|
| |
TRANSPLANTASYON ve İMMÜN YANIT
Prof. Dr. Mahmut Nezih Çarin
İstanbul Tıp Fak. Tıbbi Biyoloji ABD, Transplantasyon Ünitesi
MHC gen bölgesi 6.
kromozom (6p21.31) üzerinde yerleşmiş olup, yaklaşık olarak 4 Mbp lik bir yer
kaplar. En uzun haplotype (110-160 kb) DR53 grup haplotiplerdir. Jan Klein 1977
yılında Sınıf I, II ve III olmak üzere ilk tanımlamayı yapmıştır.
Günümüzde HLA sınıf III e ait olan bölgenin telomerik
ucundaki 0.3 Mbp kısmın sınıf IV bölgesi olarak isimlendirilmesi önerilmektedir.
Klasik HLA antijenleri sınıf I geni icindeki HLA-A, -B, -C bölgesinde ve Sınıf
II geni içindeki HLA- DR, -DQ, -DP bölgesinde kodlanır. Tüm sınıf I genler 3-6
kb, sınıf II genler ise 4-11 kb uzunluktadır. Klasik antijenleri kodlayan genler
dışındaki sınıf I bölgesindeki diğer genler: HLA-E, -F, -G, -H, -J, -K, -L
olup, bunlar arasından sadece HLA-E,- F,-G eksprese olmaktadır. Sınıf III
bölgesinin ise gen yoğunluğu oldukça fazla olup bunların bir kısmı immün sistem
ile ilişkili değildir. Sınıf II bölgesinde klasik antijenleri kodlayan genlerin
yanısıra
HLA-DM, -DN, -DO,
TAP1, TAP2, LMP2 ve
LMP7 gibi gen bölgeleride bulunmaktadır.
İmmunolojik ve nonimmunolojik fonksiyonu olan bir dizi genden
oluşan MHC bölgesi ilk kez farelerdeki transplantasyon çalışmaları ile Peter
Gorer tarafından 1937 yılında ortaya çıkarılmıştır. Bu genlerin ürünleri olan
moleküller 1958 yılında Jean Dausset tarafından (HLA-A2) tanımlamış, aynı yıl
van Rood ve arkadaşları HLA-BW4 ve BW6 antijenlerini ve kan transfüzyonu
yapılmış kişilerin ve çok doğum yapmış kadınların serumlarında lökositlere karşı
oluşmuş antikorları göstermişlerdir. İlk doku
antijenleri lökositlerde saptandığı için insan lökosit antijenleri (Human
Leukocyte Antigens = HLA) olarak tanımlanmışlardır. Daha sonraki yıllarda
eritrositlerin dışında bütün vücut hücrelerinde bulundukları ve çok önemli
oldukları anlaşılarak bu grup antijen sistemi MHC molekülleri veya MHC
antijenleri olarakta isimlendirilmiştir. MHC genel bir isimdir ve her bir türün
ayrı bir MHC simgesi vardır . MHC molekülleri graft rejeksiyonun temel
belirleyicileridirler. Bu nedenle aynı MHC moleküllerini eksprese eden bireyler
birbirlerinin doku graftlerini kabul edebilirler veya farklı MHC gen bölgelerine
sahip bireyler arasında graft rejeksiyonu gelişir. Bu lokusun keşfinden ancak 20
yıl sonra immun cevapta MHCnin önemi ortaya çıkarılmıştır. Hugh McDevitt ve
arkadaşları 1960larda kobay ve fareler üzerine yaptıkları çalışmalarda basit
polipeptidler ile yapılan immunizasyona karşı antikor oluşmadığını ve gelişen
immun yanıtsızlığın MHC bölgesinin haritalanması ile otozomal dominant bir
özellik olduğunu buldular. İmmun yanıtı kontrol eden genlere de İmmun yanıt
genleri (Immune response =Ir ) adı verildi. Ir genlerinin protein yapıdaki
antijenlere antikor yanıtında gerekli olan Th (T helper = yardımcı T)
lenfositlerinin aktivasyonunu kontrol ettiğini gösterdiler. 1970lerin sonunda
MHC genlerinin protein antijenlere karşı olan esas rolü anlaşıldı. Her
iki HLA antijen yapısı da iki yan yana alfa heliksi tarafından oluşturulan,
hücre membranına distal konumda benzer bir girintiye sahiptir. Bu girintilere
hem kendi antijenlerinden hem de yabancı antijenlerden kaynaklanan peptid
antijenleri bağlanır. Böylece HLA antijenleri hem kendi hem de yabancı
peptidleri T lenfositlerine sunma görevindeki moleküller olarak immün yanıt
oluşumunda kilit bir fonksiyona sahiptir. Ayrıca HLA antijenlerinin kendileri de
allogeneik transplantasyon, transfüzyon ve hamileliklerde güçlü immün yanıtları
tetikleyebilen, fazlasıyla immünojenik moleküllerdir.
MHC Sınıf I
molekülleri
Sınıf I molekülü
a zincirinin
b2
mikroglobulin ile non kovalen bağlanmasıyla oluşmaktadır. Alfa zinciri
a1 (N
terminal), a2
ve a3
olmak üzere üç adet ekstrasellüler domain içerir. MHC sınıf I molekülleri
arasında a3
domaini oldukça korunmuş bir yapıdadır ve T lenfositlerindeki CD8 molekülü ile
etkileşime giren bölgeyi oluşturmaktadır. Beta 2 mikroglobulin yapısındaki bir
adet disülfit bağı ile stabilize edilmiştir.
b2-
mikroglobulin yokluğunda sınıf I molekülleri hücre membranında eksprese edilmez.
Alfa-1 ve alfa-2 domainler 8 adet anti-paralel
b strandı ve
2 adet anti-paralel a
strandı ile platform oluşturmaktadır. Genel olarak çekirdekli hücrelerde
eksprese edilmektedir. Ancak ekspresyon düzeyleri hücreler arasında
değişmektedir. Lenfositlerde en yüksek düzeyde eksprese edilirken,
Fibroblastlar, kas hücreleri, hepatositler, sperm, oosit, plasental ve merkezi
sinir sistemi hücrelerinde sınıf I moleküllerinin ekspresyonu çok düşük ya da
dikkate alınmayacak düzeydedir. HLA- C moleküllerinin hücre yüzeyinde HLA- A ve
B moleküllerinden 10 kat daha düşük düzeyde ortaya çıkmaktadır. Ancak HLA-C
molekülleride işlevseldir ve NK (doğal öldürücüler ) tarafından tanınmak üzere
ilk hedef noktalardır.
MHC Sınıf II molekülleri
Sınıf II molekülleri
a ağır
zinciri ile b
hafif zincirinin non-kovalent bağlanması ile oluşan bir heterodimerdir. Alfa
zincirinde a1
ve a2,
beta zincirinde ise b1
ve b2
domainleri bulunmaktadır. Alfa-1 ve alfa-2 domainleri arasında kalan çukur
peptid fragmanlarının bağlandığı bölgeyi oluşturmaktadır. Sınıf II molekülleri
dendritik hücre, makrofaj, B ve aktive T lenfosit olmak üzere daha sınırlı
sayıda hücrelerde eksprese edilmektedir.
Transplantasyonda İmmun Yanıt
İmmün sistemin birincil görevleri herhangi bir potansiyel
infekte edici yabancı materyali tanımak ve birden çok efektör mekanizma yoluyla
yanıt vererek yabancı materyali inaktif hale getirmektir. HLA antijenlerinin
görevi hem kendi hem de yabancı proteinlerden türevlenen peptid fragmentlerini
sunmaktır. Antijen sunum hücreleri (APCler) olarak görev yapan hücre tipleri
dendritik hücreler, monositler, makrofajlar, B lenfositleri ve immün regülatör
süreçlere katılan diğer hücreleri içerir. Protein moleküllerinin peptid
parçalarına ayrılması ve antijenin T hücrelerine sunulması, immünitenin önemli
bir bölümünü oluşturur. Sınıf I molekülleri endojen kaynaklı peptidlerin CD8 (+)
T lenfositlerine, sınıf II molekülleri ise eksojen kaynaklı peptidlerin CD4 (+)
T lenfositlerine sunumunda rol almaktadırlar. Peptidler önce degradasyona uğrar
ve peptid fragmanları hücre içinde HLA sınıf I ve II moleküllerine bağlanır. Bu
moleküller, bağlanan peptid ile birlikte hücre yüzeyine gelir.
Hücrelerde proteinlerin yıkımını sağlayan iki büyük yol vardır.
Bunlardan birisi lizozomal asidik ortamda gerçekleşen lizozomal proteolizis
diğeri ise ubiquitin- proteasom yıkım yoludur. Çok sayıda ubiquitin ile
işaretlenmiş olan protein, çok sayıda alt birimden oluşmuş olan proteaz
kompleksi olan proteasom tarafından yıkılır. Ubiquitinin bağlanması ve
işaretlenmesi için ATP enerjisi kullanılır.
Endojen proteinler ubiquitin ile
bağlanarak proteasoma yönlenirler. LMP2 ve LMP7, proteozom kompleksinin
bileşenlerini oluşturan peptidleri kodlamaktadır. Proteozom, kısa ömürlü
sitoplazmik proteinlerin çoğunun sindiriminde yer almaktadır. Burada 8-10 aa
uzunluğunda kısa peptidlere yıkılan endojen proteinler TAP heterodimeri
aracılığı ile ER aktarılırlar. TAP molekülleri zarlar arasında, oligopeptid ve
daha büyük proteinler gibi farklı maddelerin taşınmasını sağlamaktadır.
TAP1/TAP2 molekülleri ER zarında, sitoplazmadan lümene peptid taşıyıp
yerleştiren bir kompleks oluştururlar. Taşınmış olan peptidler sınıf I
molekülüne yüklenirler. Endoplasmik retikulumdan ayrılan bu yapılar golgi
kompleksine gelir oradan taşıyıcı veziküller ile hücre membranına taşınarak
sitotoksik T lenfositlerine sunulurlar.
Eksojen
kaynaklı proteinler (bakteriler gibi) ASH tarafından hücre içine endositik
olarak alınıp lizozom ile birleşir ve lizozomal enzimlerin etkisi ile küçük
peptidler haline dönüştürülürler. ERda yeni sentezlenen sınıf II molekülleri
invariant chain (Ii) molekülü ile bağlanarak taşıyıcı veziküller ile lizozoma
gelir ve füzyon yaparlar. Lizozom icerisinde Ii molekülü küçük peptid haline
dönüştürülür ve HLA-DM molekülüde peptid bağlama oluğunda bulunan parçalanmış Ii
molekülü ile eksojen peptidin yer değişimini gerçekleştirir. Peptid yüklenmiş
olan sınıf II molekülleri hücre membranına taşınarak CD4(+)
T lenfositlerine sunulurlar.
İmmün tanıma :
İmmün yanıtın oluşumunda ilk basamak, kendi-HLA moleküllerince
sunulan yabancı peptidin yardımcı T hücrelerince (CD4+ T hücreleri)
tanınmasıdır. Tanınmanın sağlanabilmesi için T-hücre reseptörü (TCR) HLA-antijen
kompleksine özgü olmalıdır. Hücrelerin birbiriyle teması üzerine TCR, yabancı
peptid ve APC üzerinde yer alan MHC molekülünden oluşan trimoleküler bir
kompleks meydana gelir. T hücreleri ve APC arasındaki etkileşim diğer
lenfositler ve B7, CD40 gibi T hücreleri üzerinde yer alan CD4, CD8, CD28 VE
CD11a/CD18 gibi APC hücre yüzey molekülleri (lökosit fonksiyonuyla bağlantılı
antijen 1 [LFA-1]) ve interselüler adhezyon molekülü (ICAM-1) desteği ile
sağlanır. Hücre yüzey reseptörleri ve sitokinler gibi immün modülatör
molekülleri kodlayan genler uyarılır, transkribe edilir ve aktif ürünler vermek
üzere translasyon geçirirler. Aktivasyonun erken evrelerinde yanıtlayıcı T
hücrelerinin klonal genişlemesi ile sonuçlanan, interlökin 2 (IL-2) ve
interferon-g
(IFN-g)
sitokinleri üretilir. Makrofajlar ve B hücreleri de ek sitokinler ve kemokinler
katılarak çalıştırılmıştır ve böylelikle uyarılmış B hücrelerinin yanıtı
genişletilerek olgun antikor oluşturan plazma hücrelerine dönüşmeleri sağlanır.
İmmün yanıtın hem hücresel hem de hümoral kolları, nakledilen bir organın
yabancı HLA antijenleri ile ilişki halindedir.
Transplant yerleştirilmesinde, spesifik alloreaktif T
hücrelerinin klonlarının allotanıma ve aktivasyonuna, akut rejeksiyon
nöbetlerine, greft fonksiyonlarında aksamaya ve kronik rejeksiyona ve son olarak
greft kaybına sebep olabilir. Direkt ya da indirekt allotanıma yolları olarak
bilinen iki farklı yol, greftte yer alan yabancı HLA antijenlerin
immünojenitesini oluşturur. Direkt yolda, donör MHC antijenlerinin tanınmasında
spesifik TCR taşıyan alıcı T hücreler, greftin HLA antijenlerini tanırlar ve
onlar tarafından direkt olarak aktive edilirler. Yabancı HLA antijeni kendi-HLA
ve yabancı antijenin kombine halini taklit eder böylelikle TCRler ile başarılı
bir şekilde bağlanırlar. Bu arada donör dendritik hücreleri, gratft ile birlikte
pessenger lökositler olarak gelirler, ve greftten yuvalarına yani alıcı lenf
nodlarına geçerler. Lenf nodlarında alıcı T hücreleri donör APClerince sunulan
yabancı MHC ve peptidlere yanıt verirler ve prolifere olurlar. Bu aktive olmuş
alıcı hücreler daha sonra süzülerek grefte geçerler ve bozulmakta olan greftin
biyopsisi sonucunda kolaylıkla gözle görülebilen red süreçlerini başlatırlar.
İndirekt tanıma yolu ile oluşan yanıt, donör antijenlerinin alıcı APCleri
tarafından işlenmesini ve sunulmasını gerektirir. Bu hem lenf pessenger
lökositlerce işgal edilen alıcı lenf nodlarında gelebilir hem de greft
antijeninin alıcı APCleri tarafından çıkarılan, geri alınan ve işlenen greft
sitlerinde meydana gelebilir. Direkt yol grefte karsi verilen ilk yanıtlarda
baskındır, indirekt yolun ise zaman geçtikçe red sürecinin sürmesinde ve yolcu
lökositlerin bir uyarı olarak yok olduğu süreçte önemli olduğu var
sayılmaktadır.
Alloantikor yanıt: Transplantasyonun bir sonucu olarak, aktive
edilmiş yardımcı T hücreleri B hücreleri ile etkileşime geçebilirler ve onları
spesifik donör HLA antijenlerine yönelik alloantikor üretmeleri için stimule
ederler. Transplantasyon sonrası bu tip alloantikorlar saptanması eşlik eden
hücresel red yanıtının bir işaretidir. Transplantasyonun oluşturduğu uyarıya ek
olarak HLA antijenlerine karşı immün yanıtlar, lökosit içeren kan transfüzyonu
ile gelen HLA alloantijenlerine maruz kalma ve hamilelik gibi durumlarda oluşur.
Birden fazla transfüzyon alan hastalar ve bazı multipar kadınlar HLA
antijenlerine bağışıklık kazanabilirler, ve antikorlar ile spesifik HLA
antjenleriyle etkileşime giren aktif T hücre klonları üretirler. Transplantları
başarısızlıkla sonuçlanan hastalarda reddedilen greftin HLA antijenlerine karşı
yüksek düzeyde antikor üretilmektedir.
Potansiyel bir alıcı tarafından antikorlar
oluşturulduğunda sensitizasyon (hassasiyet) meydana gelir ki bu da uygun bir
organ donörü bulmada engel oluşturur. Hastanın sensitize olduğu belirli HLA
antijen/leri içeren bir organın transplantasyonu hiperakut red ile
sonuçlanabilir. Bu süreçte alıcı antikorları ile donör antijenlerinin
oluşturduğu kompleksler anında greft damarlarında koagülasyonu tetikler, bu da
grefte ve greft içindeki kan dolaşımının blokajı ve kesilmesi ile sonuçlanır ve
böylelikle greft hızla yok edilir. Böbrek, kalp ve pankreas transplantasyonu
bekleyen sensitize hastalar için önceden oluşmuş alloantikorlara hedef
antijenlere sahip olmayan donörlerin seçimi kesin şarttır.Yabancı HLA
antijenleri immün reddi tetiklediklerinden, alıcı ve verici arasında HLA antijen
uyumunun sağlanması transplant başarısı için etkin bir stratejidir.
|