|
Prof.Dr.Özcan Ersoy
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi
Anesteziyoloji Anabilim Dalı
GENEL BİLGİLER
Nöroşirürji operasyonları
sırasındaki koşullar bir çok etkene bağlı olmakla birlikte anestezikler sadece
orta derecede bir rol oynarlar. Çünkü anesteziklerin serebral etkileri,
kolaylıkla solunumsal değişiklikler, pozisyon ve BOS drenajı vs. ile
değiştirilebilir. Bununla birlikte anesteziklerin serebral etkileri cerrahi
yaklaşımı, hatta hasta yaşamını ciddi olarak etkileyebilir. Çeşitli anestezik
tekniklerin karşılaştırılması farklılıkların küçük düzeyde olduklarını
düşündürmektedir. Doza bağımlı serebral etkiler her hastada aynı şekilde
oluşmamasına rağmen, intrakraniyal kompliyansı ciddi olarak bozulanlarda sorun
oluşturur(1).
Nöroanestezide kullanılması
gereken ideal anestezik ajanın özellikleri Tablo 1’de gösterilmiştir.
Tablo1. Nöroanestezi için ideal
anesteziğin özellikleri (2,3)
|
1. Serebral kan akımında (SKA)
belirgin artış oluşturmamalı |
|
2. SKA ve doku metabolik
gereksinimleri arasındaki dengeyi korumalı |
|
3. Serebral metabolizma hızını
(SMH) azaltmalı |
|
4. Serebral perfüzyon basıncını
(SPB) korumalı |
|
5. Serebral otoregülatuar
kapasiteyi azaltmamalı |
|
6. CO2’deki
değişimlere serebrovasküler reaktiviteyi azaltmamalı |
|
7. Antiepileptik etkisi olmalı |
|
8. İntraoperatif anestezi
derinliğinin hızla değiştirilebilmesine olanak sağlamalı |
|
9. Cerrahi sonunda hızla
derlenme sağlamalı |
Bu koşulları sağlayan bir
nöroanestezik ajan mevcut değildir(3). İnhalasyon anestezikleri bu
koşullara daha az uyabilirse de intravenöz (iv) anestezikler bir çoğunu taşır.
Genel olarak iv anestezikler serebral otoregülasyonu bozmazlar. SKA, SMH ve
KİB’nı azaltırlar (4).
İntravenöz anesteziklerin
serebral etkileri Tablo 2’de gösterilmiştir.
Tablo 2. İntravenöz anestezik ajanların serebral
etkileri (5)
|
|
SKA |
SMH |
KİB |
|
Barbitürat |
¯¯¯ |
¯¯¯ |
¯¯¯ |
|
Benzodiazepin |
¯¯ |
¯¯ |
¯¯ |
|
Opioidler |
0 veya ¯ |
0 veya
¯ |
0 veya
¯ |
|
Ketamin |
|
|
|
|
Etomidat |
¯¯¯ |
¯¯¯ |
¯¯¯ |
|
Propofol |
¯¯ |
¯¯ |
¯¯ |
Nöroanesteziklerin bir çoğu genel
anestezi pratiğinde sıklıkla kullanılmalarına karşın çeşitli özgün klinik
senaryolarda nöroanestezistlerin gereksinimlerini karşılarlar(6).
Bununla birlikte genel olarak anestezinin kalitesi (derinlik, analjezi, iyi
hemodinamik durum) her bir anesteziğin bireysel etkilerinden daha önemlidir
(1).
BARBİTÜRATLAR
Barbitüratlar, anestezistler
tarafından genel amaçlar dışında, antikonvülzan, serebral koruyucu olarak ve
intrakraniyal basıncı azaltmak amacıyla kullanılır(7).
Doza bağımlı olarak SKA ve SMH’ı
azaltır. SMH’ın azalması beyin bölgelerinde homojendir. Tam bir EEG supresyonu
oluşursa SKA ve SMH’daki azalma % 50’yi bulur. Daha yüksek dozlar SMH üzerine
etkili değildir. Bu etkilerine tolerans hızla gelişir(3,8). SKA ve
KİB’daki azalma, SMH azalmasına ikincil olarak ve paralel gelişir(4).
Bu değişimler sırasında ortalama arteriyel basınç ta (OAB) bir azalma
olmasına karşın SPB korunur(7), hatta artar(5).
Farmakolojik beyin korumasının
temelini SMH azalması oluşturur. İnsanlarda yararlı olduğu kanıtlanan tek grup
barbitüratlardır.
Pentobarbital hiperventilasyon ve
mannitole dirençli KİB artışını azaltabilir(9).
Barbitüratların beyin korumasında
rol oynayan etki mekanizmaları Tablo 3’de verilmiştir.
Tablo 3. Beyin korumasında barbitüratların etki
mekanizmaları (9,10)
|
1. SMH’ı azaltır. |
|
2. Hücrelere Ca++ ve
glikoz girişini azaltır, Na+ kanallarını bloke eder. |
|
3. Serbest radikal üretimini
inhibe eder. |
|
4. GABAerjik aktiviteyi
potansiyalize eder. |
|
5. Serebral ödemi azaltır. |
|
6. cAMP üretimini artırır. |
|
7. NMDA kaynaklı transmembran
elektriksel gradiyent kaybını geciktirir. |
|
8. Ekstrasellüler alanda
laktat, glutamat ve aspartatı belirgin olarak azaltır. |
Barbitüratlar fokal ya da
rejyonel iskemiyi, iskemik sahadaki oksijen tüketimini azaltarak küçültmede de
yararlıdır(4,5,7) Ancak global serebral iskemide herhangi bir yararı
yoktur(10). Barbitüratların bir başka etkileyici özelliği “ters
çalma” (Robin Hood etkisi) ya da SMH’daki azalmaya sekonder olarak noniskemik
sahadaki vazokonstriksiyona bağlı olarak iskemik bölgenin perfüzyonunu artırma
etkisidir(7,11). Tüm bu özellikler barbitüratları nöroşirürjik
işlemlerde özellikle yararlı kılmaktayken(4,7) anestezi
indüksiyonundaki yeri giderek azalmaktadır(10). Beyin korumasındaki
lider pozisyonu yüksek dozlarda sistemik kan basıncının azalması gibi yan
etkileri nedeniyle yakın bir gelecekte değişebilir(6,10).
Anestezi idamesinde barbitürat
infüzyonu kullanımının yerini günümüzde artık propofol almışsa da intrakraniyal
hipertansiyonun tedavisi için kullanılabilmektedir. Cerrahi yaklaşımın
kolaylaştırılması amacıyla mannitol, semi-fowler pozisyonu, N2O’in
kesilmesi ve volatil anestezik düzeyinin azaltılması gibi klasik yaklaşımlara
yanıt alınamayan olgularda bolus tiyopental (5-25 mg/kg 5-10 dakikada) belirgin
olarak KİB’nı azaltır(6,12). Bu koşullarda 1-10 mg/dk infüzyon
uygulanabilir. Ancak bu tür bir uygulama için hasta hemodinamik olarak stabil
olmalıdır(6,12). Barbitüratlarla indüklenen miyokardiyal depresyon ve
hipotansiyondan kaçınmak için kalbin ön yükünün artırılması ve dopamin gibi
vazopressörler kullanılabilir(12). Tiyopental 7 μg/ml serum düzeyinde
0.5 MAK anestezi sağlar. Rezidüel narkotik varlığında lidokain ve tiyopental
kombinasyonu yeterli anestezi sağlayabilir. Ancak tiyopentalin yüksek (>30
mg/kg) toplam dozları uyanmada gecikmeye neden olabilir(6). İnfüzyon
veya tekrarlayan dozlarda tiyopentalin yarı ömrü 12 saate kadar uzadığından
metoheksital daha ideal bir ajan olmaktadır(7).
PROPOFOL
SKA, SMH ve KİB üzerine etkileri
barbituratlara benzer(5,7,8,11). SKA, SMH’dan daha büyük oranda
azalır ve arterio-venöz O2 farkı azalır(3,8). SMH azalması
için sınırlı bir heterojenite mevcuttur(8). EEG supresyonu oluşturan
dozlarda bile serebral damarların otoregülasyonu ve CO2 yanıtı
korunur(3,8). Bu özelliklerine ilaveten hızlı uyanma ve antiemetik
etkisi propofolu, nöroanestezi için oldukça uygun bir ajan yapmaktadır(5,7).
Nöroanestezide TİVA tekniklerinin en sık kullanılan hipnotik bileşenidir(3).
Ancak KİB yüksek olan hastalarda SPB’nı düşürebileceğinden dikkatli olunmalıdır
(5). Uyanma sırasındaki sempatik aktivasyonu engellemek amacıyla küçük
dozlarda uygulanabilir(13). Uyanık epilepsi cerrahilerinde
sedasyon amacıyla yaygın olarak kullanılır(8,13).
Hemoraji, ödem ve
pnömosefali nedeniyle kraniyal kapatma zorlaşırsa propofol tiyopentale göre daha
çok tercih edilmelidir. Bu koşullarda volatil anestezikler oldukça düşük düzeyde
tutulmalı ve N2O kullanılmamalı ya da kesilmelidir(6).
Nöroprotektif etkiye sahiptir ve
bu antioksidan özelliğinden kaynaklanmaktadır(11). Ayrıca glikoz
metabolizmasını da yavaşlatır(4) ve GABA reseptör modulasyonu
oluşturur(10,15).
Antikonvulzandır(11).
BENZODİAZEPİNLER
SKA ve SMH’ı azaltıcı etkileri
birbirine paraleldir. Bu etkileri opioidlerden fazla barbituratlardan
azdır(4,5,8,11). Diazepam SKA ve SMH’ı %30 oranında azaltırken, N2O
ile birlikte kullanılması bu oranı %70’e çıkarır(4). Midazolam
anestezisi sırasında CO2’e olan serebral vazomotor yanıt korunur(8,11).
Tek başına kullanıldığında N2O’in oluşturduğu SKA ve SMH artışı
önceden midazolam uygulanması ile baskılanabilir(12). Midazolamın
0.15 mg/kg’dan daha büyük bolus dozları azalmış intrakraniyal kompliyansa sahip
olgularda KİB’nı artırarak SPB’de belirgin azalma oluşturabilir(16).
Opioidlere benzer olarak OAB azalması sonrası, sağlıklı serebral bölgelerde
vazodilatasyon oluşturabilir(16).
Serebral koruma potansiyelleri
temel olarak GABAerjik iletimi artırma kapasitesine bağlıdır(10).
Global iskemi sonrasında diazepamın beyin koruyucu etkisi oluşturduğu hipotermi
ile artar(10). Hayvan çalışmalarında, inkomplet iskemi sonrasında
nörolojik sonuçta düzelme yaptığı saptanmıştır(11).
Flumazenil
Oldukça spesifik, kompetetif
benzodiazepin reseptör antagonistidir. Bozulmuş intrakraniyal kompliyansa sahip
olgularda kaçınılmalı ya da dikkatle kullanılmalıdır(8). Kafa
travmalı olgularda ciddi KİB artışı ve SPB azalması oluşturur(16).
ETOMİDAT
SKA ve SMH üzerine etkileri
tiyopentale benzer. SMH’ın baskılanması genellikle bölgeseldir ve özellikle ön
beyin yapılarında gözlenir(8). Tümör ve kafa travmalı olgularda SPB’ı
düşürmeden KİB’nı azaltır(7,8,11). CO2 yanıtı korunur.
Otoregülasyon ile ilgili pek fazla çalışma bulunmamaktadır. BOS salınımını
azaltır, absorbsiyonunu artırır(8).
Nöroşirürjide hem anestezi
indüksiyonunda hem de idamesinde başarılı bir şekilde kullanılabilir(11).
Hemodinamik stabilite gerektiren olgularda iyi bir indüksiyon sağlar(13).
Barbitüratlar gibi serebral koruma sağlar(4,5,7) ancak yaygın bir
şekilde çalışılmamıştır(4). Bazı hayvan çalışmalarında iskemik hasarı
artırdığı gösterildiğinden serebral iskemi riski olan olgularda
kullanılmamalıdır(1,10). Buna karşın yine de geçici arteryel
oklüzyonlarda ve kafa travmalarında serebral koruma amacıyla sıklıkla
kullanılmaktadır (1,11). Diyastolik ya da sistolik miyokardiyal
disfonksiyona sahip karotid end arterektomi olgularında etomidat uygun bir
indüksiyon ajanı olabilir(6).
Antikonvulsif bir ajan olmasına
karşın fokal nöbetlere ve myoklonusa neden olabilir(7,11,13).
Adrenokortikal supresyon ve aracılı renal hasar oluşturabilme potansiyeli
kullanımını sınırlamıştır(8). Anevrizma cerrahisinde EEG’de burst
supresyonu oluşturan dozlarda kullanımı ile gelişen serebral deoksijenizasyon
propilen glikol içeriğinden kaynaklanabilir(10).
OPİOİDLER
Normal stimüle olmayan sinir
sisteminde SKA ve SMH üzerinde etkileri minimaldir. Değişiklikler oluşursa ikisi
de ılımlı derecede azalır(4,5,8). Uygulama sırasında OAB azalması
önceden tedavi edilmez ya da engellenemezse doğrudan vazodilatör etki ile KİB
artışı gelişebilir(1). Tersi koşullarda KİB üzerine etki göstermezler(1).
Oluşturdukları doza bağımlı serebral vazokontstriksiyon opioid reseptörleri
aracılığı ile gelişir ve naloksan ile azalır(12). Cerrahi uyaranlar
ve havayolu girişimleri (laringoskopi ve ekstübasyon) öncesinde küçük dozlarda
uygulanmaları sempatik yanıtı baskılar(6,14). Titreme eşiğini düşürür
ve ağrıyı azaltırlar(17).
Fentanil
SMH’da ılımlı ve global bir
azalma oluşturur. BOS salınımı üzerine etkisizdir, absorbsiyonu artırır(8).
Cerrahi uyarı sırasında stabil bir kalp hızı ve kan basıncı sağlar(13).
Sufentanil
SKA ve SMH’ı doza bağımlı olarak
azaltır ya da değiştirmez. KİB üzerine genellikle etkisizdir. Ancak fentanilde
olduğu gibi uygulanması sırasında OAB 10 mmHg’den fazla düşerse SPB azalır ve
KİB artar(1,8). Bu nedenle dikkatle kullanılmalıdır. Ketamine benzer
bir şekilde BOS emilimini azaltabilir, ancak mekanizma daha yavaştır(16).
Alfentanil
SKA ve 2SMH üzerine etkileri
genellikle fentanil ve sufentanil ile benzerdir (8).
Remifentanil
Beyin cerrahisi girişimleri
hastanın erken postoperatif dönemde değerlendirilmesi amacıyla çabuk uyanmayı
gerektirirler. Diğer yandan postoperatif ağrı yoğunluğu düşük orta şiddettedir.
Bu nedenle ultra kısa etkili remifentanil oldukça yararlı olabilir(1).
Doku ve plazma esterazları ile yıkıldığından uzun cerrahilerde bile plazma
konsantrasyonları artmaz(16).
Küçük dozlarda serebral etkisi
diğer opioidlerle benzerdir, ancak daha kısa sürer(8). Supratentoryal
kitle eksizyonlarında 1 μg/kg uygulanması KİB üzerinde etki göstermez. Serebral
damarların CO2’ye yanıtı korunur(8). Fentanille
karşılaştırıldığında birlikte kullanılan anestezik dozunun belirgin olarak
azaldığı, olguların yarısında uyanma hızının yüksek olduğu bidirilmiştir. Diğer
özellikler benzerdir(16).
Komutlara uygun motor yanıt
oluşturan intraoperatif uyanıklığa olanak sağlayarak wake-up testinin
kolaylaştırılmasını sağlar(2).
Uyanma döneminde infüzyon
kesildikten sonra çevresel uyaranlar ve ağrı nedeniyle hipertansiyon
gelişebilmesi dezavantajıdır. Çünkü rezidüel etkisi hemen hemen yoktur. Bu
dönemde alternatif analjezikler başlanmalıdır(2). Tüm bu nedenlerden
dolayı intraoperatif olarak hiçbir zaman tek başına kullanılmamalıdır(18).
Naloksan
Gereğinde 0.5 μg/kg dozun altında
kullanılmalıdır, aksi takdirde ani ve şiddetli uyanmaya neden olur(14).
KETAMİN
Potent bir serebral vazodilatör
olan ketamin SKA, SMH ve KİB’nı arttırır(4,5,7,8,11). KİB artışı
yoksa serebral damarların CO2’ye reaktivitesini korur(8).
KİB artışı olan hastalarda kullanımından kaçınılması gerektiği belirtilirken son
zamanlarda ketaminin NMDA reseptör antagonisti olması nedeniyle beyin
korumasında etkili olduğu ifade edilmektedir(1,4). KİB artmış
olgularda kontrollü ventilasyon ve birlikte ek anestezik kullanımı (propofol,
diazepam, midazolam ve izofluran) bu advers etkilerini değiştirmektedir (8,11).
Hiçbir zaman tek başına kullanılmamalıdır(8).
Ketamin nöroanestezide önceki
persona non grata (istenmeyen adam) statüsünden kurtulmak üzere olduğu halde
indüksiyon dozunda uygulanması herniasyon olasılığından dolayı uygun bir seçenek
olmayabilir(19, 20). Potansiyel nöroprotektif özelliklerinden dolayı
uygun önlemler alındığı takdirde daha geniş olarak kullanılabilir(19).
SSS’ne normal insanlarda
eksitatör olmasına karşın konvulsif hastalarda nöbet eşiğini düşürdüğü
gösterilememiş(7), tam tersine NMDA reseptör antagonizması ile
konvulsif aktiviteyi baskıladığı gösterilmiştir (4,11).
Ayrıca S (+) ketamin serebral
otoregülasyonu bozmaz(4). Bu ajanın nörorejeneratif etkileri olduğu
ve rasemik karışıma göre daha az yan etkileri olduğu düşünülmektedir (10).
DROPERİDOL
İzole olarak kullanımına ait
insan çalışması bulunmamaktadır. Hayvan çalışmaları ya da diğer anesteziklerle
kombine kullanımlarının sonucu serebral vazodilatör olmadığı, SKA ve SMH üzerine
etkilerinin minimal olduğu gösterilmiştir. Ancak OAB azalmasına bağlı KİB
artışı oluşturabilir(8).
Ondansetron ile
karşılaştırıldığında postoperatif olarak 24 saat kusma, 48 saat bulantı
oluşturmayıp, daha üstün olduğu bulunmuştur (18).
DİĞER İLAÇLAR
Lidokain
Sodyum kanallarını bloke
etmesinden dolayı beyin koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir. Çok az çalışma
yapılmış olmasına rağmen ümit vermesinin nedenleri şunlardır(10):
a.
Temelde lokal anesteziktir, kolayca manuple edilebilir.
b.
İskemik kaskadın erken evrelerinde devreye girdiğinden proflaktik olarak
kullanılabilir.
c.
Klinik açıdan uygun dozlarda bu etkileri gösterir.
1.5-2 mg/kg bolus dozları dış
uyaran kaynaklı KİB artışını engeller(8). Lidokain özellikle havayolu
hiperreaktif olgularda yararlıdır(6).
Klonidin
SKA’nı ve CO2
reaktivitesini azaltır. Özellikle bu etkisi hiperkapnik koşullarda belirgindir(2).
Deksmedetomidin
Opioid gereksinimini
azalttığından ve solunum depresyonu oluşturmadığından nöroanestezide yararlı
olabilir. SKA hızını azaltmaktadır. Oksijen sunumu üzerine negatif etkileri
olduğu halde iskemik koşullarda katekolaminlerin salınımını azalttığından
serebral koruyucu etkileri olduğu düşünülmektedir(1).
MgSO4
Beyin koruyucu etkisini Ca++ girişini
azaltarak voltaj ve NMDA reseptör kanallarının blokajı ile gösterir (2).
GABA
SKA, SMH ve KİB’nı azaltır(1).
KAYNAKLAR
1.
Van Hemelrijk JH. New anaesthetic agents in neuroanaesthesia. 6th
ESA Annual Meeting Refresher Course Lectures 1998; 45-9.
2.
Girling KJ. New developments in anaesthesia for neurological surgery.
Curr Opin Anaesthesiol 2000; 13: 503-7.
3.
Martin C, Albanese J. Effects of new opioids and anaesthetic agents on
intracranial pressure. 8th ESA Annual Meeting Refresher Course
Lectures 2000; 87-94.
4.
Belkıs T: Serebral metabolizma, serebral kan akımı ve anesteziklerin
etkisi. In: Keçik Y, Ünal N: Nöroanestezi, 1. Baskı, Atlas Kitapçılık, Ankara,
2000, 1-41
5.
Morgan GE, Mikhail MS: Clinical Anesthesiology, 2nd Ed,
Appleton & Lange, 1996, 128-48
6.
Stone DJ. Process-based pharmacology in neuroanesthesia. Curr Opin
Anaesthesiol 2000; 13: 509-16.
7.
Hemmings HC: Pharmacology of nonopioid intravenous anesthetics. In:
Weinberg GL. (Ed). Basic Science Review of Anesthesiology, 1st Ed,
The McGraw-Hill Companies, USA, 1997, 16-27
8.
Drummond JC, Patel PM. Cerebral physiology and the effects of anesthetics
and techniques. In: Miller RD. (Ed). Anesthesia,, 5th Ed,
Churchill-Livingstone, Philadelphia, 2000, 695-733.
9.
Cottrell JE. Brain protection in neurosurgery. ASA Refresher Course
Lectures 1998; 26: 35-44.
10.
Hans P, Bonhomme V. Neuroprotection with anaesthetic agents. Curr Opin
Anaesthesiol 2001; 14: 491-6.
11.
Bendo AA, Kass IS, Hartung J, Cottrell JE. Anesthesia for neurosurgery.
In: Barash PG (Ed). 3th edition. Clinical anesthesia.
Lippincott-Raven Publishers, Philadelphia 1996; 699-745.
12.
Bendo AA. Anesthetic management of the head-injured patient. ASA
Refresher Course Lectures 1994; 22: 27-38.
13.
Cucchiara RF, Mahla ME. Anesthesia for patients with increased
intracranial pressure. ASA Refresher Course Lectures 1993; 21: 177-88.
14.
Newfield P. Perioperative management of intracranial aneurysms. ASA
Refresher Course Lectures 1993; 21: 13-26.
15.
Wilson JX, Gelb AW. Free radicals, antioxidants and neurologic injury:
possible relationship to cerebral protection by anesthetics. J Neurosurg Anesth
2002; 14: 66-79.
16.
De Deyne CS. Do new anaesthetic techniques make a difference to outcome?
9th ESA Annual Meeting Refresher Course Lectures 2001; 109-11.
17.
Ravussin P, Bruder N. Early versus delayed recovery after intacranial
surgery. 9th ESA Annual Meeting Refresher Course Lectures 2001;
145-8.
18.
Himmelseher S, Pfenninger E. Anaesthetic management of neurosurgical
patients. Curr Opin Anaesthesiol 2001; 14: 483-90.
19.
Sakai K, Cho S, Fukusaki M, et al. The effects of propofol with
and without ketamine on human cerebral blood flow velocity and CO2
response. Anesth Analg 2000; 90: 377-82.
20.
Kohrs R, Durieux ME. Ketamine: teaching an old drug new tricks. Anesth
Analg 1998; 87: 1186-93.
|