioidler kardiyak anestezide primer ajan olarak kullanılmaya başlandığından
beri, genel olarak kabul edilen anestezi oluşturmak için yeterli olmadığıdır.
Yeterli dozda bilinçsizlik yaptığına şüphe yoktur, fakat doğru ajan olmadığı
düşünülmektedir.
Opiodilerin
diğer ajanlarla kombinasyonu:
Etomidat-Opioid
Etomidat çok az hemodinamik değişiklik oluşturan bir iv anesteziktir. Yüksek
riskli hastada bile, orta doz fentanil ile kombine edildiğinde (3.5 mcg/kg,
etomidat 0.4 mg/kg) hemodinamik değişikliğin daha az olduğu gözlenmiştir.
Etomidat adrenal supresyon yaptığı için (tek indüksiyon dozunda bile) çok
popüler değildir. Fakat etki süresi kısa olduğundan indüksiyon için uygundur.
Propofol- Opioid
Hem
TİVA hem de ICU'da sedasyon için popüler bir ajandır. ICU'daki avantajı kolay
titre edilir olması ve spesifik antagonist gerektirmeden etkisinin hızla kontrol
edilebilir olmasıdır. Adrenal supresyon yapmaz.
İndüksiyonda hipotansiyon etkisi bir dezavantajdır.Bu da yavaş uygulama ve
yeterli mayi verilmesi ile azaltılabilir.Hipotansif etkisi primer olarak SVR
deki azalmaya bağlıdır.2 mg/kg indüksiyon dozu ile %28 perfüzyon basıncı azalır
ve KB azalmasına refleks KH artması çok azdır ve kalp hızı baroreseptör
kontrolunu deprese etmez. Santral vagotonik etkisi ile baroreseptör kontrolunu
yeniden düzenler. Diğer vazoaktif ilaçlar ile (opioid) kombine edildiğinde ciddi
bradikardi olur.
Direkt köpekte koroner artere verildiğinde negatif
inotropik etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Yüksek konsantrasyonda ise
kardiyak kontraktiliteyi deprese eder.
Opioid ve propofol arasında belirgin sinerjik etkileşimi vardır. Propofol opioid
kombinasyonu CABG de ve VHD'de kötü sol ventrikül fonksiyonlu hastalarda
bile başarı ile kullanılabilir.
Propofol+ alfentanil (75 mcg/kg indüksiyonda, 100 mcg/kg/s infüzyon) ile
stimulusta farmakolojik tedavi gerektiren ciddi hipotansiyon gözlenmiştir.
Ayrıca hemodinamik stabilite için ilave bolus dozlar gereklidir.
Benzodiazepin-Opioid
Benzodiazepin hipnotik ve amnezik özellikleri nedeni ile opioid anestezisine
ilave edilir. Midazolam ile fentanil ve alfentanil arasında sinerjizm vardır.
3
mcg/kg alfentanil, midazolamın hipnoz dozunu azaltır ( 270 mcg/kg dan 142
mcg/kg'a)
Diazem + fentanil ile tek başlarına yapmadıkları halde kan basıncı, SVR, CO'da
belirgin düşüş gözlenmiştir. Nedeni sempatik aktivite azalmasına bağlı plazma
katekolamin seviyesinin azalmasıdır.
Midazolam kısa etki süresi ile diazemin yerini almıştır.
Sufentanil 2.5 mcg/kg + midazolam 0.1 mg/kg + sufentanil infüzyonu 1.5 mg/kg/s;
stabil hemodinami oluşturmuştur.
Beta
bloker almayan hastalarda sternotomide %20 hipertansiyon görülmüş ve (Tuman ve
ark) ilave sufentanil gerekmiştir.
Midazolam ( 0.075-0.15 mg/kg) + yüksek doz fentanil ( 75 mcg/kg) ile MAP
%24-32 düşmüş, PAP %29-33 düşümüş, SVR de değişme olmamıştır.
Lorazepam (oral, sublingual) preop sedasyon için çok popülerdir. Diazemden 4 kat
potent (sedatif ve amnetik etkisi) ve uzun etkili bir ilaçtır.
İndüksiyonda 50 mcg/kg IV lorazepam ICU’dan ayrılana kadar komplet amnezi
oluşturmuştur. Opioid ile kombine edildiğinde hemodinamik stabilite oluşturduğu
belirtilmektedir. Lorezapam 0.1 mg/kg dozda 15 dk.da, sonra fentanil 75
mcg/kg-5 dk da verilmiş ve KB da düşme,kalp hızında düşme (yüksek insidansta)
gözlenmiştir. Daha yavaş verilirse hemodinamik stabilite oluşturduğu
belirtilmiştir.
İnhalasyon Ajanları-Opioid
N2O
+ yüksek doz opioid tekniği ile hemodinamik değişikliğin çok olduğu
gözlenmiştir.
İzole papiller adalede ise birlikte kullanıldığında additif negatif inotropik
etkileri vardır.
Hayvanda ise N2O ‘in, yüksek doz fentanil anestezisine bağlı oluşan miyokardial
depresif etkisini azalttığı gözlenmıştir.
Bu
iki ilacın etkileşimi ve hemodinamik fonksiyon üzerindeki etkileri mevcut
miyokardial disfonksiyona bağlıdır.N2O + fentanil/sufentanil ile rejyonal
miyokardial disfonksiyon ( kritik koroner stenozu olanda olmayanda değişiklik
yok) gözlenmiştir.
Kas gevşetici- Opioid
Kas
gevşetici seçimi yüksek doz opioidde çok önemlidir. Pankuronyum vagolitik etki
ile opioide bağlı bradikardiyi önler.Vekuronyum ile KH azalır
Gravlee elektif CABG olgularınada fentanil –sufentanil -pankuronyum ve
vekuronyum kombinasyonlarını karşılaştırmıştır.Fentanil+ pankuronyum en fazla
hemodinamik stabilite oluşturduğunu gözlemiştir. Sufentanil + vekuronyum
kombinasyonu ise en az hemodinamik stabilite oluşturmuş, %35 oranında tedavi
gerektiren bradikardi ve hipotansiyon saptamışlardır. Bunda
premedikasyonun da etkisi olduğu belirtilmiştir. Lorazepam premedikasyonu ile
morfine oranla daha stabil hemodinami görülmektedir. Yavaş uygulama ile ise
hemodinamik değişiklik önlenebilmektedir.
Total intravenöz anestezi (TIVA)
Yüksek doz opioid tekniği (YDOT) çok geniş kullanılmaktadır.
Fentanil ve sufentanil miyokardın O2 ihtiyacı ve
sunumu arasındaki dengesizliği önlemek için gerekli olan stabil hemodinamik
durumu sağlar. Miyokard kasılmasına etkisi yoktur ve sadece santral sempatik
tonusu düşürür, PVR düşer
Sufentanil daha fazla kardiyak depresyon yapar (özellikle yaşlı ve kötü
ventriküler fonksiyonu olan hastada). Yüksek doz alfentanil tekniği ise maliyet
ve daha az hemodinamik stabilite nedeni ile daha az kullanılmaktadır.
Fentanil; 20-40 mcg/kg indüksiyonda, gerektikçe 5 mcg/kg bolus şeklinde veya
0.3-1 mcg/kg/dk infüzyon şeklinde uygulanması önerilmektedir.Genellikle 50-100
mcg/kg uygulanır.
Fentanil 50-75 mcg/kg, sufentanil 10-15 mcg/kg dozda indüksiyon ve CPB öncesi
idamede verilebilir. Amnezi amacıyla benzodiazepinler ilave edilmelidir.
Sufentanil fentanile oranla daha hızlı indüksiyon daha çabuk uyanma ve
ekstübasyon sağlar.
YDOT
de kas gevşetici seçimi hemodinamik stabiliteyi etkiler.
Panküronyum vagolitik etkilidir. Sempatik postganglionik muskarinik reseptörleri
bloke eder.Katekolamin geri alınımını inhibe eder, katekolaminlerin sinir
uçlarından salınımını stimüle ederek sempatik aktiviteyi artırır.
Fentanil + panküronyum indüksiyonda taşikardiye bağlı iskemik insidansı
azaltır, stabil hemodinami sağlar. Veküronyum ve cisatraküryumun bu etkileri
yoktur.
Veküronyum fentanil veya sufentanil ile indüksiyonda verildiğinde
bradikardi,hipotansiyon yapabilir.
Sufentanil; 5-10 mcg/kg indüksiyonda verilebilir, sonra 1 mcg/kg bolus
ya da 0.075 mcg/kg/dk infüzyon şeklinde uygulanabilir. Total doz genellikle
15-30 mcg/kg'dır.
Sufentanil+ pankuronyum indüksiyonda taşikardi yapabilir. İskemi yönünden
izlenmelidir.
KKB
tek başına panküronyuma bağlı taşikardiyi önlemez
Narkotik infüzyonundan 1-2 dk önce ( 0.02 mg/kg veküronyum veya panküronyum,
0.04 mg/kg cisatraküryum) küçük doz kas gevşeticisi verilir ve bilinç
kaybı oluştuktan sonra geri kalan dozlar verilir ( panküronyum, veküronyum 0.1
mg/kg, cisatraküryum 0.2 mg/kg). Bu şekilde narkotiğe bağlı rijidite riski en
aza indirilir.
Opioid+benzodiazepin veya barbitürat, vazodilatasyon ve kardiyak depresyon
yaparak hipotansiyona yol açmaktadır.
Opioidlerin hızlı uygulaması ile narkotiklere bağlı bradikardi ve kas rijiditesi
görülür.Bu nedenle bilinç kaybı olunca kas gevşeticisi verilmelidir .İndüksiyon
öncesi küçük doz (panküronyum 1 mg) verilebilir.
Yüksek doz opioid yönteminin 2 major dezavantajı vardır. Bunlar; uyanıklık
(awareness) ve stimülasyona yanıttaki hipertansiyon kontrolunun yetersiz
olmasıdır.
Hipertansiyon özellikle
iyi ventrikül fonksiyonu olan hastalarda sık görülür. Beta bloker alanlarda ve
belirgin ventrikül disfonksiyonu olan hastalarda ise daha az görülür.
Ketamin ve midazolam
kombinasyonları ile anestezi indüksiyon ve idamesi relatif olarak stabil
hemodinami,iyi amnezi ve analjezi ve minimal postop depresyon yapar. Ketamin ve
midazolam benzer farmakokinetik profile sahiptirler ve 20.1 orana aynı enjektör
içinde birlikte verilebilir. İndüksiyon için ketamin 1-2 mg/kg ve midazolam
0.05-0.1 mg/kg IV yavaş bolus verilebilir. Anestezi ketamin infüzyonu (20-60
mcg/kg/dk ve midazolam 1-3 mcg/kg/dk infüzyon ile idame ettirilebilir.
Stimulasyona yanıt volatil ajanlar veya vazodilatatör ile idame ettirilebilir.
Bu yöntem özellikle kötü ventrikül fonksiyonlu hastalar için uygundur.
Ketamin+diazepam kombinasyonu da stabil hemodinami sağlar ve minimal yan etkisi
vardır.
Son zamanlarda gamma
hidroksi butirat (GHB) ile TİVA uygulamasının sol ventrikül fonksiyonu bozuk
olan hastalarda bile iyi olduğu belirtilmektedir. Kleinschmidt S ve ark
indüksiyonda etomidat, sufentanil ve panküronyum, idamede ise GHB (40 mg/kg/st
bolustan sonra 20 mg/kg/st infüzyon) ve sufentanil (2 mcg/kg/st)
uygulamışlardır. İyi ve kötü sol ventrikül fonksiyonu olan 2 grupta da benzer
hemodinamik değişiklik oluşturduğunu belirtmişlerdir.
Yine Kleinschmidt S başka
bir çalışmasında CABG uygulanan 45 hastada 3 ilacı karşılaştırmışlardır.
İndüksiyonda 3 gruba da etomidat, sufentanil ve panküronyum vermişler, idamede
ise propofol (2 mg/kg/st), GHB (20 mg/kg/st) ve midazolam (0.06
mg/kg/st)uygulamışlardır. Propofol grubunda KH %12, CI % 23, OAB %16, LVSWI % 17
azalmıştır. CI, midazolam grubunda hafif azalmış, GHB grubunda ise değişiklik
gözlenmemiştir. GHB grubunda sternotomi sırasında geçici hipertansiyon olmuş ve
SVR artmıştır. Sonuç olarak GHB'ın daha uygun olduğunu, sternotomide ilave
opipid gerektiğini belirtmiştir.
CABG de indüksiyonda
eltanolone tiyopental ve etomidat ile karşılaştırılmış ve eltanolonun daha fazla
depresyon yaptığı ve uygun olmadığı belirtilmiştir.
Prebypass dönemi
İndüksiyon ve entübasyon döneminden sonra minimal stimulasyon olacağı için
genellikle hipotansiyon gözlenir.Sonraki stimülasyon periyodlarında ise
hipertansiyon ve taşikardi oluşur.Bu dönemler,cilt insizyonu,sternotomi ve
sternal retraksiyon,perikardın açılması ve bazen aortik disseksiyondur.Bu
dönemlerde dikkatli olunmalıdır.
Sternal retraksiyon ve perikardın açılması sırasında vagal yanıt ile belirgin
bradikardi ve hipotansiyon oluşur.Beta bloker,diltiazem veya verapamil alanlarda
bu etki daha belirgindir. Derin anestezi altında göğüs açılırken CO progresif
olarak azalır.Bu venöz dönüşün negatif intratorasik basınca bağlı olraka
azalmasına bağlıdır ve IV sıvı verilmesi ile nispeten azaltılabilir.
Hipertansiyon veya hipotansiyon ya da taşikardi dönemlerinde MI sıklıkla
görülebilir. Proflaktik NTG (1-2 mcg/kg/dk) iskemik episodları azaltır.
CPB’ın ilaçlar üzerindeki fizyolojik etkileri
CPB, pekçok ilacın farmakokinetiğini değiştirerek
belirgin fizyolojik değişiklikler oluşturur.İlaç dağılımı,kan akımındaki
değişiklikler,hemodilusyon ve proteine bağlanmadaki azalmaya bağlı olarak
etkilenebilir.Hipotermi ve perfüzyonun azalması sonucu KC ve renal klirenste
bozulma olur ve buna sekonder olarak ilaç eliminasyonu azalır.
CPB
başlangıcında pekçok ilacın plazma ve serum konsantrasyonları akut olarak
azalır.CPB devam ettikçe ,ilaç konsantrasyonu yavaş yavaş artar ve eliminasyonun
azalması veya olası redistribüsyona bağlı olarak plato konsantrasyonu oluşur.
Hipotansiyon
ve Rejyonel kan Akımında Azalma
CPB başlaması ile MAP azalır, katekolaminler artar
ve hemodilüsyon ile kombine olunca periferal perfüzyonu etkiler. Pekçok
merkezde, normal CO’a oranla pompa akımının düşük seçilmiş olması, hipotansiyona
katkıda bulunur.Hipotansiyon, hipotermi, nonpulsatil akım kombinasyonu, dolaşım
dağılımını önemli oranda etkiler ve periferal akım belirgin azalır.
CPB’nin İlaç Dağılımına Etkisi
|
Farmakokinetik Proçes |
Patofizyoloji |
Farmakokinetik Sonuç |
|
Absorbsiyon |
Hipotansiyon ve
rejyonel akım/perfüzyonda değişme |
Oral ve IM
absorbsiyon azalması |
|
Distribüsyon |
Akc sekestresyonu
|
Distribüsyon
volümünde azalma |
|
|
Pulmoner kan akımında
azalma |
Pulmoner ilaç
dağılımında azalma ve sistemik drog düzeylerinde artma |
|
|
Hipotansiyon,rejyonel
kan akımında değişme |
Distribüsyon
volümünde azalma |
|
|
Proteie bağlanmada
azalma |
Distribüsyon
volümünde artış |
|
|
Hemodilüsyon
|
|
|
|
Bağlanan proteinlerin
dilüsyonu |
|
|
|
Postop AAG (alfa1asid
glikoprotein) artışı |
Distribüsyon
volümünde azalma |
|
|
Postop proteine
bağlanmada artış |
Postop ilaç düzeyini
tahminde zorluk |
|
Eliminasyon |
Hepatik kan akımında
azalma |
İlaç klirensinde
azalma |
|
|
Hipotermi
|
İntrensik klirenste
azalma ( hepatik metabolizmada artış) |
|
|
Renal kan akımında
azalma ve hipotermi |
Renal fonksiyonda
azalma |
Hipotermi:
Hipoterminin kendisi ilaç dağılımını ve metabolizmasını etkiler.Hipotermi
ile,hepatik enzim aktivitesi azalır, kan akımının intrahepatik redistrübüsyonu
değişir ve belirgin intrahepatik şantlar oluşur.Metabolik ilaç klirensi
azalır.Bu nedenle; hipotermi,birinci olarak CO’un azalması ve değişmesi,
rejyonel kan akımının değişmesi ile, ikinci olarak hepatik metabolizmanın
azalması ile; perioperatif dönemde uygulanan pek çok ilacın farmakokinetiğini
belirgin olarak etkiler.
Hipotermi ayrıca renal fonksiyonu etkiler ve GFR %65 azalır.
Hemodilüsyon:
Hemodilüsyon, KB ve vasküler direnç üzerindeki
etkisine ilaveten ilaçların plazma proteinlerine bağlanmasını etkiler ve
ilaçların serbest fraksiyonu artar, distrübüsyon volümü artar. Akut
redistribüsyonel değişikliklere bağlı olarak başlangıçta plazma ilaç seviyesi
azalır.Ayrıca heparinde proteine bağlı ilacın ölçümünü etkiler.
Pulmoner kan akımında azalma:
CPB
sırasında pulmoner kan akımı düşüşü, ilaçların dağılımını etkiler.CPB
başlangıcında, plazma fentanil konsantrasyonu akut olarak azalır,ve plato
oluşturur.CPB den ayrılmadan önce akciğerlerin mekanik ventilasyonu ile plasma
fentanil konsantrasyonu artar.
CPB
sırasında pulmoner arter fentanil konsantrasyonu radial arter seviyesinden
fazladır. Mekanik ventilasyonu ile pulmoner arter/ radial arter oranı düzelir.Bu
da fentanilin akciğerlerden yıkanmasına bağlıdır. İlaveten CPB de akciğerler
ilaçlar için reservuar görevini yapar.CPB'den çıkarken bu ilaçlar sistemik
sirkülasyona karışır ve plazma ilaç konsantrasyonu artar.
CPB aparatına sekestrasyon:
Pek
çok çalışmada ilaçların (opioidlerin) CPB aparatına bağlandığı demonstre
edilmiştir.
Proteine bağlanmada postoperatif değişiklikler:
Postop dönemde albumin düşüşüne bağlı olarak ilaçların proteine bağlanması
etkilenir.
CPB’nin İlaç Dağılımına Etkisi
Benzodiazepinler:
Midazolam konsantrasyonu CPB başlaması ile düşer ve CPB sonrası yükselir ve CPB
sonrası eliminasyon yarı ömrü uzar.
IV anestezikler:
Pulsatil ve nonpulsatil akımda tiyopentalin farmakokinetik parametrelerinde
değişiklik gözlenmemiştir. Distribüsyon ve eliminasyonu benzer. CPB sırasında
akciğerlerde birikmez ve ekstrakorporeal aparata yapışmaz. CPB de infüzyon
şeklinde verildiğinde CPB başında total konsantrasyon azalır,serbest
konsantrasyon önce hafif azalır sonra yükselir.
Etomidat konsantrasyonunda, CPB başında azalma, hipotermi ile yükselme,
ısınma döneminde azalma gözlenir.
Propofol, önce yüksek dozda (10 mg/kg/st infüzyon) verilir, sonra düşülür ( 3
mg/kg/st) ve prebypass döneminde plato konsantrasyona erişilir.CPB başında
azalır ( hipotermi ve hepatik kan akımı azalmasına bağlı), ısınma döneminde
azalma gözlenir.
Opioidler:
CPB
başında %30-50 fentanil seviyesi birden düşer.Bu primer olarak proteine
bağlanmaya,sekonder olarak da hemodilüsyona bağlıdır.Fentanil %80-85 proteine
bağlanır.Bu nedenle CPB başında ilave bolus doz verilir.Fentanil konsantrasyonu
30 dk içinde prebypass seviyesine döner.CPB bitmesi ile fentanil seviyesi
yükselir.Bu akciğerlerin ventile edilmesi ve pulmoner sirkülasyonun
reperfüze edilmesi ile birlikte,fentanil akciğerlerden tekrar dolaşıma geçer.
CPB sırasında fentanil seviyesi stabil seyreder ve yüzeyel anestezi belirtileri
olmadıkça ampirik fentanil vermeye gerek yoktur.
CPB'den sonra fentanil eliminasyonu uzar ve konsantrasyon yavaş yavaş azalır.Bu
da spontan ventilasyona dönüşü ve ekstübasyon zamanını etkiler.
Alfentanilin, fentanil gibi CPB den sonra eliminasyonu yavaşlar ( CPB öncesi 72
dk, sonrası t1/2- 195 dk). CPB başladıktan 2 dk sonra alfentanil konsantrasyonu
172den 92 mcg/ml ye düşer.Serbest fraksiyon yükselir (proteine bağlı alfentanil
dilüe olur) Hipotermik ve normotermik dönemlerde farmakokinetikte fark
gözlenmemiştir.
Benzodiazepinler:
Tek başına veya kombinasyonlar şeklinde sıklıkla
kullanılıyor. Midazolam 0.2 mg/kg, diazepam 0.5 mg/kg hızlı indüksiyon ve
stabil hemodinami sağlanmış.Midazolam grubunda PCWP düşmüş ve KH biraz
artmış.Entübasyonda her iki grupta da kan basıncı artmıştır.
Fast-Track Anestezi Tekniği: (FTAT)
Kardiyak cerrahide FTAT multidisipliner bir
yaklaşım gerektirir ve pek çok komponenti vardır. Komponentleri; eğitim, aynı
gün taburculuk, anestezik ve cerrahi uygulamada değişiklik,spesiyal derlenme
alanı, erken ekstübasyon,erken mobilizasyon,komplikasyonların proflaktik ve
agresif tedavisi, postop 1. günde ICU'dan taburculuk,5.günde hastaneden taburcu
olma, hastane dışı izlemdir.
Elektif hasta hastaneye aynı gün yatabilir.Hasta yatmadan önce görülmeli ve
preop değerlendirilmesi yapılmalıdır.
Erken ekstübasyon; FTAT için anahtar basamaktır. FTAT için cerrahi teknik,
CPB aletleri, miyokardiyal koruma anestetik yöntem ve kanama kontrolu için
iyileştirmeler yapılmıştır.
Erken ekstübasyon hastanın 3-10 saat (4 st) içinde ekstübe edilmesidir.Bu
şekilde mukus transportu artırması, endotrakeal tüp komplikasyonlarını azaltması
gibi solunumsal yararları ve kardiovasküler avantajları vardır. 3 saatten önce
hasta genellikle ısıtılır ve ventrikül disfonksiyonu gözden geçirilir. 10
saatten sonra ise komplikasyon insidansı artar
FTAT'de anestezi uygulaması:
Erken ekstübasyon için değişik anestezik uygulamalar yapılabilir. Değişik
konsantrasyonlarda propofol, tiyopental, etomidat veya midazolam, tüksek doz
fentanil, sufentanil veya alfentanil ile birlikte kullanılabilir.
En
yaygın yöntem; indüksiyonda fentanil 15 mcg/kg, propofol 0.5-1 mg/kg, tiyopental
1-2 mg/kg veya midazolam 0.05 mg/kg dozda verilemsi ve idamede isofluran %0.5-2
konsantrasyonda (yada diğer inhalasyon ajanlarıı) kullanılmasıdır.
Diğer bir yöntem propofol infüzyonu 2-6 mg/kg/st (25-100 mcg/kg/dk )
verilmesidir.Bazı merkezlerde ise “Computer assisted continuous infusions”
(CACI) kullanılmaktadır. Buna göre plazma fentanil konsantrasyonu 4-6 ng/ml
(cerrahi sırasında), analjezi için 1-2 ng/ml olmalıdır
Remifentanilin etki süresi kısadır.İlk kez 1995 te CABG de propofol ile birlikte
kullanılmıştır.Ekstübasyon süresinin kısa olması bir avantajdır. Remifentanilin
1-3 mcg/kg/dk dozda isofluran ile birlikte verildiğinde olguların % 65 inde
hemodinamik kontrolu sağladığı gözlenmiştir. Postoperatif dönemde de 1 mcg/kg/dk
ile ekstübasyona kadar sedasyon sağlanmıştır.Bu şekilde ekstübasyon süresi
4 saat, ICU’dan ayrılşma 23 ssat, taburculuk ise 4.5 gün olarak bulunmuştur.
Bir
çalışmada postoperatif sedasyonda propofol ile target plazma seviyesi 0.25 mc/ml
verilmiş ve kontrol grubuna midazolam 1-4 mg 15 dk da bir uygulanmış.Propofol
ile taşıkardi insidansı / 17, hipertansiyon insidansı % 28 azalmış, hipotansiyon
insidansı ise % 17 artmıştır. MI insidansı açısından 2 grup arasında fark
bulunmamıştır.
Sonuç:
Kardiyovasküler cerrahide uygulanacak ideal bir “kardiyak anestezik ilaç”
yoktur. Hipnotikler, opioidler, benzodiazepinler ve volatil ajanlar değişik
kombinasyonlarda kullanılabilir. Hiçbir ilaç ya da ilaç kombinasyonunun
intraoperatif ya da postoperatif iskemi ve infarktüs açısından üstünlüğü
gösterilememiştir.Bu nedenle seçilecek ilaç ve ilaç kombinasyonlarından çok,
hemodinamik yanıtı daha çok etkileyen ilacın uygulama şekli ve hızına dikkat
edilmelidir. Verilen ilaçlar mutlaka titre edilmeli, bir ilacın etkisi
gözlendikten sonra diğer ilaç verilmelidir. Dolaşım zamanının uzayabileceği de
gözönüne alınarak, ilaçlar çok yavaş uygulanmalıdır.
“
Anesteziyologun görevi hasta, cerrah ve anestezi tekniğini değerlendirmek,
minimal hemodinamik bozukluk ile anesteziyi sağlamak, sürekli ve aktif
monitorizasyon yapmak, hemodinamik bozukluk ve MI'da agresif tedavi yapmaktır.
Eğer bunlar iyi olmazsa anesteziyolojist major risk faktörü olmaya başlar.”
|