|
| |
Doç.Dr.Özcan Erdemli
Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi
Anesteziyoloji Servisi
Opioid
terimi; opioid reseptörüne bağlanan ve agonist etki ortaya çıkaran, doğal veya
sentetik tüm maddeleri kapsar. Opioidler; “opium”, afyon bitkisinden (papaver
somniferum) türetilmişlerdir. Başlı başına bir tarihi olan, hatta savaşlara bile
sebep olmuş olan opioidlerin kökeni olan afyon bitkisi, ilk olarak İ.Ö. 3400
yıllarında Aşağı Mezopotamya’da yetiştirilmiştir. Sümerliler “zevk bitkisi”
anlamına gelen “hul gil” olarak adlandırmışlardır. Hipokrat opiumu; iç
hastalıkları, kadın hastalıkları ve epidemilerin tedavisinde uyuşturucu ve damar
büzücü, kanama durdurucu olarak tanımlamıştır.
İbn-i Sina, göz
hastalıkları ve ishal için kullanmıştır. 1803’de Sertürner morfinin alkoloid
kristaline sentezlemiştir. 1972’de Solomon Snyder ve Candace Pert beyindeki
opioid reseptörlerini keşfetmişler ve 1975’te Hans Kosterlitz ve ark. beyinden
endojen opioidleri izole edip saflaştırmışlardır.
Opioid
reseptörleri
Temel
olarak iyi bilinen 3 tip reseptör mevcuttur. Bunlar
m
(mü),
d
(delta) ve
k
(kappa) reseptörleridir. Bunlardan
m
reseptörleri; supraspinal analjezi, solunum depresyonu, GİS fonksiyonları gibi
aktivitelerden sorumludurlar.
k
reseptörü ise supraspinal analjezi ve nosisepsiyon’dan sorumludurlar.
d
reseptörü ise, spinal analjeziden sorumludur.
Bu
reseptörlerin subtiplerinin yanı sıra halen üzerinde çalışmaların devam ettiği
e,
l,
i,
x
ve ORL1 reseptörleri de mevcuttur.
Anestezide sıklıkla kullanılan opioidler olarak morfin, meperidin, fentanil,
sufentanil, alfentanil ve remifentanil sayılabilir. Bu ilaçlardan sufentanil
haricinde tümü ülkemizde bulunmaktadır. Ayrıca, halen gelişme aşamasında bir
ilaç olarak TreFentanil de gelecekte bu listede yerini alacaktır.
Fentanil
4-
anilopiperidin serisine ait sentetik bir fenilpiperidindir. Lipid çözünürlüğü
oldukça yüksek bir ilaç olduğundan, kan beyim bariyerini hızla geçebilir
(Morfinden 156 kat fazla), dolayısıyla etki başlangıç süresi kısadır. Ancak
adipoz dokuda büyük miktarlarda birikmesi yavaş salınım etkisi yapar. Bu durum
Fentanilin yarı ömrünün 7,9
±
3,2 saat olmasına sebeptir. Yine aynı özellik plasenta bariyerini de hızla
geçmesini sağlar. Fentanil büyük oranda karaciğerde inaktif metabolitlerine
dönüşür. Solunum depresyonuna yol açan en düşük plazma konsantrasyonu 1
ng/ml iken, 1,5-2 ng/ml konsantrasyonda iyi bir postoperatif analjezi sağlar.
Klinik olarak kardiyovasküler depresyon yapmaması sebebiyle 1978 yılından beri
kardiyak anestezide oldukça yoğun bir şekilde kullanılmasına olanak tanımıştır.
Remifentanil
Bir
m
opioid reseptör agonisti olan anilopiperidin derivesidir. Kimyasal yapısından
dolayı kanda nonspesifik esterazlarla hızla hidrolize olur. Solüsyonlarında
tampon aracı olarak nörotoksik olan glisin kullanıldığından, Remifentanilin bu
formülasyonları epidural veya intratekal kullanılmaz. Fentanilin yarısı,
Alfentanilin 19 katı potenttir. Eliminasyon yarı ömrü 10-20 dakikadır. Ağır
karaciğer ve böbrek hastalıklarından, farmakokinetiği ve dinamiği etkilenmez.
Oldukça hızlı bir etki başlangıcı ve aynı hızlılıkta bir derlenme süreci vardır.
Ancak, derlenmeden ortalama 21 dakika sonra hastalarda postoperatif analjezi
ihtiyacı doğar. Kardiyovasküler etkileri Fentanil analogları ile benzerdir.
Ayrıca diğer opioidlerden farklı olarak plazma konsantrasyonunun infüzyon
sonlandıktan sonra %50’ye düşme süresi, infüzyon süresinden bağımsızdır. (Bu
süre Remifentanil için 3,2±0,9
dk., Alfentanil için 47,3±12
dk.’dır.) Bu özelliklerinden dolayı özellikle Fast-track ve Outpatient
anestezide önemli bir ajan olmuştur.
TreFentanil
Halen
faz I aşamasındadır. Saf bir
m
opioid reseptör agonisti ve nalokson ile geri döndürülebilen, klasik opioid
solunum depresyonu ve analjezisi oluşturur. Farmakokinetik profili, yüksek
metabolik klirensi ve hafifçe artmış dağılım hacmi haricinde alfentanil gibidir.
Farmakokinetik ve farmakodinamik olarak alfentanil ile remifentanil arasında bir
ajandır.
Anestezide opioidler ayrıca epidural, intratekal ve transdermal gibi alternatif
yollardan da uygulanmaktadır. Akut ve kronik ağrı tedavisinde, hasta kontrollü
analjezide de önemli bir rol taşımaktadırlar.
|