İMMÜNONÜTRİSYON KAVRAMI
Doç. Dr. Mehmet Uyar. Ege Üniversitesi Anesteziyoloji ve
Reanimasyon A.D
Hospitalize edilen hastaların önemli bir
bölümünde malnütrisyon bulunduğu, malnütrisyonun da immün fonksiyonları negatif
yönde etkilediği kesin olarak ortaya konulmuştur. Kritik hastalıklarda endojen
protein depolarının kaybı, kaslarda ve iç organlarda doku kitle kaybı ve immün
yanıtta depresyon ile sonuçlanan şiddetli bir protein yıkımı ve ağır katabolizma
mevcuttur. Tüm bu faktörlerin kombinasyonu daha uzun süre mekanik ventilasyon ve
yoğun bakımda kalış ile sonuçlanır, bu durum da sıklıkla septik şok ve multipl
organ yetmezliği ile sonuçlanan ve yoğun bakım hastalarında mortalitenin en
önemli nedeni olan nozokomiyal infeksiyonlara yakalanma riskinin artışı ile
birliktedir.
Nütrisyon desteğine erken başlanması
sitokinlere bağlı olarak oluşan stres yanıtta değişiklikler oluşturarak
metabolik anormalliklerin boyutunu sınırlandırır ve kritik hastalığa bağlı doku
yıkımını azaltır. Bu amaçla standart nütrisyon solüsyonlarının özel besin
ögeleri ile zenginleştirilip kritik hastaların immün yanıtlarının arttırılması
gündeme gelmiştir. Aslında birçok besin maddesi mikrobik invazyon ile başlayan
metabolik yanıtı ve hücre içi sinyalizasyonu değiştirebilir. Ama sadece çok az
sayıda besin ögesinin infeksiyona karşı hücresel immün yanıtı in vitro ve in
vivo koşullarda arttırabildiği, septik bir sürece maruz kalan deney
hayvanlarında sağkalımı arttırdığı gösterilebilmiştir.
Besin ögelerinin immün sistem modülasyonu
yapması amacıyla yapılan nütrisyona immünonütrisyon adı verilir.
İmmünonütrisyonun tanımı normal diyette olduğundan daha yüksek miktarlarda
verilen spesifik besin ögeleri ile immün sistem aktivasyonlarının modülasyonu ve
bu aktivasyonun hasta üzerindeki sonuçları şeklinde de yapılabilir.
İmmün modülasyon yapıcı etkilere sahip
besin ögelerinin sayısı arttıkça, nütrisyon ve immun sistem arasındaki ilişkide
giderek daha dikkat çekici bir hale gelmektedir. İmmün modülasyon yapan besin
ögesi makronütrient veya mikronütrient olabilir. Glutamin, arginin, sistein ve
taurin gibi amino asitler ve nükleotidler immün modülasyon yapan önemli
maddelerdir. Lipidler içinde monoansatüre ve poliansatüre yağ asitleri, ayrıca
kısa zincirli yağ asitleri de bu gruba dahil edilebilir. A, C ve E vitaminleri
ile çinko ve selenyum gibi eser elementler de immün sistem ile etkileşen sayısız
besin ögelerinden bazılarıdır.
İmmünonütrisyon kavramının ardındaki mantık
hastanın immün durumunu güçlendirmek ve infeksiyonlara rezistansını
arttırmaktır. Fakat her spesifik komponent inflamatuar yanıtın karmaşık
yolaklarıyla ilişkili çeşitli basamaklarda yer alır. Omega-3 poliansatüre yağ
asitleri antiinflamatuar ajanlar olarak görev yapar ve proinflamatuar
sitokinlerin salınımını antiinflamatuar sitokin salınımına doğru
değiştirebilirler. Glutamin immün hücreler için besin maddesidir, barsak mukoza
bariyerini güçlendirir ve glutatyon prekürsörüdür. Arginin nitrik oksit
sentezinde kullanılır, growth hormon sentezini stimüle eder ve T-helper
hücrelerinin sayısını arttırır. Nükleotidler de RNA ve DNA prekürsörü olarak
kullanılırlar, ayrıca T hücrelerinin fonksiyonlarını güçlendirirler. Bu
komponentlerin oynadığı çeşitli roller ve yer aldıkları yolakların birbirleri
ile sayısız etkileşimi sonucu hangi mekanizmalar ile hastanın immün sistemini
olumlu yönde etkiledikleri kesin değildir. Nütrisyon solüsyonu birden fazla
immünonütrient içerdiği zaman ise bu analizi yapmak daha da zordur.
İmmün savunma sistemi spesifik besin
ögelerinin potansiyel hedeflerini gösterecek şekilde 3 alt bölüme ayrılabilir.
Bu hedefler (1) mukozal bariyer fonksiyonu, (2) hücresel savunma fonksiyonları,
(3) lokal veya sistemik inflamasyondur.
Barsak mukozasının bariyer fonksiyonu
patojenlerin translokasyonunu önlemede ilk savunma hattını oluşturur. Birçok
besin ögesi mukoza bariyerinin yapısını ve fonksiyonunu sağlamada önemli
maddeler olarak tanımlanmıştır. Enteral nütrisyon ile barsağın yapısal ve
fonksiyonel bütünlüğü korunur. Bu nokta enteral nütrisyon yokluğunda gelişen
barsak atrofisinin önlenerek bakteri ve endotoksinlere karşı barsak
permeabilitesinde artış olmaması, böylece infeksiyon riski ve sistemik metabolik
anormalliklerin azaltılmasında özellikle önem taşır. Atrofik bir barsağın
multipl organ yetmezliği gelişmesinde motor rol oynadığı şeklindeki görüşler,
immüniteyi arttırıcı spesifik besinler ile barsağın erken bir zamanlama ile
beslenmesinin önemi ortaya koymaktadır.
Hücresel savunma mekanizmaları spesifik ve
non-spesifik hücresel immün yanıtı içerir. Patojenlerin invazyonunu takiben
ikinci savunma hattını oluşturur, burada granülositler, makrofajlar, lenfositler
ve plazma hücreleri görev alır. Bu effektör hücreler arasındaki karmaşık
etkileşimler sitokinler ve diğer mediyatörlerin salınımı ile düzenlenir. Besin
ögeleri ya mediyatör oluşumunu modifiye ederek ya da sinyal transdüksiyonu ile
etkileşimde bulunarak hücresel ve humoral immünitede modülasyon yapabilirler.
İnflamatuar immün yanıtın önemli
komponentleri koagülasyon veya kompleman sistemleri gibi bazı kaskadların
aktivasyonu ile ortaya çıkar. Dahası, sitokinler, eikozonoidler, trombosit
aktive edici faktör (PAF), nitrik oksit, bazı vazoaktif aminler ve kininler gibi
maddeler de olaya katılır. Sistemik inflamatuar yanıt kendini endotelde, damar
ile bronş düz kaslarında ve trombosit aggregasyonunda gösterir. Bu yanıt
mikrosirkülasyonu, pulmoner gaz değişimini, vasküler permeabiliteyi,
koagülasyonu bozar, ayrıca substrat kullanımını engeller, böylece organ
fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Bu nedenle mediyatör prekürsörü olarak
kullanılabilecek bazı besin ögelerinin kantitatif veya kalitatif yönleri
açısından seçimleri inflamatuar immün yanıtın şiddetini modüle edebilir.
Sonuç olarak, bugün elimizdeki mevcut
kanıtlar immünonütrisyonun oluşturacağı bir modülasyonun hastalarımızın tedavi
sonuçlarını ve sağkalım şanslarını etkilediğini göstermektedir. Gelecekte
genetik teknoloji ve moleküler biyoloji çalışmalarının yardımıyla, hangi
hastaların hangi nütrisyon ögelerinden daha çok faydalanacağı daha iyi
anlaşılacaktır. Bugün için bize düşen; yararı kanıtlanmış mevcut nütrisyon
standartlarını daha iyi klinik pratik ile uygulayarak ve yerleştirerek, yeni
tedavilerin sonuçlarının daha kolay yorumlanabilmesini sağlamaktır.
Kaynaklar
1-Von Ruecker A, Schmidt-Wolf GH.
Strategies to evaluate metabolic stress ans catabolism by means of immunological
variables. Clinical Nutrition 2000, 19(3):147-156.
2-Grimble RF. Stress proteins in disease:
metabolism on a knife edge. Clinical Nutrition 2001, 20(6):469-476.
3-Suchner U, Kuhn KS, Fürst P. The
scientific basis of immunonutrition. Proc Nutr Soc 2000, 59:553-563.
4-Grimble RF. Nutritional modulation of immune function. Proc Nutr Soc 2001,
60:389-397.
|